1.
‘Bir insanın ne söylediği değil, neye sığındığı onun gerçeğini gösterir.’
(Part 2 de var, sonra bu gençler bizi ciddiye almıyor, ben iki yanıt verdim diye kimsenin kalbini kırılmasın)
(((((:
Dücane Bey, @ducane
Kimliğini dahi bilmediğiniz birine seviyesiz, cinsiyetçi saldırılar yöneltmek, sizin var olduğunu sandığım ama anlaşılan yanıldığım kaleminize yakışıyor mu?
İnşa etmeye çalıştığınız ve kısmen de algı açısından başardığınız entelektüel persona ile bu dil arasındaki çelişki o kadar açık ki… sizin adınıza tam bi büyü bozumu!...
İslamcı olmayıp ama o mahalleden çıkabilmiş nadir bir entelektüel profili olarak insanların zihinlerinde öyle veya böyle yer bulmuştunuz….
Sizden beklenen, fikir üretirken belli bir dengeyi koruyabilmenizdi.
Ama görüyoruz ki ilk yanıtınızda ‘kızcağız’ diyerek, gençliği küçümseyen, yaş ve cinsiyet üzerinden üstünlük kurmaya çalışan bir üsluba savruldunuz.
Zihninizi toparlamaya uğraşmışsınız ama çok da başarılı olamamışsınız.
İkinci yanıtınız ise daha da çelişkili. Bir karar verseniz iyi olacak: Saf, tecrübesiz bir ‘kızcağız’ olduğum için mi dikkate alınmamalıyım; yoksa aslında erkek olduğum için mi? Bu kararsızlık, entelektüel bir berraklıktan değil, tutulan aynada yansıttıklarınızın oluşturduğu rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Çünkü mesele basit: Ayna, sizin görmek istemediğiniz çelişkilerinizi gösterdi…
‘Arven’i ‘Anver’e çevirip bir Devlet Bahçeli performansı sergilemeniz… Doğrusu hiç kimse bir Dücane Cündioğlu’ndan böyle bir şey beklemiyordu. Ama siz, entelektüel eleştiriden siyaset meydanlarının ucuz isim cambazlıklarına savruldunuz. Hadi bunu yaptınız… Peki ardından cinsiyet üzerinden bu bayağı dili kullanmanız? Tam bi entelektüel erozyon. Tiksinç.
Sizin kadınlarla ilgili ciddi bir sorununuzun olduğunu düşünüyorum bu arada Dücane bey.
Kadın olan bir hesaba bu bayağı dil ile karşılık vermek sadece kişisel bir öfkenin değil, aynı zamanda bilinçaltınıza sinmiş derin bir cinsiyetçiliğin ifşasıdır.
İlk etapta kadını küçümsemek üzerinden bir üstünlük kurmaya çalışmanız, ama bu da sizi teskin etmeyince ‘bu hesabın arkasında bir kadın olamaz, olsa olsa erkektir’ demeniz… Bu, Freud’un tanımladığı yansıtma mekanizmasının tipik örneğidir: Kendi bastırılmış dengesizliğinizi karşınızdakine atfetmek. Gerçekten yazık.
İnsan karşısındakinin fikrine cevap veremediğinde kimliğine, oradan da cinsiyetine saldırmaya başlıyorsa, bu artık felsefe değil, basit bir güç kompleksiyle açıklanabilir.
Siz sözlerinizi düşüncenin aracı olmaktan çıkarıp, küçültmenin, aşağılamanın bir aracı haline getiriyorsunuz, ve bence sizin adınıza en acısı ne bence biliyor musunuz? Bunu zarifçe yapmayı bile başaramamışsınız. Cevap verememenin öfkesi sizi felç etmiş.
Şaşırtıcı diyeceğim, ama değil: Aynaya tutulduğunda rahatsız olan bir egonun savunma refleksi…
Dostoyevski’nin dediği gibi, ‘İnsan bazen hakikati görmezden gelerek kendini avutmayı seçer.’ Ama siz bir türlü kendinizi avutamadınız sanırım.
Dışarıdan ahkam kesmeye çalıştığınız Cemaat’i tanımamışsınız, iç dinamiklerinden zerre kadar haberdar değilsiniz Dücane bey:
Eğer olsaydınız, ‘politbüro’yla asla yönetilemeyeceğini, şekillenemeyeceğini bilirdiniz.
Siz on yılı aşkın süredir sistematik şeytanlaştırmaya, rejimin bütün imkânlarını seferber ederek yürüttüğü sosyal soykırıma rağmen dağılmayan Cemaat’in iç direncini, yukardan inme, sığ propagandaya bağlayacak kadar gerçeklikten kopuksunuz.. O direncin kaynağı, Hocaefendi’nin ortaya koyduğu öğreti ve o öğretiyi vicdanıyla sahiplenen insanların sebatı.
Az Kant mı okusanız? Hani değer merkezli hareket eden insanlar vs… İşe yarar mı bilmiyorum, ansiklopedik bilgi konusunda zayıf değilsiniz zaten, analitik yetkinlikte sorun var gibi daha çok….
Siz yıllardır bedel ödeyen yüzbinleri yok sayıyorsunuz. Hâlâ insanlığın iyiliği için projeler geliştirmeye devam eden insanların varlığı, onların sürgünde sürgün vermelerine sadece sizin tezlerinizi doğrulamadığı için “kumdan” demek, entel bir insan açısından vahim.
Ey ahali,
bir kaç defa aynanın karşısına geçip bunu tekrarlayın, iyi gelecek:
Başıma gelen her şeyin müsebbibi Cemaat değil.
Başıma gelen her şeyin müsebbibi Cemaat değil.
Başıma gelen her şeyin müsebbibi Cemaat değil.
(:
@yayangezenadam@esrefziya Arif bey, rejimin istediği şekle dönüşmediği ve rejime biat etmediği için şeytanlaştırılan bir grup, sırf o rejim istediği için terörist olmuyor. Geçiniz bu FETÖ yaftasını.
