Yavuz Ağıralioğlu’ndan hükümete ağır benzetme:
Faize karşı olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ama milleti tıpkı Firavun’un taş taşıyan köleleri gibi bankalara taksit taşıyan bir düzene mahkûm ettiniz.
Anahtar Parti lideri Yavuz Ağıralioğlu Yerel Ara Seçimler hakkında:
Tokat Yolüstü’nde iddia sahibi olduk. O iddiamız Yolüstü’ne 7 tane bakan çekti.
📌Doğalgaz vaad edildi - çekildi, çekilecek.
📌Çöp kamyonu, kepçe lazımdı - getirildi, getirilecek.
📌Asfalt problemi vardı - döküldü, dökülecek.
📌Kilittaş lazımdı - serildi, serilecek.
Vatandaş rekabetle kendisine gelen imkanı, kendi sorunlarını çözme imkanına dönüştürmüştür.
Aldığımız sonuçlar;
“Türk siyasetinde Anahtar Parti, milletin sinesinde karşılık bulmuştur, her ankette önümüzdeki dönem namzeti olmuştur” diyorduk sandık görmeyen partiler için anketler afakidir gibi bir karşılık alıyorduk.
Seçimler dolayısıyla ‘anketler ne kadar doğrudur’ gibi bir şaibeyi ortadan kaldırmıştır.
ANAHTAR PARTİ TÜRK MİLLETİNİN ÜMİT UFKUNDA TERCİH EDİLEBİLİR BİR NAMZET OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR.
BÜROKRATLARIN GÖRÜNÜRLÜK SERMAYESİ VE İÇERİK ÜRETME ÇABASI
Son günlerde bir adliyede görev yapan bazı kadın katiplerin gündelik iş hayatlarını konu alan TikTok videoları paylaşmaları ve bu içeriklerin sosyal medyada yayılması tartışma konusu oldu. Kimileri bunu normal bulurken, kimileri kişilerin özel duygu ve izlenimlerine dayalı, gereğinden fazla neşeli bu tür video çekimleriyle; adliye gibi ciddiyet, tarafsızlık ve kurumsal disiplinle özdeşleşen bir çalışma ortamının sosyal medya içeriğine dönüştürülmesini eleştirdi.
Asıl dikkat çekici olan, görünür olma ve içerik üretme eğiliminin artık yalnızca sanatçılar, medya mensupları veya siyasetçilerle sınırlı olmaktan çıkıp; kamu kesimindeki hemen her kuruma ve bunların yöneticilerine yayılmaya başlamasıdır.
Özellikle günümüzde, bilgi teknolojileri ve İnternetin sağladığı fırsat ve imkanlarla, sosyal medya yalnızca iletişim kurulan bir mecra değil; kamu yöneticileri tarafından kişisel beklentilerine hitap edecek görünürlük, tanınırlık ve etki üreten bir ekosistem haline gelmiştir. Adliye çalışanlarının paylaştığı kısa videolar; kamuda sosyal medya üzerinden tanınır olma çabasının düşük profilli bir örneğidir.
Bir kurumda, şüphesiz yapılan işin İnternet ve sosyal medya araçlarıyla tanıtılması ve görünür kılınması önemlidir. Ancak bunların, çok daha geniş temsil gücüne ve görünürlük imkânlarına sahip üst düzey kamu yöneticileri tarafından kurumsal bir hizmet aracı olmaktan çıkarılıp; başlı başına kişisel kariyer hesaplarını geliştirecek, statülerini yükseltecek, kendilerine itibar ve prestij sağlayacak bir amaca dönüştürülmesi önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır. Bu tespit bizi, kamu bürokrasisinde “görünürlük sermayesi,” “içerik oluşturma bürokrasisi” ve “kurumsal temsilin kişiselleşmesi” gibi olguların ortaya çıktığı daha geniş bir tartışma alanına çekiyor.
Şirketler, varlık nedenleri gereği üretim hacimlerini, toplam kârlarını ve piyasada tanınırlıklarını arttırma çabası içindedirler. Ancak bunu, şirket patronları veya yöneticilerinin şahsi varlıklarının bilinmesi veya bireysel itibarlarının yükselmesi üzerinden değil; ürettikleri ürünlerin kalitesi, hizmetlerinin niteliği, marka değerleri ve rekabet güçleri üzerinden inşa ederler.
