Dün geceyi kısaca değerlendirmek gerekirse ;
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, dün gece Sözcü TV’de dürüstçe ve en yalın haliyle kendisine yöneltilen tüm sorulara cevap verdi. Hiçbir şekilde kaygılı bir hali yoktu.
Peki sözde gazeteciler ne yaptı?
Gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışmak yerine, Kılıçdaroğlu’nu köşeye sıkıştırmak ve kamuoyu önünde zor durumda bırakmak amacıyla aynı soruları farklı şekillerde tekrar edip durdular.
Ayrıca ellerindeki cep telefonlarına gelen yönlendirmeleri takip ederek sorularını sordular, sonra da bunu “Sosyal medyadan vatandaşlarımızın çok sayıda sorusu geliyor” diyerek kamufle etmeye çalıştılar.
Bir an aklıma şu geldi: İmkân olsa da bu gazetecilerin telefonlarına kimlerden, ne tür yönlendirmeler geldiğini kamuoyu görebilse…
Kılıçdaroğlu’nun sakin, kontrollü ve net cevapları karşısında ise belli ki beklediklerini bulamadılar. Bu rahatsızlık yüz ifadelerine de yansıdı.
Kılıçdaroğlu samimiydi, içtendi ve son derece rahattı. Söylediğim gibi, hiç kaygılı değildi. Buna karşılık sözde gazeteciler ise gergin, stresli ve her cevabın ardından adeta “Yine olmadı” dercesine hayal kırıklığı yaşıyorlardı.
Bence Kemal Kılıçdaroğlu, yakın zamanda Barış Yarkadaş, Fatih Atik ve Şamil Tayyar’ın birlikte soru soracağı bir programa da çıkmalı; onların yönelteceği tüm sorulara da aynı açıklıkla cevap vermelidir.
İşte o zaman kamuoyu sadece soruların değil, gazetecilik anlayışlarının da karşılaştırmasını yapma fırsatı bulur. Belki de “Gazeteci kimdir?” sorusunun cevabını daha net görmüş oluruz.
Hatta bu üçlüye Şaban Sevinç’in de eklenmesini isterdim. Ancak açık konuşmak gerekirse, Şaban Sevinç’in böyle bir ortamda yer alacak cesareti göstereceğini pek düşünmüyorum.
Baştan söyleyeyim;
Bu değerlendirme ve eleştiri yazısını “çok uzun olmuş”, “şurası şöyle olmuş”, “burası böyle olmuş” diyecek troller okusun diye yazmadım.
Zaten onların okuma alışkanlığıyla da, okuduğunu anlama kapasitesiyle de ilgili ciddi şüphelerim var.
Bu yazıyı ; olaylara sloganla değil akılla bakanlar, iddianameyi, ifadeleri, delilleri ve hukuki süreci objektif değerlendirebilen ve süreci merak edenler için yazdım. Hatta bir senaryo kurgusu ile örnekleme yaparak bir kaç soru sordum. Bunun ilgi uyandıracağını düşünüyorum.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
Alican Uludağ, aşağıda alıntıladığım paylaşımı ile gazetecilik mesleği vasfını geriye düşürerek, suç işlediği iddia edilen sanık Belediye başkanları adına adeta savunma yapmış ve yöneltilen bütün suçlamaları peşinen reddetmiş.
Dün geceki Sözcü TV yayınında da benzer gazetecileri gördük. Onlarda aynı düşünce ile Kılıçdaroğlu’na sorular ilettiler.
Bu sözde gazeteciler; Kafalarına göre bir “masumiyet karinesi” üretmişler.
Bunlara göre hakkında yolsuzluk, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma gibi ağır iddialar bulunan belediye başkanları tutuklanmamalı, görevden alınmamalı, haklarında olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmamalı.
Sürekli haber yazıları ve TV yayınları ile kamuoyunun olup biteni sorgulama hakkının olmadığını topluma empoze etmeye çalışıyorlar .
