Bu sıcaklarda bol bol su içmeyi unutmayın. Sokaktaki canlar için de kıyıya köşeye bir kap su bırakmayı ihmal etmeyin. Belki de bu, bugün yapacağınız en güzel iyilik olur. 💧🐾
@GultekinBerkant@UmitDikbayir Milletin vekili olmak zor iştir.
Zoru başarmak başarmaya çalışmak en azından bir mücadele içinde olmakta yakışırdı.
Ama neydi
Herkes kendine yakışanı yapıyordu
Teşekkürler 🙏
@SezaiMatur Bende her ay sonu enflasyon farkı için market market dolaşıp dolaşmayacağını merak ettim.
Enflasyon oranlarının sıkı takipçisiydim
Üzüldüm 🙃
Siyasette şartları pek konuşmuyorlar o yüzden bunu cevaplayabileceklerini düşünmüyorum.
Ümit Dikbayır ve eşi market alışverişine çıktı:
Aldıklarımız 1648 lira, aynı ürünleri biz geçen sene kasım ayında almıştık, 871 lira tutmuştu. Bu çalışmayı her ay yapacağız. Vebal TÜİK'in üzerinde olacak.
Karasu'nun geleceği sokaklarda sıkışıyor
Karasu gibi hızla büyüyen bir ilçede en çok konuşulan ama çoğu zaman çözümü ertelenen konulardan biri olan otopark sorununa değinmek istiyorum.
Karasu her geçen gün büyüyor. Yeni binalar yükseliyor, yeni yaşam alanları oluşuyor, nüfus artıyor. Bu gelişim elbette sevindirici. Bu büyümenin en büyük sorumluları da Karasu’ya yatırım yapan müteahhitlerdir. Bunu da inkar edemeyiz.
Ancak şehirleşmenin yalnızca bina yapmak olmadığını da artık kabul etmek gerekiyor.
Bugün Karasu'nun birçok mahallesinde aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Yeni yapılan apartmanların önleri araçlarla dolu. Sokaklar park alanına dönüşmüş durumda. İki aracın yan yana geçmekte zorlandığı yollar, gelişigüzel park edilen otomobiller nedeniyle zaman zaman tamamen kullanılamaz hale geliyor. Acil durumlarda bir ambulansın ya da itfaiye aracının geçişi bile ciddi bir sorun haline gelebiliyor.
Peki, bunun sebebi gerçekten araç sayısının artması mı?
Elbette araç sayısı artıyor. Ancak asıl sorun, bu artışın yıllar öncesinden öngörülmemesi. Yapılan birçok yeni binada otopark ya hiç bulunmuyor ya da mevcut otoparklar ihtiyacı karşılayacak kapasitede olmuyor. Sonuçta binanın yükü sokağa taşınıyor. Her yeni bina, sokaktaki park sorununu biraz daha büyütüyor.
Şehir planlaması yalnızca dört duvar örmek değildir. İnsanların rahat yaşayabileceği, güvenle hareket edebileceği yaşam alanları oluşturmaktır. Bugün yapılan bir hata, belki de onlarca yıl boyunca düzeltilmeye çalışılacaktır.
Karasu'nun özellikle yaz aylarında nüfusu katlanarak artıyor. Kışın bile zor yeten park alanları, yaz döneminde tamamen yetersiz kalıyor. İlçeye gelen misafirler araçlarını park edecek yer bulamıyor, mahalle sakinleri ise kendi evlerinin önüne araç bırakabilmek için uzun süre yer arıyor. Bu durum hem trafik düzenini bozuyor hem de ilçe yaşamının kalitesini düşürüyor.
Aslında çözüm zor değil. Yeni yapılacak projelerde otopark zorunluluğu uygulansa, denetimler daha sık yapılsa ve ihtiyaç duyulan bölgelerde ortak otopark alanları planlanmalıdır. Çünkü bugünden alınacak doğru kararlar, yarının sorunlarını azaltacaktır.
Karasu gelişmeye devam edecek. Bundan kimsenin şüphesi yok. Ancak önemli olan nasıl gelişeceğimizdir. Sadece bina sayısını artırarak mı, yoksa yaşanabilir bir kent oluşturarak mı?
Bir şehir, yüksek binalarıyla değil; insanına sunduğu yaşam kalitesiyle büyür.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
Yeni binalar yapıyoruz... Peki, araçlarımızı nereye koyacağız?
Bizim tarafımız; kişiler değil, doğrulardır
Geçtiğimiz hafta Öncü Gazetesi'nde yayımladığımız "İsteyen de aynı, karşı çıkan da aynı" başlıklı manşet haberimizin ardından bazı değerlendirmeler yapıldı. Yapılan eleştirileri dikkatle dinledik. Çünkü gazetecilik, eleştiriye kulak tıkayarak değil, gerektiğinde kendini sorgulayarak yapılan bir meslektir.
