İkiz erkek kardeşe sahip biri olarak dinledim,çok güzel iki insanı tanıdım dün akşam.Tam bir kitaplarda okuduğum,az da olsa karşılaştığımda mutlu olduğum eski İstanbul beyefendilerinden...Onları dinlemek,tanımak büyük bir şanstı 🌸 @HatemiHusrev @Elifhevav
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ciddiyetle etüt edilmesi gereken bir vaka nicedir. Maalesef bu çarpıcı eğitim vakası layıkıyla incelenemiyor. Nedenleri malum. Bunlara girmeyi gereksiz buluyorum. Kendi etüdümü yapayım.
Öncelikle okulun ÖSYM metotlarıyla ölçülmesi mümkün olmayan fevkaladelikleri var. Batıda böyle okul örnekleri çoktur. Azıcık araştıran bu örnekleri ve onlardaki nitelikleri kolayca bulabilir.
Nedir bunlar?
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi, öğrencilerine her şeyden önce "kendilik bilgisi" veriyor. Bu yüzden bu yıl sözel birincisi olan öğrenci üniversitede animasyon okumak istiyor. Geçen yılki öğrenci ilahiyatı seçmişti. Roger Garaudy'nin anlattığı Don kişotluk"tur bu. İdealleri gerçeklerden üstün tutmaktır. Seçkin bir duygu ve soylu bir düşünceyle dolmaktır. Zaten mezun olan öğrencilerle azıcık sohbet ettiğinizde şaşırtıcı bir entelektüel irtifaya sahip olduklarını hemen görüyorsunuz. Çünkü bu öğrenciler hazırlık, dokuz ve onuncu sınıf boyunca test çözmüyor. Kitap okuyor, filmler izliyor. Sosyal sorumluluklar üstleniyor. Hatta o sınıflar boyunca test çözmek ayıp karşılanıyor. Okulun öğle araları, ders sonları onlarca spesifik akademik çalışmalara ayrılıyor. Hafta sonları da öyle. Geziler, kamplar… Merak eden okul almanaklarına bakabilir. Pek az kurum bunca sosyal, kültürel faaliyet yürütmektedir. On birinci sınıf bir geçiş süreci. Yavaş yavaş üniversiteye hazırlanmaya başlıyor öğrenciler. On ikinci sınıftaysa artık kendilik bilgisi kazanmış, akıllarına hükümleri geçen gençlerin zekalarını kullanma zamanları geliyor ve işte o vakit, ÖSYM metotlarıyla ölçülebilen başarı geliyor. Türkiye maalesef bu ikinci başarıyı da konuşmuyor kanımca. Dedikodusunu yapıyor, diyeceğim ama o da değil. İpe sapa gelmez lakırdılar dönüp duruyor.
Tam da bu noktada okulun mezunu olmanın verdiği sorumlulukla üniversitedeki konumunu bırakıp lise müdürlüğü yapmayı seçen Doç. Dr. Özkan Öztürk’ün kaderini konuşmak lazım. Dünyada eğitimin özü lisedir. Biz bunu fark edebilmiş değiliz. Öztürk, eğitim üzerine bana göre Türkiye’de en esaslı fikirlere sahip kişilerin başında gelmektedir. İbnü’l Arabî de bilir Wittgenstein da… Lise gencinin kendilik bilgisine sahip olmasının onu ferd yapacağını bilgisinden dem vuran çoktur ama bunu yukarıda andığım aksiyonlarla aktüel edebilmek Öztürk'ün kaderinin başarısıdır. Kariyerist, maksimalist bir başarıyı hedeflemiş olsa bu zeki gençlere sadece on ikinci sınıfta değil hazırlıktan itibaren test çözdürüp sınava hazırlayabilirdi. Yapmıyor. Öztürk’ün eğitim görüşü kişilik gelişimini her şeyin önüne koymakta. Aksini uygulansa bu gençler ilk yüzden yirmi küsur kişiye değil elliye de ulaşabilir. Lakin bu ne ifade eder ki… Kişide şahsiyet gelişimi bu yaşlarda oluşmamışsa posterden ibaret kalan görüntülerle karşılaşılır. Nitekim zaman içinde pek çok başarılı kişi hayatta kaybolurken orta seviyeli sayılanlar asıl büyük işlere imza atabilmektedir.
Okulun mezunlarının kazandıkları gözde üniversitelerde okullarının atmosferini bulmakta zorlandıkları için bir ayaklarını hep okullarına tutmak istemeleri eğitimden anlayabilenler için çarpıcı bir göstergedir. Bu öğrenciler bir yandan Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde eğitim alırken bir yandan da bir araştırma enstitüsü gibi çalışan okullarıyla bağlarını sürdürmektedirler.
