Richard Feynman ganó el Nobel de Física y dijo algo que dejó huella:
"La mayoría de personas saben muchas cosas. Pero no saben pensar."
Feynman dio una clase magistral de 1 hora sobre física e imaginación.
Sus 12 lecciones de vida:
1. La imaginación le gana al conocimiento
Tom Peters – “Küçük ama Önemli Şeyler” kitabından ilhamla en güçlü 50 küçük şey:
Mükemmellik çoğu zaman dev projelerde değil, tekrar edilen küçük detaylarda saklıdır.
1. İnsanların adını hatırla.
2. Teşekkür etmeyi alışkanlık haline getir.
3. Küçük başarıları kutla.
4. Göz teması kur.
5. Dinlerken telefonuna bakma.
6. Bir işi bitirdiğinde geri dönüş yap.
7. “Nasılsın?” sorusunu gerçekten hissederek sor.
8. Küçük notlar bırak.
9. Hataları hızlı kabul et.
10. Sorun değil çözüm taşıyan insan ol.
11. İnsanların emeğini görünür kıl.
12. Küçük gecikmeleri önemse.
13. Detaylara özen göster.
14. Masanı düzenli tut.
15. Basit konuş, net konuş.
16. Gülümsemeyi küçümseme.
17. İnsanları sözünü kesmeden dinle.
18. Zor işleri erteleme.
19. Her gün biraz öğren.
20. Küçük gelişmeleri takip et.
21. Kaliteli soru sor.
22. İnsanları motive eden şeyi anlamaya çalış.
23. Küçük jestlerin gücünü hafife alma.
24. Bir işi “olsa da olur” diye yapma.
25. Her temasın marka olduğunu unutma.
26. E-postalara kısa da olsa cevap ver.
27. Başarıyı sahiplenmeden paylaş.
28. İyi yapılan işi hemen takdir et.
29. Küçük disiplinler büyük sonuç doğurur.
30. İyi bir ilk izlenim oluştur.
31. Son izlenimin de ilk kadar önemli olduğunu unutma.
32. İnsanlara değerli hissettir.
33. Küçük problemleri büyümeden çöz.
34. Her gün küçük bir iyileştirme yap.
35. Merakı canlı tut.
36. Enerji bulaştıran insan ol.
37. Şikâyet yerine öneri getir.
38. İnsanların zamanına saygı duy.
39. Yazım diline bile özen göster.
40. “Ben bilirim” tavrından uzak dur.
41. Küçük alışkanlıkların karakter oluşturduğunu unutma.
42. Güvenin küçük davranışlarla oluştuğunu bil.
43. İnsanları sadece sonuçla değerlendirme.
44. Süreçleri sadeleştir.
45. Her gün bir kişiyi mutlu etmeye çalış.
46. Küçük detayların büyük fark yarattığını kabul et.
47. Mükemmelliğin bir anda değil, tekrarlarla oluştuğunu unutma.
48. Küçük şeyleri önemseyenler büyük işlere hazırlanır.
49. Başarı çoğu zaman görünmeyen küçük davranışların toplamıdır.
50. Toplantıya zamanında git.
Akademinin bugün hali böyle.
Sanılanın aksine, Doçentlik kadrosunu alana kadar sözleşmeli beyaz yaka olarak çalışırsınız.
Performans ve nicelik odaklı yaklaşım yazdıklarınızın niteliğine değil, sayısına bakar. yayın sayısının çok olması kaliteli olduğunuz yanılsaması da doğurur. 3 ayda bir, kaç yayın yaptığınızın belgelenmesi istenir.
Ancak nitelikli bir akademik yayının ayrılmaz parçası olan literatür taraması, veri toplama, analiz, metin
yazımı, hakem değerlendirme süreçleri (peer-review), editör revizyonları ve matbaa/mizanpaj aşamalarının tamamının bu kadar kısa sürede tamamlanması, bilimsel üretimin doğasına ve metodolojik süreçlerine teknik olarak aykırıdır.
Howard S. Becker bu makalesinde, araştırma sonuçlarının nasıl açıklandığını ve bulguları anlamlandırmak için kullanılan farklı yaklaşım ve stratejilerini ele almaktadır.
