🎓#BoğaziçiÜniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü diploma töreni (yeni tivit, yeni video )
Dikkatle izlerseniz farkedeceksiniz:
Öğrenciler baştaki akademisyenlerin elini sıkıyor
Onlardan birisini dansa kaldırır gibi kaldırıyor, diplomalarını onların elinden alıyorlar
Sondaki akademisyenleri ise pas geçiyorlar. Onlar sonradan gelen akademisyenler...
Bu sahne siyaset biliminde ve başka bazı bölümlerde defalarca tekrarlandı.
Öğrenciler sevdikleri akademisyene sevgilerini, "paraşüt" dedikleri akademisyenlere tepkilerini böyle gösteriyorlar
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
“Memleket şu veya bu fırkanın malı değildir. Hiçbir şahıs ve heyet şu veya bu kimseyi vatandaşlık hakkından mahrum edemez… Her birimiz vicdanımızın gösterdiği yolda yürümeliyiz."
Cavid Bey, 1921
Sivil İttihatçı okurlarıyla buluşuyor…
@YKYHaber@BanuIslet
Uzun bir çalışmanın ürünü nihayet okurla buluştu. Sevgili Ayşe Köse Badur’un Sivil İttihatçı adlı kitabı Cavid Bey'in yaşamı üzerinden Osmanlı'nın son dönemine, İttihatçılığa ve ulus-devlete geçiş sürecine dair yeni sorular soran çok önemli bir çalışma. Yolu açık, okuru bol olsun
Bakın bu Eren, EREN ÖĞRETMEN!
Sözde Eğitim Bakanının mülakat müsameresiyle gasp ettiği kadroları için,
özel okul patronları daha çok kar etsin diye gasp edilen taban ücret hakları için Ankara’da 7 gündür açlık grevinde olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının başkanı!
Valiliğinden polisine bakanından sarayına var gücüyle patronlara çalışan bir devlette hakkını arayan bir öğretmen!
@eren_edebali
#ÖğretmenlerGözaltında
#ÖğretmenlerHakkınıAlacak
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
Bu makaleyi pek çok kez paylaştım; yeniden paylaşıyorum. Bence Türkiye'nin yakın tarihine ve otoriter rejimler literatürüne dair son yılların en önemli (ve en öngörülü) çalışmalarından biri.
@BehlulOzkan ın ana argümanı şu: Kılıçdaroğlu Erdoğan’a karşı yarıştı, ama Erdoğan’ın kontrol ettiği devletle çatışmaktan kaçındı. Erdoğan ile devleti ayırdı. Erdoğan’ı hedef aldı, devleti ise tarafsız, hakem, düzen kurucu ve sonunda iktidarı kendisine teslim edecek bir merkez olarak düşündü. Yani Kılıçdaroğlu otoriterleşmenin yalnızca bir mağduru değil, o rejimin içinde fırsat arayan ve onun oyun planına sık sık uyum sağlayan bir aktör oldu.
Makalenin kilit kavramı “collaborationism./işbirlikçilik”. Rejime tümüyle katılmadan, onun kurduğu oyunu bozmadan, kritik anlarda düzen ve istikrar adına rejimin ihtiyaç duyduğu muhalefet tipine dönüşmek. Makale bunu Gezi, 7 Haziran 2015 sonrası hükümet kurma süreci, HDP dokunulmazlıkları, 2017 referandumu, Adalet Yürüyüşü, Altılı Masa ve 2023 adaylığı üzerinden gösteriyor. Kılıçdaroğlu’nun temel refleksi kitleyi mobilize etmek değil, krizi soğutmak. Sandığı korumak değil, meşruiyetini devlet katında ispatlamak. İktidarı almak değil, iktidarın kendisine devredileceği “uygun zamanı” beklemek.
Mutlak butlan meselesine bu makalenin içinden bakınca tablo çok net. Kılıçdaroğlu bunu sıradan bir parti içi iktidar kavgası olarak değil, devletin veya hukukun kendisine yeniden rol verdiği bir “düzen kurma” anı olarak okuyor. Çünkü makaleye göre onun siyasal formasyonu seçimle yenilgi aldıktan sonra tabandan yeniden güç üretmek değil, uygun koşullar oluştuğunda “göreve çağrılmak.” Bu, tam bir bürokratik habitus.
Bu yüzden mutlak butlan ona sadece geri dönüş fırsatı vermiyor. Onun kendi siyasi benlik anlatısını da doğruluyor. “Ben kaybetmedim, koşullar uygun değildi.” “Parti krize girdi, ben düzeni sağlayacağım.” “Meşruiyet sandıktan değil, hukuki süreklilikten geliyor.” Çünkü onun siyaset anlayışında meşruiyetin ana kaynağı mücadele eden toplum değil, düzeni temsil eden devlet aklı.
https://t.co/yjVJ6WAV6Y
Kılıçdaroğlu’na yakın olan isimler, Özgür Özel’in Genel Merkez önüne 1000 kişi bile toplayamadığını söylüyordu.
Özgür Özel, Genel Merkez’den çıktığı gibi binlerce kişiyle sokakta buluştu.
Sokaklara kulak veren kazanır. Ona kulak tıkayanın sonu belli.
📢📢📢YENİ KİTAP /// RAFLARDA
Nergis Ertürk'ün Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkileri Edebiyat ve Devrim "dolanıklığıyla" ele aldığı, aynı zamanda geniş bir arşiv dökümünü de kapsayan "Kızıl Yazı" Selahattin Özpalabıyıklar çevirisiyle raflarda...
