Ulusal Konut Projesini ilk defa duyanlar için veya daha çok bilgi edinmek isteyenler için tüm kaynakları bu tweet altına topluyorum. Atladıklarım varsa haber verebilirseniz sevinirim, listeye memnuniyetle eklerim. Başlayalım 👇
A Persian scholar finished a single math book in 9th century Baghdad that quietly became the foundation for every line of code running on Earth today.
I started reading about him at midnight and could not believe how many things in my daily life trace back to one man.
His name was Muhammad ibn Musa al-Khwarizmi. The book is called The Compendious Book on Calculation by Completion and Balancing.
Every time you say the word algebra, you are saying his book title. Every time someone says the word algorithm, they are saying his name. Both English words come from him. Both are Latin transliterations of Arabic and of his own identity. The man did not just contribute to mathematics. He named it.
Here is the part almost nobody tells you.
Al-Khwarizmi was born around 780 CE in Khwarazm, in what is now Uzbekistan. He moved to Baghdad and worked at a research institution called the House of Wisdom, which during the Islamic Golden Age was the single most important center of learning on the planet. The caliph al-Mamun hired the best mathematicians, astronomers, and philosophers from across three continents and put them in one building with one job. Translate, study, and produce new knowledge.
Al-Khwarizmi finished his book on algebra around 820 CE. The Arabic title contained the word al-jabr, which referred to one of the two operations he used to solve equations. When the book was translated into Latin in the 12th century, the Latin world did not have a word for what he had built. So they kept his Arabic word. Al-jabr became algebra. The discipline was named after a single Arabic word in the title of a single book by a single man.
The deeper insight is what he actually changed about how humans think.
Before al-Khwarizmi, mathematical problems were solved geometrically. You drew shapes. You measured them. You compared areas. The Greeks had built an entire mathematical tradition on visual proofs and physical constructions. It was beautiful and limited. You could not solve a problem you could not draw.
Al-Khwarizmi did something nobody had done before him at this scale. He said you could solve any problem using abstract symbols and rules. You did not need a shape. You needed a procedure. You moved terms across the equation. You cancelled like terms on both sides. You isolated the unknown. He invented the idea that mathematics is a manipulation of symbols according to rules, not a study of physical figures.
That single shift made everything that came afterward possible. Calculus. Differential equations. Linear algebra. Quantum mechanics. None of it works if math is locked inside geometry. He pulled it out.
The second thing he did is the one that changed how the world counted forever. He took the Hindu numeral system from Indian mathematics, refined it, and wrote a book introducing it to the Arab world. That system included the concept of zero as a placeholder, and a positional notation where the value of a digit depends on its location. Roman numerals could not do complex calculation. Hindu-Arabic numerals could.
When his book on numerals was translated into Latin as Algoritmi de numero Indorum, the word Algoritmi was just the Latin spelling of his own name. Europeans started calling the new method "doing algorism," then "running an algorithm." The word for the most important concept in computer science is literally his name in Latin.
The third thing he did is the part that should haunt anyone who works in tech.
His method of solving problems was systematic. Step one, do this. Step two, check that. Step three, if condition A, then do X, otherwise do Y. He wrote down procedures that could be followed by anyone, anywhere, who knew how to read. The procedure did not depend on intuition or genius. It worked because the steps worked.
That is exactly what an algorithm is. A finite, deterministic procedure for solving a problem. He did not just give us the word. He gave us the entire concept of programming a thousand years before there was anything to program.
When Alan Turing built the first abstract model of computation in 1936, when John von Neumann designed the first stored-program computer in 1945, when every engineer at Google, OpenAI, Anthropic, and DeepMind writes code in 2026, they are working in a paradigm that started with one man in Baghdad twelve centuries ago.
The strangest part is what happens when you walk into any tech office in San Francisco or Bangalore or Lahore today. Engineers say the words algebra and algorithm hundreds of times a day. They do not know whose name they are saying. Almost nobody can spell al-Khwarizmi correctly on the first try.
His original Arabic manuscript is preserved at Oxford. His book on Hindu numerals survives only in Latin translation. The Latin version was the textbook that taught medieval Europe how to count.
The man who built the foundation of the AI revolution did not live to see a calculator. He died around 850 CE, a thousand years before the first electric current was sent through a wire. The civilization he built mathematics for collapsed. The library he wrote in burned. His own grave is unmarked.
