Amed’de adlarına taziye düzenlenen 49 savaşçının, ölmeden önceki son anlarını düşünüyorum. Acaba son anlarında ne geçiyordu akıllarından? Yoksa Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’taki Paul gibi bir kelebeğe elini uzatırken mi vuruldu birisi? Hiç bilmeyeceğiz. Birçok arkadaşımızı bu savaşta kaybettik, geride yaşayan bizler utandık. Ne kimse ölsün, ne de biz utanalım artık.
Güneşe gömülenler ve askerin türküsü
https://t.co/dnhj7QpJ9C
"Özgür Faik Erol, 'entelektüellerin destek vermediği bir barış' derken, aslında Türkiye'de entelektüelin olmadığını söylüyor. Yok. O yüzden biz hâlâ Yaşar Kemal demek zorunda kalıyoruz, yenisini yaratamadığımız için."
@deniz_nazlim ve @kemalsbozkurt
👇
https://t.co/hAB7YLqEt7
🖊️Raşe Pütün yazdı:
Bir imtiyazın sonu, üst aklın hezeyanı
"Muhafazakârı küçümsemeden anlamak, Kürt’e siyasal akıl vermek yerine onu eşit özne kabul etmek, devleti kutsallaştırmadan kamuculuğu savunmak ve laikliği kültürel üstünlüğün değil özgürlüğün dili haline getirmek bu değişimin başlangıcı olabilir"
https://t.co/FesjKSsFie
Gezi ile Kobanî aynı değildir.
Gezi, iktidarın yönetme biçimine, ve yaşam tarzına müdahaleye karşı gelişen bir toplumsal itirazdı.
Kobanî olayları ise IŞİD’in Kobanî’yi kuşatmasıyla başladı. Türkiye’deki Kürtler için Kobanî, sınırın ötesindeki sıradan bir şehir değildi; tarihsel, siyasal ve toplumsal bağların bulunduğu Kürt coğrafyasının bir parçasıydı. Bu nedenle Kobanî’nin düşme ihtimali varoluşsal bir tehdit ve ortak bir acı olarak algılandı.
İki olayda da protesto, devlet müdahalesi ve şiddet vardı. Ama Gezi bir iktidar-yurttaş kriziyken, Kobanî Kürt meselesinin tarihsel hafızasıyla bölgesel Kürt gerçekliğinin kesiştiği bir kırılmaydı.
Bu yüzden ikisini aynı kefeye koymak, özellikle Kobanî’nin tarihsel ve sosyolojik bağlamını eksik okumaktır.
“DEM’in Ekim Kongresi ciddi bir dönemeç. Çerçeve Yasa bir varış değil, yalnızca başlangıç. Elli yıllık mücadelenin ardından bundan sonraki dönem belki de daha zor: bedel ödemekten siyaset üretmeye, direnmekten güçlü bir demokratik akıl ve toplumsal gelecek kurmaya geçme zamanı. Kürt siyaseti artık yalnızca sürecin öznesi değil, Demokratik Cumhuriyet fikrinin de güçlü siyasal aklını üretmek zorunda.”
“O kalkan parmak Kürt halkına çok şey çağrıştırır. Kürt hareketi öyle ağır bedeller ödedi, öyle kıymetli canlarını yitirdi ki… Ben kendi fakültemden biliyorum; en zeki, en başarılı, geleceğin kürsü başkanı olacak arkadaşlarımızı kaybettik. Elli yıllık böylesine ağır bir hafızanın karşısında ‘Beğenmiyorsanız dağlar sizi bekliyor’ denmez. Şık olmadı Cengiz Çandar. O kalkan parmak da, o paternalist diliniz de hiç şık olmadı.”
“‘Beğenmiyorsanız dağlar sizi bekliyor’ sözü hiç şık olmamış. Elli yıldır savaşın, ölümün, cezaevinin, göçün bedelini taşımış bir halka söylenecek cümle bu olmamalıydı. Barış insanları susturarak değil, kaygılarını ve itirazlarını ikna ederek kurulur. Üstencilik ise maalesef bazen siyasetten çok bir fıtrat meselesi.”
“‘Beğenmiyorsanız dağlar sizi bekliyor’ sözü hiç şık olmamış. Elli yıldır savaşın, ölümün, cezaevinin, göçün bedelini taşımış bir halka söylenecek cümle bu olmamalıydı. Barış insanları susturarak değil, kaygılarını ve itirazlarını ikna ederek kurulur. Üstencilik ise maalesef bazen siyasetten çok bir fıtrat meselesi.”
Faik Özgür Erol: “Şundan hepimiz mustaribiz ve yıllar sonra konuşacağız. Ben dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının, entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm.” https://t.co/Iz2sFL84By
Değerli Can Atalay, Kan davasında bile barışmayı bilen bir halkın hafızasından söylüyorum: Barış, önce “artık ölüm susacak” diye verilen sözle başlar.
Kimse geçmişi unutmaz, kimse acısından vazgeçmez. Ama önce ölüm durur. Sonra yavaş yavaş el sıkışmalar gelir; birbirinin yüzüne bakarak konuşmalar, zamanla karşı tarafın haklı olduğu yere de hak verebilmeler… Ardından hayatın ritüelleri yeniden kurulur; düğünler, kız alıp vermeler, ölümlerde bir araya gelen kadınlar… İlk kuşak, “biz haklıydık, siz haksızdınız” kavgasını sürdürmek yerine onarmakla neredeyse bir ömür geçirir. Normalleşme çoğu zaman ancak sonraki kuşağa kalır.