Basit ve ucuz bir propaganda aracından ötesi değil.
Sorun şu:
“antropoloji” iddiasıyla konuşuyorsunuz ama ne antropolojik, ne biyolojik, ne de sosyolojik olarak tutarlısınız. Daha önemlisi: kendi savunduğunuz düzenin neden çöktüğünü bizzat kendi argümanlarınızla açıklıyorsunuz ama bunu fark etmiyorsunuz bile…
Özellikle şu klasikleşmiş, ama tamamen safsata olan çocuk doğurdukları için kadınlar konforcudur iddiası o kadar saçma ki… tarih boyunca kadınların en ağır işleri yapmış olması, savaşta, kıtlıkta, göçte erkekten daha yüksek hayatta kalma oranına sahip olmaları, ev içi emeğin fiziksel ve zihinsel yükünün sürekli kadınlarda olmasını nasıl açıklanıyor?
Kadın konfor arayan taraf olmaktan ziyade, risk yönetebilen taraftır.
Konfor arayışı bir lüks davranışıdır, hayatta kalma stratejisi değil.
Bugün “konforculuk” diye tarif edilen şey, ilk defa kadınlara açılan sınırlı bir seçenek alanının görünür hale gelmesidir.
Bu, doğa değil; tarihsel gecikmenin telafisi.
İddia edildiği gibi kadın türün devamı için vazgeçilmezse ve aynı zamanda irrasyonel, bencil ve kısa vadeli davranıyorsa
o zaman tür bugüne kadar nasıl hayatta kaldı?
“Kadınlar hem insanlığı bugüne taşıdı
hem de akıl verilemeyecek kadar şuursuz.”
Bu iki iddia aynı anda doğru olamaz.
Kadın değiştiği için değil,
erkek rolü sorgulanmaya başladığı için bu öfke var.
Bu yüzden metin boyunca kadını hem “çok güçlü”, hem “kontrol edilmesi gereken”, hem “bencil”, hem de “toplumsal sorumluluğu taşıyamaz” olarak çiziyorsunuz.
Hele ki “Erkek iyiyse kadın iyidir” önermesi tam bir itiraf… Kadının iyiliği özne değil, sonuç, hem de erkeklere bağlı bir sonuç…
Ama aynı metin kadınların “çok söz sahibi olmasından” şikâyet ediyor. Nasıl oluyor bu beyefendi?
- Kadın özne olmasın
- Ama sonuçlardan sorumlu olsun
- Ama karar mekanizmasına dahil olmasın
- Ama tür devam etsin
Keşke şu soruyu sorabilseniz:
“Bugüne kadar kurduğunuz düzen, neden artık kadınları ikna etmiyor?”
Onun yerine kontrol altına almamız lazım diye adeta bağırıyorsunuz!…
İkna edebilseniz, zaten kontrol gerekmez
Sorun şu: “antropoloji” iddiasıyla konuşuyorsunuz ama ne antropolojik, ne biyolojik, ne de sosyolojik olarak tutarlısınız. Daha önemlisi: kendi savunduğunuz düzenin neden çöktüğünü bizzat kendi argümanlarınızla açıklıyorsunuz ama bunu fark etmiyorsunuz bile…
Özellikle şu klasikleşmiş, ama tamamen safsata olan çocuk doğurdukları için kadınlar konforcudur iddiası o kadar saçma ki… tarih boyunca kadınların en ağır işleri yapmış olması, savaşta, kıtlıkta, göçte erkekten daha yüksek hayatta kalma oranına sahip olmaları, ev içi emeğin fiziksel ve zihinsel yükünün sürekli kadınlarda olmasını nasıl açıklanıyor?
Kadın konfor arayan taraf olmaktan ziyade, risk yönetebilen taraftır. Konfor arayışı bir lüks davranışıdır, hayatta kalma stratejisi değil.
Bugün “konforculuk” diye tarif edilen şey, ilk defa kadınlara açılan sınırlı bir seçenek alanının görünür hale gelmesidir. Bu, doğa değil; tarihsel gecikmenin telafisi.
İddia edildiği gibi kadın türün devamı için vazgeçilmezse ve aynı zamanda irrasyonel, bencil ve kısa vadeli davranıyorsa
o zaman tür bugüne kadar nasıl hayatta kaldı?
“Kadınlar hem insanlığı bugüne taşıdı hem de akıl verilemeyecek kadar şuursuz.”
Bu iki iddia aynı anda doğru olamaz.
Kadın değiştiği için değil, erkek rolü sorgulanmaya başladığı için bu öfke var.
Bu yüzden metin boyunca kadını hem “çok güçlü”, hem “kontrol edilmesi gereken”, hem “bencil”, hem de “toplumsal sorumluluğu taşıyamaz” olarak çiziyorsunuz.
Hele ki “Erkek iyiyse kadın iyidir” önermesi tam bir itiraf… Kadının iyiliği özne değil, sonuç, hem de erkeklere bağlı bir sonuç…
Ama aynı metin kadınların “çok söz sahibi olmasından” şikâyet ediyor. Nasıl oluyor bu beyefendi?
- Kadın özne olmasın
- Ama sonuçlardan sorumlu olsun
- Ama karar mekanizmasına dahil olmasın
- Ama tür devam etsin
Keşke şu soruyu sorabilseniz:
“Bugüne kadar kurduğunuz düzen, neden artık kadınları ikna etmiyor?”
Onun yerine kontrol altına almamız lazım diye adeta bağırıyorsunuz!…
İkna edebilseniz, zaten kontrol gerekmez…
Bam güm yazacağım valla anlayan anlar, sikimde bile değil çünkü artık. Şu kısacık cümle var ya, işte bu cümle tarih boyunca kadınların neden kalıcı bir norm şekilde ekonomik özgürlük ve eğitim sahibi olamadığının, yakın bir gelecekte de bu normun neden tekrar bu seyre döneceğinin cevabı. Bu kadar. Bunu kadına ben yapmıyorum çünkü oğlum, Melek Mosso'ya şunları ben dedirtmiyorum yani. Sizin kafanız böyle çalışıyor. Dişiliğin bir paradoksu bu.
