Hahahaa… sıra bana geldi. :)
ZairYigit hesabıma Türkiye’den erişim kısıtlandı.
Biraz can yaktık, ne yalan söyleyeyim. :)
Önceki hesap yatıştaydı, bu hesap ayakta.
Mavi tık biraz bekler…
6 takipçiyle yeniden. 👇
Zair Yigit burada. @zairyigit
Silah sevmem, şiddet sevmem…
Ama bu memleketin insanlarının hangi vicdan ile, hangi dertlerle yoğrulduğunu bilirim ve şahidim.
Yaşamımın her anında kısa bir film netliğinde ve anlatı özeninde olmasa da halkın derdi tam da böyle.
Filmin sonu linkte🔻
https://t.co/u2JgZC6pmx
Size ilk hesabımın kapanmasına sebep olan tweetten bahsetmek istiyorum.
İçinde hiçbir siyasi parti adı, siyasetçi adı geçmiyordu. Yalnızca Sinop Burnu’nda inşaa edilen nükleer enerji santrali için kaç tane ağaç kesildiğinin bilgisini paylaşmıştım.
Daha da komik kısmı…
Bugün gittim, bugün geri geldim. Yapacak bir şey yok. X'i kapatmazlar.
Geçen sene Eylül'de gitmiştim,bu sene Ekim'e kısmetmiş.
Özgür Özel'in kelamını iletmek büyük kabahat. 2 sene önce biri bana ileride bu şekil olacak demiş olsa patlamalı kahkaha atardım.Öyle bir dönemdeyiz.
@a_uraloglu Çile bitmiyor, dert bitmiyor, bekleyiş bitmiyor, hayat hiç yardımcı olmuyor, herkes bu hayatta bir son hakediyor!
Doğumdan mezara hizmet hakkımız!
Benim hakkımdan alın onlara verin. Denizcilerimizi ailelerine teslim edin.
#DokuzDenizciyeSesOl
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
“Vurduğunuz yer acıdı.”
Zulmünüz ve eziyetiniz canımızı yaktı.
Bu da geçecek, ama isimlerinizin anılmasının serbest olacağı günlerde gelecek, siz ettiğiniz her zulüm ile defalarca anılacaksınız!
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Bu bir bedduadır!
Allah, ailelere uzanan bu zulmü yapanları aileleriyle sınasın!
Mehmet Pehlivan:
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Şimdi bi bu twit’i alıp, sıradan vatandaş olarak, eski AKP’li bakan olan, İBB burslusu, Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ismini de kullanarak paylaşım yaparsak, yine hesabımız erişime kapatılır mı?
Yoksa başka, daha önemli birisinin ismini mı kullanamıyoruz?
Fatma Betül Sayan Kaya, Bakanlıktan ayrıldıktan 2 ay sonra alınan Tekirdağ Süleymanpaşa Köseilyas’taki 971, 973, 974, 975 ve 1002 numaralı, toplam 66.400 m² büyüklüğündeki beş parselin anneniz Hatice Sayan’la mülkiyet ilişkisi var mı?
Aynı mahalledeki tarla ilanlarının metrekare fiyatları esas alındığında, bu toplam alan için yaklaşık 250–300 milyon TL’lik tahmini değerler var.
Bu araziler hangi bedelle, hangi finansman kaynaklarıyla alındı? Bugün kimin mülkiyetinde ve imar durumları nedir?
Ailelerin bekleyişine sessiz kalmayalım. 9 denizcimize ulaşılması için uzmanların uygulanabilir gördüğü bütün teknik seçenekler değerlendirilsin. #DokuzDenizciyeSesOl@UABakanligi@a_uraloglu
Çile bitmiyor, dert bitmiyor, bekleyiş bitmiyor, hayat hiç yardımcı olmuyor, herkes bu hayatta bir son hakediyor!
Doğumdan mezara hizmet hakkımız!
Benim hakkımdan alın onlara verin. Denizcilerimizi ailelerine teslim edin.
#DokuzDenizciyeSesOl Lütfen ses verin @UABakanligi
Ellerinde tuttuklari sadece bir karton parcasi degil. Ocaklarina dusen ates, yarim kalan hayalleri ve umutlari, kaygilari ve en degerlileri. Bu insanlara basin ve devlet sirtini donmesin. Bu sessizligi biraksinlar. Silivride caresiz bekleyislerine destek olun. Yetkililerin teknik calisma isteklerini duymasina yardimci olun.
Bu akşam saat 18:30’da siyaset üstü bir konu olan kazada denizin 720 metre altında gemi içinde ya da deniz dibinde olduğunu tahmin ettiğimiz dokuz denizcimiz için lütfen yarım saatte olsa zamanınızı ayırın. Aileler sevdikleri için teknik çalışma yapılmasını hashtag ile yetkililere duyurmak istiyor. Onların sesine ses olalım. SİLİVRİDE DOKUZDENİZCİ bekliyor. #gündem
Hahahaa… sıra bana geldi. :)
ZairYigit hesabıma Türkiye’den erişim kısıtlandı.
Biraz can yaktık, ne yalan söyleyeyim. :)
Önceki hesap yatıştaydı, bu hesap ayakta.
Mavi tık biraz bekler…
6 takipçiyle yeniden. 👇
Zair Yigit burada. @zairyigit