Momo Michael Ende.
Michael Ende bi karektera keçeka piçûk balê dikşîne ser karanîna demê. Dibêje kesên ku dema mirovan bidizînin jiyana wan jî bêruh dikin. Momo bi hêza guhdarîkirinê dixwaze ji bo mirovan deman vegerîne
Raste dem ne tenê demjimêrin her roj ji emir kêm dibe.
Ji Bo Raya Giştî û Hemû Jinên Têkoşer Girtina biryara darvekirinê ji bo çalakvan û girtiya siyasî ya jin a Kurd Werîşe Muradî ji aliyê Rejîma Îslamî ya Îranê ve, berfirehiya siyaseta qirkirina jinê û êrîşeke rasterast e li ser îrade û azadîxwestina tevahiya jinan. Dîroka Rejîma Îranê şahidê wê yekê ye ku desthilatdariya paşverû her tim xwestiye berxwedana gelê Kurd û pêngavên rizgariya jinê bi sêdar û tirsê bitebisine. Ji Şêrîn Elemhûlî heta Zeynep Celaliyan û îro jî Werîşe Muradî, siyaseta çewsandina jinên berxwedêr di bingeha hişmendiya vê desthilatdariyê de cîh digire. Vê desthilatdariya ku ji felsefe û dengê "Jin, Jiyan, Azadî" ditirse, îro dîsa dixwaze bi van biryarên dermirovî tolê ji kevneşopiya berxwedanê û ji pêşengên jin bistîne. Lê dîrokê gelek caran nîşan daye ku tu siyasetên tirsandinê û tu sêdar nikarin îradeya jinên ku ji bo azadiyê rabûne ser piyan bişkênînin. Werîşe Muradî îro ne tenê girtiyeke siyasî ye, di heman demê de berdewamiya mîrata berxwedana jinên Rojhilatê Kurdistanê û sembola tekoşîna li dijî paşverûtiyê ye. Êrîş û xetereya li ser jiyana wê, berdewamiya êrîşên li ser destkeftiyên dîrokî yên tevgera azadiya jinan e. Wek Yekîneyên Parastina Jin (YPJ), em vê biryara îdamê û her cûre polîtîkayên darvekirinê bi tundî şermezar dikin. Em radigihînin ku ev siyaset bêhiqûqî ye û xefka faşîzmê ye ku dixwaze paşeroja civakê di taritiyê de bihêle. Em bang li hemû rêxistinên mafên mirovan, saziyên navneteweyî û tevgerên jinan ên cîhanî dikin ku li dijî van cezayên darvekirinê bêdeng nemînin û xwedî li berxwedana girtiyên siyasî derkevin. Bêdengiya li beramberî van sûcan, rê li ber kûrbûna zilma desthilatdaran vedike. Em silavên xwe yên şoreşgerî dişînin bo berxwedana hemû jinên di zindanan de ku kevneşopiya têkoşînê ya dîrokî diparêzin, û em pênase dikin ku em ê di her mercî de bibin deng û parêzvanên maf û têkoşîna wan. Berxwedana jinan a ji bo azadiyê wê tu carî bi darvekirin û zextan paşve venekişe. Bijî Berxwedana Jinan! Na Ji Darvekirinê Re! Jin, Jiyan, Azadî! Fermandariya Giştî ya Yekîneyên Parastina Jin (YPJ) 21.10.2026 #ypj #YPG #DefendRojava 👇📷 https://t.co/68vzeFnAZq https://t.co/jANTocneVN https://t.co/2eavjcbKiR
Dilencilik neden dejenere?
@VartanHalis hoca yazmış çok kıymetli biz yazı:
“İlkel komünal toplumda paylaşım herkes tarafından uygulanıyordu. Sınıflı toplumda ve kapitalizmde ise istemenin muhatabı kalmadı…”
https://t.co/XtxSxw3XOc
Zamanın durduğu o ince çizgide,
Bıraktık gölgemizi rüzgârın koynuna.