Piyasada bu ilerlemenin temel göstergeleri; pazar payları, yıllık kârlar, satış hacimleri, büyüme oranları, yatırım getirileri, verimlilik göstergeleri, müşteri sadakati ve müşteri memnuniyetidir.
Özel sektörde görünürlük, esas itibarıyla performansın sonucudur. Şirketler görünür olmak için değil; üretmek, büyümek, müşteri kazanmak ve rekabet üstünlüğü sağlamak için faaliyet gösterirler. Görünürlük ise bu faaliyetlerin doğal sonucudur. Bu nedenle görünürlük burada amaç değil, performansın çıktısıdır.
Dolayısıyla özel sektörde tanınırlık çabalarının merkezinde ürün, hizmet, kalite, müşteri ve marka yer alır. Kişiler ise çoğu zaman ikincil konumdadır. Çünkü piyasa, yöneticinin ne kadar tanındığını değil; üretilen değerin ne kadar karşılık bulduğunu ödüllendirir.
Dolayısıyla özel sektörde tanınırlık çabalarının merkezinde ürün, hizmet, kalite, müşteri ve marka yer alır. Kişiler ise çoğu zaman ikincil konumdadır. Çünkü piyasa, yöneticinin ne kadar tanındığını değil; üretilen değerin ne kadar karşılık bulduğunu ödüllendirir.
Kamu kurumları ise, özel sektörde olduğu gibi kârlılık, pazar payı, yatırım getirisi veya rekabet baskısıyla karşı karşıya değildir. Kamuda, kaynak kullanımında verimlilik, tasarruf veya performans; çoğu zaman teorik olarak önemsenmekle birlikte, bunları zorlayıcı piyasadakine benzer mekanizmalar bulunmaz.
Kaynağın yetmediği yerde, ek bütçe alınır ve yeni kaynak tahsis edilebilir. Personel sayıları ihtiyaçların ötesinde artabilir; başarısızlık ise çoğu zaman kurumsal varlığın sona ermesi sonucunu doğurmaz. Kısacası, bir kamu kurumu, asla bir şirket gibi iflas etme riskiyle karşı karşıya değildir.
Bu nedenle kamu kurumlarında “vatandaş memnuniyeti” ile…
…
(DEVAMI aşağıdaki linkte)
https://t.co/5apjksDbZc
Kamu hizmeti, bir lütuf değil; yargı hizmeti dahil vatandaşa sunulan bir hizmettir.
Hizmetin sunumunda esas alınması gereken şey vatandaşın hoşnutluğunu sağlamaktır.
Kamu binaları ve makam koltukları, orada görev yapanların mülkü değildir.
Ayrıca kamu görevini yerine getirenlerin vatandaşlara afra tafra yapma; çeşitli bahanelerle duygusal reaksiyon gösterme lüksleri yoktur.
AĞIRALİOĞLU AİLESİNDEN ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI…
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Kurban Bayramı’nın üçüncü gününde partisinin genel merkezinde düzenlenen bayramlaşma programına katıldı.
Programa katılan isimlerden biri de Genel Başkan Ağıralioğlu’nun “büyükanne” diye hitap ettiği babaannesi Fatma Ağıralioğlu oldu.
Ağıralioğlu ailesi, erken seçim çağrılarının gerekçesini açıkladı…
İstanbul’da bayram ruhu…
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun katılımıyla İstanbul İl Başkanlığımızda bayram sevincini paylaştık.
Güler yüzlerin, samimi sohbetlerin ve içten kucaklaşmaların olduğu bu güzel buluşmada bir kez daha gördük ki; Anahtar Parti büyük bir ailedir.
Birlikte nice bayramlara…
TERÖRİSTİN BİZZAT OLDUĞU YERDE DURUR MUYUM?
-Şimdi bize sağda solda diyorlar ki: ‘Anahtar Parti bu seçimde Cumhur İttifakı’ndan yana mı olacak?’ ‘Altılı Masa’da teröristin sadece gölgesine bile razı olmamışken; bugün teröristin bizzat kendisinin, cisminin davet edildiği bir yerde, yani terörün kendisinin olduğu yerde durur muyum?
-Terörsüz Türkiye iddianızı öcalan üzerinden yürütmeye kalkmanız asla meşru değildir! Siz Devlet Bey’in başlattığı o sürecin yol haritasını güncelleyin, biz de millet olarak sizinle ilgili yol haritamızı güncelleyeceğiz! ‘Terörsüz Türkiye’yi öcalan ile sağlamaya evet mi?’ diye sorun bakalım ne cevap alacaksınız!