But every algorithm running on every machine on Earth right now still answers to his name.
Aşağıdaki yazıyı, güncel ve yakıcı durumdaki Türkiye'deki Hobi Bahçeleri, Gıda Enflasyonu, gıda güvenliği ve gıda güvencesi sorunsalları bağlamlarında ''başka bir modelde tarım ve yaşamın mümkün olduğunu'' gösterebilmek için 𝐃𝐚𝐯𝐢𝐝 𝐙'den (biraz ekleme çıkarma yaparak) çevirdim.
@SMO_VZ'ye teşekkür ederim.🌿🇷🇺
Sosyalizmin Mirası "DACHA"! Rus Kırsalının Mücevheri!
Rusya yaklaşık 18-20 milyon Daça'ya (veya Daça tarzı bahçe parseline) sahiptir ve bu onu dünyanın en büyük fenomeni yapmaktadır. Son tahminler, büyük şehirlerin yakınında yaklaşık 80.000 bahçe topluluğunda kümelenmiş bahçe parselleri ve mevsimlik olarak kullanılan evlerin sayısını 24 milyonun üzerine çıkarmaktadır.
60 milyondan fazla Rus (nüfusun yaklaşık %40-50'si, özellikle şehirli aileler) bir Daça'ya sahiptir veya erişimi vardır - genellikle akrabalar arasında paylaşılır.
Bu rakam, milyonlarca kişinin küçük "6 sotok" (600 m²) parsel aldığı Sovyet döneminden bu yana şaşırtıcı derecede istikrarlı kalmıştır ve modern yıl boyunca kullanılan evlerden bir miktar büyüme göstermiştir.
2020'den bu yana, Daçalar ve hane halkı parselleri, Rusya'nın taze gıda, özellikle patates, sebze, meyve ve çilek tedarikinde hayati, yüksek kaliteli bir pay sağlamaya devam etmiştir.
Rosstat verilerine göre:
Patates:
Hane halkları yıllık toplam ulusal gıda üretimin yaklaşık %50-60'ını üretmiştir. 2025'te, toplam 19.5 milyon tonun 11 milyon tonunu (yaklaşık %56) oluşturmuşlardır. Önceki yıllar da benzer bir hakimiyet göstermiştir (örneğin, birçok sezonda %60'tan fazla).
Sebzeler:
Hane halkları açık tarla ve taze ürünlerin yaklaşık yarısını karşılamaktadır. 2025'te, organize (ticari) sektör 7.6 milyon tona ulaşırken, hane halkları yaklaşık 6-6.5 milyon ton daha ekleyerek Rusya'yı genel olarak %90'a yakın kendi kendine yeterlilik seviyesinde tutmuştur.
Bu rakamlar, büyük çiftliklerin modernleşmesiyle sabit kalmış veya pay olarak sadece biraz düşmüştür, ancak Daçalardan gelen mutlak hacim hala çok büyüktür - genellikle yıllık 10-12 milyon ton patates ve 6+ milyon ton sebze. Bunun çoğu aileler tarafından taze olarak tüketilir veya kış için saklanır, eşsiz tazelik ve beslenme sağlar.
Genel Nüfus Sağlığının Kesin İşareti
Kalite, Faydalar ve Tarihsel Alaka Düzeyi:
Daça'da yetiştirilen gıdalar olağanüstü kalitesiyle öne çıkar: evde yetiştirilen ürünler genellikle mağazadan alınanlara göre daha taze, daha lezzetli ve besin açısından daha zengindir.
Aileler parselleri özenle işler - genellikle minimum kimyasal kullanarak - organik tarzda patates, domates, salatalık, çilek, elma ve otlar üretirler. Bu, sevgiyle yetiştirilen, gururla yenen ve komşular arasında cömertçe paylaşılan bir yiyecektir.
Rus nüfusu için faydaları derin ve çok yönlüdür.
Daçalar, bahçecilik ve temiz hava yoluyla fiziksel sağlığı, şehir stresinden kaçış ve hafta sonları ve yaz aylarında güçlü aile bağları aracılığıyla zihinsel gelişimi teşvik eder.
Ekonomik zorluklar sırasında gıda güvenliğini artırır, market masraflarını azaltır ve kendi kendine yeterliliği teşvik eder - birçok aile sebze ve patates ihtiyaçlarının büyük bir kısmını karşılar. Sosyal olarak, topluluk oluştururlar: barbeküler (шашлык), verandada çay ve paylaşılan hasatlar nesiller arası bağları güçlendirir.
