Her köşe başında zihinleri bulandıran fikirlerin savrulduğu bu modern şüphe çağında, kişi kalbini ve inancını nasıl muhafaza edebilir?
Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Bu Kelimeyi Şek ve Şüpheye Kapılmadan Yakin Üzere Söylemek" konusunu işlediğimiz 10. dersimiz YouTube kanalımızda yayında!
https://t.co/AZhDU4Ifw0
Erdoğan'ı destekleyen seçmeni ikiye ayırabiliriz:
Bir tarafta Erdoğan'ı demokrat gören, laik ve demokratik düzene gönül vermiş azınlık; diğer tarafta ise şeriat için oy veren çoğunluk bulunmaktadır. 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkanlar, demokrasi isteyen azınlık değil, şeriat hayaliyle sandığa giden o çoğunluktu. Darbeyi engelleyen halkın dilinde demokrasi, laiklik veya Mustafa Kemal yoktu; tekbir, tehlil ve şehadet vardı. Yani insanları sokağa döken İslam ve İslami kavramlardı. Fakat trajik bir şekilde, o gece canlarını siper eden bu insanların eylemi, şeriat isteyenlerin hanesine değil, demokrasi isteyen azınlığın hanesine yazıldı ve 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" ilan edildi.
Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.
Bir diğer dikkat çekici husus ise şudur: Darbeyi, Türkiye'de demokrasi ve dinler arası diyalog söylemini en çok savunan, demokratik değerlerle barışmayı önemseyen bir yapı gerçekleştirmesine rağmen, sanki demokrasi darbe üretmiyormuş veya darbelerin karşıtıymış gibi, 15 Temmuz'da yaşananlar demokrasinin hanesine yazıldı.
Diğer mesele ise şudur: 15 Temmuz sonrasında Fethullah Gülen grubuna dair rapor yayımlayan Diyanet, bu yapının ilhamcı, keşifçi ve ebcedci bir yapı olduğunu, liderlerinin Allah ve peygamberle direkt temasta olduğu için asla yanlış yapmayacağına inanıldığını delilleriyle ortaya koydu. Fakat ne ilginçtir ki; aynı söylemlere sahip olan, aynı düşünceyle hareket eden, liderlerinin Allah ve peygamberle ilişkili olduğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan yüzlerce irili ufaklı grup olmasına rağmen, Fethullah Gülen grubu bu zihniyeti ve itikadıyla mahkûm edilirken diğer gruplar el üstünde tutuluyor. Sistem için mesele kimin neye inandığı değil, o inancın işine gelip gelmediği meselesidir.
Aynı şeyi komedyen meselesinde de yaşadık; sistem için "zararsız" olan komedyenler istedikleri şeyle dalga geçme özgürlüğüne sahipken, sistem için "zararlı" olanlar cezalandırılıyor. Oysa her iki zümrenin yaptığı da alçaklıktır ve İslam nezdinde şirk ve küfürle mahkûm edilmiştir.
"İnsan, elini duaya açmayıp lisan-ı hâliyle 'ben bana yeterim' dediğinde, kelepçelerini kendi elleriyle hazırlar."
Bu dersimizde, küfür yolunu seçenlerin karşılaşacağı zilleti ve dünya yorgunluğu üzerine kimlerin pınarlardan sular içeceklerini konu edindik. Kâfur karışımlı kadehten içmek isteyen bizlerin hedefinde olması gereken hasletleri ele aldık.
İnsan Suresi Tefsiri 4. Dersimizin YouTube Kanalımızda
İlk Karadeniz Ezgimiz Yayında!
"Rabbim Birdur Şuphesuz"
Rabbim birdur şuphesuz
Kalma yolda çaresuz
O’ndan gayri kapi yok
Geçme ömri gayesuz
Tevhid O'ni birlemek
Tağutlari reddetmek
Şirkten ve izmlerden
Ondan teberri etmek
Her türlü batı merkezli slogana kollarını açanların, bu toprakların mayası olan ilahi kelama adeta bir istila askeri gibi saldırması tam bir mankurtlaşma örneğidir.
Kendi coğrafyasının ruhuna bu kadar yabancılaşanlar, ait olmadıkları bu toplumun inancına sadece kin beslerler.
#Hud112
Tercüme edilen kitabın ilmi açıdan pek de isabetli olmadığını ele alan ve aynı zamanda er-Redd alel-Cehmiyye kitabının İmam Ahmed'e nispetini savunan bir çalışma için bu dersi dinleyebilirsiniz:
https://t.co/P2uWmskzzS
Tercüme edilen kitapla ilgili söylenebilecek en açık şey şu: Yazarlar, kitabın İmam Ahmed'e nispetini tartışmaya açsalar da; eser içinde yer alan inanç, bu inancın delilleri ve akli gerekçelerinin, başta İmam Ahmed'in oğlu olmak üzere öğrencileri ve bütün bir Ehl-i Hadis tarafından savunulmasına rağmen, kitabın yazarları bu konuya hiç değinmemişlerdir.
Kur'an'ın hayata söyleyecek sözü olmadığını düşünen bir medeniyet tasavvuru; önce hukuku, sonra siyaseti, ardından eğitimi şekillendirir.
Bugün yaşananlar, işte bu zihniyetin yansımasıdır.
#Hud112
Çağlar değişti, mekanlar modernleşti ama küfrün bağnazlığı hep aynı kaldı.
Dün kulaklarını tıkayan Ebu Cehil'in zihniyeti, bugün üniversite sahnesinde pankart örtüsü olarak karşımıza çıkıyor
İnkarın o acınası çaresizliği hiç eksilmedi.
Şimdi gülün bakalım ‘çizzss’ !
#Hud112
Yeditepe Üniversitesi İslami değerlere karşı bir tutumunun olmadığını delillendirirken üniversite kapısında Allah (cc) ve Muhammed (sav) yazdığını söylemiş!
Hem de kufi harflerle yazmışlar!
Öyle ise sorun yok dağılabiliriz!
Komik ama aynı zamanda acı hakikati anlatan bir tablo. Maalesef ülkemizde dini yaşama deyince üç aşağı beş yukarı buradaki cahil akademisyenlerin anladığı anlaşılıyor. Evde Kuran yukarıda tutulsun ama içinde ne yazdığına bakılmasın, Peygamberimize (sav) salavat getirilirken eller göğse konulsun ama yaşanan din bidatlerle dolu olsun, dillerden besmele düşmesin ama Allah’ın dinine muhalif kanunlar çıkartılsın…
İşte buradaki gibi bir eylem olduğunda tüm ayarlar bozuluyor. Bize düşen emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak, hayatın her alanında Allah’ın kelamını hakim kılmak için mücadele etmektir.
#Hud112
Kur'an, "Dinde zorlama yoktur." (Bakara 2:256) buyurur. Aynı ilke gereği hiç kimse de inancını barışçıl biçimde ifade ettiği için engellenmemelidir. Özgürlük, herkes için özgürlük olduğunda değerlidir. #Hud112