Lütfen sesimi duyurmama yardımcı olun.Lütfen @A101iletisim sorunumu çözsün..Desteğiniz oğlumun yüzünü güldürecek.Trafiğe çıkamadığımız ve satamadığımız bir elektrikli mopedimiz var ve tescil kağıdımız bir türlü verilmiyor.
Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim..
AYSEL | BÖLÜM 1
6 Şubat depremlerinden önce Antakya’da, yaklaşık 1.200 metrekarelik tapulu arazisi üzerindeki müstakil evinde yaşayan Aysel Ertuğrul; bahçesinde sebze ve meyve yetiştiriyor, tavuklarına bakıyor, çocukları ve torunlarıyla aynı avluda buluşuyordu. Depremin ardından arazisi rezerv yapı alanı kapsamına alındı. Bugün eski evinin yerinde apartmanlar yükselirken Ertuğrul, önce çadırda, ardından konteyner kentte geçirdiği yaklaşık üç buçuk yılın sonunda hâlâ kurada bir ev çıkmasını bekliyor.
“Aysel” dizisinin ilk bölümü, konteynerde gündelik hayatın koşullarına odaklanıyor. “Dün kesildi, bugün de kesildi. Bulaşık yapacağım, yemek yapacağım, suyumuz yok” diyen Ertuğrul; su ve elektrik kesintilerini, böcekleri, hijyen sorunlarını ve yemekle uyku alanının iç içe geçtiği daracık mekânı anlatıyor: “Bir sene, iki sene, üç sene ama az değil. Üç senemizi burada geçirdik. Sanki ömür boyu bu bir metrede kalıyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 26 Ocak 2026 tarihli verilerine göre Hatay’da 156 bin 953 kişi konteynerlerde yaşıyordu. Aradan geçen sürede güncel toplam açıklanmasa da konteyner kentler, Hatay’da on binlerce insan için yaşam alanı olmayı sürdürüyor. “Aysel” mini dizisinin sonraki bölümlerinde Ertuğrul’un geçmişteki yaşamını, eşi Macit’le kurduğu dayanışmayı, rezerv alan sürecini ve yıllardır sonuçlanmayan ev bekleyişine tanık olacağız.
Temmuz 2026 | Antakya/Hatay
Bakın bu ülkenin nasıl bir muz cumhuriyeti haline getirildiğinin en net delilidir bu.
Geçen senelerde 1 Mayıs’ta Taksim’le ilgili verilen bu gibi sözde yasak kararları çeşitli mahkemeye taşındı ve kazanıldı.
AYM, yani mevcut Anayasa uyarınca kararları tüm kurumları bağlaması gereken mahkeme “TAKSİM YASAĞI HUKUKSUZDUR” DEDİ.
AİHM, “TAKSİM YASAĞI HUKUKSUZDUR” DEDİ.
Yetmedi mi?
Bölge İdare Mahkemesi de “Taksim yasağı hukuksuzdur” dedi.
Ama Gülistan Doku’nun katillerinden çok iyi izlediğimiz üzere bu ülkede sarayın valileri ve hatta kaymakamları kanunlardan da Anayasa’dan da büyük!
Yarın yine tüm İstanbul’u ablukaya alacaklar. Yine meydana tabur tabur polis dikecekler. O polisler yine “valiliğin yasak kararı var” safsatasının arkasına saklanıp hiçbir hukuk kaidesiyle bağlı olmayan Saray amirlerinin dediklerini yapacaklar. Kanunsuz emri uygulamak suçtur diyeceğiz, bile bile uygulamaya devam edecekler.
Türkiye, ne acı ki Anayasa’sı ve Anayasal kurumları fiilen ortadan kaldırılmış, bir kaç adamın iki dudağı arasından çıkan fermanlarla yönetilen bir devlettir artık.
Valiliğin bu yasak kararı da bunun en güncel ve en net delilidir.
Kimse aklından çıkartmasın;
Anayasal hakları kullanmak değil mahkeme kararlarını uygulamamak suçtur.
Sizde hiç utanma, hiç arlanma yok mu?
Açık açık yazmışlar bi de “ortalama” 3 aylık maaşlarını ödemedik diye.
Maaşıyla kıt kanaat geçinen madencinin “ortalama” 3 aylık ücretini ödemediğini açık açık yazmış!
Bir de utanmadan devlete elektrik satamıyoruz ondan yazmış.