Cumhuriyet tarihini bırakın, dünya tarihinde bile emsali zor görülecek bir vakaya tanık oluyoruz. Eski bir genel başkan, kaybettiği kongrenin ardından iktidar yargısından medet umarak yanında kalan birkaç milletvekili ve eski ilçe başkanıyla partiyi ele geçirmeye çalışıyor. Yaklaşık 500 kişilik bir grup, neredeyse 18 milyon seçmeni olan bir partiye adeta çökmeye kalkışıyor. Bunu parti içi bir mücadele olarak görmek ve bu rejimin koşullarında bile meşrulaştırmak mümkün değil.
Mutlak butlan kararı sonrası @kilicdarogluk kendisine parti içinden destek geleceğini, örgütten fireler olacağını düşünüyordu. Bu olmayınca süreci uzatmak yerine doğrudan müdahale yoluna gidilmiş görünüyor. Hiçbir organik destekleri olmadığı için bir avuç mafyavari tip ve milletvekili genel merkezi ablukaya almış durumda.
Önümüzdeki süreçte 500 kişilik bir grubun, neredeyse 18 milyon seçmenin oyunu almış bir partiye zorla çöküp çökemeyeceğini göreceğiz. Bu nedenle kamuoyunda tartışılan “ayrı parti” önerilerini şu noktada çok yanlış buluyorum. Böyle dehşet verici bir sonuç geri çevrilemezse, demokratik mücadele çok ağır bir darbe alır. Demokrasiye inanan herkesin seçilmiş, meşru CHP yönetimine destek vermesi gerekir.
Böylece 25 yıllık AKP iktidarına karşı yerel seçimlerde birinci parti olma noktasından, 13 yıl boyunca arka arkaya seçimler kaybeden KK’nın parti içi muhalefeti konumuna düşülüyor. Eğer bu gerçekleşirse, biriken muhalif enerji iktidarı demokratik yollarla sandıkta değiştirmeye değil, en iyi ihtimalle desteği erimiş ve başarısız olmuş eski bir parti liderini yeniden değiştirmeye kanalize edilecek. Bu, son üç yıldaki mücadelenin ve bu süreçte yapılan tüm eleştirilerin neredeyse sıfırlanması demek.
Umarım CHP’deki siyasetçiler temsil ettikleri kitlelerin 2024 yerel seçimiyle ne kadar büyüdüğünü ve bunun kendilerine nasıl büyük bir sorumluluk yüklediğini fark ederler. Burada birkaç yüz siyasetçi arasında bir kayık kavgası yaşanmıyor. Yaşanan gelişmeler, milyonlarca vatandaşın seçme hakkının pratikte ortadan kaldırılmasına yol açabilir.
Kılıçdaroğlu, kongrede kaybettiği ve ardından yeniden aday olamadığı genel başkanlık makamına, iktidar yargısına sırtını dayayarak ulaşmak istiyor. Bu anti-demokratik tavrın mazur görülecek hiçbir tarafı olamaz.
Tabanda hiçbir desteği olmadığı için “uzlaşı” çağrılarıyla tepkileri soğutmaya çalışacak. Oysa iktidar mahkemelerinin genel başkanı belirlediği bir parti, ancak kontrollü bir muhalefet partisi olur.
Kılıçdaroğlu ile uzlaşı, rejimle uzlaşıdır. Yaşanan hukuksuzluğun temize çekilmesidir. Hiçbir demokratik parti bu çağrıya olumlu yanıt veremez.
selçuk kozağaçlı soma katliamı ile ilgili açıklamasına olay günü şöyle başlıyordu: "bir kere kaza demiyoruz. bunu politik bir nedenle söylemiyorum. kazanın bilimsel tanımına da uygun değil. kazanın bilimse tanımı şu: öngörülemez olacak. bu yüzden kaza demiyoruz."
"Doruklar, Polyak ve Fernas işçilerinin mücadelesi, ana akım sendikalarını da mücadele çizgisine çeker mi?" diye sordum Dr. Görkem Doğan'a, maalesef umutsuz.
-Bizim sendikal düzenimiz Keynesçi dönemin mantığına göre kurulmuş.
-Neoliberal küreselleşme döneminin getirdiği, küresel tedarik zincirleri boyunca "parçalanmış fabrika" dediğimiz düzene uyum sağlamamakta bilinçli niyet gösterdiler.
-Toplu sözleşmeli sendikalı işçinin temsilcisi aşağıdaki taşeronla ilgilenmiyor
-Çünkü taşeron işçilerle ilgilenmek hem zorlu hem de "karlı" değil.
-Ben "kurtarmaz" diyen sendika başkanını kulaklarıma duydum, "kardeşim kurtarmaz ne demek sen ticaret mi yapıyorsun?"
https://t.co/JhGnagf4k1 #rivayetmuhtelif @medyascope
TÜSTAV offers a digital archive of leftist and socialist periodicals from the Ottoman and Republican eras — a vital resource for exploring the history of social and labor movements in Turkey. @tustav92#ottomanstudies#turkishstudies#politicalhistory
https://t.co/WK2BwDmi7r
Direnişteki işçilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için, bütçemize göre az ya da çok demeden destek olalım. #MadencilerKazanacak@bagimsizmadenis#MadencininEliniTut
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası
IBAN: TR450006400000135260841437
Başaran Aksu Steinbeck’in “Bitmeyen Kavga” romanındaki işçi önderleri gibi, ezilenlerin, sömürülenlerin hakları için bir kavgadan diğerine koşar durur. O gerçekten de eşsizdir.
My book, The Young Turk International: How Islamic Bolshevism Shaped the Global Order at the End of the Ottoman Empire, is coming out soon with the Columbia Series in International and Global History (@ColumbiaUP)! https://t.co/pTfASNQCqM