📌Tele2 Haber yayınlarını sonlandırdı.
Merdan Yanardağ'ın gözaltına alındığı gün kayyım atanan Tele1 TV kanalında çalışan gazeteciler olarak yeni bir yol bulacağımızı söyleyerek Tele2haber adıyla kurduğumuz youtube kanalında 2025 yılı Kasım ayında başladığımız yayınlarımızı 2 Ekim 2026 cuma günü sonlandırıyoruz.
Tele1 TV'nin habercilik anlayışını yaşatmak, teslim olmadığımızı göstermek amacıyla kurduğumuz Tele2haber tüm olumsuz koşullara karşın Tele2 kadrosunun fedakarlıklarıyla yoluna devam ederken RTÜK kanalımızın 2 lisans alması gerektiği yönünde karar aldı.
Bir youtube kanalı için ilk kez yaşanan çifte lisanlama talebini yerine getirmek için her ne kadar yoğun çaba harcasakta toplamda 2 milyon TL'yi aşan lisans bütçesini ödeme imkanı yaratamadık. Yasal olarak bize tanınan sürenin sonuna geldiğimiz ve istenen lisans bedelini ödeyemeyeceğimiz için Tele2haber adıyla yaptığımız yayınları sonlandırma kararı aldık.
Bu süreçte bize her türlü desteği veren izleyicilerimize, basın kuruluşlarına ve sivil toplum örgütlerine çok çok teşekkür ediyoruz.
Her bitiş aslında yeni bir başlangıçtır. Yeni bir mecrada en kısa sürede yeniden buluşacağız.
https://t.co/ZJ8jF9Xzmf
“İnsanlık onuru, sizin başınıza gelene değil, başkasının başına gelen ‘bir şeye’ karşı, sizin nasıl tavır aldığınızdır.”#İoannaKuçuradi
İyi ki bu topraklarda yaşadınız. Felsefeniz, felsefemizdir. Devriniz daim olsun 🖤
Bahçeli, resepsiyonda DEM Parti İmralı Heyeti’yle sohbet ederken Öcalan’a selam gönderdi:
Bahçeli: “Seyahatiniz oluyor mu? Gidip geliyor musunuz?”
Pervin Buldan: “13 Eylül’de gittik en son. Bir ay dolmadı ama bir ay dolduktan sonra gideriz herhalde.”
Bahçeli: “Maşallah. Selamımı söylersiniz olur mu?”
https://t.co/W0FSGQymmw
Genel Kurul'u terk eden Özgür Özel:
💬 "Ana muhalefet partisi olarak Meclis'in açılışına katıldık. Meclis Başkanı'nın konuşmasını dinledik, İstiklal Marşımızı okuduk"
💬 "Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin genel başkanını, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir adamı atayan birisinin, cumhurbaşkanı adayımızı hapse atan birisini, fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok"
Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
Netfliks dizilerine taş çıkaracak bir hikaye ağır ağır gün yüzüne çıkar gibi. Batak Tera Grubu ile Fatmagiller arasında Finlandiya'ya uzayan bir ilişki var.
İçerideki ilişki, AKP Başkan vekili eski bakan Fatma ile Tera arasında. Nereden bulunduğu henüz açıklanmayan 163 milyon TL ile dandik Özata hisseleri aldırılıyor Fatma'ya ,hisseler şişiriliyor ve Tera, bu hisseleri 2,2 milyar TL'den fondaki küçük yatırımcının parası ile alıyor, para Fatma'ya uçuyor.
Ama bir de Finlandiya bağlantısı var. Hayatında Finlandiya ile iş yapmamış Emre Tezmen, birden Fin aşığı kesiliyor Finlandıya'dan bazı şirketler alıyor ve DEİK'te Fin-TR Konsey Başkanı oluyor. Finlandiya, oradan alınmış şirketler üstünden para transferi yapılan bir yer aynı zamanda. Ne para çıkarıldı, neyin parasıydı, ortaya çıkar herhalde.