Becker, H S (2009) Cases, Causes, Conjunctures, Stories and Imagery. Içinde Case Study Method (ss. 223-233)
Yapay zekanın babası "Bu gece iyi uyursanız, bu dersi anlamamış olabilirsiniz" demişti. Geoffrey Hinton, yaşayan her yapay zekanın arkasındaki sinir ağlarını kurduktan sonra dünyayı uyarmak için Google'dan ayrıldı.
“Ne zaman kaderin işine teslim olsam geyikten daha sakinim, aslandan daha cesur. Ne zaman tedbirin yolunu tutsam; acı üstüne acı gelir, zincir üstüne zincir.”
Rumî
Prof.Dietmar Theis (Münih Teknik Üniv):İyi Enstitülerimiz sadece birkaç parlak bilim insanı sayesinde başarılı. Başarı için önce o parlak insanları bulmak gerekli. Sonra bu insanların etrafını güzel ofislerle,düzgün araştırma çevresiyle,iyi öğrencilerle,fonlarla çevreliyorsunuz
Tamamen ücretsiz, özgür ve sınırsız bir araştırma botu geldi.
Sci-Hub, Sci-Botu çıkardı. 88 milyon makalenin tam metniyle eğitilmiş bir asistan. Abstract değil, yöntem-bulgu-tartışma hepsi taranıyor, cevap kaynakla geliyor.
Yayıncılar yıllardır paywall erişim kalitesidir diye sattı. Şimdi korsan arşiv, meşru arşivden daha iyi bir araştırma aracı üretti.
Bedeli kim ödüyor, dergiler mi okuyucu mu, orası ayrı konu.
Bu makaleyi Linkedin' de de görmüştüm. Merak edip, biraz araştırıp, o paylaşımın altına böyle bir not düşmüştüm. Burada da paylaşmak istedim:
Kalem mi klavye mi? Sanırım bazen nostaljik yaklaşıyoruz. Ben de kalemle yetiştiğim için kalem diyorum ama alanyazın bizi çok farklı noktalara götürüyor.
Kalemin klavyeden her koşulda üstün olduğu yönündeki düşüncenin, araştırmalar incelendiğinde, daha çok not alma bağlamında elde edilen bulgulara dayandığı da görülüyor (Mueller & Oppenheimer, 2014; Van der Weel vd., 2024). Bu noktada Allen vd.’nin (2020) meta-analizi de önemli bir yerde duruyor. Çünkü bu çalışma, üniversite sınıflarında elle not alma ile elektronik cihazlarla not almayı karşılaştıran araştırmaları birlikte değerlendirdiğinde, elektronik not almanın ölçülen öğrenme çıktılarıyla küçük ama olumsuz bir ilişki gösterdiğini ortaya koyuyor. İlk bakışta bu bulgu “kalem klavyeden daha iyidir” iddiasını destekliyor gibi görünebilir. Fakat bence burada da aceleci davranmamak gerekiyor. Çünkü bu farkın gerçekten klavyeyle yazmanın doğasından mı, yoksa elektronik cihazların sınıf içinde çoklu görev, internet kullanımı, bildirimler ve dikkat dağınıklığı gibi başka risklerle birlikte kullanılmasından mı kaynaklandığı çok net değil. Bu nedenle Allen vd. (2020) çalışmasını da kalemin her koşulda bilişsel olarak üstün olduğunu kanıtlayan bir çalışma gibi değil, daha çok geleneksel ders anlatımı içinde elektronik not almanın bazı öğrenme riskleri taşıyabileceğini gösteren bir meta-analiz olarak okumak daha yerinde olur.
Ayrıca küçük yaşlarda yazma öğretiminde elle yazmanın birtakım avantajlarının da alanyazında dile getirildiği görülüyor (Ibaibarriaga vd., 2025). El yazısının bilişsel üstünlüğüne dair bir diğer görüş nörobilimsel araştırmalara dayanıyor. Van der Weel ve Meer (2024), el yazısının duyusal-motor entegrasyonu artırdığını ve EEG’de daha geniş aktivasyon örüntüleri oluşturduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu tür bulguların öğrenme çıktılarıyla doğrudan ilişkilendirilmesi metodolojik olarak sorunlu çünkü beyindeki daha fazla etkinlik her zaman daha iyi öğrenme anlamına haliyle gelmiyor. Bu nedenle el yazısının daha yoğun aktivasyon üretmesi, onun otomatik olarak daha etkili bir öğrenme yolu olduğunu da kanıtlamıyor. Bu çalışmalar el yazısının belirli durumlarda seçiciliği ve kavramsal işlemlemeyi destekleyebileceğini ortaya koysa da, aynı bulgular yukarıda bahsettiğim Mueller ve Oppenheimer’ın replikasyonunun yapıldığı başka araştırmalarda tekrarlanmıyor (ör. Urry et al., 2021). Hatta klavye ile not almanın kaleme göre daha fazla kelimeyle yapıldığı, quizlerde daha başarılı sonuçlar verdiği gibi diğer çalışmanın bulgularını desteklemeyen bulgular elde ediyor araştırmacılar ve elle not almanın öğrenmeyi bilgiyi daha iyi kodlama aracılığıyla yaptığı iddiasına bulgularından yola çıkarak katılmıyorlar.
