“Gender is the poetry each of us makes out of the language we are taught.”
#LeslieFeinberg
“Cinsiyet, bize verilen dilde, her birimizin kendi yazdığı şiirdir”
https://t.co/0nLPCREqkG @noirthequeeng@KIRAATHANE24
Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız
Tarihi boyunca darbeler, muhtıralar ve kayyum atamaları gibi uygulamalarla sıkça yara alan Türkiye demokratik ortamı, bugün yeni bir siyasi kararla daha darbe yemiştir.
Yargının, yaklaşık üç yıl önce yapılmış bir kurultaya yönelik aldığı karar ile Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi görevden uzaklaştırılmak istenmekte; sandıkla gelen irade, mahkeme kararlarıyla siyaset dışı ilan edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum sadece siyasete değil, demokratik ortama yapılmış bir müdahaledir ve halkın tercih hakkını yok saymak demektir.
Demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda; sadece yaşam ve sağlık hakkı değil, hiçbir temel hakkın varlığından söz edilemez.
Bugün alınan bu karar kabul edilemez. Bu nedenle; siyasal iktidara, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum olarak atananlara; kararın sonuçlarını ortadan kaldırmak adına bir an önce girişimde bulunmaları çağrısında bulunuyoruz.
Antidemokratik her türlü müdahaleye karşı, demokrasinin yanında kararlılıkla saf tuttuğumuzu bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/PGYeMY2YJc
BUGÜN sadece biyolojik anneleri değil; bir çocuğu, bir canlıyı veya yaşamı BÜYÜTEN, “bakım veren” emeğiyle dünyayı dönüştüren herkesi SELAMLIYORUZ.
#türkiyepsikiyatriderneği
GETAT Uygulamaları Yönetmeliği, Kamu Kaynaklarının İsrafı ve Bilim Dışılığın Kurumsallaştırılmasıdır
Sağlık Bakanlığı tarafından son olarak yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Uygulamaları Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinde bilimsel tıp yerine kanıta dayalı olmayan uygulamaları yaygınlaştırma anlamına gelmekte ve halk sağlığı, meslek etiği ve sağlık hizmetinin niteliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Sağlık Bakanlığı uzun süredir yaptığı çalışmalarla desteklediği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı GETAT uygulamalarını geçtiğimiz yıl aile hekimliği hizmetleri içine yerleştirdi. Daha sonra Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü kurarak etkinliği ve güvenliği kanıtlanmamış bu uygulamalara daha çok kamu kaynağı aktarılmasının önünü açtı. Bu alanda sertifika yöntemi ile emek gücü oluşturma gayreti içine girdi. Bu politikalarında ısrar eden Sağlık Bakanlığı, bu son yönetmelik ile GETAT uygulamalarını daha geniş alanlarda kamusal sağlık hizmetinin bir parçası haline getirmektedir. Bu uygulamaların hayata geçmesi ile hastaların doğru, etkili ve güvenli tedaviye erişim hakkı zedelenecektir.
Tıbbın temel ilkesi, bilimsel kanıta dayalı olmasıdır. GETAT uygulamalarının önemli bir bölümünün bilimsel bir temeli olmadığı bilinmektedir. Bu konuda Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığı’ndan bilgi edinme hakkı kapsamında aşağıdaki sorulara yanıt istemiştir:
📌 Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne kaç araştırma başvurusu yapılmıştır?
📌 Başvurulardan kaç tanesine araştırma izni verilmiştir?
📌 Klinik araştırma izni verilen GETAT uygulamalarının, GETAT Uygulamaları Yönetmeliği’nde sayılan uygulama türlerine göre dağılımı nedir?
📌 Yapılan klinik araştırma sonuçları ne olmuştur?
📌 Etkili ve/veya güvenli bulunmayan uygulamalar hangileridir?
📌 Etkili ve/veya güvenli bulunmayan GETAT yöntemlerinin uygulanmaması için Sağlık Bakanlığı tarafından tedbir alınmış mıdır?
Hekimlik mesleği, bilimsel ve etik sorumluluk temelinde yürütülür. Kanıta dayalı olmayan uygulamaların teşvik edilmesi, hastalara zarar verme riski taşıdığı gibi etik ilkeler aşındırılmaktadır.
