Büyük Aile Platformu;
Çerçeve Çağrısı…
Ekranlarda bir temizliğe muhtaç olduğumuz ortada.
Bunda artık hiç kimsenin ciddi bir şüphesi kalmadı.
Büyük Aile Platformu’nun başlattığı hareket, basit bir “olsa iyi olur” çağrısı değil. Bu mesele yalnızca yayın politikası ya da birkaç programın değişmesi meselesi de değil. Daha derinde duran bir hakikati hatırlatıyor bize.
Çerçevelerimizi değiştirme zamanının geldiğini…
Ekranlar aslında gözlerimizin önüne taktığımız gözlük çerçeveleridir.
Evet, onları biz seçeriz. Fakat seçtiğimiz her çerçevenin insan gözüne uyumlu olması gerekir.
Yanlara doğru taşan devasa bir gözlükle gündelik hayat sürdürülemez. Zamanında kaynakçı maskesine benzeyen kocaman güneş gözlükleriyle dolaşan insanlara bakıp gülmemizin sebebi de buydu. Çerçeve vardı ama yüzle uyumu yoktu.
Bazı çerçeveler insanı kör eder.
Burnunun ucundakini bile göremez hale getirir.
Bazılarıysa kişiye sahte bir karakter yükler. İnsan o çerçeveyi kendi şahsiyeti zannetmeye başlar. Alıntılanmış hayatların ikinci el çerçeveleriyle özgün görünmeye çalışan insanlar gibi…
Eskiden cami önlerinde yakın gözlüğü arayan yaşlı amcalar olurdu. Çerçevecilere gider, kendileri için en rahat görebilecekleri camı seçmeye çalışırlardı. Dertleri daha net görebilmekti. Daha rahat Kuranı Kerim okuyabilmekti.
Mesele sadece gözlük değildi.
Bakışın doğru yere oturmasıydı.
Çerçeve insanın sınırlarını belirler. Neye nasıl bakacağını etkiler. Gördüğü şeyi nasıl anlamlandıracağını yönlendirir.
Sabah uyandığında ilk elimizin gözlüğümüze gitmesi boşuna değildir. Gece yastığa baş koymadan önce bizden ayrılan son eşyalardan biri yine odur.
Bugün ekranlarla ilişkimiz de tam olarak böyledir.
Kimi zaman statü gibi kullanılıyor.
Profesör gözlüğü…
Sanatçı gözlüğü…
Entelektüel çerçevesi…
Halbuki modaya en yakın çerçeveyi seçmek, çoğu zaman sadece burnunuzdaki ağırlığı artırır. Bazen fark etmediğiniz kemik ağrılarına bile sebep olur. Dar olursa şakakları sıkar. Geniş olursa kulaklarda uğultu bırakır.
İnsana gerçekten lazım olan şey modaya uygunluk değil, yüzüne uygunluktur.
Ekranlar da tam olarak böyledir.
İnsan istediği çerçeveyi takabilir. Buna kimse karışamaz. Fakat o çerçeve hayatı tamamlamıyorsa, insanın zihnini berraklaştırmıyorsa, ona hakikati göstermek yerine hakikatten uzaklaştırıyorsa orada ciddi bir problem vardır.
Bugün televizyon ekranlarına baktığımızda toplumun farklı katmanlarını açıklayamayacak kadar bozulmuş görüntülerle karşılaşıyoruz. Tanımlamaya dahi utanılan şeylerin sürekli normalleştirildiği bir zemine dönüşmüş durumda.
İnsan hem baktığı şeyin adını söylemekten utanıp hem onu seyretmeye devam eder mi?
Demek ki sorun yalnızca içerikte değil.
Bakışta da bir körleşme var.
Elbette sadece çerçeveleri değiştirmek her şeyi çözmez. Fakat yeniden net görebilmek için önce çerçevelerin değişmesi gerekir.
Bugün ekran bize ait değil.
Ekran bize bizi anlatmıyor.