Asıl utanması gereken bu kan emiciler değil ama. Bunları başımıza bela edenler!
Asıl utanması gerekenler elektrik üretimi ve dağıtımı gibi zorunlu bir kamusal hizmeti bile özel sektöre parsel parsel peşkeş çekenler!
Asıl utanması gerekenler “şirket gibi” yönettikleri devlette açız diye başkentin ortasında haykıran madencilerin üstüne polis salanlar!
#HakkımıVerDorukMadencilik
A101 “Z kuşağı neden bizi tercih etmiyor” diye büyük bir araştırma yaptırmış. CarrefourSA’nın alımı da işte bu araştırmanın ürünüymüş. Satışın ve devrin kesinleşmesi aylar sürermiş. Carrefour’un yeni sahibi olan “muhafazakârlar” alkollü içkileri hemen raflardan indirmeyecekmiş. Yavaş yavaş kaybolacakmış o şaraplar; asıl belirleyici ise gelecek yıl olması beklenen seçimlermiş. Peki, neden? O seçimlerin sonucunda, Türkiye’de alkollü içkileri tüketmek için Dubai modeli mi getirilecek? Yani, özel ruhsatlı alanlarda daha çok turistlere hitap eden bir yaşam biçimi mi arzulanıyor? Madem hedef Z kuşağı, yasaklarla mı onları tavlayacaklar, muamma. Hadi bir tez daha öne süreyim: Carrefour’dan sonra alkollü içki satan o tek zincir market de bir gün başka bir üç harfli muhafazakâr şirkete satılır mı? Olmaz, demeyin.
Okuduğunuz çeyrek yüzyılın özeti aslında. AKP’nin yasak tarihi, küçük tavizlerle başlayıp büyük kayıplara dönüşen bir sürecin hikâyesi... İçki kadehinin ekranlarda flulaşmasından konser yasaklarına, heykel yıkımından sanatçıların kara listeye alınmasına kadar uzanan bir çizginin devamı olarak, artık günlük yaşam da dönüşecek. Farkında mısın?
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/N1yedHYZzC
3 Mart – KARAR DURUŞMASI
Bu dava bizim için hayati önem taşıyor. Her zamankinden daha fazla desteğe, sosyal medyanın gücüne ihtiyacımız var.
Kardeşim Fatih Acacı, 15 yaşındaki bir akranı tarafından Ankara’da 12 yerinden bıçaklanarak katledildi.
Fail, olaydan önce Google’da kasten adam öldürme ve adam yaralamanın cezasını araştırmış; çok sayıda bıçak ve pala ile çekilmiş fotoğrafları ortaya çıkmıştır.
Fatih’i oyun oynadığı kafeden alıp kuytu köşe bir parka götürmüş ve hayati organlarını hedef alarak 12 kere bıçaklamıştır. Bu bir anlık öfke değil, planlı bir cinayettir.
7 Eylül’den bu yana nefes alamıyoruz.
Ancak savcı, mütalaasında fail için hafif tahrik indirimi talep etmektedir. Zaten SSÇ uygulamaları nedeniyle ceza çok azken, bir de indirim uygulanırsa, çok kısa bir süre sonra yeniden aramızda olacaktır.Planlı bile isteye işlenen bir cinayette indirim talep ediyor
Benim verecek başka bir kardeşim kalmadı. Ama adalet yerini bulmazsa, başka ailelerin canı yanacak. 15 yaşında, 12 bıçak darbesiyle akranını öldüren biri tehlikelidir ve toplum için ciddi bir risktir.
Bu nedenle 3 Mart’taki duruşma çok kritik.
Lütfen sesimizi duyurun: RT atın, yorum yapın, paylaşın.
Lütfen
@adalet_bakanlik etiketleyelim
Adalet bakanımızı Sayın @abakingurlek etiketleyelim .
Her destek bizim için bir umut.
Şimdiden destek olan herkese teşekkür ederim.🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet
#Fatihİçin24Yıl
#SSÇ
#Adaletİstiyoruz
Sayın Vekillerim, acaba daha ne kadar görmezden geleceksiniz bizi?
Ordu'nun tüm Vekillerine sesleniyorum.
Söz konusu Çocuklar olunca siyasi kimliğiniz ile değil, vicdanızınla yanımızda olmanız gerekir.
Neredesiniz ?
@drmadiguzel@Seyit_TORUN@cenginyurt52@mhamarat52@nacisanliturk@prof_mahmutozer@IbrahimUKaynak
Neredesiniz?
