⚠️ Saray’da fotoğraf borsası kurulmuş!
Bir fotoğraf 170.000 dolar!
👉🏻 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen suç örgütü soruşturması ‘bu kadar da olmaz’ dedirten ‘tokatçılığı’ gün yüzüne çıkardı.
Hazırlanan iddianamede; Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda fotoğraf çektirebilmek için yüklü paraların ortaya konduğu yer aldı.
Bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan Avukat Semra Ilık’ın telefonundan çıkan delillere göre çok sayıda kişinin para karşılığı Saray’a sokulduğu ortaya çıktı.
Süreçte, Erdoğan’ın eski başdanışmanı İhsan Şener’in de aktif rol oynadığı öne sürüldü.
Avukat Semra Ilık ek ifadesinde yaşananları anlattı:
• Eski müvekkilim Seyit Göze, avukatlık ücretimi ödeyemedi.
• Parasının olmadığını, kendisine güzel bir işin geldigini söyledi.
• Kendisini Cumhurbaşkanlığı’nda
Başdanışmanlık yapan İhsan Şener ile görüştürmem halinde güzel bir para kazanacağını ve borcunu ödeyeceğini söyledi.
• Ben de alacağımı alabilmek için kabul ettim.
• Bu durumu İhsan Şener'e aktardım. İhsan Şener de 'oturup konuşalım' dedi.
• Beni Bahçelievler'de bulunan özel ofisine çağırdı. Benim telefonumdan Seyit Göze ile konuştu.
• Külliye'ye bu şahısları sokması karşılığında yaklaşık 3-4 milyon TL arası bir para almayı kabul etti. Fakat para dolar olarak ödenecekti.
• Bu paradan bana 1 milyon TL'yi iş gerçekleştiğinde verecekti.
• Bu şahısların Külliye'ye sokulması için olay tarihinde İhsan Şener kendisine ait makam aracını, şoförüyle birlikte Çukurambar'daki Pelit Pastanesi'nin önüne gönderdi.
• Pastanenin önünden, o dönem Tapu’da çalıştığını söyleyen Zafer isimli şahıs Külliye'ye getirildi.
• Bu şahıs, Milli Emlak operasyonu kapsamında tutuklandı ve halen cezaevinde.
• Bu şahıs İhsan Şener'in Külliye'deki odasına geldi. Şahıs, 1 dakikalığına odayı kullanacağını, burada sözleşme imzalar gibi görüntü vereceklerini söyledi.
• Şener odasını kullandırmayacağını, kendisinin özel kaleminin odasını kullanmalarını söyledi.
• Ben, İhsan Şener'in yanındaki Zafer'e ne için odayı kullandıklarını sordum.
• Kendisi de bize; Milli Emlak'a ait arazileri kişilere vermek için ilk aşamada uygunluk belgesi çıkarmaya çalıştıklarını, bu şekilde Çevre Şehircilik Bakanlığında o dönem genel müdürlük yapan biriyle, kişilerin mağduriyetlerini giderdiklerini söyledi.
• Bu işi yaptıktan sonra bu şahıslar parayı İhsan Şener'in aracına bıraktılar.
• İhsan Şener parayı aldıktan sonra bana verecegi parayı vermedi. Daha sonra da telefonlarıma tekrardan dönüş yapmamaya başladı. Ben de ısrarcı olmadım. (Dinçer Gökçe - Halk TV)
Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı açıkladı:
104 senedir büyük ve haklı bir gurur ile kutladığımız İstiklal Harbi’nin adı (Kurtuluş Savaşı) ders kitaplarından çıkarılacakmış.
1919-1922 arasında yaşananlara Milli Mücadele denilecekmiş. Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı “Neyden kurtulduk. Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” buyurmuş.
Bu Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanına sormak lazım: Savaş sonunda verilen madalyanın adı Milli Mücadele Madalyası mı İstiklal Madalyası mı?
Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınladığı ve bütün savaşı anlatan kitabın adı Türk İstiklal Harbi değil mi?
Elbette İstiklal Harbi Milli Mücadele’ye dayanır. Ancak kapsayıcı kavram İstiklal Harbi (Kurtuluş Savaşı) kavramıdır.
