MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN
Azerbaycan'dan ülkemize dönmek üzere kalkan askeri kargo uçağımızın Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşmesi sonucu şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyoruz.
Milletimizin başı sağ olsun.
Amerika’daki öğretim görevlileri isyan ediyor:
Gençliği kaybettik! Artık düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar.
Her şeyi ChatGPT’den kopyalayıp yapıştırıyorlar.
Gençliğimizi, aklımızı ve üretkenliğimizi elimizden aldılar.
Bugün öğlen saatlerinden sonra İstanbul’un Avrupa Yakası’nda başlaması beklenen gök gürültülü sağanak yağış ve yağış nedeniyle, oluşabilecek trafik yoğunluğundan dolayı yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmesi amacıyla;
İlimizde ikili eğitim yapan resmi ve özel anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde saat 16.00’dan itibaren eğitimin tatil edilmesine ilişkin basın açıklamamız…
Mülkiye Egemen Maarif Modeli – 2
Daha önce bu sütunda “Mülkiye Egemen Maarif Modeli” ifadesiyle, artık kronik bir hâl alan bir duruma atıfta bulunmuştuk. Kaldığımız yerden devam etme ihtiyacı doğduğu için aynı başlık altında düşüncelerimizi paylaşmayı sürdürelim istedik. Artık İstanbul’da yeni bir devlet yönetimi teamülü hâline gelen bu durumun sonuçlarını konuşma vaktidir.
Valilik, vilayetin; kaymakamlık ise ilçenin mülki amiridir. Ancak devletin yönetim şeması içerisinde görev ve sorumluluk dağılımı yapılırken, ilgili bakanlıkların yerel bürokratları aracılığıyla devletin hizmet birimleri birbirinden ayrıştırılmıştır. Eğitim hizmetleri Millî Eğitim Bakanlığı’na, sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı’na, spor hizmetleri ise Gençlik ve Spor Bakanlığı’na, diğer hizmet alanları ise kendi bakanlıklarına bağlı olacak şekilde devlet mekanizması yapılandırılmıştır. Her birim, kendi bakanlığı içerisinde “dikey çizgi” ile hiyerarşik olarak birbirine doğrudan bağlıdır; ilçelerde kaymakamlık, illerde ise valilik makamıyla “yatay çizgi” üzerinden dolaylı olarak ilişkilidir.
Burada özellikle vurgulanmas�� gereken husus şudur: Mülki amirler, hizmet birimlerinde doğrudan proje üretmek veya yürütmekle değil; bakanlıkların uygulamalarını, sunulan hizmetlerin takibini ve onayını sağlamakla görevli olmalıdır.
Son dönemde, başta valilik olmak üzere İstanbul’daki mülki amirlerin Millî Eğitim’in iç işlerine aşırı düzeyde müdahil oldukları uygulamalara tanık olmaktayız. Zaman zaman “bu kadar da değil!” dedirten örneklerle karşılaşıyoruz.
Okulların gelir kaynağı olabilecek bahçe ve otopark alanlarının, valilik tarafından kurulan İSTAY adlı şirket aracılığıyla Millî Eğitim’in elinden alınmış olması bu duruma somut bir örnektir. Yaz tatilinde geçici süreyle otopark olarak kullanılan okul bahçelerinde yaşananlara Sayın Valimizin bizzat şahit olması hâlinde, yapılan uygulamanın doğurduğu sonuçları daha net göreceğine inanıyoruz.
Okul öğretmenlerinin kendi araçları için dahi park ücreti ödemek zorunda bırakılması, LGS tercih sürecinde okulları ziyaret eden velilerden otopark ücreti alınması gibi uygulamaların doğurduğu sosyal maliyet hiç düşünülüyor mu?
Okuluna girmek için park ücreti ödemek zorunda kalan bir öğretmenin nezdinde devletin itibarı, çocuğuna okulu göstermek için okul bahçesine girdiğinde otopark ücreti ödeyen bir velinin devlete olan güveni ve Cumhurbaşkanımıza duyduğu muhabbet nasıl bir zarar görüyor, merak edilmiyor mu?