Şimdi onlara bir senaryo üzerinden bir kaç soru soracağım. Hatta doğrudan Alican Uludağ’a sorayım:
“Alican Uludağ, 40-50 kişinin çalıştığı bir şirketin sahibisin. Şirketinde bir finans müdürü var. Bir gün birkaç çalışan yanına gelip finans müdürünün yolsuzluk yaptığını, şirketten para çaldığını, yaptığı satın almalardan komisyon aldığını anlatıyor. Hatta bazı çalışanlar, bir seferinde kendilerine de pay verdiğini söylüyor. Üstelik bütün bunları çeşitli delillerle destekliyorlar.
Şimdi söyle bakalım; şirket sahibi olarak ‘Masumiyet karinesi var kardeşim, ben finans müdürümden vazgeçmem, görevine devam etsin’ mi dersin?
Sana delilleriyle birlikte yolsuzluğu anlatan çalışanlara ‘Hayır, siz yalan söylüyorsunuz’ mu dersin?
Hatta çıkıp ‘Ben de bu paradan pay aldım’ diyene karşı ‘Hayır, sen de yalan söylüyorsun, öyle bir şey olmamıştır’ mı dersin?
Masumiyet karinesi; hakkında suç isnadı bulunan bir kişiyle ilgili konuşulamaması, eleştiri yapılamaması veya suç şüphesinin tartışılamaması anlamına gelmez.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre basit şüphe ile soruşturma başlar. Yeterli şüphe oluşursa iddianame düzenlenir ve dava açılır. Suç katalog suçlardan biriyse, kuvvetli suç şüphesi varsa, delilleri karartma veya kaçma ihtimali bulunuyorsa tutuklama tedbiri uygulanabilir.
Dolayısıyla yargılanan belediye başkanları hakkında insanların kanaat oluşturmasını, değerlendirme yapmasını, suç işlediklerini düşündüğünü söylemesini hiç kimse engelleyemez.
Elbette son sözü mahkeme söyler. Beraat ederlerse beraat etmiş olurlar, mahkûm olurlarsa mahkûm olmuş olurlar.
Ama siz bu insanları başımıza dokunulmaz siyasal figürler gibi koymaya çalışıyorsunuz. Buna kimsenin mecburiyeti yok.
Bu adamları başımıza ilah yapmayın.
Bu davalardan siyasi kahraman falan çıkmaz.
Çıksa çıksa ya beraat eden bir belediye başkanı çıkar ya da yolsuzluk yaptığı mahkeme kararıyla ortaya çıkan bir belediye başkanı çıkar. Bunun dışında bir sonuç da yoktur.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@imamoglu_int@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@chpadanail@bursaililetisim
Madem öyle diyorsunuz, kurun artık partinizi. Hatta kurduysanız da çıkın ve ilan edin. İki arada bir derede durmanıza hiç gerek yok.
Siz CHP’den ayrıldığınız gün elinizdeki en büyük propaganda materyallerini de kaybetmiş olacaksınız.
Farz edelim partiyi kurdunuz; millete ne anlatacaksınız? Bugüne kadar üyesi olduğunuz CHP belediyelerinde yolsuzluk olmadığını mı söyleyeceksiniz? Vallahi kurun da görün. Bu söylemlerinizle en çok bize çalışmış olursunuz.
İdeolojik bir tutarlılığı olmayan, her biri ayrı telden çalan insanların bir araya gelmesiyle kurulan yapı, parti olmaz.
Tarihsel bir geçmişi olmayan, içinde bulunduğu siyasi düzende yaşanan yolsuzlukları ve ahlaksızlıkları görmezden gelenlerin peşinden kaç kişi yürür, doğrusu merak ediyorum.
Üstelik sizin siyasi hedeflerinize ilişkin stratejik bir plan yapmak bile mümkün görünmüyor. Çünkü ortada sınırları belli, ilkeleri belli, değerleri belli bir siyasi hareket yok. Her sabah uyanıp “Bugün gündemde ne var, ne konuşsak?” diye yön arayan bir topluluktan söz ediyorum ben. sizin siyasi ve ideolojik yetersizliğiniz artık gündem belirlemeye bile elverişli görünmüyor.
