Bunca yıldır öğretim üyesiyim, dünyanın en iyi üniversitelerinde ders verdim. Akp’ye geçen Nimet Özdemir’in bitirdiği Conley Üniversitesi diye bir üniversitesi ne duydum. Ne işittim! Web sayfasında 1,5 yılda lisans diploması verdiği yazıyor. YÖK nerede? 1,5 yılda lisans diploması olur mu yahu? Bu TBMM’ye nasıl insanlar�� sokmuşlar? TBMM TBMM olalı böyle milletvekilleri görmedi!
BÜYÜK SKANDAL… 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridi Kadir İstekli ile evlendiren tarikat şeyhi Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol ile serbest bırakıldı. Oysa H.K.G.’nin 6 yaşında evlendirildiğine dair Kadir İstekli’nin ses kayıtları da dahil çok sayıda delil var. Cübbeli Ahmet bu tahliyeyi müjde diye duyurduğu paylaşımında yaptığı iki önemli görüşmenin kararda etkili olduğunu açık açık yazdı. Cübbeli Ahmet geçen günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü. Yeni Şafak ve Akit, Gümüşel’i bıraktırmak için manşetler attı, H.K.G.’yi suçlayacak kadar alçaldılar. 6 yaşındaki çocuğu değil istismarcıları savunan bu karanlığa yazıklar olsun.
Sin lugar a dudas esta es la mejor presentación de unos Juegos Olímpicos!
Mr. Bean dio muestra de que es un artista de nivel mundial y ya todo un clásico!
@ibbhaaber@Nesrinnas Yerebatan Sarnıcı’nın geleceğini görmek isteyen bu fotoğrafa baksın. Burası Kırklareli Vize’deki Bizye Antik Tiyatrosu. Efes kadar büyük olduğu söylenir. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaderine terk etmiş. Bütün gücünü Kıyıköy ve İğneada’da otel ruhsatına vermiş.
Türkiye'ye rol biçen Amerika ve büyükelçisi Tom Barrack'a tek laf edemeyen AKP, gündemi bu sefer de CHP'li Ataşehir belediyesine operasyonu yaparak değiştirmeye çalışmış!
Böyle tek tek uğraşmayın, 2 milyon CHP üyesini tutuklayıp, baskın seçim yapın, belki barajı geçersiniz o zaman!
Bazı insanların okuduğunu anlayamadığını gördüm. Onlardan özür dilemiyorum. Benim özrüm, milletimin şahsi maneviyesinedir. Benim milliyetçiliğim de tam olarak oradadır.
Mustafa Kemal’in yurt sathına yaydığı eğitim hamlesiyle, bu ülkenin açtığı okullarda okuyup doktor ve akademisyen olmuş bir babanın iç çekişidir bu. Yani bir sahtekârlık değil; tam tersine, bu memlekete borç hisseden bir insanın vicdan sızısıdır.
Ben şunu söyledim: Evet, genele göre iyi bir hayat yaşıyorum. Ama tam da bu yüzden görüyorum ki eğitimde eşitsizlik bu ülkeye yakışmıyor. Mesele benim çocuklarımın bugün hangi okulda okuduğu değil; mesele, bir milletin kendi evlatları arasında bu kadar derin kader farkı üretmesidir.
Bugün benim sözümden rahatsız olanlar şunu iyi düşünsün: Bugün başkasının çocuğu için dert etmediğiniz eşitsizliğin acısını, yarın belki sizin evladınız; öbür gün de evladınızın evladı çok daha ağır yaşayacak.
Benim itirazım kendi konforuma değil; milletin çocukları arasına örülen görünmez duvarlaradır.
ÖZÜR DİLİYORUM
Üç çocuğum var. Eşimle ben doktoruz. İkimiz de çalışıyoruz; didiniyoruz, eksiliyoruz, destek arıyoruz ve ancak öyle çocuklarımızı özel okulda okutabiliyoruz. Bunu bir ayrıcalık gibi taşıdığımı sanmayın. Tam tersine, bu memlekette eğitimde fırsat eşitliğinin nasıl çöktüğünü her gün içimde bir utanç ve acıyla yaşıyorum.
Mesele artık sadece eğitim de değil. Güvenlik duygusu da çöktü. İnsan, çocuğunu hangi okula verdiğini değil; o çocuğun nasıl bir ülkede büyümeye çalıştığını düşünmekten yoruluyor. Orta sınıfın, beyaz yakalının, yıllarca okuyup emek vermiş insanların geldiği yer burası: Daha iyi bir hayat kurmak değil, sadece evladını biraz daha az riskin içine bırakabilmek için çırpınmak.