Yeni yönetmelikte eskisinden farklı olarak uygulamanın yapılacağı sağlık kuruluşu tanımı genişletilmiştir. Uygulama üniteleri arasında tıp hekimi olmayan diş sağlığı merkezleri, hekim bulundurma mecburiyeti olmayan evde sağlık hizmet birimi sıralanmış; ayrıca GETAT uygulayıcısı sorumluluğunda yapılabileceği ifade edilerek yine hekim dışı kişilerin uygulama yapabileceği pekiştirilmiştir. Diğer sağlık meslek mensuplarının mesleklerini serbest icra edebileceğine dair 2025 yılında getirilen düzenleme de düşünüldüğünde GETAT uygulamalarının hekim olmayan kişiler tarafından sağlık kuruluşları dışında yapılmasının önünde bir engel kalmadığı görülebilir. Halihazırda etkili ve güvenli olduklarına dair yeterli bilimsel veri bulunmayan, olası zararları ortaya konulmamış bu uygulamaların kamusal alanda hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanmasına yol açacak bu yönetmelik halk sağlığı açısından tehdit olacaktır.
Yönetmelikte yer alan eğitim, sertifikasyon ve uygulama süreçleri; modern tıp eğitimine kıyasla oldukça sınırlı ve yüzeyseldir. Bu durum, sağlık hizmetinde kaliteyi düşürmekte ve hasta güvenliğini riske atmaktadır.
Türkiye’de sağlık sistemi zaten ağır bir yük altındadır. Sağlık Bakanlığı’nın kamu kaynaklarını ve sağlık emek gücünü kullanırken koruyucu sağlık hizmetlerini öncelemesi, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmesi, nitelikli tanı ve tedavi hizmetlerini yeterli bir şekilde vermeye harcaması beklenir. GETAT uygulamalarını kamusal sağlık sistemi içine yerleştirme gayreti sağlıkta öncelikleri tersine çevirmekte, zaten yetersiz olan sağlık emek gücünü bölmekte, hastaları bilimsel tedavilerden uzaklaştırmakta, sağlık hizmetini daha da piyasalaştırmaktadır. Bu süreçte kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin şeffaflık da bulunmamaktadır.
Bu uygulamaların yaygınlaştırılmasının; sağlık emek gücünün dengeli dağılımında da bozulma yaratacağı aşikârdır. Sağlık sistemi planlaması; nüfusun ihtiyacına göre hekim ve sağlık çalışanı dağılımını gerektirir. Bu yönetmelik ile hekimlerin ve sağlık çalışanlarının bir kısmı bu alanlara kaydırılacak, zaten emek gücü eksiği olan alanlarda (acil, aile hekimliği, temel branşlar) açık daha da büyüyecek, sağlık hizmetinde dengesizlikler artacaktır. Kamu sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar derinleşecektir.
GETAT uygulamaları ek ücretli ve piyasaya açık alanlar olarak gelişmektedir. Sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar, 5 dakikada muayene zorunluluğu gibi sağlık hizmetinin niteliğini bozan uygulamalar ile hastalar ne kadar etkili oldukları belli olmayan GETAT yöntemlerine mecbur bırakılmaktadır.
Türk Tabipleri Birliği olarak;
📌 Sağlık politikalarının bilimsel kanıta dayalı olarak yeniden düzenlenmesini,
📌 GETAT uygulamalarının kamusal sağlık hizmeti alanlarından uzaklaştırılmasını,
📌 Sağlık emek gücünün etkin ve rasyonel kullanımını sağlayacak planlamaların yapılmasını,
📌 Hekim dışı sağlık personelinin mesleki yetkilerini aşan uygulamalar yapmasını sağlayan düzenlemelerin kaldırılmasını,
📌 Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar GETAT kapsamında yürüttüğü çalışmaların, harcamaların ve elde edilen sonuçların kamuoyu ile şeffaf biçimde paylaşılmasını talep ediyoruz.