Defalarca farklı şekilde anlattım bunları, çocuk doğumu ve bakımı denen şey zor olduğu için kadın konfora düşkündür. Yani bir kedinin yavrulayacağı zaman güvenli bir yer aradığı gibi mala mülke, güvenceye, rahata, konfora ihtiyaç duyar kadın. "Baba evinden çıkmak" denen şey vardı ya eskiden, hah işte o bile çoğu zaman aslında "Annenin evinden çıkıp kendi evini kurmak" anlamına geliyordu. O ev çünkü annenin krallığıydı, kadın kendi evini kuruyordu. Bu kodlar içinizde yani.
Hatta şöyle diyeyim, insanlık olarak yerleşik hayata geçmemizin bile ana nedeni kadınlardır. Malum sabit dururken çocuk bakmak daha kolay çünkü. Çocuk denklemi olmasaydı ve bize kalsaydı kendimizi bu kadar zorlu bir dönüşüme sokmazdık bile biz erkekler olarak. Bugün bile bazıları aşılamamış bir sürü problem demek yerleşik yaşam demek çünkü. Bunların hepsi antropolojik uzun uzun konular, gidin okuyun, bu gözle bakarsanız anlarsınız belki.
Velhasıl bu akışın bir neticesi olarak kadın haliyle daha bencil ve dünyevidir. Yani mala mülke düşkünlüğü, güvence arayışı, konfor arayışı ve rahata olan ihtiyacı çocuk denkleminden bağımsız olarak onu motive eder hayatında. E sen de böyle bir varlığa bunları sosyal denklemde öylece sağlarsan dünya birden kadın için bir podyuma dönüşür. Çocuk denen şey, ilişki denen şey de "konfor bozan" yükler haline gelip hayatından çıkar. Yerine işte sosyal hayatı bir defileye çevirip salınarak gezmek gelir, yiyip içip tatmak gelir, dünyayı gezeceğimler falan gelir ve sürekli "yeni deneyimler" falan gelir. Bunları o kadar sever ki kadın, dünya bundan ibaret, herkes bunun için yaşıyor da o bunlardan mahrum bırakılmaya çalışılıyor falan sanır. Yani inanılmaz dünyevi bir sahneye dönüşür kadın için hayat ve buna engel gördüğü her şey de baş düşmanı olur. Aile, eş, hele ki çocuk falan, HELE Kİ 2-3 çocuk falan, olacak şey değil. Konforunu bozan, hayatından çaldığını hissettiren her şey düşmanlaşır. Bu kendi yarattığı düşmana karşı kuyruk dikişini de bir zafer, bir başarı, bir güç, bir gövde gösterisi falan sanır.
Bir başka deyişle kadının dünyasında konfor ile çocuk arasında %95 ihtimalle konfor kazanır, kalan %5 de bu normun devamını sağlamaya yetmez, özeti bu. Ha tabi %95 dedim diye hepsi Melek Mosso sanmayın, o redfem %10'luk belki deli bir güruhun görece dürüst temsilcisi burada. Büyük bir kısmı için "Ya ben çocuk istiyorum da...." ile başlayıp asla o çocuğa gidemeyen mazeretlerle bunu sündürür. Suçlu da hep erkek olur tabi. Allah olamadığımız için yetersizlikle suçlanırız falan. Türün isteyen tarafı olduğu için "acaba beklentilerimde mi bir sorun var?" sorusunu sormak kadına nasip olmuş bir beceri değil belli ki.
Bugün olan da bu işte ve kadını buradan kurtarma şansımız yok. Kadını kadından kurtaramayız çünkü. Farkında değilseniz söyleyeyim, kadınlar olarak bugün çok başka falan olmadınız arkadaşlar. Aman ne çok ilerlediniz, ne çok geliştiniz durumu yok, yaptığınız her şeyi inanılmaz ilkel bir kadın dürtüsüyle yapıyorsunuz hala. Suistimal edildiniz büyük oranda. Şu an geldiğiniz bu nokta sizin hevanızı mutlaka okşuyor, ama onu kenara koyarsak bundan öte size ne kazandırmıştır derseniz de bilmiyorum. Bildiğim şeyse birlikte yaşanabilecek şeyler olma becerinizi tamamen yitirip zıvanadan çıkardı çoğunuzu bu geldiğiniz nokta.
Hani "evlenmek ve çocuk sahibi olmak" gibi şeyler hakkında bunlar sanki bir muhtaçlığın, bir acizliğin, bir eğitimsizliğin ve bir fakirliğin neticesiymiş gibi davranan böyle kadınlara kadar geldiyse olay, bu iş kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür artık. Sizin böyle düşünmediğinizi düşünmeniz yetmez, cebine üç kuruş para giren eğer çıtayı buraya çekiyorsa bu süreç ileride kadının cebinde o üç kuruşun olmayacağı bir sosyal dinamiğe evrilir. Hatta ne kadına eğitim verilecek, ne de kadının bu özgürlük alanı sağlanabilecek normların garantisi kalır. Kadını kendisinden bile korumak gereken üçüncü bir yol öncelikli olarak düşünülür. Siz tabi isterseniz yine bunu sizin üzerinizde tahakküm kurmak için yapıyor erkek sanın, "erkekler şöyle böyle" diye yine ağlayın, ama bu toplamda sizin bile sağlığınız için gerekli olan toplumsal koşullar için lazım. Ha gerçekten erkeklere hata yapacakları daha geniş alanlar da verir bu, evet, ama başka yol bırakmadığınız için oluyor işte bu.