Gelelim Finlandiya'da Fatma ayağına. Fatma'nın ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak,kısaca Ayşe, 5 Eylül'de Helsinki büyükelçisi yapılıyor. Ayşe aslında mühendislik okumuş ardından işletme masteri yapmış, sonra sosyoloji doktorası yapmış. AKP'de ve iktidarda çeşitli danışmanlık, kızkardeşinin müsteşar yardımcısı falan oluyor ama istisnai bir işlemle Kuveyt'e büyükelçi atanıyor. Sonra Dışişleri'nde Bilgi teknolojileri genel müdürü oluyor. Derken fon krizi öncesinde Tera'nın mesken tuttuğu Finlandiya'ya büyükelçi olarak atanıyor! Nasıl hikaye ama! Ailede Fatma ve Ayşe'den başka, eski Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan ile Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) yöneticisi Nazemin Sayan da var. Onlar, bu işlerin bir yerinde mi bilinmiyor. Dedim ya, hikaye giderek ilginçleşiyor. Dizi devam edecek.
29.09.26
Sevgili Deniz Göktaş,
Öncelikle tahliyene çok çok sevindim. Beraber bir arada dönme hayalini, bugün haberlerde senden duymak beni çok duygulandırdı ve sevinçten ağlattı.
Şuna güveniyorum;
“Ekmeğin yanında gelen poğaça”nın yarattığı duyguyu anlayacak sayılı kişilerden biriyim :)
Özgür günlerde, bunun muhabbetlnl yapmak istersen ki; ben çok isterim şimdiden söyleyeyim.
Sevgi ve selamlarımla.
Sinem Dedetaş
Kamuoyunun Dikkatine,
Milletvekilliği görevim süresince;
AKP’nin yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararları üzerine kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum.
Bu nedenle AKP’nin ve türlü güç odaklarının hedefinde ve tehdidi altında olduğumun farkındayım.
Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AKP’nin saldıracağını biliyordum.
Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
Hem geçmişte hem de bugün, geniş bir kadroyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunların arasında danışmanlarım, çeşitli alanlardaki uzmanlar, hukukçular ve siyasetçiler vardır.
Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.
Bu operasyonu yapanlar açıkça şunu diyorlar: “Sen ve partin, bu fon vurgunu meselesini daha fazla kurcalamayın!”
Benim üzerimden tüm milletvekillerine ve ailelerine verilmek istenen bu aşağılık mesajı reddediyorum.
Bu tehdide, bu alçaklığa pabuç bırakacak değilim. AKP’nin yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararlarının üzerine gitmeye kararlılıkla devam edeceğim.
Fon skandalından sonra Demirtaş'ın bu konuşması sosyal medyanın gündeminde
"Fon demek hırsızlık parası, hırsızlık kasası demek. Türkiye'de hükümet fonu diye bir şey duyduğunuz anda bilin ki hırsızlık olacak. Şimdiye kadar hep öyle oldu. Adını fon koymuşlar da hırsızlık... Adına 'hırsızlık fonu' diyecek halleri yok ya açık açık"
https://t.co/0pfg13IEUX
Selahattin Demirtaş: "Türkiye'de 'hükümet fonu' diye bir şey duyduğunuz anda bilin ki hırsızlık olacak. Adını 'fon' koymuşlar; ama hırsızlık. Adına 'hırsızlık fonu' diyecek halleri yok ya, açık açık."
CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, Pusula Portföy’ün 15 Eylül’de Pasifik Eurasia Lojistik (PASEU) hissesinde 1,6 milyar liralık işlem yaptığını açıkladı.
Akay’a göre aynı gün fonlardan biri 23,2 milyon adet pay alırken diğeri 21,3 milyon adet sattı. Hisse ardından yüzde 57 düştü; aradaki fark yaklaşık 920 milyon lira.