Halkın sağlığının korunması ve geliştirilmesi için, “önce zarar verme” ilkesine uygun, etik sorumlulukları yerine getiren, şeffaf bilimsel araştırmalarla etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmış uygulamaların, bizzat kamu otoritesi tarafından kamusal sorumluluk bilinci ile hayata geçirilmesi gerekmektedir. Kamunun sağlığa ayırabildiği sınırlı ve kıymetli kaynakların bilimsel, doğru ve etkin kullanımı, sağlık hizmetlerinin doğru planlanması halk sağlığı açısından vazgeçilmezdir. Bu hassasiyetleri dikkate almayan hiçbir düzenleme toplum sağlığı açısından kabul edilemez. Bu nedenle söz konusu düzenlemeyi kabul etmiyor ve sürecin halk sağlığı adına takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu
👇
https://t.co/7sS4Ulq08n
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası üyesi Doruk Madencilik işçilerinin emeklerinin hakkı için Ankara Kurtuluş Parkı’nda sürdürdüğü direnişe bir kez daha polis saldırısı yaşanmış, açlık grevinin beşinci gününde olan işçilerden bazıları yoğun göz yaşartıcı gaz kullanımına bağlı olarak fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştır.
Türk Tabipleri Birliği olarak;
📌 Anayasal haklarını demokratik yollarla kullanan maden işçilerine yönelik polis ablukasını ve saldırılarını kınıyoruz.
📌 Göz yaşartıcı gazların yoğun bir biçimde ve hedef gözetilerek kullanılmasının hem temel insan haklarına aykırı olduğunun hem de ağır ve hatta ölümcül sağlık sorunlarına yol açabileceğinin altını çiziyoruz.
📌 Kamu otoritesine görevinin yurttaşların anayasal haklarını güvence altına alıp özgürce ve güvenle kullanmalarını sağlamak olduğunu hatırlatıyoruz.
📌 Maden işçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu vurguluyor ve tüm meslektaşlarımıza, emek-meslek örgütlerine dayanışmayı büyütme çağrısı yapıyoruz.
📢 #MadencininEliniTut
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; gerek halkın egemenliği saraydan alma ve demokrasi kültürünü bu topraklarda filizlendirme mücadelesinin dönüm noktası, gerekse de bu mücadelenin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya çocuklarına adadığı bir bayram olması itibariyle büyük bir tarihsel önem taşımaktadır.
Ne var ki bugün ülkemizin, 106 yıl öncesinin gösterdiği hedeflerden oldukça saptığını ve hatta aksi yönde ilerlediğini üzülerek görüyoruz. Demokrasiye ilişkin her biri mücadeleler sonucu elde edilmiş kazanımlar adım adım yok edilirken, çocuklar ise neoliberal politikalar ile açık hedef haline dönüştürülmüştür.
Neoliberal politikaların temel hakları piyasalaştırması sonucu çocukların insanca yaşam, eğitim, sağlık, beslenme, barınma, güvenceli gelecek gibi en temel haklarına erişimi ortadan kaldırılmakta, derinleşen yoksulluk en çok çocukları etkilemektedir. Deprem bölgesinde yürüttüğümüz malnütrisyon çalışmaları da, bileşeni olduğumuz Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun açıklamaları da çocukların sağlıklı yaşam haklarının ellerinden alındığını açıkça göstermektedir.
Yine neoliberal politikalara bağlı olarak işçileştirme sürecinin hızlandırılması, işgücünün ucuzlatılması, güvencesizleştirmenin yaygınlaştırılması ile çocuklar da emek rejimindeki vahşi çalışma koşullarına sürüklenmekte, sermayenin çıkarları için dönen çarkların arasında yok edilmektedir. Bileşeni olduğumuz İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin İş Cinayetleri Raporları’na göre; son bir yılda en az 79, 2013’ten bu yana en az 864 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş, binlercesi iş kazalarında yaralanmıştır.
Siyasi iktidarın ve sermaye örgütlerinin “eğitim kurumu” kılıfı giydirmeye çalıştığı mesleki eğitim merkezleri (MESEM); çocuk emeği sömürüsünün, çocuklar üzerinden aileleri de kuşatan yoksulluk kapanının, çocukları örgün eğitimden koparmanın ve ağır sömürü koşulları altında itaat kültürünün başlıca aracına dönüşmüştür. Çocuklar yasaklı işkolları da dahil olmak üzere denetimsiz, güvensiz, güvencesiz çalışmaya zorlanmaktadır. MESEM’lerde çocukların günde ortalama 10-12 saat çalışması, istismar ve şiddet haberlerine her geçen gün yenilerinin eklenmesi, bugüne dek en az 17 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir.