Tarihsel olarak, Daçalar Büyük Petro dönemine (18. yüzyıl) kadar uzanır; o zamanlar "Daça" ("vermek"ten gelir) sadık tebaaya verilen toprak hibeleri anlamına geliyordu.
Daçalar Çarlık döneminde zenginlerin Elit dinlenme yerlerine dönüştüler, ardından Sovyet döneminde hayatta kalma aracı olarak adeta patladılar - kentli işçiler kıtlık sırasında küçük parsellerde yiyecek yetiştirdiler.
1990'lardan sonra, milyonlarca kişinin krizi atlatmasına yardımcı oldular. Bugün, dayanıklılığı, sürekliliği ve Rusya'nın toprakla derin bağını simgeliyorlar - pratikliği neşeyle harmanlayan yaşayan bir miras.
Rengahenk Güzellik.
Rus Daçaları gözler için de bir şölendir: canlı tonlarda boyanmış büyüleyici ahşap evlere bakın - parlak mavi, güneş sarısı, zümrüt yeşili ve neşeli kırmızılar - süslü oyma pencere çerçeveleri ve panjurlarla.
Etrafları, renkli çiçek tarhları (şakayıklar, kadife çiçekleri, güller), sebze bahçeleri, elma veya kirazlarla dolu meyve ağaçları ve çilek çalılıklarıyla dolu yemyeşil bahçelerle çevrilidir. Kıvrımlı yollar çilek yüklü çitlerin yanından geçerken, huş koruları ve çayırlar sahneyi çerçeveler.
Yaz aylarında hava, leylakların, taze toprağın ve ızgara dumanlarının kokusuyla dolar.
Bu mütevazı yerleşimler, benzersiz bir Rus pastoral dilini yaratır - mütevazı, canlı ve karşı konulmaz derecede davetkar. ++ (yazı devam ediyor)
Dünya tarihi böylesine bir açıklamayı nadiren görmüştür.
Bugün Trump İran’ı tehdit ederek “Bu gece bir medeniyet yok olacak ve bir daha geri gelmeyecek” dedi.
Ayrıca kendisine “İran’daki köprülerin ve enerji altyapısının vurulması savaş suçu olmaz mı?” sorusu yöneltildiğinde verdiği ‘’Onlar hayvan’’ cevabı sıradan bir siyasi sertlik değil, savaşın doğasını değiştiren bir zihniyetin dışa vurumudur. Zira karşı tarafı “insan” olarak görmeyen bir anlayış, sivil-asker ayrımını da ortadan kaldırır ve altyapı hedeflerini meşrulaştırır.
Bu yaklaşım aynı zamanda uluslararası hukukun caydırıcılığının zayıfladığını, savaşın giderek kuralsızlaştığını ve psikolojik eşiğin aşıldığını gösterir. Bu noktadan sonra mesele sadece askeri değil, doğrudan toplumları hedef alan bir yıpratma ve çökertme stratejisine dönüşmektedir.
Aynı Trump birkaç gün önce de Hürmüz Boğazı için bir devlet başkanına yakışmayacak sinkaflı ve küfürlü ifadeler kullanmıştı.
Bu dil bir süper gücün liderine değil, akıl ve denge kaybı yaşayan despotlara aittir.
5000 nükleer savaş başlığının kontrolüne sahip Trump neden bu dengesizlik sınırına geldi?
-Düşen F 15 uçağının pilotunu kurtarma operasyonu pekçok kaynağa göre aslında zenginleştirilmiş uranyuma el koyma harekatıydı. Ancak sonuçları itibari ile 1980 yılında yaşanan rehine kurtarma operasyonu (kartal pençesi) operasyonundan çok daha pahalıya ve dünya sahnesinde büyük prestij kaybına neden oldu. Sadece ABD tarihinde değil, dünya tarihinde bir kişiyi kurtarmak için neredeyse 10 hava aracının ve kabaca 400 milyon $’ın harcandığı bir operasyona dönüştü. 1980 yılında yaşanan başarısız harekat başkan Jimmy Carter’ın seçimleri kaybetmesine neden olmuştu. Trump’ın İsrail adına giriştiği bu savaş da şüphesiz Kasım ara seçimlerinde ciddi zaafiyetine neden olacaktır. Trump bu paniği yaşamaktadır.