Kartal Eğitim Vakfı’nın buradaki eğitim aksiyonuna güveni, desteği ayrı bir etüt konusu olmalı. Buna burada girmeyeceğim.
Umuyorum ki Türkiye’nin öteki seçkin okulları gibi Kartal Anadolu Lisesi de ciddiyetle etüt edilir. Giderek bunun ötesine geçilir ve buradaki model derece derece her okula kendi gerçekleri nispetinde uygulamaya konulur. O vakit milli eğitiminizin idealler üzerinde mevcut şartlarını nasıl dünya ölçeğinde aşabileceği görülecektir.
Meslek lisesinde elektronik okuyup edebiyata geçmiş, yıllarını bilinçsiz bir eğitime heba etmiş biri olarak milletimizin hiçbir gencini diğerinden ayırmadan yürekten dileklerimdir bunlar. Benim gibilerin pek çok olduğunu da biliyorum.
Kabataş derece yapınca “gurur”, Galatasaray Lisesi derece yapınca “başarı”…
Kartal Anadolu İmam Hatip derece yapınca ise “Acaba?”
Sorun okulda değil, bazı zihinlerdeki önyargıda.
Emeğe saygı, ideolojiye göre değişmemeli.
Tebrikler arkadaşlar.
Amerika’dan Nefret Etmeyen Bizden Değildir!
Ey Amerika! Senden ölesiye nefret ediyoruz. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de öldürdüğün mazlum insanlar adına senden nefret ediyoruz. Latin Amerika’da sömürdüğün, Afrika’da köleleştirdiğin halklar için senden nefret ediyoruz. Sen bizim azılı düşmanımızsın. Sana her kurşun sıkıldığında, askerlerinden her biri can verdiğinde inan kalplerimiz neşe doluyor. Sana karşı direnenlerin, seni korkutanların resimlerini duvarlarımıza asıyor, onların her birine kahramanlık madalyaları takmak istiyoruz.
Bize çok acılar çektirdin. Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da çocuklarımızı öldürdün. Bağdat’ta, Kabil’de şehirlerimizi bombaladın. Guantanamo’da, Ebu Garip’te, Bagram’da kardeşlerimize işkenceler yaptın. Çiçeklerimizi kopardın; nehirlerimizi, gökyüzümüzü kirlettin. Aşka, insanlığa, şiire, kutsal kitaplara, tarihe ihanet ettin. 15 Temmuz’da vatanımızı, Anadolu’yu işgale kalktın. Bir gün öldürdüğün çocuklar adına, sömürdüğün halklar adına, Halil Kantarcı adına, acı çektirdiğin kadınlar adına, Doğu adına, Afrika adına senden hesap soracağız. Sana, “Özgürlük Heykeli’ni, demokrasini, Coca Cola’nı, McDonalds’ını alıp başına çal” diyeceğiz.
Biz şimdi yüreklerimizde sana karşı büyük bir isyan, büyük bir öfke büyütüyoruz. Senin ismin geçtiğinde yumruklarımızı daha bir şiddetle sıkıyor, mavzerlerimizi daha bir özenle temizliyoruz. Silahlarını, bombalarını, tanklarını, tehditlerini de artık hiç mi hiç umursamıyoruz. Bizi; Amerika’nın çıkarlarını, yaşam biçimini tehdit eden Doğu’nun isyancı çocukları olarak görebilirsin. Hatta isimlerimizi teker teker terör listelerine alabilir, yerlerimizi ihbar edenlere milyonlarca dolar ödül vereceğini vaat edebilirsin. İnan bunların hiçbirinden korkmuyoruz. Çünkü biz gökyüzüne yükselen ezan seslerine, ebabil kuşlarına inanıyoruz. Çünkü biz Doğu’nun da Batı’nın da Rabbi olan Alla’a iman ediyoruz. İnan sen unutsan da biz Cenk Kalesi’ni, Cenin’i, Lübnanlı Vaad bebeği, Rachel’i, Muhammed Durra’yı, İsmail Heniye’yi hiç unutmadık. Onlara senden intikam almak, senin canını yakmak için söz verdik.