Bu çerçeveyle gördüğümüz her şey, bizi yavaş yavaş bizden uzaklaştırıyor.
Büyük Aile Platformu’nun çağrısı tam da bu yüzden önemlidir. Bu çağrı yalnızca yayıncılara değil, yöneticilere, yapımcılara, medya sahiplerine ve ekranın başındaki herkese yapılmış bir çağrıdır.
Artık gözlükçü gibi davranma zamanı gelmiştir.
Geçmiş geçmiştir.
Fakat gelecek şimdi kuruluyor.
Bu coğrafyanın yüzüne uygun çerçevelere ihtiyacımız var.
Bu televizyon ekranları artık bu milletin yüzüne yakışan bir çerçeveye dönüşmelidir.
Çinli Terzi
Dünya siyasetini hâlâ ustaların yönettiğini düşünen büyük bir kalabalık var.
Amerika’nın, Çin’in, Rusya’nın elli yıllık planlarla hareket ettiğine inanan geniş bir zihin dünyası oluşmuş durumda. İnsanlar perde arkasında hâlâ büyük terzilerin çalıştığını düşünüyor.
Bu düşüncenin kökü eski dünyanın hafızasında saklı.
Bir zamanlar insanlar terzinin kapısına giderdi. Ölçü verirdi. Kumaşı seçerdi. Sonucu beklerdi. Ortaya çıkan şey sadece kıyafet değil, ustalık olurdu. Terzinin makası yalnızca kumaşı kesmezdi. İnsanın karakterini de ölçerdi.
Hazır giyim ortaya çıktığında birçok insan şunu düşündü
“Terzilik öldü.”
Hayır.
Terzilik hazır giyime yenilmedi.
Çıraklar çırak olmayı reddetti.
Meselenin özü tam olarak buydu.
Ustalar yeni çırak bulamadı.
Çıraklık uzun geldi.
Sabır ağır geldi.
Tekrar değersiz görüldü.
Aynı işi yıllarca yapmak küçümsendi.
İnsanlar kısa yoldan sonuç almak istedi.
Ustalık değil hız istendi.
Derinlik değil görünürlük istendi.
Ortaya da hazır giyim çıktı.
Bugünün insanı da aynı psikolojiyi taşıyor.
Her an yeni bir şey yapmak zorunda olduğunu düşünüyor.
Orijinal olmak zorunda hissediyor.
Kapital düzenin hızına yetişmeye çalışıyor.
Kâr üretmek zorunda hissediyor.
Sürekli farklı görünmek istiyor.
Fakat bütün bunların ortasında aynı hakikati unutuyor.
Tekrar küçümsendiğinde ustalık ölür.
Bugün dünyanın yaşadığı krizlerden birisi tam olarak budur.
İnsanlık büyük imkânlar elde etti ama çırak yetiştiremedi.
Bu yüzden teknoloji büyüdü, derinlik küçüldü.
Araçlar arttı, ustalar kayboldu.
Dünya siyasetine baktığımızda da aynı yanılgı devam ediyor.
Orta Doğu’nun hâlâ büyük ustalar tarafından şekillendirildiğine inanılıyor.
Washington’da oturan birkaç kişinin elli yıllık planlarla bölgeyi dizayn ettiği düşünülüyor.
Pekin’in sabırla işleyen dev medeniyet aklıyla hareket ettiği varsayılıyor.
Moskova’nın satranç ustalarıyla dünyayı yönettiği anlatılıyor.
Oysa insanlar şunu görmek istemiyor.
Henry Kissinger sonrası batı dünyası gerçek anlamda usta yetiştiremedi.
Burada ahlaki bir övgüden söz etmiyorum.
İyi ya da kötü olmasından bahsetmiyorum.
Düşmanınızın gücü bile sizin seviyenizi belirler.
Ustanın karşısına usta çıkar.
Bugün Batı’da da ciddi anlamda çırak problemi yaşanıyor.
Derin devletlerin, strateji okullarının, diplomatik geleneklerin içi boşalmaya başladı.