Beşiktaş İsmail Tarman İmam Hatip Ortaokulu’nun yıllardır işlettiği, hayırseveri tarafından okula gelir sağlamak amacıyla yaptırılan otoparkın işletmesinin valilikçe devralınması, hakkaniyet açısından nasıl izah edilebilir?
Spor kulüpleriyle başlatılan, “her okula bir enstrüman” sloganıyla müzik sınıfları açılmasıyla devam eden ve “ödev evi” adıyla okulların mesai saatleri dışında açık tutulmasına kadar uzanan uygulamalar, İstanbul’a özgü bir mülkiye yönetim anlayışının sonucu mudur?
Sayın Valimizin niyetini sorgulamak elbette haddimiz değildir. Belki daha önce görev yaptığı illerde bu projelerin faydasını görmüş olabilir. Ancak yıllardır eğitimin içinde bulunan bir kişi olarak, saha tecrübemiz bize göstermektedir ki bu tür projelerin ömrü, bürokratların görev süreleriyle sınırlıdır.
“Gök kubbede hoş bir seda” bırakabilmek için, eğitim bürokrasisiyle sahici bir iş birliği kuran; eğitimin paydaşlarına ve sahadaki yansımalarına kulak veren yeni bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.
Kim bilir İstanbul'da belki de en çok buna ihtiyaç vardır.
ISRAIL ŞOK OLDU ‼️
Bugün Hamass'ın serbest bıraktığı Israılli esir Alexander Turbanov’ın şu açıklamaları ışgalcı Israıl’de şok etkisi yaptı :
“Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, maruz kaldığınız saldırganlık ve suçlara rağmen, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanlığa ve değerlere saygının anlamını sizden öğrendim.
Siz özgür kuşatılmış olanlardınız, ben tutsaktım ve siz hayatımın koruyucularıydınız. Bana şefkatli bir babanın çocuklarına gösterdiği gibi baktınız. Sağlığımı, onurumu ve zarafetimi korudunuz ve toprakları ve gasp edilmiş hakları için savaşan adamların pençesinde olmama ve ülkemin hukumeti tarafından kuşatılmış bir halka karşı en igrenc soykırımı gerçekleştirmelerine rağmen açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.
Erkekliğin anlamını sizde gözümle görene kadar bilmiyordum ve fedakarlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölumu gülümseyerek karşılayıp, oldurme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belagatli ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlakınız karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı ifade edecek kelimeler bulamayacağım.
Dininiz size esirlere karşı hep böyle çok iyi davranmanızı mı öğretiyor ?
Bu ne büyük dindir ki, sizi bu kadar yüce bir mertebeye eriştirir ki, karşısında insan yapımı bütün insan hakları kanunları çöker, düşmanlarla mücadele protokolleri çöker.!
En zor anlarda yalan sloganlarla değil, yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz, en karanlık koşullarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.
İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem ancak sizin saflarınızda bir mucahıt olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece bu toprağın değil, aynı zamanda ilkenin ve haklı davanın da sahipleri olduğunuzu anladım.”
#Gazze 🇵��‼️
GRETA THUNBERG BİZİM NEYİMİZ OLUR?
Küresel Sumud Filosu, aslında iki önemli ablukayı da aşmış oldu. Yaklaşık 50 ülkeden katılan, farklı dilleri konuşan, farklı ideolojik yapılara sahip, farklı inanç ve meşreplerden yüzlerce insan; küçücük yelkenlileriyle Akdeniz’in hırçın sularını yararak önce İsrail’in “geçilmez” dediği ablukayı delip Gazze karasularına ulaştı, ardından da zihinlerimizdeki iki önemli barikatı yıktı.
Şunu özellikle ifade etmek gerekir ki, zihinlerimizdeki ablukalar, fiziken önümüze konulan bariyerlerden çok daha güçlüdür. Bu bariyerlerden ilki, “İsrail yenilmez” algısıdır. Seneyi devriyesine girdiğimiz şu günlerde, bir avuç direnişçinin kısa sürede İsrail güçlerini nasıl alt ettiğini hep birlikte gördük. Azıcık silah ve teknik destek sağlansa, Gazze direniş güçlerinin neler başarabileceğini kestirmek hiç de zor değildir.