“Eğitim kurumu” demişken; son olarak Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan ölümlü saldırılar, sağlık alanında uzun yıllardır mücadele ettiğimiz şiddet olgusunun eğitim kurumlarına kadar yayıldığını göstermektedir. Şiddet bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmadan, politik-ekonomik-sosyal koşullar gözetilmeden, yalnızca bireye odaklanan ve güvenlikçi politikalar ile çözüm aramanın sonuç vermeyeceği sağlık alanında acı tecrübelerimiz ile sabittir.
Çocuk hakları başta olmak üzere temel insan haklarının yok sayıldığı; Anayasa’nın çiğnenmesinin rutin, yargı mekanizmasının araç haline dönüştürüldüğü; eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, demokrasinin, barışın olmadığı bir ülkenin çocuklara güvenli bir gelecek vadetmesi mümkün değildir!
Türkiye’nin içine sürüklendiği bu karanlık tablo karşısında umutsuz ve çaresiz değiliz!
Çünkü çocuklar eşit, özgür, adil, demokratik bir dünyada ve ülkede barış içinde, sağlıklı, güvenli yaşayabilme umudumuzun ve mücadelemizin başlıca sebebidir!
Çünkü çocuklar 23 Nisan’ı bayram olarak kutlama inadımızın en büyük kaynağıdır!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/w8npe9wvcA
TTB önceki dönem Merkez Konseyi’nin hukuksuz biçimde görevden alınmasıyla sonuçlanan davada Yargıtay, temyiz incelemesinde yerel mahkeme kararını bozmuştu.
Yeniden başlayan yargılamada ikinci duruşma 17 Nisan 2026 Cuma günü saat 11.00’da Dışkapı Adliyesi’ndeki Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılacaktır.
TTB örgütlülüğüne, meslek örgütlerinin özerkliğine, demokratik temsiliyete, seçme-seçilme hakkına ve iyi hekimlik değerlerine sahip çıkmak için bir kez daha duruşma salonunda olacağız.
Toplumsal Şiddet Sarmalına Karşı Acil Önlem ve Sorumluluk Çağrısı
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (TTB-UDEK) olarak; uzun süredir sağlık kurumlarında tanıklık ettiğimiz ve can kayıplarıyla sonuçlanan şiddet ikliminin, artık toplumun her hücresine sirayet ettiğini derin bir kaygıyla gözlemliyoruz. Şiddet; kadına, çocuğa ve doğaya yönelmekle kalmamış, toplumun geleceğinin inşa edildiği eğitim kurumlarımızı da birer çatışma ve şiddet alanına dönüştürmüştür.
Dün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başlayan ve bugün de Kahramanmaraş’ta bir ortaöğretim kurumunda gerçekleştirilen silahlı saldırılar, şiddetin münferit birer olay değil, yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha acı bir biçimde ortaya koymuştur. Bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyor; sarsılan tüm eğitim camiası ve öğrencilerimiz başta olmak üzere tüm toplumumuza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Şiddet, Toplumsal ve Ekonomik Koşullardan Bağımsız Değildir
Okullarımızda yaşanan bu vahim olaylar, yalnızca bireysel ruh sağlığı sorunlarıyla açıklanamaz. Artan ekonomik eşitsizlikler, derinleşen yoksulluk, geleceğin güvencesiz oluşu, ayrımcılık ve dışlanma süreçleri, siyasetin şiddet dili şiddetin normalleştiği bir toplumsal zemin hazırlamaktadır. Şiddeti besleyen bu ekosistemde; çözümün yolu yalnızca cezalandırıcı tedbirlerde değil, kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikalarda, eğitim sisteminin çağdaş ve laik normlara getirilmesinde ve güçlendirilmiş kamusal destek sistemlerinde aranmalıdır.
Politika Yapıcılara ve Topluma Çağrımızdır:
* Söylem ve Politika Değişikliği: Şiddet eğilimini besleyen, kutuplaştırıcı ve şiddeti çözüm yolu olarak gösteren her türlü politikadan derhal vazgeçilmelidir.
* Güvenli Eğitim Alanları: Okullarımız; güvenlikçi bir anlayıştan ziyade, psikososyal hizmetlerin yaygınlaştırıldığı, kapsayıcı ve destekleyici "güvenli alanlar" olarak yeniden yapılandırılmalıdır.
