Maduro ve 'Güneş Karteli' masalı!
ABD, yaptığı haydutluğunun bahanesi olarak Maduro'nun lideri olduğunu savunduğu Cártel de Los Soles'i (Güneş Karteli) gösteriyor.
New York savcılığının hazırladığı 28 sayfalık iddianamenin iddiası özetle şu:
"Güneş Karteli, diktatör tarafından yönetilen ve silahlı kanadı Latin Amerika tarihinin en güçlü gerilla grubu olan korkunç bir uyuşturucu kartelidir. Politikacı kılığına bürünmüş bu uyuşturucu kaçakçıları ve terörist suç ortakları, ABD'yi kokainle doldurmak için sinsi bir 'narkoterörist plan' kurdular."
Öncelikle başka hiç bir ülke, bu konuda uzman gazeteci, araştırmacı, bölgenin uyuşturucu, kara para, rüşvet vb. merkezi olmasına rağmen, böyle bir kartelin varlığını doğrulamıyor. Uzun zamandır tartışılan bir konu bu.
ABD, artık çoğumuzun bilgi sahibi olduğu bölgedeki kokain ticaretinin neredeyse çoğunu getirip bu sözde kartele bağlıyor.
Ama savcının anlatımı dışında somut belge, ABD Adalet Bakanlığı'nın Maduro'yu tepeye koyduğu bir şema, o kadar.
Burada maksat başka tabi. İddianamede önemli bir detay var.
ABD, 'Güneş Karteli'nin 1999'da "ordu, istihbarat teşkilatı, yasama ve yargıdan üst düzey Venezuelalı yetkililer" tarafından kurulduğunu ileri sürüyor.
Sözde 'Güneş Karteli' adı da Venezuela ordusunda general rütbesini gösteren güneş ambleminden geliyor zaten.
İşte bütün mesele bu: '1999' diyerek kartelin tarihi, Hugo Chavez'in iktidara geldiği yıla dayandırılıyor. Yani Chavez'den başlayarak FRAC ve ELN gerillaları da dahil tüm bir Bolivarcı siyaset kökten suç ilan ediliyor!
Güneş Karteli masalı, ucuz Hollywood prodüksiyonlarından bile ucuz bir hikaye!
🇹🇷Türkiye gibi bir ülkeden gelişmeleri izleyen birisi,
🇺🇸Eğer yavşak bir Amerikan yardakçısı değilse ve içinde azıcık yurtseverlik bilinci taşıyorsa,
🇹🇷ABD'nin hiçbir sınır tanımadan ya gönüllü ya zorla ülkelerin içişlerine karışmasını,
🇺🇸Egemenlik haklarını ihlal edip haydutluğa soyunmasını,
🇹🇷Jandarmalık taslayıp sağa sola gözdağı vermesini
Hiçbir biçimde mazur göstermeye çalışmaz. ABD ordusuna alkış tutmaz, allayıp pullamaz, bu eylemlere kılıf uydurmaz. Bir tarafına kına yakmaz!
Türkiye'de yaşayan her yurtsever ABD emperyalizminin gölgesini başta kendi toprakları üzerinde hisseder ve her şeyden önce bu tehdidin bilincinde hareket eder.
Hani biz İzmir’dik. Hani gerekirse şoför, temizlikçi, itfaiyeci olurdun
İşçi düşmanlığına gelince kimseye pabuç bırakmıyordun
Gerekirse yansın diyordun İzmir! Önden buyur!
İzmirlilikten para kazanmak dışında İzmirle olan bağını görelim.
Sen para kazanmadan yere tükürmezsin.
📍Gediz Elektrik önüne yürüyüşümüz başladı.
Kentimizi kâr hırsına kurban eden, İzmir'de çıkan yangınlardan birinci derecede sorumlu olan Gediz Elektrik hemen devletleştirilmelidir.
1.5 ay önce uzmanlar uyardı: "Aman bakım yapın, yangın mevsimi başlıyor." Ama dinleyen kim!
* Orman yangınlarındaki artışın baş sorumlularından birisi, elektrik dağıtım şirketleri. Çünkü hatlarda hem gerekli yatırımı hem de bakımı yapmıyorlar.
