Bu yıl Nisan ayında, Türkiye Otizm Meclisi olarak başlattığımız kampanyamızın adı:
📣 #Otizm365GünBizimle
Kampanyamız hazırladığımız video ile başlıyor.
Verdiğimiz mesaj net ve güçlü:
“Bu ülkede hepimizin eşit hakları var.
Çalışma hayatında, sosyal yaşamda, ulaşımda, adalete erişimde…
Peki gerçekten eşit miyiz?"
Siz de filmimizi paylaşarak mesajımızın yayılmasına katkıda bulunabilirsiniz.
KADIKÖY BELEDİYESİ KIŞ ORTASINDA MODA’DAKİ KEDİ EVLERİNİ TOPLADI!
Kadıköy Belediyesi, mahallelinin kendi imkânlarıyla yaptığı kedi evlerini kışın ortasında söktü. “Hayvan dostu belediye” söylemiyle propaganda yapanlar, sokaktaki canların barınma hakkını fiilen ortadan kaldırmış oldu. Tek bir CİMER şikâyetini bahane edip geceleri hasta, yaşlı demeden köpek toplayan bu anlayış şimdi de kedileri hedef alıyor.
Belediye Başkanı Mesut Kösedağ, “yaya dostu Kadıköy” derken sokakları şantiyeye çevirip halkı toz, moloz ve tehlike içinde bırakmaktadır. Çöken kaldırımlar, denetimsiz inşaatlar ve açıkta kalan altyapılar dururken, belediyenin hayvanların barınaklarını yok etmesi kamusal sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz. Ekolojik yıkıma karşı direnen mahalleliler yalnız bırakılırken, belediyenin şirketlerin ve rantın yanında saf tutuğunu görüyoruz.
Bu sokaklar sizin vitrininiz değil, burada yaşayan hayvanların da evidir! Kedi evlerini toplamak, köpekleri gece yarısı sürmek açıkça yaşam hakkının ihlalidir ve “hayvan dostu” söylemiyle yürütülmesi tam anlamıyla bir ikiyüzlülüktür. Mesut Kösedağ ve Kadıköy Belediyesi’ni hayvan düşmanı politikalarından derhal vazgeçmeye çağırıyoruz.
Türkiye Otizm Meclisi üyesi 104 dernek, vakıf ve federasyon olarak kınıyoruz. Otizmli bireyler ve aileleri yalnız değildir.
#TürkiyeOtizmMeclisi#Otizme365GünBizimle
İddianameye göre, "yanıltıcı bilgiyi yayma" suçunu işlediğimiz ve hapsimiz istenen sözlerimizden bir kesit şöyle...
Timur Soykan: VIP'den kaçakçılık yapılan bir ülke, itibari yerlere serilmiş bir ülkedir. Çünkü düşünün, devlet ayrıcalığı olarak kullanılan yer aslında bir kaçakçı
güzergahı olarak kullanılıyor. Bu büyük skandal.
Barış Pehlivan: Rüşvetle tahliye edilen baronlar, tutuksuz yargılanan baronlar, soruşturması iddianameye dönmeyen baronlar, işte hızlı bir şekilde beraat alan suç örgütü liderleri bu da yargıyı ilgilendiren bir şey açıkçası. Ben hala Türkiye'nin yargı sisteminin emniyet sisteminden daha kötü halde olduğunu düşünüyorum.
Hiçbir vatandaşımız artık “Benim mülküme kimse giremez, evimin içine oturamaz, işyerimi işgal edemez” diye güvenmesin.
Çünkü bugün, tapusu Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olan, Genel Başkanımızın İstanbul’daki çalışma ofisi İçişleri Bakanlığı ve Valilik talimatıyla polis tarafından hukuksuzca işgal edilmiştir.
Mülkiyet hakkı, sadece CHP’nin değil, her bir vatandaşımızın hakkıdır. Eğer bir siyasi partinin genel başkanlık çalışma ofisine çökülüyorsa, yarın herhangi bir yurttaşın evine, işyerine de aynı keyfi şekilde el konulabilir!
Bu fiilî yol, hukukun, Anayasa’nın ve demokrasinin çiğnenmesidir.
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı’na herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın giren polislerin yaptığı müdahale, açıkça hukuksuz, kanunsuz ve keyfi bir eylemdir.
Bir siyasi partinin il binasına, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu hiçe sayılarak zorla girilmesi, yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’de çok partili hayata, demokrasinin asgari kurallarına ve halkın iradesine yapılmış bir saldırıdır.
Hukuk devletinde güvenlik güçleri, yalnızca mahkeme kararlarını uygular. Burada ortada bir mahkeme kararı olmamasına rağmen, parti binasının işgal edilmesi, içerideki insanların şiddete uğraması, milletvekillerinin ve üyelerin haklarının gasp edilmesi anayasal suçtur.
Bu hukuksuzluğun bedelini şu an hastanede tedavi gören ben ödüyorum. Gözüm yaralı, bedenim darp izleriyle dolu. Ancak bilinmelidir ki biz ne bedel ödersek ödeyelim, Atatürk’ün emaneti olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Cumhuriyetimizi savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Bugün bana yapılan, yarın tüm muhalefete ve her özgür yurttaşa yapılabilir. Bu yüzden çağrım nettir: Hukukun üstünlüğü, demokrasinin onuru ve yurttaşın iradesi için herkes sesini yükseltmelidir!
#HukuksuzluğaDurDe #ÇokYaşaCumhuriyet #ÇokYaşaCHP
Ben özel eğitimde çalışan bir terapistim.
İşim çocuklara destek olmak gibi görünür.
Ama aslında…
Çoğu zaman kırık bir sistemin parçalarını sırtlanmaktır görevim.
Ve kendi ruhumun yükünü erteleyerek başkalarına “denge” sunmaya çalışmaktır.
Her gün bir çocuğun öfkesini,
bir annenin tükenmişliğini,
bir babanın suskunluğunu dinliyorum.
Ama kimse benim yorgunluğumu duymuyor.
Sınıfta kriz çıktığında ben varım.
Evde uyum olmadığında aile beni arar.
Okul uyum sorunu yaşadığında çözüm önerisi benden beklenir.
Ama ben…
Nereye sığınacağımı bilmiyorum.
Seans bitince rapor yazarım, gözlem formu doldururum.
Oysa bazen içimden yalnızca şunu demek gelir:
“Bu çocuk değil, bu sistem hasta.”
Çünkü çoğu zaman çocuk uyum sağlamadığı için etiketlenir.
Ama kimse, o çocuğun yaşadığı travmanın bir kodu olmadığını görmek istemez.
Ve ben de bazen bu çarkın bir parçası gibi hissetmekten utanırım.
Çok şey biliyor gibi görünürüm.
Davranışsal stratejiler, oyun terapisi, duyusal bütünleme…
Ama içten içe sorarım:
“Ya bu çocukların asıl ihtiyacı teknik değilse?”
Ya sadece biri onları oldukları gibi görsün istiyorlarsa?
Bazı günler eve dönerken kendime şunu soruyorum:
“Bugün gerçekten bir çocuğa dokundum mu,
yoksa sadece sistemin beklentilerini yerine mi getirdim?”
Ve sonra fark ediyorum…
Bazen en çok dönüşmesi gereken kişi, çocuk değil — benim.
Bir Terapist
Hep söylediğim bir laf var, İzmir’in yarısını oğluma bıraksam yine de içim rahat gidemem bu diyardan.
Varlıklı bir ailenin geriye kalmış oğlu için aradılar biraz önce, 30 küsur yaşlarında, özel bir bakım merkezinde kalıyormuş, ilgilenenler gitmiş, gencin durumunu beğenmemiş, güvenilir bir bakım merkezi bilip bilmediğimi sordular ikinci ağızdan. Bir kaç yer bakmışlar, güven oluşmamış, kamera bile yok diyorlarmış.
Sizin var mı İzmir civarında bildiğiniz güvenilir bir bakım merkezi @tcailesosyal , @MahinurOzdemir kötü muameleye ya da ihmale uğramayacağı, kaliteli zaman geçirebileceği, rehabilitasyon hizmeti bulunan ? Varsa gönül rahatlığıyla yönlendirelim kendilerini. Vicdanen rahat olalım.
Yağmur Adam 37 yıllık film… Raymond’un zengin babasının oğlunu emanet ettiği bakım merkezi standartlarında bir merkezimiz hala yok.
Onun için diyorum, tuzu kurularla bizden sonrası için çok eşitiz, bugüne güvenmeyin yarın için gelin birlikte mücadele edelim.
Şu koca İstanbul'da anamız hasta 1 gün bizi idare edin diyebileceğimiz, otizmli bir çocuğu emanet edebileceğimiz, ne bakanlığın ne belediyelerin hiçbir sistemi ya da sosyal desteği yok, sabah 6'da mutfağa soğuk tostu koyup çocuğu tek başına bırakıp hastaneye gidiyorum, yazıklar olsun gerçekten
Hukuken Ümit Özdağ’ın yatarı yok. Cezaevinde kalmasını gerektirecek hiç bir durum söz konusu değil.
Adaleti savunan herkes bunu söylemeli: #ÜmitÖzdağaÖzgürlük