-Trump‘ın bakanları üst üste ciddi gafl ve hatalar yapmaktadır. Başta savaş Bakanı olmak üzere pekçok sorumluya kongrenin ve halkın güveni kalmamıştır. Trump sürekli bakan azlederken Hegseth general/amiral tasfiye ediyor. Bu ancak çok ciddi çöküş ve krizlerde yaşanır.
-Amerikan kamuoyunda bu savaşın İsrail’in çıkarları için yapıldığı, aynı zamanda Epstein dosyalarının karartılmasına yönelik olduğu inancı her geçen gün katlanmaktadır.
-ABD’de aklı başında olan devlet adamları ve askerler İsrail uğruna İran’la savaşmanın sonuçlarının gelecekte asıl jeopolitik rakip olan Çin ile hesaplaşmayı ABD aleyhinde etkileyeceğini bilmektedirler. Trump‘ın bu gerçeğe rağmen bir yandan ABD’nin askeri güç gerilemesine neden olması, diğer yandan da Asya Pasifik’tedeki müttefiklerinin korunmasına tahsis ettiği silahları bölgeye çekmesi büyük rahatsızlık yaratmaktadır.
-Trump ABD gücünün çöküşünü ve dolayısıyla doların hakimiyetinini gerilemesini hızlandıran bir başkan olarak tarihteki yerini almıştır. İran Savaşı bitirilmez ise şüphe yok ki Amerikan ekonomisi çok hızlı bir gerileme dönemine girecektir.
-Bu savaş küresel bütün ekonomik dengeleri alt üst etmektedir. Avrupa Rusya ile olan kopuş nedeni ile enerji güvenliğinde büyük bir krize sürüklenmektedir. Benzer kriz Asya Pasifik havzada ABD'nin Güney Kore ve Avustralya gibi müttefiklerinde daha da ağır yaşanmaktadır. Bu devletlerin Körfez'deki kukla devletler gibi ABD etki alanından gelecek dönemde uzaklaşma olasılığını ivmelendirecektir. Bu devletler ABD'nin zaten azalan ekonomik gücünün yanında askeri gücünün de gerilediğini görmektedirler. Hürmüz'ün kapanmasından sonra Bab el Mendeb Boğazı da kapanırsa ve ABD bu gelişmeye de mani olamazsa 1,2 trilyon dolarlık Amerikan savunma bütçesinin hiç bir anlamı kalmayacaktır.
Sonuçta, Trump, sadece bir savaşı değil, ABD’nin 250 yılda elde ettiği küresel konumunu hızla aşağıya çekiyor. Bu gidiş, doların hakimiyetinden askeri caydırıcılığa kadar geniş bir alanda erozyon anlamına gelir.
İran gibi 2500 yıllık bir medeniyete evsahipliği yapan bir Coğrafyayı ve medeniyeti ortadan kaldırmakla tehdit etmek orta çağda bile örneği görülmeyen bir akıl tutulmasıdır. Bu söylem, gelecekte Holocaust gibi insanlık suçlarını hatırlatan bir zihniyetin kapısını aralar. Trump’ın bu kararına İsrail ve ABD’de Armagedon’na inanan eskatolojik grupların dışında onaylayacak insanların olduğuna inanmak istemeyiz.
Bu dil geri dönüşü kolay bir dil değildir. Söylendiği anda hem lideri hem de temsil ettiği milleti bağlar. ABD, 1945 sonrası kurduğu düzenle dünyanın ulaşmak istediği bir “yıldız ülke”ydi. Bugün ise Trump yönetimiyle birlikte, hızla uzaklaşılan ve tepki çeken hukuksuz, değersiz, ahlaki normu olmayan çöken bir güce dönüştü.
Kanaatimizce bu demokrasi değildir. Bu, halkın çıkarlarına rağmen hareket eden oligarşik bir yapının bütün bir milleti geleceğe dönük olarak lekeleme riskidir.
Eminiz ki Amerikan halkı bu süreçten ders çıkaracaktır.
Ancak bugün gelinen noktada, İsrail ve Trump yönetimi dışında dünyanın büyük bölümünün İran’a daha yakın bir pozisyonda durduğunu görmek zor değildir.