Yoksa da alternatifi söyler misiniz? Ben mi doğuracağım çocuğu amk ya? Ne bekliyorsunuz? Nesli ben mi sürdüreceğim? Sizi erkekten ayıran en temel şey bu. Hatta sizi kadın yapan, hani şu anda o el üzerinde tutulan türün cazibe merkezi kılan, size karşı pozitif ayrımcılıklara ses çıkarmayan, hatalarınızı alttan aldıran şey var ya, oğlum bu bile çocuk doğuran taraf siz olduğunuz için öyle. Yani sizi siz yapan şeye düşman olup hala size siz gibi davranmamızı nasıl bekliyorsunuz? Tutturmuşsunuz bir "kadını kadın yapan tek şey çocuk doğurmak mı" falan diye bir terane, sizi siz yapan şeyden aşağılık bir şey gibi bahsediyorsunuz. Oğlum bunu çekince geriye kötü erkekler kalıyor sadece sizden, elbette sizi o "kadın" dediğiniz şey yapan dişiliğiniz. "Çocuğun olmazsa" ayrı bir konu, ama "ben çocuk yapmayacağım ve bana hala kadın gibi davranacaksınız" dayatması çalışmıyor, görmeniz lazım bunu. "Ben kadın muamelesi görmek istemiyorum, eşitlik olsun" falan geçin amk, sizi zaten bozan şey eşitlik burada. Size erkek gibi davrandığımız anda size zulmediyoruz gibi hissediyorsunuz amk. "Bizi idare edin" dediğiniz şey bu. Sebep? Sebep yok işte, idare edilmek istiyorsunuz. Deli oyalar gibi, hayvan bakar gibi size bakalım, bunun da adı eşitlik olsun istiyorsunuz. Olmaz oğlum bu, siz bundan fazlasısınız.
Hayır nasıl deviniyor sanıyorsunuz bu dünya? Biraz kendinizden çıkıp dünyaya bir bakın. Siz dünyaya nasıl geldiniz ve yarınkiler nasıl gelecekler sanıyorsunuz? Bugün sorunlarımız dediğiniz şeylerin dünkülerin size bıraktığı miras olduğu gibi, yarınkilerin de bugün sizin onlara bırakacağınız miras olduğunu görün bir zahmet. Kadının toplumu şekillendirmesindeki yerine ve görevine bu kadar kör müsünüz, bu sorumluluğu alamayacak kadar sikko musunuz, yoksa bunu hiç umursamayacak kadar bencil misiniz? Üçünden biri çünkü cevap. Sorumsuzsanız ağlamayı kesin, körseniz gözünüzü açın, bencilseniz de o zaman kadını çok umursuyormuşsunuz ve kadınlar için mutlak bir mücadele veriyormuşsunuz pozlarına girmekten çıkın. Siz yarının kadının hayatından çalıyorsunuz sadece çünkü. Siz kadının bile en büyük düşmanısınız bu tavırla yani. Bu direniş görünümlü konformizminizle yarına öyle bir miras bırakacaksınız ki, yarının kadının sahip olması gerekip de alamadığı haklar çıkacak. Dahası bunlar için insani bir yerden yine ben mücadele veren tarafta kalacağım.
Bunları cevaplayın yani bana, ötesi çünkü için tatava. Yenilir yutulur şeylerle gelin yani bana. Bunları cevaplamadıktan sonra ne yaşadığınız inanın umurumda değil. Bugün ne yaşadığınız gibi yarın bunların zatınıza ne yaşatacağı da umurumda olmaz. Yarının dünyası ne getirirse ona kendimi hazırlarım yani. Sizin bu yaptıklarınızın neticesinde çözüm adı altında zulme maruz kalanlara destek olurum, size bir sikim yapmam. Kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz derim. O gün gelene kadar da yürüme bandında koşar gibi kendinizi hırpalarken kibirli kibirli böyle bomboş ve büyük laflar saçmanız da saçma derecede komik olduğu için güler dalga geçerim en fazla işte. Dünya her ne sanıyorsanız da sandığınız şey değil özetle, ve görünen o ki kadının bu kadar sözünün geçtiği bir devran çökmeye mahkum. Bu tavrınızla düşündürdüğünüz tek şey bu oluyor.
Hani "vay patriyarka, vay ataerki" diye ağlayıp duruyorsunuz ya, aslında tarih boyunca olan şeyin özet şuydu; erkek iyiyse kadın iyidir, erkek kötüyse kadın kötüdür, bu kadar. Başka şansımız yok çünkü. Bugün de yok, sadece neden olmadığını görüyoruz dediğim gibi. Bu denklem çünkü türün gereksinimi özelinde, yani hayatın doğal akışı özelinde %60-70 bandında belki sağlıklı ilişkiler yarattı şimdiye kadar. Ki muazzam bir başarı oranı bu. Ha tabi oran bu olduğu için kötü örnek ararsan bulursun, acılar da çok yaşandı yani. "Vay eskiden şöyleydi böyleydi" diye sürekli kötüye odaklanıyorsunuz bu propagandalar yüzünden ama ulan daha fazlası bir sürü örnek de iyiydi işte. Sadece yapabildiğimiz bu kadardı. Bundan daha yüksek oran nasıl yaparız da bir konuydu evet, dinlerden tut, kültürdeki düzenlemelere kadar her şey de bunu tasarlamaya çalışıyordu zaten. Yani kadını kadın, erkeği erkek olarak yaşatıp optimumda mutlu edecek dinamikler hep bir konu oldu. Ama bugün ürettiğiniz bu şey var ya, şimdiye kadar getirilmiş en feminen ve boktan cevap. Cümleye baksana, sikip attı ilişki falan kalmadı ortalıkta. "İlişkileri yok edersek ilişki sorunu kalmaz" diye muazzam bir cevap üretmiş. Tamam, hadi bir çözüm dedik buna diyelim, ne olacak sanıyorsunuz ki yarın gerçekten? Hani siz üç kuruş para bulur bulmaz ilişkilere ayak diretince ne değişecek sanıyorsunuz? Neslimizi mi kurutacaksınız sanıyorsunuz? Öyle sanıyorsanız söyleyeyim, insanoğlu hamamböceğinden beterdir, kadınların %99'u böyle olsun, yine soyumuz kurumaz. Yani bu tutumunuzla yarının dünyasına örnek değil ibret olarak geçip siktir olup gitmenizden öte hiçbir bok olmaz. "Yok abi kadına para eğitim verirsen hem kendi hayatını sikiyor, hem de diğer kadınları fişekliyor" der yarınki insanlar en ufak bir sosyal krizde, bunun altyapısını kuruyor şu anki bu tutumunuz sadece. Ha bu laf da size şu an çok ağır geliyor olabilir ama buna da ilk onayı kadınlar verir bu arada. Sizin bugünkü havalarınız refah şımarıklığından çünkü. Sosyal kriz derken ben sizin dönüşmenizi falan beklemiyorum tabi, insanlık nüfusla açlıkla, tehlikeyle, güvenlikle, refahla bir sınansın, sonra bakın o "güçlü kadın" diye inşa ettiğiniz illüzyon nasıl yıkılıyor da kadınlar kendini güçlü birinin kollarına atmak için yer arıyorlar. Sizin bugün olduğunuz şey olmaktan asla vazgeçemeyeceğinizi düşündüğünüz gibi, o çevresel şartlara maruz kalan kadınlar da benliklerine aynı şekilde sarılacaklar işte, öyle düşünün bunu. Öncelikleri farklı olacak sizden sadece.