Ben bu düzenin kazananı değilim. Ben de mağduruyum. Sadece çöküşün biraz daha geç vurduğu kesimlerden biriyim. Bu yüzden, benimle aynı şartlara sahip olmayan; çocuğunu devlet okuluna mecburen gönderen, servis parasını, beslenme çantasını, güvenliği, geleceği dert eden bütün vatandaşlarımdan içim ezilerek özür diliyorum. Aramızdaki fark bir başarı farkı değil; bu bozuk düzenin insanları eşitsizliğe zorlamasının sonucudur.
İnanın, bunun böyle olmaması gerektiğine bütün kalbimle inanıyorum. Bir çocuğun kaderi, anne babasının geliriyle; bir ailenin huzuru, cebindeki son parayla; bir toplumun geleceği, çaresizce yapılan bireysel kaçış planlarıyla belirlenmemeliydi.
Sağlıkta da tablo farklı değil. Orada da eşitlik masaldır artık. Parası, bağlantısı, erişimi olanla olmayan arasında bazen teşhis kadar, bazen tedavi kadar, bazen de hayat kadar fark var.
Bir ülke, kendi çocukları arasında bu kadar derin bir kader uçurumu oluşturuyorsa, orada sadece ekonomi değil vicdan da çökmüş demektir.
Dünyadaki birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkını kazanmış Türk kadınları, 91 yıl önce bugün ilk defa, 18 kadın milletvekili ile TBMM’ye seçilmiştir.
8 Şubat 1935, Türkiye’de kadınların siyasi haklarını elde ettiği ve ilk kez milletvekili seçildiği devrimsel derecede tarihi bir gündür. Bu önemli adım, kadınların toplumdaki yerinin güçlenmesinde ve ülkemizin çağdaşlaşıp ileri gitmesinde önemli bir dön��m noktasıdır. Bugün, bu mücadeleyi veren tüm kadınlara minnettarız ve onların açtığı yolda yürümeye devam edeceğiz.
#ÇağdaşYaşamıDesteklemeDerneği
İŞTE BİZDEN BU YÜZDEN Bİ HALT OLMAZ . . .
NEVA ÇİFTÇİOĞLU
Finlandiya'da Doktora yaparken tanışmıştım kendisiyle; Neva Çiftçioğlu. Finlandiya’da "Doçent" ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin sebebi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar çok güzel. Ama Türkiye onu tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış.
Türk olması büyük sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğu hiç anılmamış. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama, onu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmış bir gazete. 1996 da başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrılmış ; bu törende Türk bayrağının altına gittiğinde onu oradan alıp Finlandiya bayrağının altına almışlar. Çok ağırına gitmiş bu.
1996 yılında Finlandiya Hükûmeti onu buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere ABD’ye göndermiş. New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e gitmiş. Meğerse Amerikalılar da o dönemde aynı bakteriyi Mars gezegeninde bulmuşlar. Bunun üzerine birlikte Astrobiyoloji Enstitüsü’nü kurmuşlar. Bulduğu bakteriyle ilgili olarak ABD’de kurulan büyük bir firmanın da sahiplerinden biriymiş. Firmanın CEO’su “senin Türk olmandan yoruldum” diyerek kendisine ABD vatandaşlığına geçmesini önermiş. Yanıtı kısa ve öz : "Asla" Ve ekliyor : "Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor… Şaşırıyorlar Amerikalılar. 'Sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden Türk olmakta ısrar ediyorsun?' diye soruyorlar"
Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm Başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçent ünvanı alan ilk yabancı olmuş.
Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümüne başvurarak “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler. Hacettepe Tıp Fakültesi de “bu bizi aşar” demiş. Hasrete dayanamayıp Türkiye’ye dönmüş ve Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış. Kendisine mikrobiyoloji kliniğinde 9 ay boyunca dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya’daki profesörü “sen orada ziyan oluyorsun” diyerek isyan etmiş ve Türkiye’ye onu almaya gelmiş.
''Bana yurt dışında Everest’in tepesine bayrak diken kadın gözüyle bakıyorlar, ama bugüne kadar hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım. Sadece bir kişi, nasıl oldu bilmiyorum, İskandinav Tıp Ödülünü kazandığım zaman, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi, halâ saklarım.'' diyor bu değerli Türk Bilim Kadını.