Daha yaşanılabilir şehirlerin yolu sokaklardan geçiyor. Bu seride, İstanbul sokaklarının (başka bir Türkiye şehrine de uyarlanabilecek) bir kataloğunu oluşturarak, her birinin yanında örnek olabilecek bir sokak tasarımını paylaşacağım.
1- Tek Yön Mahalle Sokakları (8-10 m)
Subject: Reflections on the Chicago Board of Trade and Trading Discipline
Dear Colleagues, I wish to share insights from my time at the Chicago Board of Trade (CBOT), where the trading pits on the fourth floor were the epicenter of price discovery. Orders were transmitted via paper or hand signals from nearby phone desks, fostering a dynamic and intense environment. After the market closed, traders would ride the elevators, dine at local restaurants, or head to Lake Forest or Glenview for golf, building camaraderie outside the pits. A strong sense of honor permeated the trading community. Regardless of a day’s outcome, when asked about performance, traders would humbly respond, “Tough day!” Boasting about gains was frowned upon, as we recognized that for every profitable day, another trader faced losses—sometimes devastating ones, especially for those renting their seats. Overt displays of success, such as high-fiving or back-patting, were considered unprofessional. Unwritten rules of discipline governed the pits, and traders who bragged about profits risked being sidelined by peers, particularly when seeking to fill orders the next day. Today, I reflect on the role of luck in trading, a concept deeply ingrained in the pit culture. Some traders clung to superstitions, wearing the same “lucky” shirt, belt, or shoes tied to past successes. I experienced good fortune today, but I’m mindful that others in our community may not have been as fortunate. This brings me to a point of concern: the practice of boasting about gains, particularly in paper trading, is antithetical to the ethos of the CBOT. In the pits, such behavior would have led to ostracism by fellow traders. Trading is inherently challenging, and every day tests our resilience. As a former CBOT trader, I find it disheartening when individuals flaunt hypothetical profits, disregarding the discipline and humility that define our profession. Today was tough, and tomorrow will be too—but with every day comes opportunity.
Ask me how today was and I will answer: "Tough day."
1/18) Şimdi bu Kaja Kallas isimli AB Dış İşleri Komiseri (seçilmediği için komiser diyorum) Beyaz Saray'a çağırılmadı.
Gelişmeler aslında çok açık. Hemen size bir Taş-Kağıt-Makas özeti geçiyorum. Kafanız karışmadan olayları toplayalım.
1/
Ray Kurzweil İnsanlık 2.0 isimli kitabında İvmelenen Getiriler Yasası (İGY) olarak isimlendirdiği bir yasadan bahsediyor. Kurzweil'a göre İGY evrim sürecinin doğal ivmesidir ve teknolojik evrim doğal evrimin kaçınılmaz bir sonucudur; dolayısıyla biyolojik evrim kaçınılmaz olarak teknolojiyi yaratacak, teknoloji akıllı türün (insanın) evrimini yeni bir aşamaya taşıyacak, bu aşama da kaçınılmaz olarak biyolojik zeka ile yapay zekanın birleşmesi olacaktır. Kısaca özetlemek gerekirse:
Kurzweil'a göre,
"Evrimin her aşaması bir önceki aşamanın meyvelerini toplar, böylece bir evrim sürecinin gelişme hızı zaman içinde en azından üstel olarak büyür."
"Evrim kendi artan düzenine dayanır, bir evrim sürecinde düzen üstel olarak artar."
Ancak insanın biyolojik evriminde ulaşılan mevcut aşamada biyolojik zeka sınırlı ve verimsiz, karar verme süreçlerinde bilgi işleme hızı yavaştır (2009 yılında yapılan bir çalışmaya göre 60 bit/sn). Buna karşılık insan, kapasitesi ve işlem hızı kendi beyninin hızından çok daha yüksek yapay zekayı yaratmış ve kullanmaya başlamıştır.
Kurzweil'a göre bir sonraki aşamada:
"... bağımsız teknolojilerin birçoğu sonunda madde ve enerjinin kuramsal maksimum kapasitesine yaklaşıp insan beyninin bilgi işleme hız kapasitesinin çok ilerisine geçecek bilgi sistemleri olarak birleştirilebilir."
Nihai hedef tekilliktir (singularity).
Yani, "insan zekasının biyolojik olmayan biçimiyle birleştirilmesi yoluyla trilyonlarca kat geliştirilmesi(dir)".
