@etkilihaberyeni İngiliz muhipleri cemiyetinin Amerikan versiyonu ile karşı karşıyayız. Bugün yarın meclis bahçesine Amerikan bayrağı çekilirse şaşırmayın. Tıpkı İstanbul'un işgalinde İngiliz bayrakları ile süslenen şehir gibi.
Birinde Vahdettin vardı, bugün Mahvettin ile uğraşıyoruz.
Deniz Göktaş sayesinde kamuoyu tarafından unutulan F Tipi ve kamuoyunun pek gündemine gelmeyen Kuyu Tipi cezaevleri de tekrar gündeme geldi. Deniz, politik eylemine devam ediyor.
Doğrudur. Deniz Göktaş’ın ilk adı bir komünist işçinin adıdır: İmran Aydın... Ve evet bu işçi örgütlüdür. 1991 yılının 2 Mart günü Ankara’da gözaltına alınmış, o gece işkencede öldürülmüş, sonra da “Yer gösterme sırasında kaçarken düştü öldü” diye bir palavra uydurulmuştur.
Bugün adları Engin olan onlarca genç ve çocuk da var. Çünkü polis, İmran'dan bir yıl sonra, 1992’de de Merter'de tekstil işçilerine bildiri dağıtan üniversite öğrencisi Engin Egeli'yi sırtından vurup öldürmüştür...
Onlar başka isimlerde, başka işlerde ve yordamlarda yeniden ortaya çıkarlar. Değişirler ve değiştirirler.
Van’ın Xaçort Mahallesi’nde uyuşturucu satışının ve kullanımının artması üzerine mahalle sakinleri harekete geçti. Uyuşturucu satıcılarının mahalleye girişini engellemek amacıyla mahalleli nöbet tutmaya başladı.
NATO için binlerce insan gözaltına alındı. Ankara'dan Denizli'ye. Gazeteciden akademisyene, TEMA'cıdan t24 çalışanına. İki yüz insan hapse atıldı. Hepsi solcu ya da sosyalist.
Alınan bir tane İslamcı, Milliyetçi yok.
Kimin ABD/NATO için tehdit, kimin müttefik olduğu çok açık.
Depremde hayatını kaybedenlerin ölen çocukların ahını yazdım pişman değilim!
Deprem olduğunda günlerce Adıyaman, Maraş, Malatya, Antakya’da köy köy mahalle mahalle dolanıp haberler yaptım. Daha depremin birinci gecesi Malatya’da insanların donarak hayatını kaybedeceğini söyledim. Kurtarmanın yerini kepçelerin aldığını tespit ettim kayda aldım! Depremde büyük bir kaza geçirdim kıl payı ölümden döndüm! Dondurucu soğukta kaldım herkes gibi… Ve bu haberleri yaptığım için evim basıldı geçen yıl. Kendi isteğimle savcının karşısına çıktım. Kaçmadım. Ve kaçma şüphesiyle tutuklandım. Geçen yılın en sıcak bölgesinde yüksek duvarlarla örülü suyun olmadığı bir hapishanede 12 kişilik bir alanda 34 kişiyle kaldım. Yatacak yerim olmadığı için iki ranza arasında küçük bir battaniye üstünde herkes gibi uyudum. Şimdi bu haberler nedeniyle de hakkımda iddianame hazırlandı ve 6 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası isteniyor!
Bugüne kadar yazdığım haberler, çektiğim fotoğraflar ve habercilik tarzım nedeniyle artık iş dahi bulamıyorum! Derin yoksulluğun en babasını yaşıyorum herkes gibi!
Olsun kimseden önemli değiliz. Fotoğraf makinemi satarım bilgisayarımı satarım tripotumu satarım gerekirse bir süre daha zorluk çekerim ama o kalemimi asla satmam.
Fotoğraf çeken gözüm, kalem tutan elim bu halkın her daim hizmetkarı olacak!
Lakin şunu asla unutmayacağım telefon açıp iş istediğim “arkadaş” bildiklerimin tavırlarını, koltuğuna yapışıp ahkam kesenlerin birilerinin adamı olanları, ilkesizliği ilke edilenleri asla…
Sonuç ne olursa olsun her daim gazeteciyim öyle de kalacak…
Şule Aydın: Bunca yıl bakanlık yapmış partinin kurucusu biri olarak 15 Temmuz sizin açınızdan kapanmış tüm soruları yanıtlanmış bir dönem midir?
Hüseyin Çelik: Tabiki değil, bu işin iki önemli muhatabı şuydu, birisi dönemin genelkurmay başkanı Sayın Hulusi Akar biri dönemin MİT Başkanı Sayın Hakan Fidan.
Bu insanlar niye gelip ifade vermediler?
Mesela sabahın 10'unda bir binbaşı MİT'e gidiyor, bir ihbarda bulunuyor. Sonra MİT müsteşarı sayın Hulusi Akar'a gidiyor.
Siz o saate kadar bu darbeyi önleyebilecekken niye önlemediniz?