Bir insanın değişimini yalnızca yaşadığı darbelerle açıklamak, hayatı koca bir çekiçten ibaret sanmaktır. Oysa insan, çoğu zaman dağılıp parçalandığı yerde değil, anlayabildiği anda değişir.
Kitaplar seni adam etmez demek kolaydır çünkü kitapların etkisi görünmez, bir tokat gibi iz bırakmaz, bir ihanet gibi kanatmaz, reddedilmek gibi sorgulatmaz ama insanın zihninde yavaş yavaş yer eder.
Bir cümlenin altını çizdiğinde aslında bir düşünceyi zihninde işleme sokarsın. O fikir bir gün başka bir davranışa dönüşür. Kimse o bağlantıyı kuramaz çünkü değişim, çoğu kez bağıra bağıra değil, usulca, sessizce gerçekleşir.
Acı elbette öğretir ama acı tek başına yetmez. Aynı hatayı defalarca yapan insan bunun ıslak imzalı kanıtıdır. Canını acıtan her olay, tekrar eden sahnelerin birer kopyasıdır. Eğer o sahneleri anlamlandıracak bir zihnin yoksa, hayat seni eğitmez, sadece yorar.
Kitaplarsa tam bu noktada devreye girer. Sana yeni bir hayat vermez ama yaşadığın hayatı nasıl okuyacağını öğretir.
Ben desteğimi verdim. Siz de destek verirseniz, şu tagı paylaşırsanız 15dakikaya tt’ye girer : #kriptodavergiyehayır
En azından topluluğun sesi duyurulur. Sevgiler. Saygılar.
Her şeyden önce şunu açıkça ifade etmek isterim: Her inanca ve her görüşe saygı duyuyorum. İnsanların hayatı anlamlandırma biçimleri farklıdır ve bu farklılıklar insanlığın doğal bir parçasıdır. İnançlı olmak da, inançsız olmak da bu arayışın bir sonucudur. Hatta çoğu zaman gözden kaçan bir nokta vardır ki, inançsızlık da kendi içinde bir inançtır; çünkü o da evrene, hayata ve varoluşa dair bir kabule dayanır.
İnsanlık tarihine baktığımızda, özellikle bilimin ve sistematik bilginin henüz gelişmediği dönemlerde toplumların güçlü lider figürleri etrafında şekillenmesi oldukça anlaşılabilir bir durumdur. Bilinmeyenle karşı karşıya kalan insan, korkusunu ve merakını anlamlandırmak için hikâyeler, anlatılar ve rehber figürler oluşturur. Bu süreçte bazı kişiler yalnızca birer öğretici ya da lider olmaktan çıkar, zamanla daha büyük anlamlar yüklenen figürlere dönüşür. Sözlü kültürün baskın olduğu, bilgilerin sınırlı kaynaklardan yayıldığı ve sorgulamanın sistematik bir yapıya kavuşmadığı çağlarda, bir kişinin etrafında oluşan anlatıların nesilden nesile aktarılırken büyümesi oldukça doğaldır. Bu da geçmişte peygamberlik, kutsallık ve ilahi bağ gibi kavramların oluşumunun sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündürür.
Bugün ise bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay. Bilim, teknoloji ve iletişim sayesinde gerçekliğe ulaşmak geçmişe kıyasla çok daha mümkün hale gelmiş durumda. Ancak buna rağmen, modern dünyada bile güçlü lider figürleri etrafında şekillenen yapılar varlığını sürdürüyor. Bu da meselenin yalnızca bilgi eksikliğiyle açıklanamayacağını, aynı zamanda insanın psikolojik ve sosyolojik yapısıyla da ilgili olduğunu gösteriyor.
Örneğin #FethullahGülen etrafında oluşan yapı, uzun yıllar boyunca geniş kitlelere ulaşmış, güçlü bir organizasyon ve etki alanı oluşturmuştur. Türkiye’de resmi kurumlar tarafından bu yapının devlet yapısına zarar veren bir organizasyon olarak tanımlandığı da aşikar. Bu durum, bir lider etrafında oluşan bağlılığın zamanla nasıl farklı boyutlara evrilebileceğini gösterir. Benzer şekilde #İsmailağa Cemaati ve #Menzil Cemaati gibi yapılar da, geleneksel dini çerçevede güçlü bir aidiyet ve bağlılık duygusu oluşturur. Bu yapılarda lider figürleri yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, aynı zamanda manevi bir otorite olarak konumlandırılır.