Bugün yaşanan şey bir kanser ve bu kanser kendi kendini çözüp nüfus çökünce bu iş yine buna evrilecek tekrar işte. Sizin geçmişi kötü görmeniz size öğretilmiş bir algıda seçicilik tamamen. İyi olan çok da olsa sessizdi, kötü olan göze battı. E senin de kötüyü göresin varsa göz onu tabi görür. Yoksa komple acılar üzerine inşa olmadı ya elbet bu siktiğimin tarihi. Öyle sanıyorsunuz da olamaz yani öyle bir şey amk. Hayvan hayvana böyle zulmetmiyor, atalarınızın eşim dediği insana karşı nasıl sistematik bir kin beslediğini sanıyorsunuz ki siz gerçekten? Zaten burada bile bir paradoks var, hem diyorsunuz ki "eski erkekler gibi değil, erkekler bozuldu" falan diye bugünkü erkeğe sövüyorsunuz, hem de "eski erkekler çok zulmetti kadına, analarımız, anneannelerimiz" diye eski erkeğe sövüyorsunuz. Eski erkek deyince kafanızda ne canlanıyorsa, o da bir dişil paradoks işte. Velhasıl bugünkünden daha kötü değildi ilişkiler diyeyim, uzun uzun anlatmayacağım ama değildi. Daha hoyrattı, iyisi daha iyi, kötüsü daha kötüydü, ama vardı ve gerçekti. Sanayi Devrimi diye bir kanser girince, sermaye diye fişekleyici birileri burada kadının zaaflarını ateşleyince buraya geldik ama hani geçmişe dair resminiz bir karikatür tamamen. Bombok bir karikatür hem de. Bu karikatür üzerinden çizdiğiniz bu kendi kendini üretmekten aciz konformist devran da sürmez, üzgünüm. Sizin sarhoşluğunu çektiğiniz şeyin akşamdan kalmasını yarının kadınıyla erkeğiyle tüm dünya çekecek.
Özetle erkeğin dünyasında kadına iyi veya kötü bir yer vardır ama kadının dünyasında bugün de gördüğünüz üzere bırak erkeği, kadına bile yer yok. Böyle bir şey çalışmaz bacılar, benim yüzümden değil, sizin yüzünüzden çalışmaz. Kafanız almıyor belki ama çalışan bir denklem yok ortada. Sadece öyle istediğiniz için çalışsın istiyorsunuz ama bu bir şeyi çalıştırmaya yetmez. Yoksa biz size düşman olsak, size zulmetmek istiyor olsak, bunlar bizim yüzümüzden çalışmıyor olsa bugün bunları da yapamazdınız. Bize rağmen falan yapmıyorsunuz bunları amk, insanoğlunun neticesi bunlar hep. Kadın türün kimyasına şekil veriyor, biz de izleyip dahil oluyoruz işte. Ama bu demek değil ki her yaptığınız meşru ve baktığınız her yön kuzey, aha bugün de toplumun anasını sikiyorsunuz. Demek ki bugün de bu lazımmış, buradaki tetikleyici kadim kodlar her neyse de bugün buna evrildi, yarın da sizin çocuk yaptığınız denklem neyse oraya doğru tekrar evrilecek ne pahasına olursa olsun. Çocuk konusunu anlamayan varsa son kez vurgulayayım, "insanlık" denen şey dünyada olduğu sürece "çocuk doğuran kadınlar" her kimse insanlık oraya kayacağı için bu olacak. Yani "kadının tek fonksiyonu çocuk doğurmaktır" değil bu konu, çocuk doğurmak kadının tek işi değilse de erkeğin yapamayıp kadının yapabileceği tek şey olduğu için ve buna kitlesel şekilde böyle direndiğiniz noktada çıkan toplumsal krizden kadının karlı çıkması ihtimali kalmadığı için bu böyle olacak. "Aaa kadınlar artık şöyle yapıyor, o zaman çocuğu da biz doğuralım" diyemeyeceğiz yani biz amk. Kafanız nereye gitti bilmiyorum da bunu bekler gibi yaşıyorsunuz.