İşte bu yüzden “önce demokrasi, sonra barış” ya da “önce barış, sonra demokrasi” diye hayatı kesin sıralamalara hapsetmek bana doğru gelmiyor. Çünkü hayat bazen griden de gridir. Barış ve demokrasi birbirini bekleyen iki ayrı durak değil; birbirini mümkün kılan, birlikte büyüyen süreçlerdir.
Derin yaraları olan toplumlar keskin cümlelerle iyileşmez. Keskin ayrımlar tarafları belirginleştirir ama yarayı onarmaz. Barış, haklı olduğunuz yerden vazgeçmek değildir; kendi acınızı inkâr etmeden karşıdakinin acısına da yer açabilmektir.
Çünkü bazen barışın ilk büyük başarısı bütün meseleleri çözmek değil, ölümü susturup insanların yeniden birbirinin yüzüne bakabileceği zamanı yaratmaktır. Demokrasi de tam o zamanda kök salmaya başlar.
İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol:
“Dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm"
https://t.co/etc2zzc68S
Değerli Can Atalay, Kan davasında bile barışmayı bilen bir halkın hafızasından söylüyorum: Barış, önce “artık ölüm susacak” diye verilen sözle başlar.
Kimse geçmişi unutmaz, kimse acısından vazgeçmez. Ama önce ölüm durur. Sonra yavaş yavaş el sıkışmalar gelir; birbirinin yüzüne bakarak konuşmalar, zamanla karşı tarafın haklı olduğu yere de hak verebilmeler… Ardından hayatın ritüelleri yeniden kurulur; düğünler, kız alıp vermeler, ölümlerde bir araya gelen kadınlar… İlk kuşak, “biz haklıydık, siz haksızdınız” kavgasını sürdürmek yerine onarmakla neredeyse bir ömür geçirir. Normalleşme çoğu zaman ancak sonraki kuşağa kalır.
İşte bu yüzden “önce demokrasi, sonra barış” ya da “önce barış, sonra demokrasi” diye hayatı kesin sıralamalara hapsetmek bana doğru gelmiyor. Çünkü hayat bazen griden de gridir. Barış ve demokrasi birbirini bekleyen iki ayrı durak değil; birbirini mümkün kılan, birlikte büyüyen süreçlerdir.
Derin yaraları olan toplumlar keskin cümlelerle iyileşmez. Keskin ayrımlar tarafları belirginleştirir ama yarayı onarmaz. Barış, haklı olduğunuz yerden vazgeçmek değildir; kendi acınızı inkâr etmeden karşıdakinin acısına da yer açabilmektir.
Çünkü bazen barışın ilk büyük başarısı bütün meseleleri çözmek değil, ölümü susturup insanların yeniden birbirinin yüzüne bakabileceği zamanı yaratmaktır. Demokrasi de tam o zamanda kök salmaya başlar.
@Unaamattiinaa “ Kürt meselesini demokrasi ve eşitlik zemininde tartışan, bu düşünsel cesaretin bedelini akademide ödemiş bir ismin Türkiye’nin demokratikleşme sürecine sunacağı katkı çok önemlidir.Önerim Barış Hocanın yazdıklarının altını çize çize okumadan bu mecralarda fikir üretmemek.
@elmas_ofran Barış Ünlü’nün söylediği, her Türkün her Kürt karşısında imtiyazlı olduğu değil; Türklüğün devlet ve kamusal alanda norm olmasından doğan yapısal imtiyazdır. Bunu kimlikler arası mutlak bir üstünlüğe çevirmek, Ünlü’yü eksik okumaktır.
@valssipan Barış Ünlü’nün söylediği, her Türkün her Kürt karşısında imtiyazlı olduğu değil; Türklüğün devlet ve kamusal alanda norm olmasından doğan yapısal imtiyazdır. Bunu kimlikler arası mutlak bir üstünlüğe çevirmek, Ünlü’yü eksik okumaktır..
Antonio Gramsci şöyle demiş:
"Kendi ekmeğiniz olmadan fikriniz olmaz; bundan daha azı, sizi besleyenin fikrinin yankısından ibarettir.
Ekmeğinizi kendi ellerinizde tutmadığınız sürece fikrinizin hiçbir ağırlığı olmaz. Gücünüzü kontrol eden, sessizliğinizi ve düşüncelerinizi de kontrol eder ve siz başkalarının fikirlerini kendi fikirlerinizmiş gibi tekrarlarsınız.
Özgürlük, yemeğiniz size ait olduğunda, kendi adımlarınızı attığınızda ve sesiniz gerçekten sizden, vesayet veya boyun eğme olmadan geldiğinde başlar.
Ancak o zaman fikrinizin değeri olur… ve ancak o zaman duyulur."
🖊️Müslüm Yücel yazdı: Öcalan ve Silahsız Felsefe
Silahsız felsefe, insanın gücünü başkasını susturma kapasitesinden değil, başkasıyla birlikte yaşayabilme ve ortak bir dünya kurabilme kapasitesinden türetmesidir. Barışın kalıcı anlamı da burada başlar
@MuslumYucell
https://t.co/b5bEi0Z142