Fransız yönetmen Alain Robbe-Grillet'nin İstanbul'da çektiği 1963 yapımı "L'Immortelle" (Ölümsüz Kadın) filminden: Münir Nurettin Selçuk'un seslendirdiği Itrî’nin Naat-ı Mevlâna'sı.
📌Beyoğlu'nda Kasımpaşa-Trabzonspor maçı sonrası taraftarların attığı öne sürülen havai fişeğin 5 katlı binanın 4'üncü katındaki daireye düşmesi sonucu yangın çıktı
📌Yangında ressam Murat Melih Özen'in sergi hazırlığında olduğu tabloları, 20 yıllık sanat hayatı boyunca biriktirdiği eserleri, resim malzemeleri, müzik ekipmanları ve kişisel eşyaları yandı
🗣️Özen, "Her şeyim yandı" diyerek kayıplarının karşılanması için hukuki yollara başvuracağını söyledi https://t.co/TcexSruWbJ
Türkiye’nin en kıymetli tarihçilerinden, İstanbul’un sokaklarını, insanlarını, kaybolan hikâyelerini ömrü boyunca kayıt altına alan Reşat Ekrem Koçu…
Bize İstanbul Ansiklopedisi gibi bir umman bıraktı.
Hayatını İstanbul’a adadı.
Peki, 1975 yılında İstanbul’da vefat eden Reşat Ekrem Koçu’nun bugün mezarının nerede olduğunun bilinmediğini biliyor muydunuz?
İstanbul’un kaybolan tarihini arayan adamın, bugün İstanbul’da kendi mezarı kayıp.
#KaybolanTarihinPeşinde
Estetik işlemler sanıldığı kadar masum mu?
Danla Bilic'in yıllar önce yaptırdığı kalça dolgusuna bağlı yaşadığı sağlık sorunları ve geçirdiği operasyonlar, estetik uygulamaların güvenliğini tartışmaya açtı.
Peki dolgu, botoks ve benzeri işlemlerde hangi riskler var? Estetik işlem yaptırmadan önce nelere dikkat edilmeli? Uzmanlarla konuştuk.
Uzmanlara göre estetik işlemler, sanıldığı gibi basit "öğle arası uygulamaları" değil. Dolgu, botoks ya da cerrahi girişimler; uygun hasta değerlendirmesi yapılmadığında, onaysız ürünler kullanıldığında veya işlemler yetkin olmayan kişiler tarafından gerçekleştirildiğinde enfeksiyondan damar tıkanıklığına, doku kaybından kalıcı şekil bozukluklarına kadar uzanabilen ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor.
Doç. Dr. Nuh Evin: “Artık dolgu, botulinum toksini (botoks), mezoterapi ve benzeri uygulamalar birçok kişi tarafından 'öğle arasında yaptırılabilecek basit işlemler' olarak görülüyor. Oysa gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var; estetik uygulamalar kozmetik değil, tıbbi işlemlerdir. Dolayısıyla her tıbbi girişim gibi doğru endikasyon, uygun hasta seçimi, bilimsel bilgi, anatomik hâkimiyet ve komplikasyon yönetimi gerektirir."
Doç. Dr. Demet Akpolat: "Estetik uygulamalar kişiyi daha dinlenmiş, dengeli ve doğal gösterebilir ancak kusursuzluk vaat etmez. İşlem öncesinde elde edilebilecek sonuçların, sınırlılıkların ve olası risklerin ayrıntılı olarak konuşulması hem hasta memnuniyetini artırır hem de güvenli tedavi sürecinin temelini oluşturur."
Arif Hür yazdı.
WSJ'den gazeteci Katie Deighton dikkat çekici bir yazı kaleme almış: Şirketler artık "hikâye anlatıcısı" arıyor.
Aslında hikâye anlatıcılığının önemini uzun zamandır konuşuyoruz. Yeni olan, bunun giderek doğrudan bir işe alım kriterine dönüşmesi... 🔽
https://t.co/sxQlQizTiF
Bilgi, ekran ve tüketim çağında yeni sorun: Zihinsel açlık
Kişi fiziksel olarak tok olsa da sürekli yeme ya da tatmin arayışı hissedebiliyor. Uzmanlar bu durumu "zihinsel açlık" olarak tanımlarken, modern yaşamın bu hissi giderek büyüttüğüne dikkat çekiyor.
Karnı tok olmasına rağmen sürekli bir şeyler yemek isteyen, sosyal medyada yemek videoları arasında kaybolan ya da gün boyunca "bir şey eksik" hissinden kurtulamayan insanların sayısı giderek artıyor.