-Seçim otobüsümüz geldi, seçim otobüsümüze biniyoruz. Ne CHP’nin gölgesinde kalacağız ne de AK Parti’nin gölgesinde kalacağız. Biz, memleketin önümüzdeki dönemde ittifak yapacağı bütün koordinatları doğrudan milletimizle belirleyeceğiz ve bu siyasi tahterevalliyi tamamen bozacağız.
X’in algoritmasına uzun zamandır kafayı takmış birisi olarak dün yayınlanan GitHub reposunu elimden geldiğince inceledim.
Şu artık net:
Sosyal medya artık takip ettiğin insanları göstermiyor. Seni en uzun süre ekranda tutacak içeriği gösteriyor.
Beğen, RT yap, fav'a at eskisi kadar etkili değil gibi.
Grok artık şunu hesaplıyor:
Hangi gönderi sana yorum yazdırır? Hangisi paylaşım yaptırır? Hangisi seni öfkelendirir ama yine de bakmaya devam ettirir?
Çünkü platform için en önemli şey şu:
Gitmemen.
Aslında bu yabancısı olduğumuz bir konu değil. :)
Gazeteler yıllarca korku manşetleriyle satıldı. Televizyon kavgayla reyting aldı. Dedikodu her zaman gerçekten daha hızlı yayıldı.
Ama algoritmalar bunu başka bir ölçeğe taşıdı.
Eskiden bir söylenti günlerde yayılırdı. Bir toplumsal öfke haftalar içinde büyürdü.
Bugün ise milyarlarca insanın her tıklaması analiz ediliyor. Hangi içeriğin sende nasıl bir duygu oluşturacağı saniyeler içinde tahmin ediliyor. Ve o içerik önüne düşüyor.
İnsan psikolojisinin en eski zayıflıkları, AI sağolsun, tarihte hiç olmadığı kadar hızlı çalışıyor.
Kısacası;
Efendilik out.
Çamur, çirkef, bağır, çağır in.
Bir evladımızı daha sonsuzluğa uğurlamanın sessizliği çöktü üzerimize…
Maraş’taki saldırıda yaralanan evladımız Almina’nın vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrendik. Rabbim rahmet eylesin, ailesine sabır versin.
Başımız sağ olsun.
Kökümüz bir, istikbalimiz bir!
Tarih boyunca insanlığın miğferi olmuş büyük bir milletin evlatları olarak; dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın kalbi bu topraklarla atan herkesin 3 Mayıs Türkçülük Günü’nü kutluyorum.
3 Mayıs; millet olma bilincinin, ortak dilin, ortak kültürün ve tarih şuurunun güçlü bir ifadesidir.
Türkçülük; ayrıştıran değil birleştiren, dışlayan değil kucaklayan bir medeniyet anlayışıdır.
Köklerimizden aldığımız güçle birliğimizi ve kardeşliğimizi büyütmeye; dilimizi, kültürümüzü ve milli değerlerimizi yaşatmaya kararlıyız.
Bu şuuru yaşatan herkesi saygıyla selamlıyorum.
Gastronomi ve sanat dünyasının iki önemli ismi, Şef Sayın Emre Yalçınkaya ve Yönetmen Sayın İsmail Güneş, Anahtar Parti’ye katıldı.
Yalçınkaya ve Güneş’e rozetleri, Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu tarafından takdim edildi.
Kahramanmaraş’ta bir okulda yaşanan, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin güvenliğini tehdit eden olayların ardından, heyetimizle birlikte bölgedeydik.
Toplumsal Politikalar Başkanımız Mehmet Zeki İşcan, Genel Sekreterimiz Nihal Ağca ve Kahramanmaraş İl Başkanımız Fatin Rüştü Kayıran ile birlikte; yaralı vatandaşlarımızı ziyaret ettik, ailelerle bir araya geldik.
Bir çocuğun en güvende olması gereken yer okuldur.
Ama bugün çocuklarımıza “nasıl güvende kalacaklarını” anlatmak zorunda kalıyoruz.
Bu tablo kabul edilemez.
Çocukların, öğretmenlerin ve eğitim ortamının güvenliği sağlanmadan hiçbir şey normalleşmiş sayılmaz.
Bu sorumluluğun üzeri örtülemez.