Kurumlar duruyor ama ruhları zayıflıyor.
Bu yüzden bugün gördüğümüz şey büyük medeniyet akıllarının çatışması değil.
Aç işçilerin kavgası.
Kısa vadeli çıkarların savaşı.
Piyasa reflekslerinin devlet refleksinin önüne geçmesi.
Günü kurtarmaya çalışan yönetim biçimleri.
İnsanlar bunu dev satranç hamleleri sanıyor.
Çoğu zaman ortada satranç bile yok.
Tam da bu yüzden Çin ile Amerika arasında yapılan görüşmelerden büyük sonuçlar çıkmasını beklemiyorum.
Dünya ekran başında nefesini tutuyor.
Yeni düzenin kurulacağını düşünüyor.
Ben ise uzun süredir başka bir şey görüyorum.
Masada artık büyük ustalar yok.
Çıraklar da yok.
Sadece sistemi ayakta tutmaya çalışan kalabalık çalışanlar var.
Fakat tam burada Türkiye açısından tarihî bir fırsat doğuyor.
Geçmiş medeniyetlerin hafızasını taşıyan toplumlar yeniden çıraklık kültürünü kurabilirse yeni bir dönem başlayabilir.
Sadece teknoloji üreten değil, insan yetiştiren medeniyetler yeniden ayağa kalkabilir.
Çıraklığın küçümsendiği yerde medeniyet kurulmaz.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil, yeni çıraklardır.
Aynı masaya yıllarca oturabilecek insanlar.
Tekrar etmekten utanmayacak insanlar.
Sabırla derinleşecek insanlar.
Hazır giyim dünyayı hızlandırdı.
Fakat insan ruhunu standartlaştırdı.
Belki de yeni çağın en büyük devrimi yeniden terzi aramak olacak.
İbn Haldun’a sormuşlar:
-"Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim?"
İbn Haldun demiş ki:
-"Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir.
Kendinizi terbiye edin yeter."
Gazze ateşkes ile birlikte tüm dünyada gündemden düştü, ancak bölgede değişen hiçbirşey yok maalesef...
Yine gıda yok, çadırlar perişan, çocukların ayağında ayakkabı yok ve daha kötüsü tüm dünyadan yardımlar azaldığı için artık hijyen malzemeleri bile çok kısıtlı...
İlk zamanlardan bu yana düzenli olarak devam ediyoruz özellikle gıda kısmına ama bölge unutulduğu için talepler azalacağına artıyor maalesef...
Kahrolsun İsrail demek bir çözüm değil, şimdiden Ramazan'a hazırlanıyoruz ama inşallah bari Ramazan güzel geçer bölgede...
Yönetmen Turgut Bayraktar, Artvin’de yaşayan Süheyla Köse ve Kemal Köse isimli görme engelli kardeşlerin yaşamlarına dair belgeselinden kısa bir kesit paylaştı.
“Yokluğuna alışamıyorum”
Aşı tabuları bir bir yerle yeksan oluyor.
✅ “Aşılar otizme sebep olmaz” iddiasının kanıta dayalı olmadığı açıklandı.
✅ ABD Sağlık Bakanı, kimseye aşı zorlaması yapılamaz dedi. Florida Eyaleti çocuklara zorunlu aşı uygulamasını kaldırdı.
✅ ABD Sağlık Bakanı Kennedy aşı takviminin hazırlanmasında CDC’ ye tavsiyelerde bulunan ACİP’ in (Aşı Uygulamaları Danışma Komitesi, bizdeki Aşı Bilim Kurulu karşılığı olarak görülebilir) 17 üyesini de azletti.
✅ Yeni ACIP, CDC' nin Hepatit B aşılarının doğumdan hemen sonra yapılması yönündeki evrensel tavsiyesini RESMEN 8-3 oyla SONLANDIRDI.
Yeni tavsiye, HBsAg negatif annelere HBV aşısının ne zaman veya yapılıp yapılmayacağına dair "bireysel bazlı karar vermeyi" teşvik ediyor ve aşının risklerini ve faydalarını göz önünde bulunduruyor.