Sayın @NumanKurtulmus
Sayın @MDervisogluTR
Sayın @yavuzselimkiran
20 Ay 17 gündür kızıma öz babası tarafından istismar davasına yönelik devam ediyor.
Bir çocuğun yaşadığı istismar kişisel bir mesele değil, tüm toplumu ilgilendiren bir meseledir!
Bugün kendi memleketinin çocuğuna sahip çıkmayanlardan yarın adalet, vicdan ve insanlık beklemek mümkün değildir..!
3.Duruşmaya 6 gün kaldı…
🗓 27 Şubat 2026 Cuma
⏰ 10.55
📍 Ünye Ağır Ceza Mahkemesi
Neden hiç biriniz kendi memleketinizin 6 yaşındaki bir çocuğun yanında değilsiniz?
Neden?
Sizden tek isteğim manevi desteğiniz...Başka hiç bir beklentim yoktur!
#ÇocuğunBeyanıEsastır
#ÇocukİstismarıAffedilemez
Ezgi apartmanı enkazında bebek ağlama sesi duyduklarını söyleyen çok kişi oldu,özellikle yan apartmandan komşular bunu söyleyince “Torunum Asude’min sesidir” dedik, çünkü evlatlarımın bedeni yan apartmanın kolonlarının altında bulundu.Ağlamış süt kuzum,ağlaya ağlaya melek olmuş.
Torunum Asude’nin sesini duymayanlar şimdi de bizim sesimizi duymuyor, 10 duruşma geçti, ben hepsine katıldım. Ne kadar zor bilemezsiniz ,her duruşmada sanki bir kez daha kaybediyorum kuzularımı. Daha kaç duruşma geçmesi gerek suçluların ceza alması için. Kolon,kiriş kesenleri kusurlu bulmanız için daha kaç bilirkişi gerek ? Ne kadar sürerse sürsün adalet mücadelemden vazgeçmeyeciğim. Suçlular halettikleri cezayı alacak
Dün çocuklarıma okulda Ramazan içerikli bir broşür dağıtmışlar.
Açık ve net konuşayım;
Okullar ibadet alanı değildir.
Okullar dini kimliklerin şekillendirileceği yer değildir. Okullar devletin herhangi bir inancı görünür kılma mekânı hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi devleti laik olarak tanımlar.
Laiklik din karşıtlığı değil; devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasıdır.
10. madde eşitliği güvence altına alır.
24. madde din ve vicdan özgürlüğünü korur.
Devlet bir inancı teşvik eden pozisyona geçtiği anda eşit mesafe ilkesini zedeler.
Ramazan bir inancın dini ibadetidir.
Yaşayan yaşar, saygı duyulur.
Ancak kamusal eğitim alanında;
dini atmosfer oluşturulması,
iftar vurguları yapılması,
okul etkinliklerinin tek bir inanç takvimine göre düzenlenmesi;
okulu tarafsız bir alan olmaktan çıkarır.
Bir de; Dağıtılan broşürde kız çocuklarının başörtülü, erkek çocuklarının takke ile resmedilmesi de ayrıca düşündürücüdür.
Çocukların zihninde dini kimliğin belirli kalıplarla özdeşleştirilmesi,
henüz kimlik gelişimi sürecinde olan çocuklar açısından pedagojik olarak da tartışmalıdır.
Okul; çocuğa nasıl ibadet edeceğini öğretmez. Okul; çocuğa nasıl düşüneceğini öğretir.
Biz de çocuktuk.
Biz de devlet okulunda okuduk.
Eğitim eksiksiz değildi.
Ama kimse bize “oruç tutuyor musun?” diye sormazdı.
Kimse iftar fotoğrafı getirip getirmediğimizi kontrol etmezdi.
Kim hangi inançtan, kim değil; bunlar okul gündemi olmazdı.
Okul, inançlarımızın değil aklımızın geliştiği yerdi. Kimliğimiz sorgulanmazdı.
Bugün ise çocuklarımızın sınıfında dini ritüeller görünür hale getiriliyor.
Üstelik bunu kamusal eğitim sistemi organize ediyor.
Bu değerlendirmeyi bir polemik için değil, hukuki bir sorumluluk bilinciyle yapıyorum.
Çünkü konu çocuksa, devlet daha dikkatli olmak zorundadır.
Birçok veli içinden şunu geçiriyor olabilir;
“Ses çıkarırsam çocuğum zarar görür mü?”