Tarihsel örnekler bu bağlılığın ne kadar ileri gidebileceğini gösterir. #HasanSabbah ve Alamut Kalesi etrafında şekillenen yapı, fedailerin liderlerine olan mutlak bağlılığıyla bilinir. Bazı tarihsel anlatılarda, bu bağlılığı pekiştirmek için fedailere farklı yöntemler uygulandığı, hatta cenneti deneyimlediklerine inandıracak şekilde özel ortamlar oluşturulduğu, bilinçlerini etkileyen maddeler ve yoğun duygusal deneyimlerle güçlü bir algı inşa edildiği aktarılır. Bu anlatıların ne kadarının gerçek ne kadarının efsane olduğu tartışmalı olsa da, önemli olan nokta şudur: Bir lider etrafında oluşturulan güçlü bir inanç ve deneyim, insanların gerçeklik algısını derinden etkileyebilir.
Dünya genelinde de benzer örnekler görmek mümkün. Jim Jones ve kurduğu #PeoplesTemple, insanların bir lidere duyduğu güvenin nasıl mutlak bir bağlılığa dönüşebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biridir. Bu tür yapılar, bireyin sorgulama mekanizmasının zamanla zayıflayabileceğini ve grup psikolojisinin bireysel düşüncenin önüne geçebileceğini ortaya koyar.
Bilimsel tarafta ise #CharlesDarwin , insanın doğadaki yerini yeniden tanımlayan bir perspektif sunar. Doğal seçilim ve ortak ata fikri, insanın doğanın dışında ya da ondan tamamen ayrı bir varlık olmadığına işaret eder. Bu yaklaşım, insanın kendine atfettiği mutlak ayrıcalık fikrini sorgulamaya açar. Türkiye’den @sngrcelal ise bilimin temelinde sorgulama olduğunu vurgular ve sorgulanamayan hiçbir şeyin bilgi olarak kabul edilemeyeceğini ifade eder. Bu bakış açısı, ister dini ister ideolojik olsun tüm yapıların eleştirel düşünce süzgecinden geçirilmesi gerektiğini hatırlatır.
Tarihsel olarak inanç ile güç arasındaki ilişki de oldukça dikkat çekicidir. Bunun önemli örneklerinden biri, Hanefilik mezhebinin kurucusu olarak bilinen Abu Hanifa’nın, Emevi Hanedanı döneminde yaşadığı baskılar ve zindan sürecidir. Bu durum, inançların yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, aynı zamanda siyasi ve otoriter yapılarla iç içe geçebildiğini gösterir.
Tüm bu örnekler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo düşündürücüdür. İnanç sistemleri çoğu zaman yalnızca hakikati arama çabasının bir sonucu olmayabilir; aynı zamanda güç, otorite, toplumsal düzen ve insan psikolojisinin etkisiyle şekillenebilir. İnsan, anlam arayan bir varlıktır ve bu arayış bazen onu sorgulamaktan uzaklaştırabilir.
Belki de en önemli soru şudur: Eğer gerçekten mutlak bir yaratıcı ve hakikat varsa, biz onu ne kadar doğru anlıyoruz? Yoksa zaman içinde oluşan yorumlar, anlatılar ve güç ilişkileri bu gerçeğin üzerini örtmüş olabilir mi? Sonuç olarak mesele inanmak ya da inanmamak değil; mesele, neye neden inandığını sorgulayabilmektir. Çünkü sorgulama olmadan ne bilgi gelişir ne de insan hakikate yaklaşabilir.
@JacobKinge As usual you are looking and inspecting the subject as if there is no way to do it.
I can see the problem in our society and big boyz approach to "middle man" with just this tweet.
Thank you for your hypocrasy and manipulation tactics.