Öncelikle altını çizmek istediğim bir konu var.
Bugüne kadar kurumumuzun kapısı herkese aynı şekilde açık oldu. Kimsenin siyasi görüşüne, makamına, unvanına ya da yakınlığına göre haber yapmadık. Doğru neyse onu yazmaya, yanlış neyse onu da söylemeye çalıştık. Bundan sonra da değişen hiçbir şey olmayacak. Ki, tüm siyasi partilerle de çalışıyoruz.
Söz konusu haberde, Yeniden Refah Partisi Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve Karasu İlçe Başkanı Hakkı İskender'in, Sakarya Büyükşehir Belediye Meclisi'nde Karasu'nun önemli sorunlarını gündeme taşıdığı bir gerçekti. Su tarifeleri, Çamdağı ve Darıçayırı Barajı ile Maden Deresi ulaşım yolu gibi ilçemizi yakından ilgilendiren konularda sorular yöneltti. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar da bu sorulara meclis kürsüsünden cevap verdi.
Ancak haber hazırlanırken kayıt dökümünde bir eksiklik yaşandı. Metin oluşturulurken sorular yerine doğrudan verilen cevaplar esas alındı. Bunun sonucunda da haber, sanki Alemdar bu konuları kendiliğinden gündeme getirmiş gibi algılandı.
Oysa tek bir cümleyle bu durum açıklığa kavuşabilirdi:
"Yeniden Refah Partisi İlçe Başkanı Hakkı İskender Karasu'nun sorunlarını gündeme taşıdı, Başkan Yusuf Alemdar da bu sorulara cevap verdi."
Evet...
Bu eksiklik bizim gözümüzden kaçtı. Hata varsa kabul etmekten çekinmeyiz. Çünkü hata yapmak ayrı, hatayı bile bile yapmak ayrıdır. Bizim kurumumuzda hiçbir kişi ya da kuruma bilerek yer vermemek, emeğini görmezden gelmek ya da siyasi düşüncesinden dolayı haberini görmezden gelmek gibi bir anlayış yoktur, olmadı da olmayacaktır da. Bizi görmezden gelirseniz biz de görmezden geliriz. Bu gerçeği de es geçmeyelim ama bu arada.
Bu konuyu Hakkı İskender ile yaptığımız görüşmede de açık yüreklilikle paylaştım. Anlayış göstereceğine de inandım. Fakat bu olay vesilesiyle değinmek istediğim daha önemli bir mesele var.
İlçelerde gazetecilik yapmak, uzaktan göründüğü kadar kolay değildir. Çoğu zaman insanlar bize geliyor ve aynı cümleyi kuruyor: "Benim ismimi yazmayın... Fotoğrafımı kullanmayın... Ama şu olayı mutlaka haber yapın."
İyi de neden?
Yaşadığınız sorunun arkasında durmaya cesaret edemiyorsanız, gazeteciden tek başına kahraman olmasını beklemek ne kadar doğru? Gazeteci kamu adına konuşur, araştırır ve yazar. Ama toplumun da kendi sorununa sahip çıkması gerekir.
Bir başka konu ise basına bakış açısı...
Ne yazık ki bazı insanlar gazeteciliği sadece bir haber paylaşmaktan ibaret zannediyor. Oysa bu iş; emek ister, zaman ister, fedakarlık ister. Sahada geçirilen saatleri, yapılan kilometreleri, gece yarısı yetiştirilen haberleri kimse görmez. Ama yapılan küçücük bir hata günlerce konuşulur.
Daha da ilginci...
Sokak aralarında basını eleştirenlerin büyük bölümü, o eleştirileri gelip yüzümüze söylemez. Farklı ortamlarda konuşur, farklı masalarda yorum yapar. Oysa bizim kapımız da açık, telefonumuz da açık.
Bir yanlışımız varsa gelin söyleyin. Bir eksiğimiz varsa birlikte düzeltelim. Çünkü dedikodu hiçbir sorunu çözmez.
Bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum.
Basın kuruluşları hayır kurumu değildir. Verilen ilanlar, abonelikler ya da destekler; bir gazeteyi satın aldığınız anlamına gelmez. Hiç kimse, "Ben destek oldum, artık istediğim haber yapılacak" düşüncesine kapılmamalıdır. Gazetecilik siparişle yapılmaz. Kalem, para verenin değil; vicdanın ve doğrunun yanında durduğu sürece anlam taşır. Biz de bugüne kadar bunu yapmaya çalıştık.
Elbette eksiklerimiz olacak. Gözümüzden kaçanlar da olacak. Ama bilerek yapılan bir haksızlığın altında ne dün imzamız vardı ne de yarın olacak.