Zihinlerimizdeki ikinci ve en önemli bariyer ise, Gazze’de uygulanan soykırıma ve Filistin topraklarındaki işgale yalnızca aynı inanca mensup insanların karşı çıkacağı yanılgısıdır. Sumud Filosu, oluşturduğu “insanlık ittifakı” ile bu direniş hattını küresel bir vicdan hareketine dönüştürmüştür.
İsveç vatandaşı Greta Thunberg, siyonist İsrail güçlerine öylesine ciddi bir psikolojik darbe vurmuş olmalı ki, kendisine uygulanan fiziksel ve psikolojik işkenceler insanlık dışı boyutlara ulaşmıştır. Türk aktivistlerin ifadeleriyle, “zorla yere çökertilerek İsrail bayrağını öpmeye zorlanacak” kadar ağır muamelelere maruz kalmıştır. Greta’nın şahsında, vicdan sahibi Avrupalı aktivistler aracılığıyla Batı dünyası, İsrail’in gerçek yüzünü görmeye başlamıştır.
Artık vakit, zihinlerimizdeki bariyerleri yıkarak, özelde Gazze’nin ve genelde işgal altındaki tüm Filistin topraklarının özgürlüğü için, siyonist işgal cephesine karşı küresel bir vicdan ve insanlık ittifakı oluşturma vaktidir. Düşmanın ne kadar güçlü olduğu ortadadır. Başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkelerin siyonist işgali desteklediği malumdur. O hâlde yapılması gereken açıktır:
Tüm ayrılıkları, farklılıkları ve politik angajmanları bir kenara bırakarak dünya halklarını harekete geçirecek bir vicdan hareketi oluşturmalıyız. Bunun için işe kendi evimizden başlamalıyız. Ülkemizin dört bir yanına ulaşan, karadan denize uzanan yerli bir Sumud anlayışı inşa etmeliyiz. Gazze için bir araya gelen insanların her konuda bizimle aynı düşünmek zorunda olmadığını bilmeliyiz. “Hamas’ı değil, Gazze ve Filistin halkını desteklemek için geldim.” diyerek bizimle aynı yolda yürüyen sanatçılar da bu mücadelenin değerli bir parçasıdır.
Filistin halkını desteklemek için işgalin karşısında duran ve İsrail buldozerleri tarafından ezilerek hayatını kaybeden Rachel Corrie’den, küçücük bedeniyle işgale karşı masum çocukların yanında duran Greta Thunberg’e kadar tüm vicdan sahibi insanların bize artık bir şeyler öğretmesi gerekmektedir. Batı Şeria’da siyonist kurşunla katledilen Ayşenur Ezgi Eygi’den Mavi Marmara şehitlerine kadar her bir fedakârlık, bizim için aynı değerde ve anlamdadır.
Vakit; safları birleştirerek dünyayı esaret altına alan siyonist işgali sona erdirecek bir müdafaa hattı kurma vaktidir. Bu müdafaa hattının bugünkü adı Gazze’dir. Bu yüzden diyoruz ki:
Hepimiz Rachel’iz, Greta’yız, Ayşenur Ezgi’yiz, Mavi Marmara şehidiyiz!
SUMUD Filosu yönetiminden @ThiagoAvilaBR, İsrail Saldırı Güçleri’ne, BM’nin ve devlet liderlerinin vermesi gereken cevabı vermiş.
Uluslararası Adalet Divanı’nın devletlere yüklediği yükümlülükleri maalesef siviller yerine getiriyor. Yükümlü olan devletler kendi yükümlülüklerini üstlenen sivilleri korumayı bile beceremiyor.
SANAL DEVLET DİJİTAL MOBBİNG
Bazen aynı sorunları defalarca dile getirirsiniz. Yarısı bizden Arap Atasözü ile “Ettekrârü ahsen, velev kâne yüzseksen!”. İyi ve güzel şeyleri defalarca tekrar etsen, kaleme alsan da bir hayra hizmet edeceğinizi ifade eden bu sözün gereği üzere bu sütunda defalarca dile getirdiğimiz bir konuyu tekrar gündeme getirmek istiyorum.