▶▶▶ Tıp bilimi, ilaç ve aşı şirketlerinin tahakkümünden çıkıyor, insanlığa hizmet etmeye başlıyor.
Tomografilerden kaynaklanan radyasyonun tüm yeni kanserlerin %5'e kadarından sorumlu olabileceği tahmin edildi.
Bu, alkol (5.4 %) veya aşırı kilonun (7.6 %) sebep olduğu kanser riskine yakın bir değerdir.
Mutlaka gerekliyse tabii ki tomografi çekilir; bunda tartışma yok.
Güvendiğiniz doktorunuz "Tomografi gerekli" diyorsa çekilin. Hayat kurtarabilir.
Ama "rutin", "kontrol amaçlı", "her ihtimale karşı" deniyorsa sorgulayın.
Ama öyle zırt pırt tomografi... işte bu kabul edilemez.
https://t.co/RP4lxdZr1N
Covid mRNA aşıları kanser oranlarını arttırdı mı?
2 gün önce yayınlanan sıcacık bir çalışma.
Kore’de 8 milyon 408 bin kişinin verileri incelendi.
Elbette her ülkede olduğu gibi Güney Kore’de de Covid aşılarına mesafeli milyonlar oldu.
Aşılı ve aşısız 2 grupta kanser verilerini korkusuzca paylaştılar.
Kanser oranlarında aşılı grupta %35 ila %68 oranında risk artışı mevcut!!
Aşıların uzun dönem sonuçlarını yayınlamaya devam edeceğiz!
Aşılara mesafeli insanları pandemi zamanında aşağılayanların gözüne sokacağız.
Öğrenci ve durumu olmayanlara "Bana aç gelin, cebinizde paranız olsun olmasın bana gelin" diyen Avcılar'ın pilavcısı Haluk Baba:
"Siz hiç kuşlara özür dileyip, kuşların önündeki bayat ekmeği alıp yediniz mi?"
BREAKING: RFK Jr. Announces U.S. Will REJECT WHO Power Grab
“The deadline to reject these amendments is next week, and we are rejecting them.”
– @SecKennedy
@izmirhavadurmu Lutfen yayınladığınız haberi teyit edin!!! Ben oradaydım yangin çıktığında. Bu orman yangını değildi. Bina yandı ve birden alevler yükseldi.
1-) Öyle iğrenç bir muhalefetimiz var ki sürekli akbabalar gibi tepemizde dönüp bir felaket olsun diye bekliyorlar. Aşağıdaki, NASA'nın son 24 saate ait yangınlar haritası. Kuzey Avrupa hariç bütün çevre ülkelerde durum aynı. Bu, iklim değişikliği sebepli küresel bir felaket. Bütün ülkeler birlik olmuş var gücü ile yangınları söndürmeye çalışırken, bizim muhalefetimiz felaketi fırsat bilip halkı tahrik etmeye çalışıyor.
Türkiye'nin yangın söndürme kapasitesi, Avrupa ülkelerinden az değil ama son üç günde eş zamanlı 624 yangın çıktı. Bunların 610'dan fazlası tamamen söndürüldü ancak birini söndürürken diğeri başlıyor. Akdeniz'de esen sıcak ters rüzgar yangınların söndürülmesini imkansız hale getiriyor. Dünyanın süper gücü ABD'de bile haftalarca söndürülemeyen yangın felaketleri yaşanıyor artık.
Aylardır boykotlarla ekonomiyi bozmaya çalışan muhalefet partisi, şimdi neden dünyadaki bütün ülkelerden daha fazla uçak ve helikopterimiz yok diye soruyor. Siz zaten aylardır ülkenin ekonomisini bozup bizi her konuda geriletmeye çalışmıyor muydunuz? Siz ekonomiyi bozmaya çalışırken hükümetin de dünyanın en büyük yangın söndürme filosunu kurmasını bekliyorsunuz?