Ama madem cuma namazı çıkışları işe yarıyor diye düşünüyorsunuz, o zaman her hafta cami cami dolaşın. Cami kapılarında cemaatin peşinden koşun. Hiçbir şey yapamamaktansa belki o da bir işe yarar. Ama eleştirilere de hazır olun.
Hadi bakalım, yürüyün şimdi. Özgür Özel’in dediği gibi…
Hep beraber görelim ne olacak.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@imamoglu_int@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@chpadanail@bursaililetisim
Babanız, sağcısı solcusu herkesin saygı duyduğu bir siyasetçiydi. Her şeyden önce de bir sanatçıydı.
Cezaevine girmekten hiçbir zaman gocunmadı, verdiği mücadelenin bedelini ödemekten de rahatsız olmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “pişman değilim” sözü, Demirtaş’ın cezaevine girmesine değil, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde kullanılan oya ilişkin.
Bazı sözde gazeteciler ise bunu bilinçli şekilde çarpıtarak, “Demirtaş’ın cezaevine girmesine sebep olan Kılıçdaroğlu bundan pişman değil” algısı oluşturmaya çalıştılar. Görünen o ki siz de bu kara propagandanın etkisinde kalmışsınız.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sözlerinizle, farkında olarak ya da olmayarak, babanızın yıllarca verdiği mücadeleyi de küçümsemiş oldunuz.
Acınızı anlıyoruz. Ancak acı, kimseye hadsizce konuşma ve insanları haksız şekilde suçlama hakkı vermez.
Önce babanızın verdiği mücadelenin ağırlığını ve bedelini anlamaya çalışın, sonra hüküm verin.
Sizi de yanıltmışlar, duygularınızı istismar etmişler. Buna gerçekten üzülmemek elde değil.
Sırrı Süreyya Önder’in kızı, babası gibi dimdik durmalı; en azından babasının verdiği mücadelenin onuruna ve hatırasına sahip çıkmalıdır.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@imamoglu_int@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@chpadanail@bursaililetisim@DEMGenelMerkezi@cerenonder_
"KORKUDAN 'GENEL BAŞKAN' YAZAMIYORSUNUZ"
Barış Yarkadaş:
CHP Genel Merkezi'nde CHP Genel Başkanı'nı ağırlıyorsunuz. Altına da Ekrem'in ve Özgür'ün korkusundan 'Genel Başkan' yazamıyorsunuz.
@barisyarkadas
📍Kemal Kılıçdaroğlu:
📍Bir parti bir belediyeden para isteyemez. Para istediğiniz anda o belediye başkanına git rüşvet al demektir bu.
📍Size parayı bütçeden veremeyecek, resmi olarak aktaramayacak. Peki nereden verecek?
Kemal Kılıçdaroğlu yıllar önce, bugün CHP’li belediye başkanlarının tutuklanmasına neden olan itirafçı müteahhit Aziz İhsan Aktaş için “Bu adamı kesinlikle belediyelere sokmayın” demiş..
O sokma dedi diye Özgür Özel ve tayfası inadına sokmuş 🤦♀️
Sadece bu değil ki, Kılıçdaroğlu’na hakaret eden adamı Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı yaptılar.
Sandık sistemi altyapısı kuran ve seçim gecesi patlayan App’nin başındaki ismi belediye başkanı yaptılar 😁
Askıda bilet vurgunundaki vakfın yöneticisini milletvekili yaptılar 😁
📌Özgür Bey istenmeyen bi takım görüntüler derken , anlamadım kasediniz falan mı var , varsa çıkın itiraf edin bu kitle sizi daha çok sahiplenir emin olun.
Umut Akdoğan , partisiz kalmak, insanın kendini vatansız hissetmesine benzer bir duygudur. Kendi içinde sen bunu hissetmeye başlamışsın.
Niye disipline verildin ? Bunu ciddi ciddi düşündün mü? Ben sana bunun soyut halini anlatayım. Sen zaten somutta neler yaptığını iyi biliyorsun.
Önce partine sahip çıkacaksın. Genel Başkanına saygı göstereceksin.