Vekil, şirketin yönetim kurulu üyesi ve AKP Ar-Ge ve Eğitim Başkan Yardımcısı Atakan Yılmaz’ın bu işlemlerden haberi olup olmadığını sordu.
Fon vurguncusu Fatma Betül Sayan Kaya 2,2 milyar lirayı iade etmiş.
Ancak SPK mevzuatına göre etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için elde edildiği belirtilen menfaatin iki katını, yani yaklaşık 4,4 milyar lirayı Hazine’ye ödemesi gerekiyor.
2,2 milyar lira iade etmek yetmiyor.
Kalan 2,2 milyar lira nerede?
AK Partili Kırıkkale Yahşihan Belediyesi’nin eski imar müdürü Ulaş Biçer’in toplam mal varlığının 541 milyon lira olduğu ortaya çıktı:
• 68 milyon lira değerinde Porche 911 araç
• 32 milyon lira değerinde Mercedes AMG araç
• 31 milyon lira değerinde Mercedes G serisi araç
• Bodrum’da 300 milyon TL değerinde villa ve 110 milyon TL değerinde yat.
🔥 Biçer’in mal varlığı belediyenin 2026 bütçesinin 4.5 katına denk geliyor. (Sözcü)
Asrın vurgununda yeni perde!
Mevduat yetkisi olmayan TERA Yatırım Bankası bono satıp borçlandı, yasal sınırı 8,5 kat delerek çevresine 600 milyon dolar kredi dağıttı. Krediyi alanlar da o parayla dönüp yine aynı grubun Tera Portföy fonlarını aldı!
Kendi kredisiyle kendi fonunu şişiren dev bir saadet zinciri!
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e soruyorum:
🔹 Bu 600 milyon dolar kredi kimlere verildi?
🔹 Teminatı buharlaşan batık kredilerin faturası kime kalacak?
🔹 Banka 2,6 milyardan 71,7 milyara şişerken BDDK, SPK ve Merkez Bankası nereye bakıyordu?
Malumunuz, iktidarın siyasi muhaliflerinin olur olmaz gerekçeler ve uydurmalarla hapse atıldığı bir ülkedeyiz. “Tutuksuz yargılama esastır” ilkesini savunmaktan vazgeçmedik, vazgeçmeyiz elbette. Yine de bu prensibin neden her seferinde alengirli işlere bulaşan, suç delilleri de sabit olan iktidar mahfillerine uygulanmadığının bir yanıtı verilmeli.
“Nereden edinildiği de açıklanmayan toplam 163 milyon TL’yi eşiyle tek bir hisseye yatırıp kısa sürede 2 milyar 200 milyon TL’nin üzerinde para kazandığı ortaya çıkan fon soyguncularından eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya neden hala tutuklanmadı” diye sormak elzemdir mesela.
Bu önemli hatırlatmadan sonra diğer konumuza geçelim.
Süzer Holding’i bilirsiniz; bilmiyorsanız İstanbul’da yaşayan herkes gibi "Gökkafes" olarak anılan Süzer Plaza’yı bilirsiniz. Belirtmeden geçmeyelim, Türkiye’deki Ritz-Carlton otel zincirinin sahibi de Süzer Holding. Holdingin yönetim kurulu üyesi ve veliaht Ali Baran Süzer, 2025 yılının sonlarında İstanbul’da, Akın Gürlek’in başsavcı olduğu sırada düzenlenen uyuşturucu soruşturması kapsamında bir grup şüpheliye birlikte gözaltına alındı. İlk etapta adliyeye sevk edilen 3 kişiden birisi tutuklanırken veliaht Süzer ve diğer şüpheli adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı diye belirtip devam edelim.