Ondan öte eğitimmiş, zenginlikmiş falan bunlar fazla erkek şeyler ve erkek şeyler olmasının nedeni de bu işte. O kadar dünyevisiniz, o kadar erkekte bunları seviyorsunuz, o kadar erkekleri bunun üzerinden değerlendiriyorsunuz ki bunları kendinize takıp takıştırmayı dünyanın amacı gibi görüyorsunuz, konu bu. Yoksa erkek için sosyal hayatta var olmak bile bir gurur meselesi değil amk. Bir podyum değil dünya bizim için. Sizin turisti olduğunuz yerin tutsağıyız biz. Yani erkeği hiç anlamadığınız için erkeği hem kıskanıp, hem taklit edip, hem de nefret etmek gibi bir karmaşa yaşıyorsunuz. Bu da çalışmıyor haliyle. Bir tavsiye olacak bir şey bile değil bu diyeceğim biliyorum ama yine de söyleyeyim, bunları kaldıramayan kadının kendisini bundan koruması lazım aslında. Bunlar üstünlük falan değil çünkü, bunlar paylaşılacak şeyler. Erkek bunları kadın için elde ediyor temelde, sizse kendiniz için. Kadın paylaşmayı dengeli şekilde çözebilen bir şey bile değil, ya hep, ya hiç gibi giriyor topa. Bildiğinizi sanıyorsunuz da yok, o kadar kadınsınız ki çıkardığınız sonuçlar fecaat ynai. Mesela şu anlattığım şeyleri anlasa bile sırf dişil bir "ilerleme dürtüsüyle" ve "geriye gitme korkusuyla" sürekli o bahsettiğim "üçüncü yolu" da düşünüyorsunuz hatta, defalarca deneyimledim bunu, ama sizin beyniniz onu çözecek şekilde çalışmıyor işte kusura bakmayın. Çözüm üretmekte kötüsünüz siz, istemekte ve sorun çıkarmakta daha uzmansınız, ki bu da bizim türümüzün bir yakası zaten. Bir çeşit penis kıskançlığıyla erkeğin sahip olduklarına sahip olunca çözülmeyecek bu iş anlayacağınız, orada yoksunuz siz, üçüncü yolu başka yerden almaya ve gelen çözümler içerisinde önceliklerinize göre iyi olana bakmaya çalışın yani. Asla bir kadının dinlemeyeceği bir paragrafla da sonlandırdım yazımı, çok mutluyum. :D
Bunu herkes bilsin isterim. Bu zamana kadar FETÖ ile mücadelede İçişleri ve Emniyet birimleri hariç hiç bir kurumdan destek almadım. Destek derken maddi desteği de kastetmiyorum İçişleri ve Emniyet birimlerinin de çayı hariç hiç bir kuruşunu kullanmadım. Parasını kendi bulduğum bir çok projeye de diğer kurumlar köstek oldular. Hele Diyanetin üst bürokrasisi anlatsam dilim varmaz. FETÖ ile mücadele etmemize destek vermeyen köstek olan kurumlardan şimdi patır patır fetöcü dökülüyor bunun bir çoğu inanın bir çok kurumda da böyle. Korunmuş fetöcüler, bizim fetöcüler, bizim çocuklar hep kıymet buldular. Fetöcüler beddua seansları, küfürler, tehditler yılmadım ama üst bürokrasinin bu iki yüzlülüğü bıktırdı bizi.
Ömer hocam, İngilizce olduğunu parantez içinde söylemekten ziyade altını çizerek mi ifade etseniz? Sonra dil bilgisini bir üstünlük parametresi olarak görenler, Cemaat'te etkin olup İngilizce bilen kimse yok diye ahkam kesiyor...
(((:
@OmerAtillaErgi Ömer hocam, İngilizce olduğunu parantez içinde söylemekten ziyade altını çizerek mi ifade etseniz? Sonra dil bilgisini bir üstünlük parametresi olarak görenler, Cemaat'te etkin olup İngilizce bilen kimse yok diye ahkam kesiyor...
(((:
Canan hanımı hemen hemen her cenah eleştiridi. Tarık beyden çok daha sert, çok daha aşağılayan kelimeler kullanarak üstelik. Üslubu geçtim, kolay 'legal düşman' hedef seçişi hayal kırıklığına uğrattı beni.
BAZILARI YALAN KONUŞUYOR..
Bir mecliste oturuyorduk. Hizmeti eleştirmeyi ata sporu haline getirmiş bir arkadaş, sosyal medyada yazan birçok isim hakkında konuşmaya başladı. Bunların heyetin statükosunu korumak için yazdığını ve bunun için kalın zarflar aldığını söyledi.
1.
‘Bir insanın ne söylediği değil, neye sığındığı onun gerçeğini gösterir.’
(Part 2 de var, sonra bu gençler bizi ciddiye almıyor, ben iki yanıt verdim diye kimsenin kalbini kırılmasın)
(((((:
Dücane Bey, @ducane
Kimliğini dahi bilmediğiniz birine seviyesiz, cinsiyetçi saldırılar yöneltmek, sizin var olduğunu sandığım ama anlaşılan yanıldığım kaleminize yakışıyor mu?
İnşa etmeye çalıştığınız ve kısmen de algı açısından başardığınız entelektüel persona ile bu dil arasındaki çelişki o kadar açık ki… sizin adınıza tam bi büyü bozumu!...
İslamcı olmayıp ama o mahalleden çıkabilmiş nadir bir entelektüel profili olarak insanların zihinlerinde öyle veya böyle yer bulmuştunuz….
Sizden beklenen, fikir üretirken belli bir dengeyi koruyabilmenizdi.
Ama görüyoruz ki ilk yanıtınızda ‘kızcağız’ diyerek, gençliği küçümseyen, yaş ve cinsiyet üzerinden üstünlük kurmaya çalışan bir üsluba savruldunuz.
Zihninizi toparlamaya uğraşmışsınız ama çok da başarılı olamamışsınız.
İkinci yanıtınız ise daha da çelişkili. Bir karar verseniz iyi olacak: Saf, tecrübesiz bir ‘kızcağız’ olduğum için mi dikkate alınmamalıyım; yoksa aslında erkek olduğum için mi? Bu kararsızlık, entelektüel bir berraklıktan değil, tutulan aynada yansıttıklarınızın oluşturduğu rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Çünkü mesele basit: Ayna, sizin görmek istemediğiniz çelişkilerinizi gösterdi…
‘Arven’i ‘Anver’e çevirip bir Devlet Bahçeli performansı sergilemeniz… Doğrusu hiç kimse bir Dücane Cündioğlu’ndan böyle bir şey beklemiyordu. Ama siz, entelektüel eleştiriden siyaset meydanlarının ucuz isim cambazlıklarına savruldunuz. Hadi bunu yaptınız… Peki ardından cinsiyet üzerinden bu bayağı dili kullanmanız? Tam bi entelektüel erozyon. Tiksinç.