Geçenlerde katil terör devleti elebaşısı Netanyahu, 50 Ülke Bir İsrail adlı etkinlikte “Cep telefonunuz var mı?” diyerek seslendiği ABD’li heyete;
“Elinizde tuttuğunuz telefonlar aslında İsrail'in bir parçası” diyerek tehlikenin büyüklüğünü ifade etmişti. Devletin birçok birimi -tüm uyarılara rağmen - kurumların durumuna nazaran görece kriminal özelliğe sahip bir��ok yazışmayı da ne yazık ki WhatsApp denen israil uzantılı sosyal medya kanalı üzerinden yapıyor. Küresel ürünlere karşı boykotun hayati öneme sahip olduğu gerçekliğine rağmen, maalesef WhatsApp, Milli Eğitim de dahil olmak üzere birçok devlet kurumunun kullanmakta ısrar ettiği bir kanal olma vasfını devam ettiriyor.
Bu meselenin güvenlik boyutunu, devletin yetkili birimlerine havale ederek; dijital mobbing olarak gündem edilmesi veya analize ihtiyaç duyulan bir başka sorunu gündeme getirmek istiyorum.
Çalışanlar arasında özellikle işyerinde, sistematik olarak yapılan baskı, dışlama, yıldırma ve psikolojik taciz olarak tanımlanabilen mobbing, son yıllarda maalesef MEB’in kronikleşmiş bir problemi olarak varlığını sürdürmektedir.
Mesai saati kavramına riayet etmeden yapılan talimat yazılarından, sanal medya hesaplarının takibi ve kişisel hesaplardan beğenerek paylaşımı zorunluluğuna kadar artık dayanılması güç sorun odağı haline gelmiştir.
Şimdi bazı soruların cevabını kamuoyunun takdirine bırakarak konuyu detaylandıralım:
-Bir okul müdürü akıllı telefon kullanmak zorunda mıdır?
X, Instagram ya da bir başka (WhatsApp vb) sosyal medya hesabı açmak mecburiyetinde midir?
-İradesi bypass edilerek dahil edildiği grupta bulunması kanuni zorunluluk mudur?
-Amirinin paylaşımını beğenerek yeniden paylaşmayan bir memur, disiplin suçu işlemiş sayılır mı?
-Mesai saatleri dışında yapılan paylaşımların gereğinin yapılmasının istenmesinin yasal dayanağı var mıdır?
-Mülki amir ile aynı sosyal medya grubunda bulunması tek başına psikolojik baskı anlamına gelmez mi?
Bu soruları ya da sorunları çoğaltabiliriz. Devletin onca kendi iç yazışma sistemi varken, bürokrasinin yıllara sâri yönetim anlayışı ve usulü ortada iken; sanal devlet yönetimi inşa eden sosyal medya hesapları marifetiyle devlet yönetiminde ısrarın anlaşılabilir tarafı yoktur.
“Akıllı telefonu terket; mesai saatleri ile devletine hizmet et!” çağımıza uyarak eski usul tuşlu telefon kullanmaya karar veren bir yöneticiye bir yasal yaptırımınız olmayacaksa, özel alan sayılan iletişim ağı ile de bürokrasi yönetimini terk etmenin zamanı gelmiştir.
📜 1071 Malazgirt Zaferi 📜
Anadolu'yu ebedî yurdumuz kılan destansı zaferin yıl dönümünde, Sultan Alparslan ve kahraman ordusunu rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Bu topraklarda yükselen her bayrak, o gün atılan cesur adımların mirasıdır. 🇹🇷✨
#MalazgirtZaferi🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
🔴HAKEM KURULU’NDAN ÇEKİLDİK
Uzlaşmazlıkla sonuçlanan Toplu Sözleşmede Toplantı Tutanağı ile kayıt altına aldığımız 58 Kazanım Hakem Kurulunda oylandı.
Verdiğimiz tepkiler ve Hakem Kurulu’ndaki ısrarımızla bazı olumlu adımlar atıldı ama bunlar sorunu çözmez.
Hakem Kurulu’ndan çekildik.
Kurum yöneticileri sağduyulu davranmalı, ateşe benzin dökmemelidir.
Kamu yönetimince tahammüllü davranmaya, yargı kararlarını göz önünde bulundurmaya, kurumların, çalışanların ise huzura ihtiyacı var.
🎙️ÜLKE GENELİ İŞ BIRAKIYOR,
ANKARA’DA BULUŞUYORUZ !