Bu Süzer Plaza çok hareketli yer. CHP’nin İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, defaatle bu Süzer Plaza’daki “Nobu” isimli restoranda görülüyor. Hem de kimlerle hem de kayyım olmasından önce... Ama daha önemlisi var: Son günlerin olaylı kurumu SPK de Süzer Plaza’da bulunuyor. Denilen o ki soruşturmalar vesilesiyle SPK ile yakından ilgili bakan da Süzer Plaza’daki en lüks dairelerden birinde kiracıymış. Hayli yüksek bir meblağ olan kirası ödeniyor mu? Ödeniyorsa memur maaşıyla nasıl oluyor bilmiyoruz. Bir de kiracısı olduğu lüks dairenin tadilat ve dayanıp döşenmesi kısmının da Süzerler tarafından karşılandığı söyleniyor. SPK’nin, Süzer Plaza’ya taşınmasına önayak olduğu kamuoyunda yaygın olarak kabul gören AKP’li iş insanı Davut Yasin Bilen var bir de… Bu dairenin sahibinin de o olduğu iddia ediliyor. Davut Yasin Bilen ile devam edelim. Bilen, Süzer Plaza’da yaşıyor (kaynak yaşatılıyor diye aktardı) ve iddiaya göre bir takım alengirli işlerin çözülmesinde ilgili taraflara yardımcı oluyor.
83 yaşında olmasına rağmen her gün işinin başında olan baba Mustafa Süzer’in büyük bir hayali var. İstinye sırtlarında kendisine ait olan çok büyük bir araziye içinde alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Marmara” isminde bir konut projesini hayata geçirmek istiyor Mustafa Süzer. Ama bildiğiniz gibi bir yandan da Süzer Plaza’nın kendisi zaten kaçak. Usulsüz birçok işlemle oraya dikildi ve yıkılamadı. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde ruhsat izni verilen inşaatın durdurulup yapılanların yıkımı için sonraki belediye başkanları Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan çok uğraştı. Ama dönemin ANAP iktidarında yıkımın engellenmesi için Şişli ve Beyoğlu ilçelerinin sınırları değiştirildi. ANAP’lı Şişli Belediyesi'nden gerekli izin ve onaylar alınarak projenin önü açıldı.
(Meraklısı, Gökkafes diye anılan Süzer Plazanın hikayesini şu linkten okuyabilir: https://t.co/QxRYpeKy4a)
Her ne kadar her şey kitabına uydurulmuş gibi görünse de bu konu Demokles’in kılıcı gibi Süzerler üzerinde sallanıyor. Türkiye’de geçerli rejimin bir tek kişinin dudakları arasındayken ve yargı da o dudaklardan dökülecek söze çok kıymet verdiğinden kimsenin ve hiçbir şeyin garantisi yok. Bir de oğul Süzer gözaltında iken Süzer Plaza’da Davut Yasin Bilen’in ev sahipliğinde milyonlarca doların çok sık konuşulduğu hayli hareketli günler yaşanmış. Bu hareketli günlerde Süzerlere ait Bebek’teki villalardan da konu açılmış ama nihayetinde ortalık sakinleştikten sonra Akın Gürlek Ritz Carlton’daki dairelerden birinde kiracı olmuş. Tapu kaydının Davut Yasin Bilen adına olduğu öne sürülen daire, yeni taşınacaklar için tadilat yapıldıktan sonra içi de dayanıp döşendikten sonra teslim edilmiş. Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve döşenmesi işlemleri de Süzerlere ait şirket tarafından gerçekleştirilmiş iddiaya göre. Dairenin kirasıysa 750 bin TL… Ritz Carltonda kiracı olan Gürleklerin üst kat komşusu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Baran Süzer, yan daire komşusu ise yine uyuşturucu soruşturması şüphelisi olan Ali Ulusoy. SPK’nin de içinde bulunması nedeniyle Elif Gülşah Gürlek, İstanbul’un trafik sorunuyla boğuşmadan evle işi arasındaki mesafeyi asansörle katediyor. Hatta yemeklerini de plazanın içindeki lüks restoranda yiyor.
Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontlrı var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?
Fon vurgunu suç örgütünün ilişkiler ağını deşifre ediyoruz!