“Fişlenir mi?”
Asıl tehlike tam da bu korkudur.
Eğer veliler susarsa, kamusal alan sessizlice dönüşür. Ve eğer bugün konuşmazsak, yarın çocuklarımızı ilim, kültür ve sanat öğrensin diye gönderdiğimiz okullarda dini yönlendirmelerin normalleştiğini görürüz -ki öyle de oluyor zaten-
Her çocuk aynı inanca mensup değildir.
Her çocuk aynı yaşam biçimine sahip değildir.
Hiçbir çocuk çoğunluğun pratiği içinde görünmez baskı altında bırakılmamalıdır.
Okul;
ritüel üretmez.
Bilim üretir.
Okul;
kimlik dayatmaz.
Eşit yurttaş yetiştirir.
Çocuklarımızın vicdanı siyasetin değil, eşitliğin koruması altında olmalıdır.
Laiklik bir tercih değildir.
Anayasal zorunluluktur.
Bu bir inanç tartışması değildir.
Bu, çocuklarımızın özgür gelişim hakkı meselesidir.
Tüm velilere çağrım şudur:
Nazik ama net olun, Okullarınıza sorun. Bu uygulamaların hukuki dayanağını talep edin. Eşit ve tarafsız eğitim hakkınızı savunun.
Sessizlik bazen rıza anlamına gelir.
Ben rıza göstermiyorum.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan Samet 5 Kasım 2022’de Ankara’da trafikte uyardığı üç kişi tarafından darp edilip boğazından bıçaklanarak katledildi!
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan iki kişi serbest bırakıldı, baş failin 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi.
Samet için ses verin adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
28 Ocak’taki duruşmadan sonra uzun süre sustum.
ÇÜNKÜ ÖĞRENDİKLERİM KANIMI DONDURDU KENDİME GELEMEDİM LÜTFEN BÜTÜN YAZIMI OKUYUN
15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı , akranı tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Katil, cinayetten önce telefonundan şunları araştırmış:
“Kasten adam öldürmenin cezası nedir?”
“Kasten yaralamanın cezası nedir?”
SSÇ olduğu için karşısına çıkan düşük cezaları görünce bu cinayeti işleme kararı verdi.
Yani Fatih normal hayatına devam ederken uyurken, yemek yerken,ailesi arkadaşları ile vakit geçirirken karşısındaki onu öldürmeyi planlıyor, alacağı cezayı hesaplıyordu.
Bıçağı yanında getiren oydu.
Fatih’in olduğu kafenin önüne gelen oydu.
“Konuşalım” deyip onu ıssız bir parka götüren oydu.
Yaz günü uzun kollu kıyafet giyip bıçağı saklayan oydu.
Fatih’i hayati yerlerinden 12 kez bıçaklayarak öldüren de oydu.
Ve Fatih’i kanlar içinde öylece bırakıp kaçan da oydu
Buna rağmen savcı, mütalaasında hafifletici indirim talep ediyor.
Zaten SSÇ olduğu için alabileceği en yüksek ceza 24 yıl. Onun da yatarının o kadar olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bu tabloda sorulması gereken tek soru şu: Neyin indirimi?
3 Mart’ta karar duruşması var.
Sosyal medyanın gücü doğru kullanılırsa çok büyük. Bu caninin indirimsiz 24 yıl ceza
alması için ses olalım.
24 yıl bile adalet değilken, daha azına razı olamıyorum çünkü ortada planlı bile isteye alacağı cezaya kadar araştırma yapıp bu cinayeti işlemiş bir fail var
lütfen ufacık bir desteğiniz dahi Fatih’in adaletinin sağlanması için çok kıymetli
#Fatihİçin24Yıl özellikle RT yapıp bu Hashtag (#) kullanarak destek olabilirsiniz 🥺🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet
#SSÇ
#ADALETİSİYORUZ @abakingurlek
#MinguzziYasasıÇıksın
Memleketin başına baronları, mafyaları, çeteleri bela eden bu iktidarın şimdi de temizlik yaptığına inanacak değiliz. Niyetlerinde samimi olsalar; dünkü haberiyle bürokrasideki çürümenin boyutlarını gözler önüne seren Terkoğlu’na plaket takdim ederlerdi, az önce gözaltına aldılar!
Ne yaparsanız yapın bu halk size boyun eğmez. Zulmünüz artsın ki çabuk zeval bulasınız! Gazeteci Barış Terkoğlu’nu derhal serbest bırakın!