Kurzweil tekilliğin uzak bir gelecekte değil, 21. yüzyılda ulaşılacak bir hedef olduğunu düşünüyor.
“…hayat olayının geçtiği sahne, …, dikine 3.000 metrelik bir uzunluğu kapsar. Bunun ne anlama geldiğini kavramaktan da öteye, kafamızda ve gözümüzde canlandırabilmek için bu 3 bin metreyi, uzaydan çekilmiş dünya fotoğrafı üzerinde görülen dünyaya aktarmamız gerekiyor. Bu fotoğraftaki yerkürenin çapı yaklaşık 12 santimetredir. Bu ölçeğin üzerinde ökosfer dediğimiz hayata elverişli alanın genişliği 0,03 milimetredir.
Hepsi bu işte. Bu sadece biz insanların yaşama alanı anlamına gelmez, sadece insanlık tarihinin gerçekleştiği alan da değildir; bildiğimiz, tanıdığımız bütün hayat biçimlerine, hayat dediğimiz ne var ne yoksa, tümüne verilmiş biricik alandır bu. 2.000 yukarıya, 1.000 aşağıya olmak üzere 3.000 metrelik dikine bir düzleme yayılmış, topu topu 12 bin kilometre kalınlığında, ama daha birkaç yüz metre yer altı derinliğinde hayat bakımından “yasak” bölge anlamına gelen alanla sınırlanmış ve serbest, kendi başına ölçümlere sığmayan, tasarlanması olanaksız bir boşluk oluşturan uzayda salınıp duran bir küre. Bizim yaşam alanımız bu işte; insanlık tarihinin tiyatrosunun oynandığı alan.
Bu tablo nasıl bir etki bırakıyor insanda? Ne gibi bir izlenim ediniyoruz ona bakınca? Bulunduğumuz yerle ilgili sayıları ve ilişkileri bu yoldan kafamızda, gözümüzde canlandırılabilir hale getirmekle yeryüzündeki konumumuza ilişkin ne türden yargılara varıyoruz?”
(Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz Gecesi - 5. Kitap)
1/20) Türkiye'nin BRICS'e resmen başvurmuş olması ne anlama geliyor?
Şu anda ülkemizin içinden geçmekte olduğu dönüşüm atmosferini okumadan ve analiz etmeden konuşanlara itibar etmeyiniz.
Bu dönüşümü 3 yıldır yazılarımda anlatıyordum. Şimdi de izninizle kısa bir özet yapayım:
1. 2024 Başkanlık seçimi muhtemelen ABD için de, insanlık tarihi için de önemli bir dönüm noktası olacak. Bu seçimi kritik hale getiren, sadece adayların kişilikleri ve programları değil, aynı zamanda hangi aday seçilirse seçilsin önemli kararlar vermek zorunda olmaları.
1. Bütün sektörlerdeki nitelik kaybı ve nitelikli işgücü eksikliği artık gözardı edilemeyecek boyutlarda.
Geçtiğimiz seneler boyunca yoğun bir şekilde sağlık sektörünü konuştuk. Sağlık personelinin kitleler halinde yurtdışına göçü ve bu kaybın telafi edilememesi ilk sinyaldi.
1. Bugün yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olan bilgisayarlar, internet ve iletişim ağları 1990'larda ilk kez kitlelerin kullanımına sunulduğunda, dünyayı radikal bir şekilde değiştirebileceği öngörülememişti.
Türkiye'nin "en önemli sorunu" sorusu sorulduğunda cevaplar büyük bir ağırlıkla ekonomi ve aynı bağlamda enflasyona odaklanıyor. Ancak Türkiye'nin çok daha yaşamsal bir sorunu var ki, üzerinde pek durulmuyor:
Sorunlarını tartışabilme yeteneği ve entelektüel fikir üretimi
Zafer Partisi’nin bir ilçesini ziyaret ediyordum. İçeri partilimiz olmayan 3 vatandaş geldi. Birisi başörtülü orta yaşlarında bir kadındı. İstanbul’da doktor olduğunu söyledi. Görevli olduğu bölgede çok sayıda Suriyeli sığınmacı yaşadığından bahisle şikayetlerini iletti. Ben de kendisinden bunları bana yazılı olarak iletir misiniz diye rica ettim. Dün yazmış yollamış. Sizler ile paylaşıyorum.LÜTFEN DİKKATLE OKUYUN.