Sohbetimizi hatırlarsa, kendisine Türkiye'den sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Prof. Dr. Gamze Güngörmüş
İlginçtir ülke içerisinde kendi gündeminde kavrulan dünya ile bağlantısı kopuk bir ülke olduk. Ülkemde bu kaşif klübüne girme başarısı gösteren 2. ve dünyayı değiştiren 50 araştırmacıdan birisi seçildim ve sizce kaç âdet röportaj veya haber isteği geldi.?
https://t.co/XP1OMPJpJf
Bugün Türkiye için önemli bir gün.
Onun bu en önemli gününde, henüz konuyu ve ismini duymamış olanlara, satranç dünyasının bir sonraki Magnus Carlsen'i olacak bir genç Türk'ü tanıtmak ve sizlerden de artık bu gencimizin layıkıyla tanınmasına ve desteklenmesine katkıda bulunmak için destek rica etmek isterim.
Aşağıdaki yazımı ve takdimimi elden ele iletip duyurarak onun şu ana kadarki yolculuğunun bu en önemli dönemecinde yoldaşlar, ilgi ve destek kazanmasına el verirseniz sevinirim:
Yağız Kaan Erdoğmuş, 14 yaşında genç bir Türk ve son günlerde Tata Steel Satranç Turnuvası'nda yerel favori Jorden van Foreest'i ve Süper Büyük Usta Arjun Erigaisi'yi yendi.
Bugün onun için ve bizim için çok büyük bir gün. Zira bugün o, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibi olmaya çalışıyor. Bugün saat 16.00'da Gukesh'e karşı beyaz taşlarla oynayacak.
Şimdiye kadar Erdoğmuş, birçok rekor kırdı: En genç 2600 Elo ratingine ulaşan oyuncu (Ekim 2024'te 13 yaş, 3 ay ve 28 günde) ve 13 yaş öncesi en yüksek rating rekorunu Judit Polgár'ın elinden alarak (Mayıs 2024'te 2569'a ulaştı). Başarıları arasında 2019'da U-8 Avrupa Satranç Şampiyonası'nı mükemmel puanla kazanmak, gençlik hızlı satranç etkinliklerini domine etmek, 2025 TePe Sigeman & Co Turnuvası'nda ikinci sırayı paylaşmak ve 2025'te eski dünya şampiyonu Peter Svidler'ı klasik maçta yenerek 14 yaşında dünya ilk 100'e girmek, yer alıyor.
Erdogmus, Ocak 2026 itibarıyla dünya sıralamasında 56. sırada, 2658 Elo puanıyla yer alıyor ve aynı yaştaki Magnus'a kıyasla daha yüksek bir puana sahip (Magnus'un orta 2500'leri yerine Erdogmus'un 2658'i). 13 yaş öncesinde 2600 zirve rekorlarına daha erken ulaştığı gibi, Magnus ile benzer yüksek seviye erken görünürlüğe de sahip (örneğin bu Tata Steel turnuvasındaki güçlü performansı, Magnus'un erken Corus zaferlerini andırıyor). Magnus lehine tek fark, Magnus'un o yaşta daha fazla uluslararası turnuva tecrübesi olması. Bunu da Erdoğmuş'un ismini ve başarılarını daha iyi duyurup takip ederek el birliği ile çözebileceğimizi düşünüyorum.
Eğer Yağız Kaan Erdoğmuş bugün Tata Steel Masters 2026'nın 10. turunda (şu an 5.5/9 ile 3. sırada), saat 16.00'da 19 yaşındaki Dünya Şampiyonu Gukesh'e (4/9 ile 10. sırada) karşı kazanırsa, bu onun 15 yaşına gelmeden Süper Büyük Usta (Super GM) olması ihtimalini çok yüksek kılacak. Bu statünün 15 yaşına gelmeden alınması daha evvel görülmemiş bir durumdur ve Yağız Kaan Erdoğmuş için mümkündür.
Gukesh'in ~2754 ratingine karşı 2658'den bir galibiyet, FIDE formülüne göre, ona yaklaşık 15-20 puan kazandırabilir ve onu 2675'e veya üzerine çıkarır. Bu da onu bu Haziran'da 15 yaşına girmeden 2700'e (Süper Büyük Usta eşiği) iyice yaklaşık hale getirir.
Eğer bugün kazanırsa, 14 yaş 7 ay ile, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibiyetini elde etmis olur (1946'da Reshevskaya'nın Botvinnik'i 14 yaş 10 ayda yenmesini geçer). Bu onun ününü bir anda bambaşka bir boyuta getirir ve global ilk 50 statüsünü sağlamlaştırır.
Satrançla ilgilenenler için ve tüm Türkiye için bugün bu yönden çok ilginç ve önemli bir gün.
Daha maç oynanmadan herkes için bağlamına oturtmak ve bu veslieyle bu gencimizi el birliğiyle tanıtmamıza destek aramak istedim.
Konu yeterli ilgi görürse, basın mensuplarımızın da bu gencimizin olağanüstü başarı hikayesine daha çok eğileceklerini umuyorum.
Lasker, Fischer, Kasparov, Carlsen ve son olarak da Anand, kendi ülkeleri ve vatandaşları sapasağlam arkalarında durduğu için bugün tüm dünyanın bildiği ve kendi topraklarına da bambaşka bir satranç kültürü getirmiş isimlerdir.
Aynı sahiplenişin ve aynı başarıların Türkiye için söz konusu olmasını sağlayabilecek isim, Yağız Kaan Erdoğmuş'tur. Bu tip istisnai satranç dehaları global olarak birkaç kuşakta bir çıkar ve belli bir millete de fevkalade istisnai olarak isabet eder. El birliği ile bu gencimizin potansiyelini ve başarılarını duyurarak onun layıkınca sahiplenilmesini sağlamak konusunda yardımlarınızı rica ederim.
Kadıköy yakasında oturanlar için mükemmel bir hizmetti. Gece AKM’de operadan çıkınca ya da daha geç saatte Refik’te demlendikten sonra eski Amerikan arabasına atlar gidersin. Yaşamın ayrı bir kalitesi vardı.
Atatürk Havalimanı'nda 45 insani katlettikleri için 46'şer kez ağırlaştırılmış müebbet verilen IŞİD'liler tahliye edilmiş. @alicanuludag haberi. Bu kararı Can Atalay'ı Anayasayı çiğneyerek hapiste tutan, milletvekilliğini düşüren Yargıtay Dairesi vermiş.
Sevgili Cumhurbaşkanımız, "deftere not alıyoruz" demiştiniz ya,
Biz de TCK 26'ya göre kendimizce bir kaç not aldık.
Yüce makamınıza arz ederiz efendim.
-Deniz Feneri,
-Yimpaş,
-Kombassan,
-kurban paraları,
-Ayakkabı kutuları,
-Para sayma makina ve kasaları,
-Yetim, dul, fakir,
fukara, garip gureba ve kul hakları,
-KIZILAY üzerinden TÜRGEV’e vergi kaçakçılığı,
-TÜRGEV’den TURKEN’e döviz kaçakçılığı,
-Rıza Zarrap,
-Milyarlık saatler,
-Bakara, makara, din tüccarları,
-Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ve davul-zurna ile karşılanan PKK maşaları,
-Oslo, Dolmabahçe, Apo yandaşları ve İmralı ziyaretleri,
-Askerin yoluna döşenen mayınlar,
-Kazılmasına göz yumulan hendekler,
-Heba edilen yüzlerce kahraman Şehitler, unutulan Gaziler,
-İnadına BOP eş başkanlığı sözleri,
-Başına çuval geçirilen askerler, NOTA verilsin diyenlere müzik notası mı diyenler,
-Halâ iade edilmeyen yahudi üstün liyakat nişanı,
Allah Amerikan askerlerini korusun diye dua edenler,
-Üç beş şehit için meclisi mi toparlanırmış diyenler,
-Şehit askere kelle diyenler,
-Askerse asker ölmek için maaş alıyor diyenler,
-Belediyelerden, Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C. ibaresi,
-Yasaklanan öğrenci Andımız,
-Tartışmaya açılan Nutuk,
-Usulen kutlanan milli bayramlar,
-Alçakça indirilen bayraklar,
-İstiklal Marşı'nda oturan gafiller,
-Türkiye Cumhuriyeti Devleti adından rahatsız olan hainler, devletin adı Anadolu olsun, Türk bayrağı değil Türkiye Bayrağı olsun diyenler,
-TRT’ye çıkarılan Osman Öcalan,
-İstanbul seçimlerinde okutulan terörist başının mektubu,
-Dağıtılan kömürler, makarnalar, suyu, elektriği olmayan köylere gönderilen buzdolapları, çamaşır makineleri,
-Gözden çıkarılan Kıbrıs ve feda edilen Ege adaları,
-Sınırda petrol kaçakçılığı,
-Barzani’ye gönderilen paralar,
-Sözde Kürt devleti televizyonuna TÜRKSAT’tan yayın izni,
-Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver ve İbo ile gözyaşları dökülerek yakılan megri megri ağıtları, elele-kolkola verilen pozlar,
-Madenlerde yandaşların çıkarı için ölen gariban işçiler,
Yandaş cemaat ve tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan masum çocuklar,
-Kadın cinayetleri,
-Bağımsız basına yapılan baskı, yandaş basına destek,
-Tutulmayan sözler, siyasi yalanlar,
-Büyük şehirlerdeki imar talanları,
-Katar’a satılan varlıklar,
-Cumhuriyetin kazanımlarını babalar gibi satanlar,
-İç üreticiyi bitirip, tohumdan, samana, diş macunundan deterjana kadar dışarıdan ithal edilen ürünler,
-Devlet hazine müşteri garantili otoyol, köprü, tünel, havaalanı, enerji santrali ve hastanelerle rant devşirilen uyanık yandaşlar,
-Her ihalede alınan avantalar,
-Alınan üçer-beşer, çifte çitfe maaşlar,
-Çalınan sınav soruları,
-Açız diyen çiftçiye "ananıda al git" diyen zihniyet,
-Milletin anasına küfreden yandaş işadamları,
-Bitirilen tarım ve hayvancılık,
-Zam yapıyor diye suçlanan esnaf,
-Ucuz ekmek ve tanzim satış kuyrukları,
-Çöpten yiyecek toplayan insanlar,
-Onbeş milyona yaklaşan işsiz,
-Mağdur edilmiş emekliler,
-Yok edilmiş eğitim sistemi, bilgi yoksunu öğrenciler,
-Sağlıktan, eğitim ve barınmasına kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye doğrudan kayıt edilen tam burslu mülteciler,
-Kendi ülkesinde mülteci gibi yaşayan vatandaşlar,
Dünya'nın en pahalı elektriği, suyu, benzini, mazotu, doğalgazı,
-Rant için sık sık yapılan araç muayeneleri,
-Pahalı ancak çekmeyen internet ve telefon hizmeti,
-Sıkıştıkça habire yapılan zamlar,
-20 yılda 20 kat artmış olan dolar ve 20 kat fakirleşmiş bir millet,
-İcralar, iflaslar, intiharlar, artan boşanmalar, dağılan yuvalar,
-Aynı dağda düşen ve bir saatte bulunan ABD’li dağcılardan 2 hafta önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun 4 günde bulunamayan helikopteri,
-Ülkesinden soğutulduğu için yurt dışana giden beyinler ve yurt dışına kaçan milli sermaye,
-Kur korumalı mevduat sayesinde döviz artışından servetine servet katanlar,
-Arka kapı orerasyonlarıyla hazineden yok olan milli servetimiz,
Cumhuriyet, 1929’da lisede JEOLOJİ dersi okutuyordu.
-1929 Türkiyesi, eğitim yönünden 2024 Türkiyesi’nden daha ilerideydi. Kendi uçağını, aşısını, buğdayını, şekerini üreten ve geleceğe umutla bakan bir eğitim sistemi vardı.
-Akıla-bilime dayanan bir eğitim sistemiydi.
20 Vatan Evladı, "Uçan Tabut" adlı 61 Yaşındaki uçağın
düşmesi sonucu ŞEHİT oldular.
1 Yarbayımız, 2 Binbaşımız, 2 Üsteğmenimiz, 15 Astsubayımız rahmete kavuştular!
Sorular şunlar-;
-61 yıllık uçakları bizden başka kullanan devlet var mı?
-Bu uçaklara Cumhurbaşkanı biner mi?
-Bu uçaklara Milli Savunma Bakanı biner mi?
-Bu uçaklara Genelkurmay Başkanı biner mi?
-Bu uçaklara Kuvvet Komutanları biner mi?
Yanıt alabilsek; "İtibardan tasarruf olmaz, bizlerin Jetleri var" olurdu!
İtibardan tasarruf olmaz ama, Vatansever evlatlardan da
tasarruf olmaz, değil mi? Yazıklar olsun, bu uçaklara kendileri binmeyip de, vatan evlatlarını bindirenlere...