Ey Amerika! Seninle bizim aramızda mutlaka görülmesi gereken bir hesap var. Seninle bizim aramızda Bağdat, Kabil ve Gazze var! Bütün bunlara; bunca öfkeye, bunca nefrete sen sebep oldun. Niçin bir kere dahi gözlerimizin içine bakmaya cesaret edemiyorsun? Çünkü gözlerimizin içine baktığında orada bize çektirdiğin acılardan, isyanlarımızdan izler göreceksin. Gözlerimizin içine baktığında senden ne kadar nefret ettiğimizi daha iyi anlayacaksın. Ey Amerika! Sana bir gün yaptıklarının hesabını soracağız. İnan sana bir gün mutlaka ama mutlaka haddini bildireceğiz…
“Annem benim için dua eder, cümle Ümmet-i Muhammed'in çocukları ile birlikte diye de eklerdi. Ben çocukluk günlerimden itibaren kendimin nereye ait olduğunu annemden öğrendim.”
| İSMET ÖZEL
Yolumuz varsa yönümüz var demektir.
Kulluk yolunun yönü Kur'ân ve Sünnet'tir. Yani Allah'ın rızâsı ve Hazreti Peygamber'in (sav) örnekliğidir.
Kişi bu yönde ise doğru yoldadır.
Yoldan çıkan, yönden bahsetmesin.
Yönü kaybeden, yoldan bahsetmesin.
"Cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin hükmüdür." (Meryem, 71)
Meryem suresinin bu ayetindeki cehenneme uğrama kısmına dair alimlerin belli başlı üç görüşü vardır:
1. İnsanların tümü dehşete düşecek şekilde cehenneme yakınlaşacaklardır. Sonra Rabbimiz 72. ayette buyurduğu gibi takva sahiplerini kurtaracaktır.
2. Oraya girilecektir. Böyle olduğunda orası müminler için serin ve esenlik olacaktır.
3. Uğramak, cehennem üzerindeki sırattan geçmek anlamındadır. İnsanlar amellerine göre o köprüden geçecektir.
Kimisi göz açıp kapanacak kadar bir sürede, kimisi rüzgar gibi, kimisi asil atlar gibi, kimisi hızlı koşan develer gibi bir hızda geçecektir. Bazısı hızlıca koşarak, bazısı yürüyerek, bazısı da sürünerek geçecektir. Kimisi de ateşe atılacaktır.
Özetle herkes takvası kadar bir hızla geçecektir. Bu sebeple bir sonraki ayette Rabbimiz, "Takva sahibi olanları kurtarırız, zalimleri ise orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız." buyurmaktadır.
Cehennem her birimizi korkutması ve titretmesi gereken ebedî bir tehdittir. Garantimiz yok. İbret almak ve kendimizi düzeltmek zorundayız.
Cehennemden ve azabından Allah'a sığınırız. Rabbim hepimize takvayı, kendisinden hakkıyla çekinmeyi nasip etsin. Allah’a içten bir saygıyla bağlanan insanlara bizi yaklaştırsın.
Şule'yi her izlediğimde diyorum ki rabbim bunlara iktidar yüzü nasip etmesin. Tamam eleştiriyoruz, yanlışlar var yok değil amma velâkin bu çok başka bir şey..bunlar başa gelse yapacakları ilk şey yeniden başörtü yasaklamak olacak..maalesef gerçekler. Bunların kini hâlâ dipdiri.
Bayramınız mübarek olsun. Allah bizi takva ehli müminlerden eylesin. Bizi ve neslimizi namaz kılanlardan kılsın. Ömür tamam olmadan nefsimizi kurban edip ilahi huzura ermenin bayramını nasip etsin. Maddi manevi rızık, bereket ve afiyet ihsan etsin.
Şule Yüksel Şenler; bu milletin inancı, kimliği ve değerleri uğruna bedel ödemiş, kalemiyle nesillere yön vermiş, fikirleriyle milyonların hayatına dokunmuş müstesna bir münevverdir. O; yalnızca bir yazar değil, bir fikir öncüsü, bir dava insanı ve bu toprakların vicdanına iz bırakmış güçlü bir hafızadır. İnancı sebebiyle baskıya uğramış, düşünceleri sebebiyle yargılanmış, hapis yatmış; ama hiçbir zaman duruşundan, vakarından ve hak bildiği yoldan geri adım atmamıştır.
Hayatı boyunca kadınların eğitimine, ahlakına, şahsiyetine ve toplumsal varlığına sahip çıkmış; kalemiyle bir neslin ufkunu açmış, cesaretiyle milyonlara yol göstermiştir. Bugün hâlâ Türkiye’nin dört bir yanında onun fikirlerinden ilham alan, onun mücadelesini kendine rehber edinen sayısız insan vardır.
Böylesine büyük bir isme yönelik ortaya atılan hakaretler, iftiralar ve mesnetsiz suçlamalar ne bir fikir tartışmasının ne de samimi bir eleştirinin parçasıdır. Bunlar doğrudan toplumsal hafızamıza, değerlerimize ve bu milletin yetiştirdiği öncü şahsiyetlere yönelmiş seviyesiz saldırılardır. Şule Yüksel Şenler’i tanımadan, hayatını okumadan, verdiği mücadeleyi bilmeden yapılan her yorum; ancak cehaletin, önyargının ve sığlığın bir yansımasıdır.