@TamagoFluffy@caprioleio You are definitely right for the short term, trust will be an issue. But for the long term I don't think so, remainers will continue to build.
Çoğunluk yine okumayacak ama ben okuyacaklar için BlackRock Bitcoin satışlarıyla ilgili düşüncelerimi yazacağım çünkü çok fazla bilgi kirliliği var. Bugünlerde susarsak yanlış yapmış oluruz. BlackRock, benim babamın oğlu değil para da vermiyorlar paylaşımı yapayım diye ama keşke verseler, 1K Bitcoin hiç fena olmazdı sağa sola transfer ederdim sürekli satıyormuş gibi gösterip Whale Alert botunda reklamımız olurdu. Neyse, konumuza geçelim.
BlackRock'ın bir günde sanki 1 milyar dolar net çıkış veya çıkışlar vermiş gibi paylaşımlar yapılmasına anlam veremedim. Tamam, kötü devam ediyor çünkü çıkışlarda süreklilik devam ediyor, negatif mi? Evet, negatif. Ben zaten bunlardan hep bahsediyorum, ETF'ler önemli diye daha dün bununla alakalı paylaşım yaptım ve her gün düzenli olarak giriş ve çıkışı paylaşıyorum ayırt etmeden. Ama şovmenlik yapılacak bir durum yok. BlackRock lansmandan bu yana 523 milyon dolar ile en yüksek çıkışı(satış) verdi, evet doğru ama geçen hafta Cuma günü 468 milyon dolar çıkış verdiğinde de rekor çıkıştı. Niye rekor diye paylaşılmadı da üstüne 55 milyon dolar eklenince kıyamet kopmuş gibi paylaşılıyor, ben onu çözemedim.
Hem tarife krizinde hem sonrasında 500 milyon dolara yakın çıkışlar gördü BlackRock. Evet, dediğim gibi kötü, ama sanki bir günde 1 milyar dolar net çıkış vermiş gibi ya da üst üste günlerce 1 milyar dolar çıkış vermeye devam ediyormuş gibi paylaşılmasına dediğim gibi anlam veremedim. Yine söylüyorum, bunun üzerinde en çok duran benim zaten ama kıyamet kopuyormuş gibi satıyorlar algısı yanlış.
Örneklendireyim: BlackRock son 4 haftada toplamda 2.1 milyar dolar çıkış görmüş. Sadece Ekim ayının 10 gününde net girişi 2.6 milyar dolar. Yani giriş ve çıkışlar karşılaştırıldığında Rakam/Gün olarak az kalıyor. Giriş olduğunda bu 4 haftadaki çıkışı 1 haftada kapatıyorlar.
Buradaki meseleyi ben size söyleyeyim Çok büyük ihtimalle tepede alınan bu 2.6 milyar doların hatta Ekim ayının satışlarını görüyoruz. Bunlar kısa vadeciler kategorisine giriyorlar, 155 günden az oldukları için ve zararına satıyorlar. Günlerdir kısa vadecilerin satışlarından bahsediyorum ve o kapitülasyonun sebebine ETF satıcıları da dahil hatta çoğunluğu onlardan kaynaklı. Yani panik satışı yapıyorlar, tepede alanlar.
Girişlerin başladığı dönemde, bu çıkışın kapatılma süresi çok kısa oluyor tabloyu o yüzden örneklendirdim. Bitcoin, sonsuza kadar satacakları bir fiyatta değil. Kısa vadecileri zararına sattırıp en uygun seviyeden yine geri alacaklardır her iki türlü de BlackRock tarafı yatırımcılarından para kazanmış olacak. 40K seviyelerinden alınmaya başlandı ve ETF'lerin ortalama maliyet seviyeleri zaten 82 bin seviyelerinde hatta BlackRock tarafının belki daha fazladır çünkü Nisan ayından sonra çoğu alımlar 90K'nın üzerinde grafiğe bakarak anlayabilirsiniz ne kadar fazla girişler olduğunu. Yani 780 bin Bitcoin'in buralardan satılması için alındığını düşünüyorsanız, zaten bir şey diyemem bu sektöre çok uzaksınızdır hayatınızda başarılar dilerim. Tepeden alan kısa vadeci civcivler zararına günlerdir satış yapıyor arka planda alacak olanlar avuçlarını kaşıyorlardır ve kısa vadeci civcivler tükendiği zaman en uygun zamanda tekrar giriş yapacaklar şüphem yok. Bu piranaları hala tanıyamadıysanız bir şey diyemem.