Eğitimsizlik bakanı, kurtuluş kavramı ile Osmanlı’dan kurtulduğumuzu sanıyor. Oysa İstiklal Harbi başladığı zaman Osmanlı zaten tarih olmuştu.
İstiklal/Kurtuluş, Batı emperyalizmiyle savaşın sonunda Batı emperyalizmine karşı elde edilmiştir.
Eğitimsizlik Bakanı bunları bilmez mi? Elbette bilir. Peki, ne yapmak ve neden yapmak istiyor? Öncelikle Gayri Milli ve Eğitimsizlik Bakanı Türklük bilincinden nefret ediyor.
Türklük bilincini sürekli besleyen kaynakların başında ise İstiklal Harbi geliyor. O zaman İstiklal Harbi kavramını ortadan kaldırarak başlayacaksın.
Zihinler savaşında, muharebeler kavramlar üzerinden yapılır. Önce varolan kavramlar yıkılır, silinir, anlamsızlaştırılır. Sonra ya varolan kavramlara yeni anlamlar yüklenir veya yeni kavramlar üretilir.
Burada sinsice İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramları yok edilirken İstiklal Harbi’nin bir boyutunu oluşturan Milli Mücadele onun yerine konulmak istenmektedir. Aslında Milli Mücadele, İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı o kadar içe geçmiş kavramlardır ki, bugüne dek birbirlerinin yerine de rahatlıkla kullanılmışlardır.
Şimdi bu zihniyetin İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramlarını yasaklayarak gelmek istediği yer sonunda aslında İstiklal Harbi olmadığı noktasıdır.
AK Parti 24. ve 25. Dönem Ordu milletvekili İhsan Şener 2011 senesinde davet edildiğim bir TBMM alt komisyonunda İstiklal Harbi diye bir harbin olmadığını şehitliklerin sembolik olduğunu söylemişti. Ben de gereken cevabı vermiştim. Olay yargıya yansımıştı. Tabii vekillik sonrasında cumhurbaşkanlığına danışman olarak atandı bu zat.
Özetle, bugün Şeyh Sait’in hatırasına hakaretten cezalar verildiği, Şeyh Sait’in isminin bulvarlara verilmek istendiği, narko-teröristlerin kurucu önder ve baş müzakereci ilan edildiği bir dönemde, devletimizin ve milletimizin İstiklalini sağlayan İstiklal Harbimizin ismi ders kitaplarından çıkarılıyor olmasına maalesef şaşıramıyoruz!
Elbette helal süt emmiş Türk tarih öğretmenleri İstiklal Harbimizi öğrencilerimize anlatmaya devam edeceklerdir.@zaferpartisi
Bunlar karar vermiş ya bu ülkeyi yıkacak temelinden. Bu artık aşırı derecede fazla.
Çocuğunu devlet okuluna gönderen herkes şuan bi endişelendi ya? Çocuğu olmayanın da endişelenmesi lazım. Bu tarikatçı kafayı takmış. Belli bu.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
32 yaşında bir çocuk, gösteri yapmış...
İzledim, katılmadığım yerler olsa da beğendim.
Ama sırf eleştiri yaptı diye bir insana, "Toplumun değer yargılarını aşaģıladı" filan diyerek soruşturma açmak nasıl bir anlayış!
Bu kadar mı kırılgan bu değerler?
✍️🏻Peki, hakkında soruşturma açıldığını bile bile, dün yargıda ve kollukta bu tür hoyratlıkları yapıp bugün yurtdışına kaçan Fetullahçı çete mensupları gibi yapmamış, yurduna dönmüş!
Ve siz hakkında sadece soruşturma açılan birine, ters keleoçe yapafak kanlı katil muamelesi yapıyorsunuz!
Ayıptır!
✍️🏻Ha, ben de DEM'lilerin mitinglerinde konuşan 12 kişiyi yakarak öldürmüş ve "pişman değilim" diye höyküren Çetin Arkaş isimli katilin konuşmalarından rahatsızım, değerlerimin aşağılandığını hissediyorum.