Seni siyasette var eden, adını duyuran, siyasi bir hiç olduğun dönemde elinden tutup siyaset sahnesine taşıyan insanlara hakaret edersen, küfür edersen, arkalarından hançer saplarsan günün sonunda yalnız kalırsın.
Elbette kullanabileceğin yasal hakların var. İtirazını yap, davanı aç. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama her şeyden önce vefalı olmayı öğren. Kadir kıymet bilmeyi, saygılı ve terbiyeli olmayı öğren.
Çünkü sende bu değerler yoksa, makamların da unvanların da bir anlamı kalmaz. İstersen hükümdar ol; vefa, saygı ve karakter yoksa geriye sadece boş bir gösteriş kalır.
@AKDOGANumut@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@ekrem_imamoglu@CHPKadn@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@gunaydingokhan@alimahir@OzgurKarabatCHP@nurhayataltaca@veliagbaba@eczburhan@EnsarAytekin10@ttaskinozer
Tarık bey çok romantiksiniz ! Ama gerçek sizin düşündüğünüz gibi değil.
şöyleki ;
Cumhurbaşkanı adayı dediğiniz kişi diploması iptal edilmiş ve halen bir çok yolsuzluk türü suç isnatları ile tutuklu olarak yargılanıyor.
Genel Başkan kabul ettiğiniz zat ise şu an sadece Manisa milletvekili sıfatını taşıyor.
“İstanbul İl Başkanım” dediğiniz kişi de önce mahkeme kararıyla, ardından CHP Genel Merkezi’nin işlemleriyle görevden alınmış durumda.
Yani anlayacağınız, bu üçlünün siyasi fonksiyonu artık sizin düşündüğünüz gibi değil.
Ama siz yine de bu tabloya rağmen aynı şekilde düşünmeye devam edecekseniz, o zaman CHP’den istifa etmeyi değerlendirin bence.
Ben size yardımcı olayım ve gerçek durumu yine de anlatayım:
Bugün itibarıyla Genel Başkanınız Kemal Kılıçdaroğlu’dur. İstanbul İl Başkanınız Gürsel Tekin’dir. Cumhurbaşkanı adayınız ise henüz belli değildir ancak zamanı geldiğinde parti ve millet tarafından belirlenecektir.
Umarım bu "siyasi romantizm den" tez zamanda kurtularak, sağlıklı düşünme biçimine yeniden sahip olursunuz.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@ekrem_imamoglu@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@TARIKBALYALI
Ali Mahir, kadın mücadelesine emek verdi, kadınların sesi oldu dediğin bu hanım efendi ;
Pavyoncu Özkan Yalım’ın, kızı yaşındaki belediye çalışanını cinsel olarak istismar etmesini ,
Görele Belediye Başkanı Hasbi Dedenin , 16 yaşındaki kız çocuğunu cinsel olarak tacizini ,
Destekledi.
CHP Uşak kadın kolları ile Giresun -görele kadın kollarına tacizci Belediye Başkanına destek vermesi için talimatlar gönderdi.
Basit bir tabir vardır ağır eleştirilecek kişiye “ senin yatacak yerin yok denir” . Bende hepinize aynı şeyi söylüyorum; bırakın siz siyaseti ! Sizin yatacak yeriniz yok. Siz partiyi ahlaksızlıklar ve yolsuzluklarla anılan bir partiye dönüştürdünüz.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@ekrem_imamoglu@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@AsuKaya80TBMM@alimahir@chpusakmrkzilce@chpusakgenc@chpgiresunilka1@chpgorele
Bunların tek değer ölçüsü para. “Trilyon lira verseler Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı mekanda bulunmazmış”.
Adamın bir para ederi var . Bu çok belli ve açık açık da söylemiş.
Sen yeterki uygun parayı ver. İşte o zaman istediğini yaptırabilirsin.
Bir de öyle trilyon dediğine de bakmayın , üç -beş bin liraya takla bile attırılır bunlara .
@nasuhbektas@herkesicinCHP@kilicdarogluk@ekrem_imamoglu@eczozgurozel@istanbulorgutu@ozgurizmiril@CHPankarailbsk
Yıllardır Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na söylenmedik söz bırakmadılar.
Ama bir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar:
“Hırsız.”