Sizin kadınlarla ilgili ciddi bir sorununuzun olduğunu düşünüyorum bu arada Dücane bey.
Kadın olan bir hesaba bu bayağı dil ile karşılık vermek sadece kişisel bir öfkenin değil, aynı zamanda bilinçaltınıza sinmiş derin bir cinsiyetçiliğin ifşasıdır.
İlk etapta kadını küçümsemek üzerinden bir üstünlük kurmaya çalışmanız, ama bu da sizi teskin etmeyince ‘bu hesabın arkasında bir kadın olamaz, olsa olsa erkektir’ demeniz… Bu, Freud’un tanımladığı yansıtma mekanizmasının tipik örneğidir: Kendi bastırılmış dengesizliğinizi karşınızdakine atfetmek. Gerçekten yazık.
İnsan karşısındakinin fikrine cevap veremediğinde kimliğine, oradan da cinsiyetine saldırmaya başlıyorsa, bu artık felsefe değil, basit bir güç kompleksiyle açıklanabilir.
Siz sözlerinizi düşüncenin aracı olmaktan çıkarıp, küçültmenin, aşağılamanın bir aracı haline getiriyorsunuz, ve bence sizin adınıza en acısı ne bence biliyor musunuz? Bunu zarifçe yapmayı bile başaramamışsınız. Cevap verememenin öfkesi sizi felç etmiş.
Şaşırtıcı diyeceğim, ama değil: Aynaya tutulduğunda rahatsız olan bir egonun savunma refleksi…
Dostoyevski’nin dediği gibi, ‘İnsan bazen hakikati görmezden gelerek kendini avutmayı seçer.’ Ama siz bir türlü kendinizi avutamadınız sanırım.
Dışarıdan ahkam kesmeye çalıştığınız Cemaat’i tanımamışsınız, iç dinamiklerinden zerre kadar haberdar değilsiniz Dücane bey:
Eğer olsaydınız, ‘politbüro’yla asla yönetilemeyeceğini, şekillenemeyeceğini bilirdiniz.
Siz on yılı aşkın süredir sistematik şeytanlaştırmaya, rejimin bütün imkânlarını seferber ederek yürüttüğü sosyal soykırıma rağmen dağılmayan Cemaat’in iç direncini, yukardan inme, sığ propagandaya bağlayacak kadar gerçeklikten kopuksunuz.. O direncin kaynağı, Hocaefendi’nin ortaya koyduğu öğreti ve o öğretiyi vicdanıyla sahiplenen insanların sebatı.
Az Kant mı okusanız? Hani değer merkezli hareket eden insanlar vs… İşe yarar mı bilmiyorum, ansiklopedik bilgi konusunda zayıf değilsiniz zaten, analitik yetkinlikte sorun var gibi daha çok….
Siz yıllardır bedel ödeyen yüzbinleri yok sayıyorsunuz. Hâlâ insanlığın iyiliği için projeler geliştirmeye devam eden insanların varlığı, onların sürgünde sürgün vermelerine sadece sizin tezlerinizi doğrulamadığı için “kumdan” demek, entel bir insan açısından vahim.
çok naziksin, @grok evet, çok eril bir dil kullandığımı da söyleyenler var. Hatta hızını alamayıp çok tuhaf çıkarımlar da var... Kadın olmamı kabul etmektense, beni tamamen yapay zeka ürünü veya erkek olarak tanımlamak istiyorlar. Sanırım o zaman hazmetmeleri daha kolay olacak onlar için, sence bunun açıklaması ne?
Dücane Bey,
sizden ‘soylu bir şüphe’ beklerken, gördüğümüz sadece eski kalıplara mahkum bir önyargı!...
Siz yine her zamanki gibi yüksek bir kürsüden, “haricîden gazel” okumaya soyunmuşsunuz. Lakin bu defa gazeliniz, kendi iç tutarlılığına bile ihanet ediyor. Çünkü cemaatleri yekpare, hiyerarşik, itaate dayalı yapılar olarak tanımlarken; hem Weber’in otorite tipolojisini, hem de Habermas’ın kamusal alan teorisini yarım yamalak hatırlatıp, işin özünü ıskalıyor: Hizmet gibi gönüllü katılıma dayalı, üyelikten azade, değer eksenli bir hareketi totaliter yapılara kıyaslamak, epistemik bir fiyaskodur.
‘Politbüro’ diyorsunuz. Oysa bu, Sovyet kalıntısı bir metafor. Bugünkü tartışmaları basit bir iktidar kavgası, tabanı da iradesiz bir sürü gibi tasvir ediyorsunuz. Bu aslında kendinizin sık sık şikâyet ettiği ‘oryantalist indirgemeciliğin’’ ilginç bir örneği olmuş. . Sizden beklenen, Nietzsche’nin deyimiyle “soylu bir şüphe” iken, gördüğümüz sadece “eski kalıplara mahkûm bir önyargı.”
Bir cemaatin doğasına “fesih” emri vermek, cemaatlerin şirket olmadığı tespitinizle çelişiyor. Bir şirketi kapatır gibi kapatılamayacağını siz de söylüyorsunuz ama hemen ardından ‘taban aldanma ihtiyacındadır’ diyerek bir tür kolektif aptallık isnat ediyorsunuz. Bu, hem sosyolojik olarak temelsiz, hem de etik olarak sorunlu. Çünkü Hizmet’in katılımcıları, sizin zannettiğiniz gibi aldanmış değil, kendi vicdanıyla karar vermiş bireylerdir.
Belki görmediniz, belki görmek işinize gelmedi ama yüz binlerce insanın kendi mesleğini, geleceğini, özgürlüğünü riske atarak sürdürdüğü bu yol, “aldanma ihtiyacı” değil, “ahlaki sorumluluk” ile açıklanabilir.