Kendi tarihine yabancı olanların, bu milletin hafızasında müstesna bir yere sahip bir ismi hedef alması elbette şaşırtıcı değildir. Çünkü anlamadıkları her değere saldırmayı alışkanlık hâline getirmişlerdir. Ancak bilinsin ki; hakaretle, iftirayla ve çarpıtmayla hakikatin üzeri örtülemez. Şule Yüksel Şenler’in bıraktığı iz; birkaç mesnetsiz sözle silinecek kadar zayıf değil, aksine yıllar geçtikçe daha da büyüyen bir mirastır.
Bizler, Şule Yüksel Şenler Vakfı olarak; Şule Yüksel Şenler Hanımefendi’nin bizlere emanet ettiği bu kutlu mirası aynı vakar, aynı samimiyet ve aynı kararlılıkla taşımaya devam edeceğiz. Onun inançla ördüğü mücadeleyi, eğitimle, kültürle, gençlerle, kadınlarla ve iyilikle büyütmeyi sürdüreceğiz. Bu emaneti korumaktan, yaşatmaktan ve gelecek nesillere aktarmaktan asla geri durmayacağız.
İftiralar gelip geçicidir. Karalama kampanyaları unutulur. Ancak samimiyetle verilen mücadele, milletin gönlünde yer eden eserler ve hakikat baki kalır. Şule Yüksel Şenler’in adı da, mücadelesi de, bıraktığı iz de bu milletin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Ve bizler, o emaneti aynı inanç ve aynı sorumlulukla taşımayı sürdüreceğiz.
Henüz yarısını izleyebildim. Müthiş etkilendim. Bazı sahnelerde istemsizce insanın gözünden yaşlar boşanıyor. Gecenin bir yarısı dayanamayıp arkadaşlarımla da paylaştım mutlaka izleyin diye. Anlatıyı kuranın samimiyetle kaleme aldığı, yönetenin ince ince işlediği bir eser olmuş. Şule Yüksel’in bütün mücadelesini kalbime yeniden yük etti. Oysa çok tanıdık. İnsanın kendi hikayesini yüzüne çarpıyor. Romanlarıyla, anlatılanlarıyla, tecrübe ederek büyüsek de canlandırmanın muazzam etkisi bu olsa gerek.
Tabii çok başarılı işlere imza atıyor. Vefa Sultan da müthişti. Keşke gayrimeşru ilişkilerin sürekli gündemde tutulduğu, suçu ve suçluyu “normal” gösteren dizilerin/ programların yerine yakın tarihimizi ele alan, toplumsal olaylara vurgu yapan, ahlaki öğretisi yüksek bu gibi yapımlar TV ekranlarında yer alsa. Her ne kadar dijital platformlar yükselişte olsa da -ki evimizde olmamasına rağmen- TV etkisini gözlemleyebiliyorum. İlkokul 1. sınıf çocukların dilinde şu meşum diziler yerine Vefa Sultan’ın, Yunus Emre’nin yer almasını arzu ederim.
Şule Yüksel Şenler hakkında bugün ortaya atılan bilgisiz, önyargılı ve hadsiz yorumlar; aslında onun nasıl büyük bir iz bıraktığının en açık göstergesidir.
Hayatını okumadan, mücadelesini bilmeden, hangi bedelleri ödediğini anlamadan yapılan yorumların bizim nazarımızda hiçbir karşılığı yoktur.
Şule Yüksel Şenler; inancı uğruna baskılara direnen, bedel ödeyen, yargılanan ama geri adım atmayan bir dava insanıdır. Kalemiyle, sözüyle ve cesaretiyle on binlerce insana yol göstermiş; bir nesle umut ve istikamet olmuştur.
Bugün ekran başından ahkâm kesenler bilmelidir ki; Şule Yüksel Şenler’in mücadelesi günlük yorumlarla gölgelenebilecek bir mücadele değildir.
Onun mirasını bilmeden konuşanlara tavsiyemiz; önce hayatını okumaları, neyin mücadelesini verdiğini öğrenmeleridir.
Biz, Şule Yüksel Şenler’in ortaya koyduğu fikrin, duruşun ve mücadelenin arkasındayız.
Ve onun emanet ettiği bu kutlu yürüyüşü aynı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Ne haksız ithamlar ne de cehaletle yapılan yorumlar bizi bu yoldan döndürebilir.
Şule Yüksel Şenler’in bıraktığı iz silinmeyecek; mücadelesi yaşamaya devam edecektir.