Muhalefete yönelik baskının arttığı ve CHP'nin alternatif bir siyaset üretmesinin önünün sert bir şekilde kesildiği son aylarda, uzun süredir köşesine çekilmiş Post-Kemalist isimler yeniden piyasaya çıktı. Eski tartışmalar, çoktan çürütülmüş fikirler ve eleştiriler sanki son 15 seneki gelişmeler yaşanmamış gibi yeniden tedavüle sokuldu.
Bu gelişmenin siyasi konjonktürden bağımsız olarak okunamayacağını düşünüyorum. Çünkü yeni rejimin Cumhuriyet'in tarihsel meşruiyetini aşındırmaya ve benimsediği değer, ilke ve kurumların içini boşaltmaya hâlâ ihtiyacı var.
Dijital mecralarda kavramlar üzerinden tartışma yürütmek zor olabiliyor. Post-Kemalist paradigmanın eleştirisi özünde, Cumhuriyet'in yüz yıllık tarihine nasıl bakacağımız ve modern siyasi tarihimizi nasıl okuyacağımız sorusunu merkezine alır. Cumhuriyet kazanımlarını önemseyen ve demokratik mücadele için sürekli geçmişle kavga etmeye ihtiyaç duymayan herkes bu tartışmanın bir yerinden tarafıdır.
Bu açıdan İlker Aytürk'ün @progresiftr kanalındaki mülakatını herkese tavsiye ediyorum. Yakın zamanda Tanıl Bora ve Özgür Emrah Gürel'in derlediği kitap üzerine benim de bir mülakatım yayımlanacak. Orada eleştirilerimi daha kapsamlı bir biçimde anlatacağım.
Kısaca söylemek gerekirse, son yirmi yılda Türkiye'de yaşanan otoriterleşmeyi, kurumsuzlaşmayı ve toplumun çok farklı kesimlerinin maruz kaldığı adaletsizlikleri açıklayamayan, hatta önemli ölçüde öngöremeyen bir paradigmanın bazı revizyonlarla yeniden dolaşıma sokulmasının ne akademik ne de entelektüel açıdan anlamlı bir katkı sunduğunu düşünmüyorum.
zeki müren son yillarinda cekildigi büyük inzivadan önce 27 Agustos 1992’de gittigi mekanda uzatilan mikrofona, son kez halk icinde sarki icra ederken görüntüleniyor…ne kiymetli bi arsiv…
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Dayımın bana doğum günümde hediye olarak aldığı Güneşi Bile Tamir Eden Adam. Buradan hem dayıma hem de kitabın yazarı @behicak teşekkür etmek istiyorum, beni farklı dünyalarda dolaştırdıkları için.
Anavatan Partisi’nin 2023 yılında gerçekleştirilen büyük kongresi hakkında da mahkemeden “mutlak butlan” kararı çıktı.
— Ankara 47. Asliye Hukuk Mahkemesi, kongreyi sahte imza iddiaları ve geçersiz delege oyları nedeniyle iptal etti.
Tarihi bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi veriyoruz.
Güzel Türkiye'miz için,
Halkımız için,
Onurlu geleceğimiz için,
Sonuna kadar direneceğiz.
Mutlaka kazanacağız.
Kadıköy Reks Sineması.
Kısa süre önce yıkılarak kent hafızasından tamamen silinen Reks Sineması’nın 1996 yılı öncesine ait nadir fotoğrafları.
Via: Kadıköy Ansiklopedisi