* Sorumlu Dil Kullanımı: Şiddet olaylarının aktarımında; özendirici, detaylandırıcı ve sansasyonel bir dilden kaçınılmalıdır. Kamusal dil, toplumsal iyilik halini merkeze alarak önleyici bir nitelik taşımalıdır.
TTB-UDEK Yürütme Kurulu olarak, yetkilileri şiddeti özendiren iklimi değiştirmek üzere acilen göreve çağırıyoruz. Toplumsal barış ve sağlığımız için şiddeti değil, dayanışmayı ve koruyucu politikaları büyütmek zorundayız.
TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (TTB-UDEK) Yürütme Kurulu
👇
https://t.co/xuEaFbogj4
Şiddet Bir Halk Sağlığı Sorunudur! Çözümün Yolu Güçlü, Kapsayıcı ve Bütünlüklü Politikalardan Geçmektedir!
Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan ve meslektaşlarımızın ölümüne neden olan şiddet olaylarının eğitim alanına yayılıyor olmasını büyük bir endişe ve üzüntüyle gözlemliyoruz.
Dün (14 Nisan 2026) Şanlıurfa Siverek’teki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 19 yaşındaki bir saldırganın öğrenci ve öğretmen 16 kişiyi yaralayıp kendi yaşamına son vermesinin ardından; bugün de Kahramanmaraş Onikişubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda sekizinci sınıf öğrencisi bir çocuk, okul çantasında getirdiği silahlarla üçü öğrenci biri öğretmen dört kişiyi öldürmüş, yine öğrenci ve öğretmenlerden oluşan 20 kişiyi yaralamış ve kendi yaşamına son vermiştir.
Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralananlara acil şifalar; saldırılardan etkilenen tüm öğrencilere, eğitim emekçilerine ve ailelerine geçmiş olsun diliyoruz.
Şiddet bir halk sağlığı sorunudur! Yalnızca bireylerin ruhsal sorunları ile açıklanamaz; aksine politik, ekonomik, sosyal koşullar ile şekillenen toplumsal sağlık sorunları ile birlikte ele alınmalıdır.
Bu bağlamda çözümün yolu da yalnızca bireye odaklanan yaptırım temelli uygulamalardan değil; güçlü, kapsayıcı ve bütünlüklü politik, ekonomik, sosyal politikalardan geçmektedir.
Toplumda gerilimi tırmandırıp şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın hemen her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Eğitim kurumları güvenli, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliği öncelikli hale getirilmelidir.
Eğitim emekçilerinin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle yaptıkları Türkiye genelindeki iş bırakma ve Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önündeki yaşam nöbeti eylemlerini destekliyor ve yineliyoruz:
Şiddetsiz bir ülke mümkün ve zorunludur!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/Gpr80QlwO5
Yürütme Kurulu üyemiz Dr Ayşe Uğurlu’nun yanındayız ve insan hakları , barış ve demokrasiden yana olan herkesi 15 Nisan Çarşamba saat :10’da Ankara 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmada dayanışmaya davet ediyoruz
Hukuksuzluğu Kabul Etmiyoruz!
İnsan hakları, barış ve demokrasi için,
Dr. Ayşe Uğurlu’nun Yanındayız !
“Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla
15 Nisan 2026 tarihinde Ankara 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00'da görülecek davada herkesi Dr. Ayşe UĞURLU’NUN yanında olmaya ve desteğe davet ediyoruz.
Meslektaşımız, aktivistimiz, önceki dönem kol yürütme üyemiz Dr. Ayşe Uğurlu’unun yanındayız. Demokratik toplumun gereği olan ifade özgürlüğü cezalandırılamaz. Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz!
15 Nisandaki duruşmaya herkesi dayanışmaya davet ediyoruz.
TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu hakkında Ankara Kadın Platformu’nun düzenlediği basın toplantısında ortak açıklamayı okuması gerekçe gösterilerek dava açılmasını, düşünce ve ifade özgürlüğünün hedef alınmasını kabul etmiyoruz.
Hem meslektaşımız ile dayanışmayı sürdürmek hem de düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını savunmak için yarın (15 Nisan 2026) saat 10.00’da Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmada olacağız.
Hekimliğin onurunu korumak, beyaz önlüğün gücünü yeniden hissetmek ve gülümsemeyi yeniden hatırlamak için Demokratik Katılım Grubu olarak yola çıktık.