* 2010'da elektrik dağıtımı özelleştirilmeye başlandığında, nakil hatları sebebiyle çıkan yangın oranı %4.9'du. Bugün %25'e fırladı.
* Oysa faturaların yüzde 66'sı ceplerine gidiyor. Şimdi bir de santrallerine kömür için zeytinlikleri de istiyorlar.
15 yaşındaki çocukları nazi eniği yapmak için düzenli olarak yalan söylüyorlar. ormanmış, ağaçmış, iktidar doğayı sermayenin talanına açıyormuş, şirketlere peşkeş çekiyormuş, uçak, helikopter almıyormuş, zerre umurlarında değil, yeter ki dükkan çalışmaya devam etsin.
Boğaziçi Üniversitesinde aralarında yoldaşlarımızın da olduğu sıra arkadaşlarımız, kampüslerinde dinci-gericiliğe geçit vermedikleri için gözaltına alınıyorlar.
Bütün dostlarımızı şeriat sevdalılarına, kadın düşmanlarına karşı mücadelemizi büyütmeye sıra arkadaşlarımızla dayanışmaya çağırıyoruz.
Pedofili hocanızı kampüsün en dip köşesinde, depodan bozma bir yerde yüzlerce polisin korumasıyla konuşturabildiniz. Orada bile kafasına atılan yumurtayı engelleyemediniz. Siz kendi okuluna ve arkadaşlarına ihanet eden, zulme alkış tutan korkaklarsınız. Polisin arkasına sığınmadan etkinlik yapacak cesaretiniz bile yok. BİSAK bugünkü haysiyetsizliğinin utancını yıllarca taşıyacak, siz de üyeleri olarak bu rezilliğin bir parçası olarak muamele göreceksiniz.
Türkiye Komünist Partisi, "ışçi Katili Çalık'tan Hesap Soracağız" sloganıyla Çalık Holding önünde
Çalık Holding’ten tazminatını almak için on yıla yakındır mücadele eden #ErolEğrek, holding güvenliklerince dövülerek öldürüldü.
TKP - istanbul (@istanbul_tkp)
Türkiye Komünist Partisi @tkpninsesi
10 yıldır tazminatı ödenmeyip çalık holding önünde öldürülen işçinin siyasi görüşünün, yandaşlığının vs. hiçbir önemi yok. esas mesele bu ülkede patronların emeğine çöktükleri insanları kapılarına bağladıkları çakallara öldürtecek cürete sahip olmaları. o cüretin kırılması gerek.
Adli tıp raporuna göre diri diri yakılan ve üzerine beton dökülerek nehre atılan Pınar Gültekin'ın canavarca hisle katledilmesine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine daha önce oy çokluğuyla " Canavarca his yoktur, sanık haksız tahrikten faydalanmalıdır " şeklinde hukuk garabeti mahiyetinde bir karar veren Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yine Başkan Vekili Osman Atalay ile üye Muzaffer Sayın'ın isabetli bir şekilde kaleme aldığı kapsamlı muhalefet şerhine rağmen, oy çokluğuyla ( bu sefer heyette bir üye değişmiş.) aynı kararı vermiş ve 3'e 2 şeklinde itirazı reddetmiş. Şimdi son sözü Yargıtay Ceza Genel Kurulu söyleyecek. Diri diri yakılan bir kadın Pınar Gültekin ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 3 üyesi, canavarca hisle öldürülmemiştir diyor ve üstelik katilin Haksız Tahrik altında cinayeti işlediğinden bahisle cezasının indirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu karar hukuk garabetidir ve gayri vicdani bir karar olarak Türk hukuk tarihinde yerini alacaktır. Yazıklar olsun...
“Hazineye mâlik vîrâneler var” canım efendim…
Bu fotoğrafı 2.5 yıl önce kış günü, Sürmene’de Gürkan’ın büyüdüğü evin önünde çekmiştik.
Gürkan büyüdüğü evi, bahçeyi bize göstermek, yapabilirsek virane olmuş evi birlikte kurtaralım diye bizi alıp götürmüştü.