Magazininiz bittiyse sadede gelelim...
Korkunç bir operasyon dönüyor. Mehmet Akif Ersoy'un "fantezi aynaları", Ela Rümeysa Cebeci'nin dekolteli ifadeleri; suni magazin fırtınası...
Muhalifler bile bu oyuna katılıyor, günlerdir dedikoduyla oyalanıyoruz. Ahlâksızlık konusunda hemfikirim; evet, derin bir yozlaşma içindeyiz ama bu ülkede yetişkin bireylerin kendi rızalarıyla tercih ettikleri seks hayatı ne zamandan beri hapis suçu..? Bugüne kadar Türkiye'de uyuşturucu kullanmaktan tutuklanan kaç kişi var?
İçeni değil, temin edeni alıp içeri atmadıkça uyuşturucu kullanımına engel olunabilir mi?
Bakın bu kişilere, sanatçılara uyuşturucu temin eden torbacı "yakalandıktan sonra" itirafçı olup serbest kalıyor – satan dışarıda, içen içeride...
Peki, kime sattığını söyleyen bu şahıs, kimden aldığını niye gizliyor? Baronlar kimler? Hangi çürük dallara uzanıyor bu ağ?
Bu operasyon, sadece bir temizlik değil; derin bir disiplin mekanizması... Kadınlar üzerinden ahlâk sopası sallanırken, asıl suçlular – uyuşturucu baronları, menfaat ağları – dokunulmaz kalıyor.
Peki bu temizliğin sonu anayasaya bağlanır mı? Evet, hayat tarzımızı zincirleyen maddeler için zemin hazırlanıyor olabilir. Özel hayatı yargılayan, özgürlüğü kısıtlayan bir "yeni düzen"...
Bir nevi şeriat düzenine adım...
Ve ne üzücü ki buna en çok da muhalifler ön ayak oluyor. Tutuklanan şahısların iktidara yakın isimler olmasından dolayı şuan bu durumun üstünde adeta tepiniyorlar.
Magazin sisinde boğulmadan uyanın!
Yoksa yarın hepimiz içerdeyiz..!!
Baronlar hâlâ dışarıda...
Şanlıurfa'da bir vatandaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dolmuşta hakaret ettiği iddiasıyla polise şikayet edildi.
Polisler dolmuşu durdurarak vatandaşı gözaltına aldı.
Eda Saraç, 25 Ekim’de tiyatro oyununa gitmek isterken, Cumhurbaşkanlığı koruma polisleri tarafından darp edilip ters kelepçeyle gözaltına alındı.
Ertesi gün serbest bırakılması gerekirken, hiçbir somut delil olmadan yalnızca bir tutanakla tutuklandı!
Yaşanan hukuksuzluk ve keyfiyet cezaevinde de devam ediyor. Ailesi tarafından Salı günü cezaevi yönetimine teslim edilen kişisel eşyaları hala kendisine ulaştırılmadı. Bu hukuksuzluk derhal son bulmalıdır.
19 Mart’tan bu yana tutsakların sesi olan, adalet ve özgürlük için mücadele eden Eda Saraç’ın yanındayız.
Eda için, adalet için, özgürlük ve demokrasi için mücadele etmeye devam edeceğiz.
#EdaSaraçYalnızDeğildir
Önce kazandığı seçimi iptal ettirdiler, tekrarlanan seçimde 800 bin fark yediler.