Yönetim Kurulu Adaylarımız:
Dr. Talat Kırış
Dr. Benan Koyuncu
Dr. Ceren Kineşçi
Dr. Emrah Kırımlı
Dr. Fikret Aydın
Dr. Irmak Saraç
Dr. Nadir Kalfazade
📣19 Nisan'da Zeytinburnu 100. Yıl Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yapılacak olan İstanbul Tabip Odası seçiminde Demokratik Katılım Grubu'nda bir araya gelelim!
YÜREK VE BEYİN ARASINDA SIKIŞMIŞLIK
Hacettepeliler bilir, anatomide Doğan Taner hocamız vardı..
Amfiye asistanlarıyla bir komutan edasında, her basamakta topuklarının sesi duyulacak şekilde yavaş yavaş inerek girerdi..
Nöro komitesinde "beyin" konusunu anlatmaya başlamadan önce sessiz ve hafiften titrek hepimize bir süre bakar, sonra o kendine özgü sesiyle "göğsümüzde taşıdığımız kalp dediğimiz organ duygularımızla yaşamımızı yönlendiriyor sanırsınız, oysa ki o iş öyle değildir, asıl karar verici olan kafatasımız içindeki beyindir" diyerek devam ederdi..
Hepimiz yaşamımızda, doğru ve yanlış kararlarımızda, çok kez yüreğimiz ve beynimiz ya da bir başka deyişle, duygularımız ve mantığımız arasında gidiş gelişler yaşamışızdır..
Yüreğinin sesiyle özgürce yürüyüp gitmek mi, yoksa mantığının sesiyle adımlarını sayarak yürümek mi?
Bu bir seçim meselesi kuşkusuz..
Hatalar genellikle yüreğin bir eseriymiş gibi görünür, çünkü yürek sınırsız bağımsızlık ister, çok da yerinde duramaz, "delidolu" gidiş gelişleri vardır, pişmanlıkları çoktur..
"İyi ki yapmışım" dediklerimiz ise, beynin süzgecinden geçip durulaşmış kararların bir sonucudur..
O süzgeçler yılların yaşanmışlıklarının birikimidir, aklımızdan geçenler birinde olmazsa diğerinde takılarak iyice süzülür, "damıtık" ve altında "ben" imzalı kararlarımız, yolumuz ve yönümüz olur..
O yüzden, düşünmeden kısa zamanda verilen kararlar genellikle beynin süzgecinden yeterince geçmediğinden biraz da "genelgeçerdir", çoğunluk ne tarafa yürüyorsa yüzü de oraya dönüktür, çabuk da unutulur..
Büyük doğumlar ise, yürek ve beyin arasındaki sıkışmışlıktan kaynaklanır..
İkisi arasında inanılmaz gidiş gelişler olur, bir gün biri haklı çıkarken ertesi gün diğeri doğruymuş gibi ayağa kalkar, günler geceleri kovalar, sonunda bu uzun içsel kavgadan "ilkeler" doğar..
"İlke"; yürek ve beyin uzlaştığı, kucaklaştığı yerdir..
İlkeli olanın yolu düzgündür, kafası nettir, düşünceleri ân'a göre değişmez uzun erimlidir..
🔴Ankara Tabip Odası seçimlere gidiyor
🗣️Çağdaş Hekimler YK Adayı Ayşe Gültekingil:
"Tabip odaları hekim haklarını savunduğu kadar, hekimi toplumsal bir özne olarak konumlandırıp toplum sağlığını da gözetmelidir. Amacımız sağlık sistemindeki sorunları saptayıp çözüm üretmektir."
➡️İzlemek için: https://t.co/TMos1flBO2
@ekncsukran
Yarın hekimleri seçime bekliyoruz
Demokrasi katılımdan beslenir
1.Yayılan bilginin aksine iki değil
Üç liste var
Çağdaş Hekim
Ankara Çağdaş Hekim
Beyaz Önlük Dayanışması
2.Bir grup diğeri hakkında dedikodu yayıyorsa sorun dedikodu yayandadır
3.Hekimlik onurlu olması gereken bir meslektir
İftiralarla değerini azaltmayın
@cagdas_hekimler
Ankara Tabip Odası seçimlerinde yarışan Çağdaş Hekimler'den Dr. Ayşe Gültekingil: Toplumsal, sistemsel sorunlar çözülmeden hekimlerin sorunları çözülmez
https://t.co/aft6Mf4qHn