Uzmanların "zihinsel açlık" olarak tanımladığı bu durum, yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil, ruh sağlığını ve yaşam kalitesini de etkileyen yeni bir olgu olarak dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Aliye Özenoğlu: “Zihinsel açlık; beynin ödül, motivasyon ve dürtü kontrol mekanizmalarıyla doğrudan ilişkili nörobiyolojik bir süreçtir. Vücudun enerji depoları tükenmemiş olsa bile özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere yönelmeyi tetikleyebilir."
Prof. Dr. Aliye Özenoğlu: "Stres, anksiyete ve depresyon dönemlerinde bireyler olumsuz duygularla baş etmek amacıyla yüksek enerjili yiyeceklere yönelebiliyor. Bu durum çoğu zaman duygusal yeme davranışına dönüşüyor."
Uzman Psikolog Esin Erek: "Zihinsel açlık kavramı tek bir nedene indirgenebilecek bir durum değil. Hem biyolojik hem de psikolojik bileşenleri olan, öğrenilmiş ve zaman içinde pekişmiş bir düzenleme biçimi olarak ele alınmalı."
Uzman Psikolog Esin Erek: "Özellikle stres, kaygı, yalnızlık veya çökkünlük dönemlerinde bireyler yeme davranışını bir tür duygu düzenleme aracı olarak kullanabiliyor. Bu durumda amaç fiziksel açlığı gidermekten çok duygusal bir boşluğu doldurmak oluyor."
Arif Hür yazdı.
Aşırı sıcaklar Avrupa’yı kavuruyor
Avrupa'da termometreler 40 dereceyi aşarken, can kayıpları da artıyor. Bilim insanlarının dikkat çektiği "ısı kubbesi" (heat dome) bu sıcaklıkları nasıl tetikliyor?
Avrupa yaz mevsiminin henüz başlarında, son yılların en yıkıcı sıcak hava dalgalarından biriyle mücadele ediyor.
Haziran ayının son günlerinden bu yana İspanya, Fransa, İtalya, Portekiz, Almanya ve Balkanlar başta olmak üzere kıtanın geniş bir bölümünde termometreler 40 derecenin üzerine çıktı.
Kavurucu sıcaklar yalnızca günlük yaşamı değil, sağlık sistemlerini, ulaşımı, enerji altyapısını ve tarımı da zorladı.
Bilim insanları ise yaşananların sıradan bir yaz sıcaklığı olmadığını, Avrupa'nın giderek daha sık karşılaşacağı yeni bir iklim gerçeğinin habercisi olduğunu söylüyor.
Prof. Dr. Barbaros Gönençgil: “Bu atmosferik hadise her zaman gerçekleşir. Ancak şiddeti ve yoğunluğu arttığında, sıcaklıklar genel ortalamaların 5 derece üzerine çıkıp en az 5 gün devam ettiğinde sıcak hava dalgasına dönüşür. Ancak bu yıl bu yoğunlukta daha erken başladı.”
“Bu sistemin Türkiye'yi etkilemesi bekleniyor olmakla birlikte aynı şiddette olması beklenmemektedir. Ancak içine girdiğimiz sıcak dönemde, önümüzdeki aylarda ülkemizde de görülme ihtimali yüksektir.”
Prof. Dr. Hüseyin Toros: “2014–2025 dönemindeki ortalama sıcaklık 14,4 °C ile Türkiye’nin 1970’lerin iklim şartlarından belirgin şekilde ayrıştığını göstermektedir.”
“Günün en sıcak saatleri olan 11.00–17.00 arasında dışarıda bulunma süresi sınırlandırılmalı, susama hissi beklenmeden düzenli su tüketilmeli ve alkol ile aşırı şekerli içeceklerden kaçınılmalıdır. İç mekân sıcaklığı 24–26 °C aralığında tutulmalı."
Arif Hür yazdı.
Bakışıyla iz bırakan oyuncu: Kadir İnanır'a dair
Kadir İnanır’ın vefatı, sanat dünyasında derin üzüntüye neden oldu. Yeşilçam’ın kalıplarını kırarak “sert ama vicdanlı” erkek karakterini sinemada yeniden tanımlayan İnanır, yarım asırlık kariyerinde unutulmaz rollere imza attı.
1970’li yıllarda Türkan Şoray, Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit gibi dönemin önemli oyuncularıyla rol aldığı filmler sayesinde Yeşilçam’ın en güçlü erkek başrol oyuncularından biri hâline geldi.
“Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Tatar Ramazan”, “Yılanların Öcü”, “Bir Yudum Sevgi”, “Utanç” ve daha birçok yapım, onun kariyerinde önemli yer tuttu. Güçlü, onurlu ve mücadeleci karakterleri canlandırmasıyla geniş kitlelerin sevgisini kazandı.
Nuri Alço: "Pek çok sinema filminde rol arkadaşımdı, iyi bir dostumdu. Çok özel ve mert bir insanı kaybettik. Bu yüzden yaramız ağır. Vahim bir hastalıktan ötürü çok da çekti. Hastanede yattığı dönemde de pek çok kez ziyaretine gittim, yoğun bakım sürecinde hep yanında olmaya çalıştık. Ama buraya kadarmış… Bana göre Türk sinemasının deviydi. Türk sineması için büyük kayıp, yeri doldurulamaz güçlü bir isim. Onu hep ‘Tatar Ramazan’daki hâliyle hatırlayacağız.”
Behzat Uygur: “Birbirimizi uzaktan da olsa severdik, hayrandık. Disiplinli bir insandı, sinema dışında da takdir ettiğimiz bir sanatçıydı. Vefat haberini duyduğumuzda kardeşim Süheyl Uygur ile ‘Hey Gidi Günler’ adlı gösterimizin provasındaydık. O an ‘İnşallah yalan haberdir’ dedik. Çok canım acıdı. Biz onun filmleri ve replikleriyle büyüdük. Aynı sahnede olmadık ama 1983 yapımı ‘Bedel’ adlı filmde figüran olarak yer almıştım. Kadir İnanır o projede Ekrem Bora ve Bahar Öztan ile birlikte başroldeydi. Benim için güzel bir anıdır…”
Neriman Uğur: "Sevgili Kadir İnanır ile ‘Kırık Ayna’ adlı dizide aynı seti paylaşma imkânı bulmuştum. Kendisi çok değerli bir oyuncuydu. Türk sinemasının en güçlü hafızalarından biriydi. Türk sineması aynı zamanda bir hafızasını kaybetti. Yıllar boyunca canlandırdığı karakterlerle sadece filmlerde değil, milyonların yüreğinde derin izler bıraktı. Türk sinemasının unutulmazları arasında yer aldı ve her zaman saygın bir şekilde anılacaktır. Filmleri kuşaklar boyunca izlenmeye devam edecek. Işığı hiç sönmeyecek, eserleriyle bıraktığı izlerle yaşamaya devam edecek. ”
Ayşe Şule Bilgiç: "Türk sinemasının önemli bir figürüydü… ‘Kırık Ayna’ dizisinde beraber çalışma şansım olmuştu. Değişik bir adamdı. Önce etik bir konudan tartışmıştık. Karşımdaki babam olsa ‘eğriye doğru demem’ deyip seti terk etmiştim. Önce kızmıştı, sonra beni otogardan aldırttı ve ‘Aferin sana, karşındaki Kadir İnanır bile olsa doğruya doğru, eğriye eğri demeye devam et! Ben anladım seni’ demişti. Gittiği yerde huzur onunla olur umarım. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.”
Arif Hür yazdı.
EMDR terapisi görenlerin tanıklığı güvenilir mi?
Travma tedavisinde yaygın kullanılan EMDR terapisi, bazı ülkelerde mahkemelerde tartışma konusu oldu. Avustralya’daki kimi uygulamalarda EMDR sonrası verilen ifadeler kuşkuyla değerlendiriliyor. EMDR’ın doğrudan “sahte anı üreten” bir terapi olduğunu söylemek mümkün mü? Uzmanlarla masaya yatırdık.
Arif Hür yazdı, haberin devamı flood da….
Modern dünyada bilginin ilerlemesi, düşüncenin gerilemesine yol açtı. Veriye ve hesaba boğulduk ama insani gerçekliği kavrayacak zihinsel derinliği kaybettik. Sonuç: Fanatizm ve nefret.
Edgar Morin
Bir nefeslik hayat: Uyku apnesinin görünmeyen yüzü
Uyku sırasında tekrarlayan nefes durmaları çoğu zaman sadece “horlama” sanılıyor. Oysa uzmanlara göre bu durum; kalp, beyin, metabolizma ve damar sağlığını etkileyen ciddi bir hastalığın işareti olabilir. Peki tedavi edilmeyen uyku apnesi ölüm riskini ne kadar artırıyor, Türkiye’de tablo ne?
Arif Hür yazdı, haberin devamı flood da...