Ve gelelim ‘kumdan kale’ benzetmenize… Kusura bakmayın ama burada gerçekle bağınız tamamen kopuyor.
Siz kumdan diyorsunuz; fakat on yılı aşkın süredir sistematik şeytanlaştırmaya, rejimin devletin bütün imkânlarını seferber ederek yürüttüğü yok etme kampanyasına, sosyal soykırıma rağmen her geçen gün müspet seviyesini artıran bir Hareketten söz ediyoruz. Böyle bir yapıya kumdan kale demek, olsa olsa temenniniz olabilir; ama realiteden fazlasıyla uzaktır.
Kısacası, Dücane Bey:
Anlaşılan o ki, gerçeklik size uymadığı için onu küçültmeye çalışıyorsunuz.
Harici bakışınız, hareketin içsel dinamiklerini kavramaktan uzak.
Weber'in dediği gibi otoriteyi tek boyutlu görenler, gönüllülüğün inşa ettiği ahlaki meşruiyeti gözden kaçırırlar.
Siz kumdan diyorsunuz, bizse insanın vicdanına kök salmış bir dayanışmadan bahsediyoruz. Ve vicdanın üzerine inşa edilen hiçbir yapı kumdan değildir.
CEMAAT HAKKINDA BİR “HARİÇTEN GAZEL OKUMA” DENEMESİ
• “cemaat kendini feshetsin!”
bu öneri ortaya atıldığında, doğrusu makul bulmamıştım, çünkü bu öneri cemaatlerin doğasına aykırıydı, cemaatler bir şirket değildir; varlığını kitlelerin aldanma gereksimine borçludur, üyelerinden kurtuluş ve manevi tatmin karşılığında fedakarlık bekler; taban boyun eğer, kendisinden ne istenirse onu yapar, böylelikle itminana ve kurtuluşa ereceğini düşünür.
tüm dini ve gayr-ı dini cemaatler ve silahlı örgütler uygarlık tarihi boyunca yukarıdan aşağı yapılanmış ve üsttekiler aşağıdakilere daima buyurmuşlardır (önermezler, buyururlar) ve doğal olarak aşağıdakilerden koşulsuz itaat beklemişler, aksi takdirde de onları cezalandırmışlardır, ne de olsa kurtarıcılar kurtardıklarından daima alacaklıdırlar.
alttakiler üsttekileri denetleyemez, bu nedenle dinsel ve siyasa cemaatler demokratik tepkiler geliştiremezler. (henüz komün halindeyken elbette biraz tolerans vardır.)
tanrının kullarını cemal ve celal yoluyla terbiye ettiğine inanılır; padişahlar, sultanlar, reisler, başbuğlar, peygamberler, şeyhler, hocaefendiler de celal yoluyla bağlılarını terbiye ederler. [Fethullah Gülen’in celal yoluyla öğrencilerini nasıl terbiye ettiğini örnekleriyle açıkça kamuoyu önünde savunacak, tartışacak ve demokratik bir yapıya aykırı olmadığını iddia edecek bir babayiğit çıkar mı bilemem. Cemaat tabanının payına kemik, abilere ve efendilere etler düşer, çünkü terbiyenin ilkesi açıktır: “eti sizin, kemiği bizim!]
sözün özü, izlediği kadarıyla şu son birkaç aydır cemaat içinde büyük bir hesaplaşma yaşanıyor. bir yanda dediğim dedikçi otokratik politbüro, öte yanda taban ve tabandan yetişmiş namuslu birkaç adam.
çözüm yolunu da kendileri buldular:
• “cemaatin tepesine çöreklenmiş politbüro kendini feshetsin!
diyelim ki ettiler, gelenleri kim seçecek?
tabanın seçmeyeceği kesin! üstelik cemaatin muaviyesi (mö) buna asla izin vermeyecektir.
muaviye’nin beslediği gazeteciler fena çuvalladılar; kamp yârânı da tabanı küçümsediklerinden herşeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Yukarıdan aşağıya hayt huyt demek kolay, kamunun önünde izleyicilerle eşitlendiklerinde o kadar sıradanlaşıyorlar ki büyü tamamen bozuluyor.
kumdan kaleler birkaç damla suyla bile yıkılırlar.
peki o damlalar sağanak yağmura dönüşürse?
veya o damlalar kurutulursa?
damlalara sahip çıkmalı!
Ömer hocam, İngilizce olduğunu parantez içinde söylemekten ziyade altını çizerek mi ifade etseniz? Sonra dil bilgisini bir üstünlük parametresi olarak görenler, Cemaat'te etkin olup İngilizce bilen kimse yok diye ahkam kesiyor...
(((:
Arkadaşlar, evrim üzerine yaptığımız konferansın videoları bölümler halinde yayınlanıyor.
(Konferans İngilizce)
Birinci bölüm aşağıda ⬇️
https://t.co/5SslO6vMqD
@OmerAtillaErgi Ömer hocam, İngilizce olduğunu parantez içinde söylemekten ziyade altını çizerek mi ifade etseniz? Sonra dil bilgisini bir üstünlük parametresi olarak görenler, Cemaat'te etkin olup İngilizce bilen kimse yok diye ahkam kesiyor...
(((:
Cezaevinde bir hasta ve yaşlı mahpus daha vefat etti. 72 yaşındaki İbrahim Güngör cezaevinde kalabilir raporundan kısa süre sonra vefat etti.
Bugüne kadar 150’den fazla hasta ve yaşlı mahpus cezaevlerinde hayatını kaybetti.
Halen yüzlerce hasta ve yaşlı tutuklu ile hükümlü, cezaevlerinde ölüm riskiyle karşı karşıya.
Cezaevlerinde yaşlılık ve hastalık nedeniyle ölümlerin son bulması için kaç kişinin daha ölmesi gerekiyor?
@adalet_bakanlik@yilmaztunc@barolar@erincsagkan