Kenti 25 yıl sonra kaybetmeyi hazmedemeyip yetkilerini kısıtladılar, yetkisinden bir sürü şeyi almaya kalktılar, projelerine kaynak aktarımı yapmadılar, gitti fon buldu, yatırım buldu yarım kalan metroları tıkır tıkır bitirdi, bitirmeye devam ediyor,
Tekrar seçilmesin diye kapkara propogandalar yaptılar, cebinde bokla gezen trolleri travmaylara saldılar, yürüyen merdivenleri bozdurdular, bütün bakanlarıyla sahaya inip toplumda hiçbir karşılığı olmayan atanmış adaylarına oy istediler, beş yılda yaptığı hizmetlerle bu sefer 12 puan fark attı,
Komik komik davalarla önünü kesmeye çalıştılar, Fatih Sultan Mehmet türbesinde ellerini arkasında tutmasından, kendisine söylenen ahmak lafını sahibine iade etmesine kadar saçma sapan sebeplerle 10’a yakın dava ve inceleme açtılar,
Fikirtepe çirkinliğini, Ataşehir’de Finans Merkezi garabetini yapmamışlar, askeri alanları yandaş mütehaitlere peşkeş çekmemişler, Kanal İstanbul gibi şehrin köküne dinamit çakacak projeyi getirmemişler, Gezi’den sonra mimarlar ve mühendisleri odasının yapı onay yetkisini kaldırıp kendi bakanlıklarına devretmemişler, imar affıyla milyonlarca evi uçuruma itmemişler gibi ‘deprem için ne yaptı ki’ dediler, seçilir seçilmez pandemiyi fırsat bilip tüm şehrin alt yapısını yeniledi, sıkış tıkış alanları kocaman meydanlara dönüştürdü, sayısız devasa kent orman yaptı, kente yepyeni toplanma alanları kazandırdı, binlerce konutu maliyetine dönüştürdü, Kanal İstanbul’u durdurdu, kendisinden öncekilerin ırzına geçtiği şehri can hıraş daha güvenli bir yer haline getirmeye çalıştı.
Devletin kanalında ‘beş yılda deprem için hiçbir şey yapılmadı’ anti propogandasını yaptırırken, -üstelik gerçek şehir planlamacıları, seçilmiş belediye başkanları parmaklılar ardındayken- aynı kanalda depremde onlarca insanın ölümünden sorumlu tutulan herifi Alişan’ın programına çıkarıp dondurma kestirttiler,
Kendileri seçim zamanları kömürle, makarnayla promosyon yardımı yapmamış gibi vatandaşın uygun fiyatla çocuğunu yazdırabildiği kreşleri, emeklinin karnını mis gibi ucuza doyurduğu kent lokantalarını aşağıladılar, kapatmaya çalıştılar.
Dillerinden Osmanlı’yı düşürmezken ecdad yadigarına layıkıyla sahip çıkarak kentin hazinelerini yeniden dirilten İBB Miras’ın kurucusu Mahir Polat’a hayatı zindan ettiler,
Ramazan ayında üniversitelerde toplu iftar açan, namaz kılan gençler üstünden siyasi rant devşirmeye çalışıp, kültürel hegemanyo zaferlerine dair naralar atarken, aynı okullardaki gençlerin demokratik protestolarına tahammül edemediler. Pedofili sapık konuşmacıyı, onu protesto eden aydınlık gençlerden korumaya çalıştılar,
Hulusi Akar’ın kızının diplomasına yapılan itiraza zaman aşımı deyip, O’nun 35 yıl önceki diplomasını sırf Cumhurbaşkanı adayı olamasın diye iptale kalkıştılar.
Sesini duyuramasın diye Twitter hesabını kapattırdılar,
Bu süreçte O sadece daha da büyüdü halkın gözünde, ne kadar liyakatlı kadrolar kurduğu, itirafçı dedikleri insanların da iftiracı olduğu kabak gibi ortaya çıktı,
Şimdi birden bire sanki iki sene önce montaj görüntülerle terörle işbirliği iftirası atmamışlar, doğu ve güneydoğuda bir sürü belediyeye kayyum atamamışlar, ilçe belediye başkanlarını çakma terör suçlamasıyla kodese tıkmamışlar gibi terör örgütünün kendisiyle masaya oturup arka planını kimsenin bilmediği bir ‘toplumsal barış’ sayfası açtıklarını söylüyorlar.
Bütün medya aparatlarına, satın alınmış trollere ve trol ruhlu çakma figürlere rağmen toplumun büyük çoğunluğu her şeyin farkında.
Hiçbir zaman bu dönemde yapılanları, yapılma amacını unutmayacağız, bütün tutuklular serbest bırakılana, siyasi arenadaki en büyük rakiplerine kapattıkları Cumhurbaşkanlığı adaylığı yolunu tekrar açıp gerçek toplumsal barış tesis edilene kadar da unutturmayacağız.
Hepimiz Ekrem İmamoğlu’yuz. Nokta.
Filistin’e ağlayıp İsrail ile ticareti sürdüren Saray Rejimi'nin, Trump’ın Gazze'yi işgal planlarını protesto etmek için Taksim’e yürümek isteyen CHP İstanbul İl Örgütü’ne dönük saldırılarını kınıyoruz. CHP’li dostlarımızla dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.
Filistin halkı yalnız değildir!