İşten güçten ve imkânsızlıklardan dolayı bir türlü fırsat bulamıyordu ama bu evi eski Trabzon kültürünün ve çocukluğunun saklı olduğu o güzel eski günlerinin hatırına yok olmaktan kurtarmak istiyordu, Karadeniz’in yok olan bu eski evlerine ve memleketine böyle hizmet etmek, kazmalarla küreklerle yıkılmış Trabzon’a, Karadeniz’e hürmetini sevgisini göstermek istiyordu. Anıların silinmesini istemiyordu.
Kafasında, bana, Emrah’a ve o gün bizimle gelemeyen ama mutlaka beraber gitmeye söz verdiğimiz İstanbul’daki arkadaşlarımıza çoktan görevler ve planlar çıkarmıştı. Onun heyecanıyla “parlak fikir bulduk” diye birbirimize aynı şeyleri anlatıp durduk ve karar verdik: İstanbul’dakileri de toplayacağız, gelip hep beraber amelelik yapacağız, bu evi bizzat kendi ellerimizle restore edeceğiz. Hep beraber yazın toplanıp 1 ay biz kendimiz amale olacaktık, bahçeye çadırlar kurup eski ustaları ikna edip bizzat çalışıp kurtaracaktık. Sonrada tanıdık tanımadık her kim istiyorsa mimar, sanatçı, yazar, müzisyen veya kültüre tutkulu herhangi birisi Trabzon’a gittiğinde burada kalacaktı.
Dağlarda bizim sis dediğimiz Karadeniz’in “dumanı”, arabada Volkan Konak, Kazım Koyuncu, Fuat Saka şarkıları üzerine Gürkan’ın çok az zamanda göreceğiniz bol konuşkan hali ile evi, bahçeyi, çocukluğunu, bahçedeki mandalimaları, inşallah dalında vardır çıkmıştır temennileri ile dinleyerek gittik.
Bahçede oradan oraya koşturup meyve ağaçlarını, evi, okula gittiği yolu, dayısını anneannesini anlatırken, aslında çoktan kendi çocukluğuna koşa koşa gitmişti. Yıkık evin kapısından giremedik. Komşu’nun kullandığı alttaki ahır ve mandalinalara dolaştık. Avuç avuç mandalina topladık. Yol boyunca “İnşallah bu sene de mandalina olmuştur,” diye diye, eğer olmamışsa bile, o kadar içten istediği için çoktan o meyve ağacının bize mandalina hazırladığına emin oldum.
Bu günlerde geçer bi hatıramız olsun diye bu fotoğrafı çektik.
O günden sonra tekrar Sürmene’ye gidemedik, başımızdan dünya kadar iş geçti ama hep ne zaman gideceğiz diye birbirimize sorup durduk. Emrah boş olsa Gürkan boş olmuyor, gürkan boş olsa benim bi işim çıkıyor…
Ne yazık ki ne Sürmene’ye gidebildik ne amelesi olup evi kurtarabildik. O virane hala bizim gidip onu kurtarmamızı bekliyor.
Bugün Gürkan’ın doğum günü. Büyük büyük anlatılan konuşulan şeylerden sıra gelmeyen, siyasi hengamelerin ömrümüzden söküp götürdüğü düm düz bir doğum günü. Gürkancım doğum günün kutlu olsun canımın içi…
Biz bir gün tekrar o mandalina ağacının altında oturup avuç avuç mandalina yiyeceğiz. Bizimle gelecek, tanıdık olsun olmasın, Karadeniz mimarisine hayran arkadaşlarla, bitmiş şantiyenin bahçesinde oturup Volkan Konak’tan şarkılar söyleyeceğiz. Hep beraber senin çocukluğuna misafir olacağız.
Doğum günün kutlu olsun Gürkancığım. Sana pasta da gönderemiyorum, mandalina da, eline belki avukatının 2 gün sonra getireceği hatıralarımızı gönderiyorum…
Sen bunları okuyup benden küçük yaşın, benden büyük olgun abi halinle “Bırak abi ya…” diyeceksin, ben de sana “asıl sen bırak ya Gürkancığım, oluruna bırak canım diyeceğim” diyeceğim…
Gürkancım bu virane aklına gelip yapamadık diye gönlünü karartmasın; vîrâne haline aldanma aldanma.
“Harabat ehlini hor görme Şakir
Hazineye mâlik vîrâneler var,” canım efendim…
#iyikiDoğdunGürkanAkgün
@akgungurkan@REmrahSahan ❤️☘️