Çünkü iftira kolaydır, dürüstlüğü gölgelemek ise imkânsızdır.
Dün yapılan duruşmada,Medya A.Ş.’nin patronu olan tutuklu sanık Murat Ongun, kendisi gibi tutuklu olan sanık Fatoş Ayık’a sorular yöneltmiş.
Soruların tamamı, etkin pişmanlıktan yararlanan Recep Taşçı’nın beyanlarını çürütmeye yönelik.
Recep Taşçı etkin pişmakık ifadelerin de her şeyi detaylıca anlatmış.
Taşçı beyanlarında; Murat Ongun ve Fatoş Ayık’ın ihale süreçlerine ilişkin iddia edilen usulsüzlükleri nerede, ne zaman ve nasıl planladıklarını, hangi yöntemlerle hayata geçirdiklerini ayrıntılı şekilde anlatmış durumda.
Murat Ongun mahkemede söz alarak bu iddiaların muhatabı olan Fatoş Ayık’a, Taşçı’nın anlattıklarının doğru olup olmadığını soruyor. Haliyle sanık Fatoş Ayık da Recep Taşçı’yı mecburen yalanlıyor. Yalanlamadan cevap verse, Recep Taşcı doğru söylüyor dese kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmiş olacak.
Dolayısıyla Murat Ongun, cevaplarını en baştan bildiği soruları sorarak mahkeme heyetine Recep Taşçı’nın iftira attığını ispatladığını düşünüyor.
Peki sonra ne oluyor ?
Tabiki her zaman olduğu gibi propaganda mekanizması devreye giriyor:
“Bakın, iddianamenin altı boşmuş.” “Bakın, iddianame çöktü.” “Bakın, bütün suçlamalar dağıldı."
diyerek, kamuoyu üzerinde manüpilatif operasyonlar başlatılıyor.
Aslında ortada çöken bir şey yok. Bir sanığın diğer sanığı doğrulaması ya da koruması, tek başına herhangi bir iddiayı çürütür mü ? Elbette çürütmez.
Anlayacağınız duruşma salonunda yine “körler sağırlar birbirini ağırlar” hali yaşanıyor.
Öte yandan savunma olduğu sanılan beyanların önemli bir bölümü de dosyadaki maddi vakıaları konuşmak tartışmak yerine; çocuklar, anneler, babalar, aileler, gözaltı süreçleri ve insan hakları ihlali iddiaları üzerinden duygu sömürüsü yaratmayı hedefliyor.
Sanıklar, İBB ceza dosyalarının Yargılama sürecinde, işi o kadar çığırından çıkardılar ki duygu sömürüsü ile hukuki savunma arasındaki çizgi tümüyle belirsizleşmiş hale geldi.
Bütün bunların mahkeme heyetini etkilemek için yapılmadığını kendileri de çok iyi biliyor. Çünkü heyetin kararını dosyadaki deliller, beyanlar ve hukuki değerlendirmeler belirleyecek.
Ama asıl hedef dışarıdaki seçmen ve kamuoyu algısını kendi lehlerine göre belirleyip şekillendirmek.
Bu nedenle duruşma salonunda verilen bazı mesajların muhatabı mahkeme heyeti değil, sosyal medya ve televizyon ekranları oldu.
Şimdi bu stratejiyle hareket eden arkadaşlara basit bir soru sormak istiyorum:
Diyelim ki aylarca sosyal medyada algı operasyonları yaptınız. Duruşma salonundaki her gelişmeyi “iddianame çöktü”, “suçlamalar dağıldı”, “her şey yalan çıktı” diyerek servis ettiniz.
Peki, yargılama sonunda mahkeme bütün delilleri değerlendirdi ve ciddi mahkûmiyet kararları verdiğinde ne olacak?
O gün dönüp kamuoyuna ne söyleyeceksiniz?
Bugün sosyal medyada kurmaya çalıştığınız algı ile mahkeme kararının ortaya koyacağı gerçeklik arasında büyük bir uçurum oluşursa bunun hesabını kim verecek?
@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@ekrem_imamoglu
@CHPKadinKolu
@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril