@avbulenttezcan Hukuk, kişiye ve makama göre değişmez. Söylediklerinizin arkasında durmuyorsanız, milletvekilliği koltuğunu daha fazla meşgul etmeyin. Bir dakika bile beklemeden istifa edin.
Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:
Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan; bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir.
Türk milleti; içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.
Bizim için tartışılmaz olan; üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir.
Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil; tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.
Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu; kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.
Bizim milliyetçiliğimiz; milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir.
Bizim vatanseverliğimiz; kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir.
Bizim ülkümüz; zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.
Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.
Çünkü biliyoruz:
Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir.
Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır.
Birlik varsa gelecek vardır.
Bu topraklar ayrılığın değil birliğin;düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.
Kılıçdaroğlu çıktı, daha Çerçeve Yasa ortada yokken CHP Grup Toplantısı’nda dört maddeyle ne istediğimizi açıkça ortaya koydu.
Ne söylediğini sakladı, ne sorumluluk almaktan kaçtı, ne de toplumun önüne cevabı olmayan sorular bıraktı.
Devletin güvenliği, silahsızlanma, demokrasi, hukuk ve bölgesel güvenlik başlıklarında bir çerçeve çizdi.
Katılırsınız ya da katılmazsınız; ama en azından ortada tartışabileceğiniz bir siyasal tez vardı.
O gün siyaset üretmek yerine IBAN paylaşarak “yeni bir yol” sattığını düşünenler ise bugün en basit soruya kendi seçmenlerinin karşısında bile açık bir cevap veremiyor.
Soru basit
EVET mi, HAYIR mı?
Siyaset yalnızca “eskiye karşı olmak” değildir.
Siyaset; ülkenin en zor meselelerinde ne düşündüğünü, hangi koşullarda neye destek vereceğini ve hangi noktada karşı duracağını halka açıkça söyleyebilme cesaretidir.
Burada mesele yalnızca bir yasa ya da Meclis'teki bir oylama meselesi de değildir. Mesele çok daha sosyolojiktir.
Türkiye uzun yıllardır ekonomik kriz, gelir adaletsizliği, işsizlik, güvencesizlik, barınma sorunu, emekli yoksulluğu ve gençlerin gelecek kaygısıyla boğuşuyor.
Böyle dönemlerde toplumun siyasetten beklentisi daha fazla belirsizlik değil; yön, güven ve çözüm üretmesidir.
İşçi maaşını soruyor.
Emekli geçimini soruyor.
Genç geleceğini soruyor.
Çiftçi üretimin maliyetini soruyor.
Kadın güvenliğini ve eşitliği soruyor.
Esnaf yarın kepengi açıp açamayacağını düşünüyor.
Bu insanların hiçbirinin hayatı sosyal medyada saatlerce süren politik kelime oyunlarıyla düzelmiyor.
Yeni olduğunu iddia eden bir siyasi hareketin en büyük sınavı da tam burada başlar. “Biz diğerlerinden farklıyız” demek yetmez. Nerede duruyorsunuz? Ne öneriyorsunuz?
Hangi toplumsal kesimin hangi sorununu nasıl çözeceksiniz?
Bunların cevabı yoksa tabelanın yeni olması siyasetin de yeni olduğu anlamına gelmez.
Üstelik sürekli CHP üzerinden kimlik kurmaya çalışmak da başlı başına bir siyasal yetersizlik göstergesidir.
Bir parti, başka bir partiye duyduğu öfkeyle değil; toplumla kurduğu bağla büyür.
CHP'yi eleştirebilirsiniz.
Kılıçdaroğlu'nu eleştirebilirsiniz.
Dört maddelik çerçevesini de yanlış bulabilirsiniz.
Ama o zaman karşısına kendi dört maddenizi koyacaksınız.
Siyasetin namusu budur.
Saatlerce konuşup tek bir cümlede nerede durduğunu söyleyemeyen bir yapı, yarın devlet yönetiminde karşısına çıkacak çok daha ağır meselelerde nasıl karar verecek?
İktidar olmak, sosyal medyada alkış almak değildir.
İktidar olmak karar vermektir.
Karar verebilmenin ilk şartı, gerektiğinde halka açıkça EVET ya da HAYIR diyebilmektir.
Bugün kendi destekçisinin sorduğu basit bir soruya dahi cevap veremeyen YENİ PARTİ'nin asıl problemi isim, logo veya örgütlenme değildir.
Problem siyasal berraklık problemidir.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla kafa karışıklığı değil; emeğin, demokrasinin, hukukun ve toplumsal barışın yanında nerede durduğunu açıkça söyleyen bir siyasettir.
Bu halkın sorunları belirsizlikle çözülmez.
Memleket yönetmeye talip olan önce nerede durduğunu söyleyecek.
EVET mi?
HAYIR mı?
Gerisi laf kalabalığıdır. Sn.Emir ..
Benim görevim, toplumun sorunları yoğun ama unutulmuş kesimleriyle bir araya gelmektir.
Çöpten kâğıt toplayan insanların da, mesai saati gözetmeksizin tarlada alın teriyle geçimini sağlayan insanların da sorunlarını çözmek için yola çıktım.
Benim siyaset anlayışım budur.
Büyük bir diplomasi zaferiyle bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tescilini sağlayan Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yıl dönümünü kutluyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Lozan heyetimizin başkanı İsmet İnönü olmak üzere, tüm Milli Mücadele kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Lozan, milletimizin bağımsızlık iradesinin, egemenlik hakkının ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en güçlü hukuki temelidir. Bu tarihi kazanımı, dün olduğu gibi bugün de aynı kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.
Bir kez daha ifade ediyorum: Parlamento açıldığında sunacağımız ilk kanun tekliflerinden biri, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz’un “Lozan Barış Günü” olarak resmî bayram ilan edilmesi olacaktır. Çünkü Lozan, milletimizin tapu senedidir; bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin teminatıdır.
GÜÇ & SİYASET & ARINMA
Küçük şeylerden mutlu olmak bile lüks artık. Tekrar umutlanmaktan bile korkar olduk. Normalleşmek istiyoruz.
Orta sınıf yok oluyor. İlginç bir şekilde etrafımızda kim varsa çoğu strese bağlı egzama gibi rahatsızlıklarla uğraşıyor.
En az 15-16 yılını eğitimine adayıp hayattan çok beklentisi olmayan ama sadece huzurlu, rahat bir hayat yaşamak isteyen insanlar pişman. ‘Keşke bu kadar okumak yerine kısa yoldan para kazanabileceğimiz işler yapsaydık’ diyor eğitimli herkes. Çünkü herkes maddi sıkıntılar yaşıyor.
Toplumun tüm değer yargıları bireyci, oportünist değerler üzerine oturmaya başladı. Topluma, ülkeye katkısı olabilecek, değer yaratabilecek insanlar toplumsal alanlardan uzaklaşıyor. İnsanlar birbirleri arasına, toplumla, ülkeyle arasına mesafeler koyuyor. Bir toplumun en büyük kaybı bu olsa gerek.
Liyakatin, emeğin, adil olmanın, sadakatin hiçbir anlamı kalmıyor. Tek dert bir şekilde mevki sahibi olmak. Çünkü sadece mevki sahibi olanlar çorbayı içebiliyor. Her ne pahasına olursa olsun kazanma güdüsüyle hareket ediliyor. Ve işte bu nedenle de iktidar kavgası bizim gibi toplumlarda çok kanlı geçiyor.
Lafı uzatmayalım. Çinliler birine beddua ederken ‘tuhaf zamanlarda yaşayasın’ derlermiş. Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz.
38. KURULTAY – ÖNCESİ ve SONRASIYLA ‘GÜYA’ DEĞİŞİMCİLER
38. Kurultay sonrasında yaşananları ve yaşanacakları aslında az çok herkes tahmin ediyordu. Çünkü ‘ne pahasına olursa olsun kazanma güdüsüne sahip olan arkadaşlar’ın bu güdülerini biz cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde görmüştük.
2019 sonrası İBB’de yaşananları, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ABD ve Almanya ziyaretlerinde kurulan komploları hem ziyaretlere dahil olan birisi hem de İBB Başkanvekili sıfatıyla birebir gördük. Bu komploları yapanların kurultayda neler yapabileceğini az çok tahmin etmekle birlikte partinin zarar görmemesi için kamuoyunda tartışmak yerine bu kişilerle birebir konuşarak yapılan yanlışları söylemeyi tercih ettik.
Ancak geldiğimiz noktada bu arkadaşlar yine kendi deyimleriyle ‘nasıl sosyal demokrat olamadılarsa’ CHP’li olamadıklarını da gösteriyorlar. Gemiye kaptan olabilmek için ellerinden ne geliyorsa yapıp kaptan olamayınca da gemiyi batırmaya çalışıyorlar. O zaman bize de konuşmak düşüyor.
Ancak bilmedikleri ve anlamadıkları bir şey var. Rahmetli Hasan Fehmi Güneş’in de dediği gibi Cumhuriyet Halk Partisi benzersizdir. Ne demişti Sayın Güneş?
‘Köy öğretmeni oldum, köylerde öğretmenlik yaptım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne öğrenci oldum, hukuk okudum. Cumhuriyet’in savcısı olarak görev yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi’yle tanıştım. Partiye katıldım. Senatör, milletvekili, içişleri bakanı olarak görevlendirildim. Bu süreç boyunca başarı sayılabilecek her aşama Cumhuriyet Halk Partisi’ne aittir. Beni ben yapan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin ürünü olan bir siyasetçiyim. Aslolan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Siyasi hayatım boyunca gördüm ki Cumhuriyet Halk Partisi benzersizdir, üstündür, süre üstüdür, büyüktür, büyük doğmuş bir Partidir. Özgündür, özeldir, dünya ölçeğinde benzeri yoktur... Altıok süzgecinden geçmemiş, Parti’ye sırt çevirmiş olanları, dönekleri asla kabul etmeyin. Mustafa Kemal de öyle yapmıştır...’
Kıbrıs Harekatının Dışişleri Bakanı, ortanın solu hareketinin fikir babası rahmetli Turan Güneş Hoca’nın da dediği gibi CHP'ye verilecek zarar devlete verilecek zarardır.
Atatürk'ün emaneti sahipsiz değildir. Partimize dün olduğu gibi bugün de yarın da sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi ulusal kurtuluş savaşımızdan başlayarak 103 yıl boyunca bu ülkenin tarihinde imzası olan bir parti.
Bağımsızlığın, çağdaşlaşmanın, kalkınmanın, demokrasinin, insan emeğine saygının bayrağı olan bir parti.
Cumhuriyet Halk Partisi yeniden geliyor.
20 Temmuz 2015’te Suruç’ta masumları hedef alan hain terör saldırısını lanetliyor, saldırıda yaşamını yitiren 33 kardeşimizi rahmetle, saygıyla ve özlemle anıyorum.
Terör; kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bir milleti bölmek ve bir devleti zayıflatıp yok etmek için emperyalizmin kullandığı en kirli yöntemlerden biridir.
Terör ve teröristler, yalnızca masum insanları değil; ortak geleceğimizi, huzurumuzu ve kardeşliğimizi de hedef alır.
Bu karanlık belaya karşı; hukuktan, demokrasiden, adaletten ve toplumsal dayanışmadan asla vazgeçmeyeceğiz.
Birbirimizi daha çok severek, terörü ve onları besleyen Türkiye düşmanlarını yeneceğiz.
Acılarımızı unutmadan, adalet arayışını kararlılıkla sürdüreceğiz.
Suruç’ta yitirdiğimiz 33 canı bir kez daha saygı ve rahmetle anıyor, ailelerinin acısını yürekten paylaşıyorum.
#Suruç
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta insanlık utandı. Bir otelde, aydınlar, sanatçılar, yazarlar, ozanlar diri diri yakıldı; devlet izledi, kalabalık alkışladı. Bu organize bir kıyım, bir karanlık ideolojinin gövde gösterisiydi. Unutmadık...
#unutMADIMAKlımda
Madımak, yalnızca Sivas’ta yitirdiğimiz canların değil; bu ülkenin vicdanında açılan derin bir yaranın adıdır.
2 Temmuz 1993’te aramızdan koparılan aydınlarımızı, sanatçılarımızı ve yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Bu acı bize; eşit yurttaşlığın, laikliğin, birlikte yaşama iradesinin ve toplumsal barışın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Onların anısı, daha demokratik ve daha adil bir Türkiye mücadelesinde yaşamaya devam edecek.
#UnutMADIMAKlımda
Öleceksek bu vatana olan aşkımız için öleceğiz...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için hazırlanan, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun 928 günlük işgalci yönetimi sırasında gündem olan ve bugünü anlatan edit Kılıçdaroğlu sevenleri tarafından yeniden dolaşıma girdi...
Siyaset ahlak işidir. Ahlaklı insanların siyaset yapması gerekir.
Siyaset elbette rakibine sert sözler söyleyebilir. Buna da saygı duymak gerekir. Birbirimizi eleştirebiliriz, buna da saygı duyarım.
Ama siyaset; rakibine iftira atmak, rakibine kumpas kurmak değildir.
Allah bizi kumpasçılardan,
Allah bizi sahtekârlardan korusun !
Be gafiller,
be şerefsizler,
be akılsızlar,
be müptezeller,
be çakallar... Sizin önünüzde diz çöküp yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih ederiz.
@kilicdarogluk@CelikBaskan06@atakansmz@demirdenizchp@drmadiguzel@orhansaribalchp