Aşk, bir nefes gibi kalsa da içimizde,
Yoldaşlık yürümektir ortak bir yarına.
Ne izimiz silinir bu patikalardan,
Ne de sesimiz çekilir dağların yankısından.
Vedalar bitiş değil, sadece bir sözdür…
Zilan Kişiliği Zafer ile Aşkı Birleştirmenin Adıdır
Uydu kişiliği, baş aşağı gidişte ve kendini kaybedişte, köleliği en çok yaşayan bir kadına eşlik yapmak ister. Kürt erkeğinin eşliği, kocalığı budur. Zaten ilişkinin özünü yakaladığımızda, bunu görmemek mümkün değildir. Benim burada getirdiğim yenilik bunun tersidir. Kadın uydu kişiliğinde olamaz. Zaferi esas alırsanız, zafer kişiliğine tam kilitlenirseniz her şeyi kazanırsınız. Kızlar, zafer kişiliğine kilitlenmenin sembolü olmalıdır. Tam da bu noktada Zilansembolizesi zafer kişiliğidir. Zilan kişiliği, savaşla yaşamın büyük birlikteliğinin veya diğer deyişle zaferi ve aşkı birleştirmenin adıdır. Sembol olarak böyledir. Bizim için semboller de önemlidir. Özgürlük sembollerine ne kadar değer verilirse, hatta ne kadar tapınılırsa, o kadar yücelir. Böyle binlerce değerimiz var. Buna yüksek değer biçip kendilerini şekillendireceklerine, PKK duyarsızmış ve kendi değerlerini takdir edemeyecek bir hareketmiş gibi büyük inkârcılığı dayatmayı, sıradanlaşmayı ve onu görmezlikten gelmeyi tutum haline getirenler affedilemezler, onlar hatta lanetli bir konumdadırlar.
Partide kadın çalışmalarını öyle sandığınız gibi basit ele almıyoruz; tamamen zafer ve aşk ikileminde ele alıyoruz. Bu çok zorlu bir diyalektik süreçtir veya felsefeye bağlanıştır. Fakat bu tek çaremizdir, yücelmenin tek yoludur. Bundan vazgeçtik mi her şeyimizi kaybedebiliriz. Özgürlük adına kazandıklarımızı, aşkı zafere, zaferi aşka bağlama ikilemiyle elde ettik. Bu, Kürt dirilişinin, Kürt kurtuluşunun diyalektiğidir. Bundan vazgeçtik mi, bir leş gibi kokuşmaktan öteye bir anlamımız kalmaz. Kendi yaşamımda da gerçekleştirmeye biraz güç getirebildiğim en önemli bir çıkış bu oluyor. Eksiklerim ve zayıflıklarım da olsa, bu gücü göstermem inanılmaz bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Büyük düşüşü böyle bir yükselişle temsil etmem çok önemlidir. Kürt halkı için en işe yarar çaba da budur. Bunu anlayabilseler ve bunda derinleşebilseler, her militanımız savaşta bir zafere, yaşamda bir sevgiye, dorukta da zaferin ve aşkın yoluna bağlanır. Bu konuda ikiyüzlü olamayız, kimse kimseyi kandıramayız. Bazıları sizinle ilişkilerimi tartışmak istiyorsa veya sizler bazılarıyla tartışmak istiyorsanız, müthiş ve en yaşamsal olan çerçeve budur. Bunun dışında hiçbir konuyu kimse içimizde gündemleştiremez.
Kendinizi kölelik sistemlerinin basit piyonları olmaktan kurtarmalısınız. Unutmayın ki, halk olarak çok kötü duruma düşürülmüşüz. Tüm dünya halklarının gerisindeyiz. Cins olarak daha da gerisindesiniz. Yaşamın kolay kazanılacağını kim iddia ediyor? Bunu iddia eden yalancıdır. Geçmişte birçok hatalar yapmış olabilirsiniz. Ağır kölelik koşullarında zaten hatasız çıkış olmaz. Önemli yanlışlıklarınız da olabilir. Ama şimdi özgürlük imkânına anlam verememe, kendini bunun gereklerine aday kılmama affedilmez bir yaklaşımdır. Çünkü yaşamaya başlıyorsunuz, yaşamı anlıyorsunuz; kendinizi zorlasanız başarabilirsiniz. Yürüyüşünüzü her boyutuyla anlamlı kılacak bir çerçeveyi adeta kırmızı çizgiyle çizmeye çalışıyorum. Eğer bütün bunlarda belli bir anlayış kazanılırsa, bana göre yürüyüşünüzün çarpıcı, heyecanlı ve giderek zaferi çağrıştıran ve gerçekleştiren bir tarzda olmaması düşünülemez. Buna erkeklerden daha fazla sizin ihtiyacınız var, cesaretiniz ve fedakârlığınız da daha fazla bu temeldedir. Bunu saptırma, bunu anlamamakta ısrar etme ve basitleştirme tutumları da esasta özleminiz olan özgürlük adımlarından sizi uzaklaştırır. Belki bunu geç fark edersiniz, ama o zaman da kaybetmiş olursunuz. Dövünmenin de, yaşamda bir türlü rahat edememenin de bu yaklaşımla sıkı bağlantısı vardır. Sonradan hayıflanacağınıza, kendinizi dövüp perişan kılacağınıza ilkeli adım atın, ömrünüzü -ki, mutlaka kazanmamız gereken bir savaşımımız vardır- ona göre planlayın. Özünüz de buna uygundur. Sizden istenen buna gereken biçimi vermektir. Bundan da çekinmeyin.
Parti içinde en iddialı, erkeği bile bütün yönleriyle düzelten etkili çabanın sahibi olmalısınız. Bu anlamda eğer YAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) biçiminde kendinizi somutlaştırıp örgütleştirirseniz, erkeği bile hizaya getiren bir silah anlamına geliyorsunuz demektir. YAJK, şimdiye kadar eşitlik ve özgürlüğe uygun bir yaklaşımken, bu aşamadan itibaren onu da aşar. YAJK, erkeği hizaya getiren bir silah olmalıdır. YAJK, eğer bu temelde kendini anlamlı kılarsa, bu kesinlikle Kürt erkeğini de hizaya getirebilir. İşte tam da bu noktada aşkın diriltici, namussuzu ve onursuzu yerle bir edici gücünden bahsedebiliriz. Aşkın eğer bir anlamı varsa, bu noktada onun bitip tükeneni kendine getirmenin adı olmasıdır. Kadın bunu böyle anlarsa, buna göre ilişki arayışının başımızın üstünde yeri var.
Bu, aynı zamanda onurunun da zaferidir; hem eşitliğin ve özgürlüğün sağlanması, hem de birçok noktada çarpık ve bitik olan erkeğin kurtuluşudur. İçinizde iddialı olanlar varsa, bu şekilde erkeğe yaklaşmak bana göre daha doğrudur. Çoğu belki eşitliği ve özgürlüğü zorluyor, ona ulaşmak istiyor, ama bazılarınız erkeği de zorlamalıdır. İddianızla, iradenizle, örnek particiliğinizle, değerlere sahip çıkışınızla, birçok yönüyle yetersiz, sakıncalı ve tehlikeli olan erkeği kendine getirebilirsiniz. Bu anlamda bir kadın silahı olarak kendinizi savaştırmayı bilmiyorsunuz. Yeteneklerinizin ve cinsinizin, hatta cinselliğinizin gerçek gücünün farkında bile değilsiniz. Bir mal gibi sunulmayı ve sahip çıkılmayı felsefe bellemişsiniz. Bu, çok iradesiz, çok ilgisiz ve alınmayı bekleyen bir konumda olmak demektir. Bu, aynı zamanda bütün düşüncesizliğinizin ve ucuz duygusallığınızın da nedenidir.
Kadına güvenilmeli derken, tam da bu noktada kendi kimliğine sahip çıkmış, önce kendinin olmuş, kendini pazarlayan değil canlandıran, yaşamsal kılan, düşünce gücüyle, onun her türlü yetkin ifade tarzıyla, gerçek örgüt ve yönetim gücüyle, yaşamayı öğreten değerli yaklaşımlarıyla kadını ifade etmek istedim. Tanımladığım özgür kadın budur. Bu kadından çekinmeye hiç gerek yoktur. Bazıları böyle kadını çok tehlikeli gibi de görüyor. Tam tersine, ben böyle kadına hayran oluyorum. Tuhafıma giden şey, bütün erkeklerin şu anda kendileri için böyle bir kadınsal gelişmenin tehlikeli olabileceğini düşünmeleridir. Nerede eşitlik ve özgürlük? Nerede güçlenme temelindeki aşk? Çok zayıf olanın aşkı olamaz. Çok bilinçsiz ve teslim olanın sevgisi de kesinlikle olamaz, ancak teslimiyeti olur. Çok güçsüz olanın, düşüncesi ve iradesi gelişmeyenin teslim olması, güdüsel amaçlı ilişkiden öteye hiçbir gelişmeye fırsat vermez. Karılık edebiyatı ve kocalıktan beklenen budur. Amaçlarında eşitliği ve özgürlüğü ifade eden ve bu konuda son derece samimi olan bir yaklaşımın sahibi kendisini ispatlasın, o zaman kendisine merhaba diyelim, bravo diyelim.
Diktatörler eşit, özgür ve onurlu insanlarla olmayı kendi kişiliklerine ve gururlarına yediremezler; mutlaka iradesiz ve güçsüz insanı isterler. Saflarımızda da bazıları zayıf ve kendilerine bağlı bir köylü kadını görmek istiyorlarsa onlardan korkun, çünkü kesinlikle diktatörlük eğilimi içindeler. Eğer bir erkek, eşitliğe ve özgürlüğe yakın ve bunda iddialı kişilikli bir kadından sürekli kaçıyor veya hep ona egemenliği dayatıyor, hatta onu aldatmaya çalışıyorsa ondan korkun. Ondan kesinlikle hayırlı bir yoldaşlık ve duygudaşlık beklenemez.
Özgürlüğü ve eşit yaklaşımı istediğiniz kesindir. Ama karşı tarafın buna ne kadar yatkın olup olmadığını ölçemiyorsunuz. Aldatılmaya son derece müsait ve çok ucuz tepkici yaklaşımlardan öteye gitmeyen gözü kara birisi gibi yaklaşıyorsunuz. İşte sizi başarısızlığa götüren budur. Kaldı ki, PKK’de kadın cinsi artık yaşamsallaşabilir, kendisinin olabilir, iradesine kavuşabilir, görüşü güçlü olabilir, karşısına çıkan her ilişkiyi eleştiri süzgecinden geçirebilir, özgür karar sahibi olabilir. Sevgi, hatta paylaşım isteyenin ölçüsü, ne kadar zafere kilitlendiğidir. Zafere kilitlenen aynı zamanda da güzeldir, alçakgönüllüdür, olgundur, terbiyelidir, saygılıdır. Tabii insan zafere kilitlenmiş olanla yaşamı büyük saygı ve sevgiyle paylaşmak ister, sevgi de sınırsızca gelişebilir. Biz bunu geliştireceğiz. Bunun dışında size değer atfedenler ya sizi "Sen rüyalarımın perisisin" deyip över, ya da "Sen ayağımın tozusun" diyerek size söver. Mevcut erkek felsefesine bakıldığında, bu iki yaklaşımdan birine veya birisinden diğerine sıkça düştükleri görülür.
Bütün bu özgürlük özlemlerinize ve onun gerçekleştirmeye çalıştığımız kimliğine el vermeyen kişiliklere karşı tutumlarınızı, hatta yaşam planlarınızı dayatabilmelisiniz. Hizaya geliyorsa, bu bizim başarımız olarak değerlendirilmelidir. Kadın silahının güçlü kullanılmasından kastettiğim budur. Bu temelde düzeltilecek erkek, savaşma yeteneği yüksek bir erkektir; savaşımın bütün boyutlarına anlam verebilecek bir erkektir. Onun kendi kavgasında, "Hele gel birbirimizi yaşayalım" gibi bir ucuzluğa da yer yoktur. O dayatılan ilişki tarzından tıpkı sizin de karşı olduğunuz gibi nefret eder ve ona kapalı bir insandır. İşte ilişkinin çerçevesi budur.
Bazıları bu konuları tartışmak istediğinde veya bir şeyler paylaşmayı dayattığında, alın işte çerçeve diyeceksiniz. Bu da nereden çıktı dediğinde, yeter oyunlar, yeter kendimizi kandırdığımız, seni anlayışa davet ediyorum diyeceksiniz. Erkek kendi düşkünlüğünde ısrar ederse, YAJK silahınızla ölümcül darbeyi indireceksiniz. Örgütlenme sizin için bu kadar gereklidir. Tehlike büyüyüp üzerinize gelirse, bütün kadınları ayaklandırırsanız, ben dahil hiçbir erkek semtinize bile uğrayamaz. Her şey saygıya, gerçek mücadelenin başarı ölçütlerine veya eşitliğin ve özgürlüğün gerçek boyutlarına göre olur. Bunun dışında zorbalığa, kendi hakimiyetine ve yönetim gücüne bağlı bir etkilenmeye fırsat yoktur. Bu ilke dışı olduğu için, hiçbir erkek buna güç yetiremez. Bu da güzel olandır, arzuladıklarınızın gerçekleşmesidir. Tarzımız budur; savaşımımız bu amaçladır.
Umarım çerçeve giderek netleşiyor ve parti içinde sağlam duruş için size çok gerekli olan ipuçlarını veriyor. Bu çerçeve temelinde ciddi bir saplantıya düşeceğinizi beklemiyoruz. Olup biten nedir? Gerçek durumunuz, gerçek yaklaşımlar hangi düzeyde seyrediyor? Bu konuya açıklık getirmek ve gelişmenizde önemli sıçramalar yaptırmak için bu değerlendirmeleri yapıyorum. "Bütün bunlar anlaşıldı" diyorsanız, yürüyüşünüz de sürekli ve sağlam olmalıdır. Artık "Kadınların yaşama katılımları zayıftır, ilgisizler" türünden deyimleri duymak istemiyoruz. Sizin de bazı eleştirileriniz olmalıdır. Kimin ilgisinin zayıf, kimin ilgisinin çarpık olduğunu kanıtlamalısınız.
Bu düşkün, yoz ,lümpen ve ahlaksız kişinin adı Turan BAHÇIVAN..
Siverek te sözde Avukat.
Urfa barosuna bağlı .
Baro da namus ve şeref varsa kendisini bu ahlaksız tipten arındırır.
Korucuların toplu tecavüzüne maruz kalmış kadına mahkeme salonunda "kolunda neden sarı yeşil kırmızı bileklik var?
Madem tecavüze maruz kaldın ve orada bir sürü bıçak vardı,neden intihar etmedin? "
Biçiminde namussuzca sorular soran, tecavüz eden otoriter babalarına yaranmak için kendini yırtan bu onursuzu teşhir edin !
Onu lanetleyin!
Baroyu, kadın örgütlerini,.sivil toplum kurumlarını göreve çağırın..
Siverek in ismi ,onuru aklanmalı..
Tüm Siverek halkını bu onursuz duruma karşı sokağa çıkmaya, Demokratik tepkisini ortaya koymaya davet ediyorum.👇👇👇
Tükürün ve lanetleyin👇👇👇👇