Neden onu oldukça saģlıklı olmasına rağmen ortalığa saldınız ve değerlerimi aşağılamasına müsaade ediyorsunuz?
Ayıptır, ayıp!
@TC_icisleri İllaki çocuklar gençlerin yaşlılarin kuduz olmasını mı bekliyorsunuz senelerden beri aynı terane koskoca devlet başıboş hayvanlarla başa çık(a)mıyor. Çözün şu sorunu artık her yer köpek dolu bakan çıkmış yüzdelik dilimleri anlatıyor gördüğümüze mi inanalım size mi!!!!!
Bomboş konuşuyor Türk İş Başkanı!
Kendi gerçekte bir işçi düşmanı! Rejim ve holding aparatı..
Demiryol İş ve Türk İş’ten kişisel hesabına yatan paranın sadece 1 yıllık ekstresini paylaşsın..
Görülsün hakikat!
Yapar mı?
Yapamaz
1000 Holding
1000 Bürokrat
1000 eski yeni vekil büyük kazanıyor!
80 milyon insan sıkıntı içinde!
Bu tablo işçi sınıfı ve emekçi halkın mücadelesi ile paramparça edilecek!
Sahipsiz köpek saldırılarındaki artış, vatandaşların can güvenliğini tehdit eden ciddi bir soruna dönüşmüşken, iktidarın ve ilgili kurumların sorunun çözümünde yetersiz kaldığı görülmektedir. Çocukların parklarda, vatandaşların sokaklarda güvenle dolaşamadığı bir ortam oluşmasına rağmen, sahipsiz hayvanların toplanması ve rehabilitasyonu konusunda etkili adımlar atılmamıştır. Bu tablo, yalnızca yerel yönetimlerin değil, merkezi idarenin de koordinasyon ve denetim görevini yerine getiremediğini ortaya koymaktadır. Konu ile ilgili yazılı soru önergemiz, Konya Milletvekilimiz Ali Yüksel tarafından TBMM’ye sunulmuştur.
ABD-İran savaşı sonuçları:
-Dünyanın en güçlü ordusuna sahip ABD, İran'a diz çöktüremedi.
-Körfez Arap ülkeleri, ABD'nin kendilerini koruyamayacağını anladı, İran'la anlaşma seçeneğine yöneldi.
-Tayvan da, ABD'nin kendisini savunamayacağını anladı; Çin'le daha ılımlı politika izleme yolunda.
-İran silahlı kuvvetlerinin kuvveti değil, "iç cephe"nin gücü ABD'ye geri adım attırdı. 1921'de "iç cephe"nin önemini vurgulayan Atatürk'ün stratejik öngörüsü tekrar teyit edildi.
-Dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip Arap ülkeleri, ABD'den en pahalı silahları satın almalarına rağmen varlık gösteremedi. Bu da, bu ülkelerde "savaşma azim ve iradesi"nin yokluğunu gösterir. İsrail'e karşı hiç bir dönemde varlık gösterememelerinin nedeni de bu. "Savaşma azim ve iradesi" her millette olmaz. Kuvvet çarpanıdır. ABD-İsrail saldırılarında, İran'dan göç olmadı. Ama Arap ülkelerinde, neredeyse nüfusun dörtte biri başka ülkelere kaçtı. "Vatan, millet" kavramının önemi ortaya çıktı.
-Atatürk'ün stratejik öngörüsü bugüne ışık tutuyor. 1934'te Balkan Antantı, 1937'de Sadabad Paktı (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) Türkiye'yi güvenlik ve barış çemberi içine aldı. 2026 Türkiyesi, benzer ittifaklar yapmalı. Çünkü, ABD hiç bir zaman Türkiye'nin müttefiki, olmadı. Ayrıca, Türkiye, "iç cephe"yi olumsuz etkileyecek göçmenlerden tamamen kurtulmalı.
-2026 Türkiyesi, "İÇ CEPHE" gerçeğinden hareketle, kutuplaşmayı ortadan kaldırmalı ve yozlaşmayı yok etmeli.
-Ve Türkiye'de yaşayan herkes, siyasi yelpaze farkı gözetmeksizin, her gün Atatürk'e şükretmeli ve dua etmeli.