📌 18 Ağustos-Pazartesi 🕝 14.30
📍Anadolu Meydanı-Miting/Yürüyüş
#MemurAnkaraYolunda
________________________
Değerli Emekçi Kardeşim,
8. Dönem toplu sözleşmelerinde zaman daraldı. Toplu Sözleşmenin başladığı andan itibaren tüm süreci an be an sizlerle paylaştık.
Gelinen noktada;
Kamu görevlisinin emeği değersizleşmiş, emeklisi ise zorlanmaktadır.
Verilen teklifler ise ne gelir adaletini, ne de ücret dengesini sağlıyor.
Sendikalarımız, emekten gelen gücümüzün gereği iş bırakma kararlarını açıkladılar. Yarın ülke genelinde iş bırakıyor, emeğimiz, ekmeğimiz ve geleceğimiz için kamu görevlileri,emeklileri, emekçiler olarak Ankara’da buluşuyoruz
Tüm üyelerimizi, teşkilatımızı, emekçileri ve emeklileri aileleriyle birlikte;
🎙️ 18 Ağustos 14:30’da Ankara Anadolu Meydanı’ndaki mitingimize-yürüyüşümüze davet ediyorum .
🗣️"Yarın 81 ilde iş bırakacağız"
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Sendikalarımızla karar aldık, yarın 81 ilde iş bırakma eylemi yapılacak” dedi.
https://t.co/KJ5oI16WX5
KUL HAKKI ATEŞTEN GÖMLEKTİR HUTBESİNDEN KAMU İŞVERENİNE DERSLER
Son haftalarda Diyanet’in cuma hutbelerinin toplumsal sorunlara duyarlılık anlamında önemli bir katkı sunduğu ortada. Onaylayan ya da onaylamayan her kesimin bu hususta mutabık olduğu, sanal medya üzerinden teyidi mümkün. Bu haftaki hutbenin ise —algıda seçicilik midir bilemedim— kamu çalışanlarının gündemine önemli bir parantez açtığı görülüyordu.
“Kul hakkı ateşten gömlektir” üst başlığıyla irad edilen hutbede, “Çalışanlar arasında adil davranmamak kul hakkıdır. İşverenin çalışanına ücretini tam ve zamanında vermemesi kul hakkıdır…” ifadesi, umarım cuma namazına giden kamu işveren temsilcilerinin de dikkatini çekmiştir.
Hutbeden devam edecek olursak; “…zemin etüdü yapılmadan bina inşa etmek…” nasıl ki kul hakkı ise, çalışanların yaşadığı durumu doğru tespit etmeden zam önerisinde bulunmak da o kadar sağlıksızdır. “Aldatan bizden değildir!” uyarısı hepimizi bağlar. Birbirimizi ikna etmeye gerek yok; her şey bütün netliğiyle ortada. Sayın Bakan, market fiyatları için TÜBİTAK tarafından üretilen “market fiyatları” uygulamasına bakabilir, kira fiyatları için veri toplayabilir, ocak ayında verdiğini vergi dilimi adaletsizliğiyle hangi ayda geri aldığını tespit edebilir. Yılın ikinci altı aylık diliminde fiilen zam vermiş olmadığını da bu vesileyle —bir memur bordrosu üzerinden— kolaylıkla anlayabilir.
An itibarıyla sözün bittiği, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerdeyiz. Toplu Sözleşme Masası’nda bizim derdimizin yeterince anlaşılmadığını, yapılan yetersiz teklif sonrasında üç konfederasyon temsilcisini davet eden Sayın Bakan’ın, taban aylığa 1000 (bin) ₺ ilave teklif (!) sunarak açıkça ortaya koymuştur.
Bu durumda yapılacak bellidir:
Masada çözüm üretmeyen iradeye, sahadan cevap vermemiz zaruret haline gelmiştir. 18 Ağustos Pazartesi günü iş bırakarak “İstikamet Ankara!” diyerek yola çıkacağız. Memur-Sen Genel Merkezi önünden hareketle Maliye Bakanlığı önünde son bulacak yürüyüşümüz ile derdimizin ekmeğimiz ve emeğimiz olduğunu hep birlikte haykıracağız.