✅”aslında nereden başlayacağımı bilmiyorum ama surilerin gelişlerinden itibaren incelemek gerek sanırım çünkü Türk milletinin çekirdeği olan ailelerin yıkımı ile başladılar. Çok rahat 2.-3. eş olabildiler ve hemen çocukları oldu ve bu çocuklar ilk zaman kimliksiz kaldılar. Bize aşıya getiriyorlardı kimliksiz oldukları için yapamıyorduk. Sonra yavaş yavaş ailelerin bu durum karşısında ya boşanma ya çoluk çocuk tartışma ve aile içi düşmanlaşma gelişti.
✅Bir başka durumda gelenlerin birçok hastalığı beraberinde getirmesi mesela kızamık ülkemizde hemen hemen bitmişken bunlarla birlikte inanılmaz arttı ve doğan her çocuğa sadece 1 kez aşı yapılırken aşı sayısı şu an 3 yani ülkedeki her çocuk 3 kez kızamık aşısı oluyor. Maliyet hesaplanırken böyle hesaplanmalı.
✅Uyuz ciddi problem ve tedavi edemiyoruz hijyeni anlatamıyoruz ve ne yazık ki sadece suriler değil bizimkiler daha muzdarip ayrıca barsak paraziti bunda da başarılı olamıyoruz çünkü ısrarla Türkçe öğrenmiyorlar.
✅Hijyen anlatamıyoruz kendileri sayesinde maaş aldığımızı söyleyen bile oldu.El ayak ağız hastalığından tutun birçok döküntülü hastalık görüyoruz ancak birçoğunu değerlendiremiyoruz.
✅Randevu almak bir diğer konu mesela bir Türk çocuğunda allerji olduğunu düşündük ve gitmesini önerdik aile önce çocuk hastalıklarına alıp muayene olacak oradan Dr allerjiye alan açacak aile yeniden mhrs den belli bir süre içerisinde randevu alabilirse ne ala yoksa sistemden düşüyor ancak bir suri hastam önerimi anlamadı, randevu sistemimi açtı ve hangi bölüme gideceklerini seçmemi istedi. Ben de çocuk allerjiyi tıkladım anında randevu oluştu. Şimdi benim içimden geçen duyguları anlayabilir misiniz kendimi ne kadar hakarete uğramış hissettim.
✅Bir diğer konu bunların merdiven altı sağlık kurumları değişik reçeteler geliyor. Birinin fotosunu çektim atacağım kaşe var ancak tesis neresi yok.
İnanılmaz çalışıyorlar kendi ülkelerinde değil ama burada milliyetçi durumdalar çok çabuk organize oluyorlar. Fatih’te kavşaktan dönerken biri arkadan çarptı 10-15 dk içinde belki 10 kişi geldi ancak trafik polisini getirtemedik ancak bir tanıdık kanalıyla geldiler,1,5 saat sonra!!!!!✅Diğer bir konu vergi muafiyetleri bunu vergi memuru bir hastama sordum maalesef öyle dedi bizimde içimiz acıyor ama yapacak hiçbir şeyimiz yok dedi. şimdi bir hastamdan öğrendim çocuk başına ücret alıyorlarmış.
✅Size bahsetmiştim burada genelde fakir ailelerin olduğu bir bölgede olan okulda çalışan öğretmen arkadaşım bahsetti. Bizimkiler kışın soğukta terlikle geliyorlar suriler servisle dedi bir millet daha ne kadar aşağılanabilir ki?
✅Sizin sorduğunuz tüp bebek meselesi ni hem eczaneye hem tüp bebek mrkz de çalışan arkadaşıma sordum şu an öyle bir uygulama yok dedi, eczane bir dönem oldu şu an yok dedi.
✅Aile hekimi olarak çalışıyorlar. insanlar bu durumdan çok rahatsız, kimse birbirini anlamıyor.
✅Bugün İzmir’den haber geldi göçmen hastanesi kuruyorlarmış.Sanırım şimdilik bu kadar yeterli biz vatanı evlat olarak görüyorduk ancak bütün organları sistemli bir şekilde yok edildi umutsuz ve mutsuzuz vesselam….saygılar, iyi günler”
Evet, bir doktorun not defterinden paylaştım bunları sizler ile. Durum bu. @zaferpartisi@tcmeb@saglikbakanligi@HMBakanligi@Gocidaresi