Sevgiler.
@hooeem The idea that I understand is to taxing wealth not the work.
Let's say you are person with £200m total wealth. You simply cannot use all of this money in liquid holdings like crypto, equities etc. You probably have like +20 houses. Taxing with an incremented value is the key.
The biggest threat to humanity is government.
Take the United Kingdom for example. Once a place where misfits invented worlds and thinkers broke the rules, it is now a slow creature of paperwork and power, drifting through history with eyes open but its mind asleep. A country that cannot decide, so it watches. A state that cannot build, so it monitors. A system that mistakes observation for order.
You feel it everywhere. Roads that never finish. Projects that never start. Energy plans stuck in endless meetings. Leaders who speak in circles because straight lines would require courage. Every year the country grows quieter in its ambition and louder in its surveillance.
The tragedy is that decline rarely announces itself. It seeps. First through hesitation. Then through bureaucracy. Then through fear. And finally through technology that records everything except its own failures.
This is Britain’s new instinct: to watch instead of fix. Cameras on every street. Databases that grow while trust shrinks. Laws that read like confessions of insecurity. Privacy becomes a museum piece, something we point at with nostalgia while the state quietly copies our faces into servers with introduction of AI airports that don’t require passports and a “digital ID” to monitor and control.
The irony is that with this mass surveillance they can’t seem to find and arrest criminals stabbing people for their mobile phones, yet, you drive in a bus lane and 48 hours later you’ll have a fine posted to your address with a picture of you. If you’re going to get stabbed, make sure it’s at least in a bus lane lmao.
And just when you think it cannot drift further, ideology takes the wheel. Debate becomes delicate. Curiosity becomes suspicious. Institutions decide it is safer to mould you than understand you. Their worldview bleeds into AI systems that rewrite history and sterilise reality, all to avoid the discomfort of honest truth. The government doesn’t like words.
Decline always begins with the same story. Power forgets it is temporary. Institutions forget they are tools. Citizens forget they are sovereign. And the state begins to act like the parent of a population that never asked for one.
Look at countries that collapsed before. Their path was not dramatic. It was predictable. When governments grow paralysed, they compensate with control. When they stop being competent, they become intrusive. When they cannot lead, they surveil.
The UK is not Venezuela, but both prove the same rule. When a system becomes too heavy to move, it starts to crush what stands beneath it. My Venezuelan wife who fled is now worried the UK is heading in the same direction.
The UK now has one of the largest exoduses of millionaires, they want to tax, tax, tax, and tax until you can’t take anymore so you flee, then they tax you 20% for that.
The real danger is the fusion. A state that cannot decide married to technology that never forgets. Institutions that are too timid to build but eager to monitor. AI trained not for truth but for ideological comfort. A nation that is free in theory and logged in practice.
This is the crossroads. Choose centralisation and you get soft tyranny. Choose decentralisation and you get sovereignty. One path leads to citizens who tiptoe. The other leads to citizens who think.
The future does not belong to governments that watch. It belongs to individuals who wake up.
The time to wake up is now.
Government’s ineptitude will destroy humanity way before global warming, AI, humanoids, and pandemics will.
Artık Mobil #MetaMask ‘a girdiğinizde ödüller kısmı otomatik olarak geliyor (app güncel ise). Buradaki puanlar #AirDrop için diye düşünüyorum. Referanssız girlebiliypt fakat uyarıyı göreceksiniz ki ref kodu girmek size de puan kazandırıyor. Birden fazla cüzdanı aynı alanda ekleyebiliyorsunuz.
Ref: 3FDM35
https://t.co/YgfvKzgU1u
Postu görüp başka yerden ref giren arkadaşlar bi zahmet görüşmeyelim. 1 değil 2 değil. Madem senin faydanın dokunacağı bir değilim , görüşmeyelim. Çok ayıp.