Emre Tezmen ile Sayan ailesi arasındaki kritik bir bağlantıyı ortaya çıkardık.
Emre Tezmen’in Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)’in Türkiye-Finlandiya İş Konseyi Başkanı yapılmasının ardından;
Fatma Betül Sayan Kaya’nın ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın da 5 Eylül 2026’da Finlandiya Büyükelçisi olarak atandığını tespit ettik.
Peki Emre Tezmen, devletin finans piyasalarındaki kozmik odası olan;
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yönetim kurulunda kiminle birlikte yer alıyordu?
DEİK Finlandiya sürecinin yürütücüsü olan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ile!
Yani hepsi birbiriyle bağlantılı, hepsi bir ekip ve hepsi her şeyi biliyordu!
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ve Finlandiya Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Kotak da derhal görevden alınmalıdır!
Kelimenin Bittiği Yerde
80’li yılların sonları… Hararetli gençlik tartışmalarımızda karşıtlıkların birbirinden bağımsız olmadığını, birinin dönüşümünün ötekini de kaçınılmaz olarak değiştireceğini konuşurduk. Tez, antitez, çelişki, dönüşüm…
Dünya yeniden büyük bir belirsizliğin içinde. Savaşlar, ekonomik krizler, derinleşen eşitsizlikler, yerinden edilmeler, eski kurumlara ve eski doğrulara duyulan güvensizlik… Bütün bunlara bakınca insan bazen tarihin ileriye değil, geriye doğru aktığını düşünüyor.
Belki de değişimi yanlış yerde arıyoruz. Çünkü değişim, bize anlatıldığı gibi düzenli, huzurlu ve doğrusal gelmiyor.
Hegel’in diyalektiğinde çelişki yalnızca bir bozulma değildir; hareketin ve dönüşümün de kaynağıdır. Bir düzen kendi karşıtını üretirken, kendi değişiminin koşullarını da içinde taşır.
İktisatçı Joseph Schumpeter, başka bir yerden bakarak kapitalizmin bu sürekli dönüşümünü “yaratıcı yıkım” kavramıyla anlatmıştı. Eski yapılar çözülür, yerlerine yenileri gelir. Fakat burada kendimizi kolay bir iyimserliğe de teslim etmemek gerekir:
Her yıkımdan daha iyi bir dünya çıkmaz.
Walter Benjamin’in “tarih meleği” tam da burada önümüzde durur. Biz ilerleme diye baktığımız yerde o, tarihin geride bıraktığı enkazı görür. Yani ilerleme dediğimiz şeyin kendisi bile kayıpsız, acısız ve masum değildir.
O halde ne “her şey çöktü” diyerek karanlığa teslim olmak ne de “tarih zaten ileri gider” diyerek kendimizi avutmak yeterli.
Her düzenin bir yükselişi, bir zirvesi ve o zirvenin içinde başlayan bir inişi vardır. Tıpkı bir çan eğrisi gibi… En yüksek nokta yalnızca yükselişin tamamlandığı değil, yönün değişmeye başladığı yerdir.
Belki bugün dünyanın yaşadığı da budur.
Uzun zamandır değişmez sandığımız kurumlar, dengeler, düşünceler ve güç ilişkileri kendi sınırlarına dayanıyor. Biz buna “kaos”, “çöküş”, hatta bazen “son” diyoruz.
Ama umut, eski dünyanın mutlaka yıkılacağına inanmakta değil. Yeni olanın kendiliğinden daha iyi olmayacağını bilerek, nasıl bir yeninin kurulacağını düşünmekte ve onun için çaba göstermekte.
Çünkü insan çoğu zaman hissettiğini söylemez; hissine verdiği adı söyler.
Belki çağlar da böyledir.
Biz bugüne “kaos”, “çöküş”, “son” diyoruz.
Oysa asıl hikâye, kelimenin bittiği yerde başlar.