Alperen Şengün'ün tanıtım amaçlı 1 tek rakısına laf söyleyen vatan haini yavşaklar, neredesiniz oğlum ?
Perdeleri çekmiş, karanlıkta mı oturuyorsunuz
Papa'nın başkanlığını yaptığı İznik’teki Haçlı Hristiyan Ayini sizi incinmiyorsa, kanınızı sorgulatın...
Bir elinde APO, Bir elinde PAPA!
PAPA, İznik'te dua okudu, AYİN yaptı!
Asrın Lideri ve Kirkor Dewlet!
Hadi gidin de Vatikan'da bir CUMA NAMAZI kılın.
Görelim bakalım, kaç gramlık delikanlısınız!
Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz:
“Ne yapıyorsunuz sahtekar Gazzeciler?
Papa gelmiş; Ankara, İstanbul, İznik'i turluyor, sesiniz çıkmıyor.
15 gün sonra çam ağaçlarına saldırmaya başlarsınız ‘din elden gidiyor’ diye.
Yavşaksınız!”
Öcalan'a özgürlük talep edenler, iki milletli devlet kurmak isteyenler, sürece karşı çıkanları "Ümit Özdağ gibi hapis yatmayı göze alacaklar" diye tehdit ediyorlar.
Türk Milleti'nin devletini elinden alamazsınız!
İhanet sürecine karşı bu büyük milleti asla tehdit edemezsiniz.
krizin anasıdır. Şirketlere zenginlere durmadan kaynak aktarma destekleme partisidir. Tüm krizi halkın sırtına yıkan bir partidir AKP.
Liyakat sıfırdır.
Ekonomik çöküşün nedeni büyük yapısal sorunlarla ilişkilidir. Hukukla, demokrasi ile, yasalara ve yargıda adaletle anayasa ile yasalarla yaşadığı derin sorunlarıyla ilgilidir. Demokrasiye, yargının tarafsız ve bağımsızlığına inancın neredeyse sıfır olmasidir. Keyfi yönetimi
Ancak bu ihanetin sonucunda, Vahdettin Britanya’ya ait bir savaş gemisiyle Osmanlı İmparatorluğu topraklarını terk etti; İskilipli Atıf ve Şeyh Sait idam edildiler; Mustafa Sabri Mısır’a kaçarak, köktendinci Müslüman Kardeşler örgütüne üye oldu.
Atatürk işgal güçlerine karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken, Osmanlı padişahı Vahdettin, önce Türkleri Anadolu’da küçük bir toprak parçasına sıkıştıran Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını, sonra da Atatürk’ün idam fermanını onaylayarak, işgalci ülkelere boyun eğmişti.
taraftarlarının “Ulu Hakan” ilan ettikleri Abdülhamit’in, İmparatorluğun iflasını ilan eden ve onu bütünüyle Emperyalizmin emrine veren 1881 Düyunu Umumiye Antlaşmasını imzaladığı da anımsanmalıdır.
II. Abdülhamit’in kaybettiği belli başlı topraklar şöyle sıralamıştır:
Kıbrıs
Teselya, Narda
Tunus
Mısır
Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Doğu Rumeli, Bosna Hersek, Niş, Dobruca
Kars, Ardahan, Batum, Oltu, Kağızman, Kotur
Girit
Bunlara ek olarak
Abdülhamit’in, Rusya yenilgisinden sonra İngiltere’den yardım istediği ve bu yardım karşılığında Kıbrıs’ın işgalini ve yönetimini İngiltere’ye verdiği reddedilemez bir tarihsel gerçektir.
Koca bir imparatorluğu, ülkesinin ve halkının çıkarlarını koruyamayacak hale getirip, tahtını kaybetmemek için Kıbrıs Adası’nı İngiltere’ye veren II. Abdülhamit’in durumuna düşmek, Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılabilecek son kötülüktür.
Yoz politikacılar cehaleti besledi, cahiller hırsızlığa büyük ya da küçük ölçekte ortak oldu, yozlaşma her alana yayıldı, dokundukları her şey soyuldu, kirlendi.
Türkiye, yaşadığımız günlere son çeyrekte gelmedi. Atatürk’ün ölümünden beri yurdumuzu yöneten kimse aziz değil. Hepsi sorumlu, bazıları düpedüz suçlu. Son çeyrek yüzyılda yaşadığımız topyekûn çöküşü hazırlayan yozlaşma 1940’larda emeklemeye başladı, 50’lerde yürüdü,
asker olarak yetiştirildiği; yani yönetimin vurucu güç ve seçkinlerini oluşturduğu, veliahtların Hıristiyan kökenli analardan doğmuşları arasından seçildiği, Türk insanını hakir gören bir ümmet devletidir.
Türkiye’nin yalanları, tarihi kadar uzun, kalın ve kuyrukludur. Okullarda, Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk devleti olduğu öğretilir, bize. Zaten tüm dünya da öyle bilir, öyle söyler.
Oysa Osmanlı, esir ve köle alınıp zorla Müslüman yapılan Hıristiyan çocukların devlet adamı ya da