Klavye ile yazmanın çoğu zaman pasif veya daha az bilişsel çaba gerektirdiği gibi yaygın bir varsayım haliyle bulunmakta ve bu durum pek çok sosyal medya paylaşımına da konu oluyor bildiğimiz gibi. Fakat bu varsayım da tüm yönleriyle araştırmalarla desteklenmiyor. Luo vd. (2018) çalışması, klavye yazımının kendi içinde yoğun bir bilişsel süreç olduğunu, metni düzenleme, ekrana paralel olarak içerik üretme, motor tuş planlama ve dilsel yapıların hızlı işlenmesi gibi karmaşık süreçleri içerdiğini ortaya koyuyor ve elle yazma ile anlamlı bir karşılaştırma yapıyor. Dahası, klavye daha hızlı metin üretimine izin verdiği için bazı çalışmalarda öğrencilerin daha fazla içerik kaydettiği, bu içerik tekrarlandığında öğrenme performansının yükseldiği görülüyor (ör. Bui vd., 2012). Yani olay özellikle not tutma açısından kalem mi klavye mi tartışmasının ötesinde nasıl not tutulduğu, notların tekrarlanması ve organizasyonu gibi aslında pek çok parametreye bağlı. Dolayısıyla tartışmayı yalnızca “kalem mi daha iyi, klavye mi daha iyi?” sorusuna indirgemek yerine, her iki aracın da farklı öğrenme süreçlerini destekleyebildiğini kabul etmek sanırım daha yerinde olacaktır. Çünkü alanyazın daha geniş olarak değerlendirildiğinde, asıl belirleyicinin araçtan ziyade bağlam, yani görevin niteliği, öğrencinin stratejisi ve içinde bulunulan öğrenme ortamı olduğu ortaya çıkıyor. Bu nedenle hem kalemin hem klavyenin kendi güçlü yönleriyle birlikte düşünülmesi, tartışmayı daha dengeli ve pedagojik açıdan daha anlamlı bir çerçeveye oturtabilir.
Maddi sıkıntı çektiğinizde sadaka vermeyi normalleştirin.
Hiçbir şey değişmediğinde dua etmeyi normalleştirin.
İçiniz istemediğinde Kur'an okumayı normalleştirin.
Çünkü kuraklık mevsiminde ekilen tohumlar en uzun ağaçları yetiştirir.
Sizce kaç alır?
Bence 30-40
1. Bağlaçlar yok
2. Eşanlamlılar yok
3. Soru yaklaşım tarzları yok
4. Collocations yok
5. Context çözümleme
6. Akademik okuma YOK
Sonuç 30-40..
hadi 5 puanda
hatırgönül ilişkisi 45...
DOKTORA ÖĞRENCİLERİ İÇİN YAPAY ZEKANIN (YZ) RİSKLERİ!
1-Zihinsel Tembellik ve "Becerilerin Ölümü".
En büyük korku, YZ'nin öğrencileri tembelleştirmesi ve eleştirel düşünme, derinlemesine araştırma ve özgün yazma gibi temel akademik becerileri zayıflatması. Yapılan araştırmalar, doktora öğrencilerinin %65'inin YZ'nin düşünme yeteneklerini körelttiğinden endişe duyuyor. YZ anında sonuç vermenin cazibesiyle öğrencileri kısa yollara iterken, kalıcı öğrenmeyi adeta zayıflatabilir.
2-"Evet Efendim" Tuzağı ve Halüsinasyonlar.
YZ araçları asla size fikrinizin saçma, yanlış veya alışılmadık olduğunu söylemez. Tam tersine, imkânsız veya mantıksız bir görev verseniz bile bunu körü körüne yerine getirir. Öğrenciler yeterli altyapıya sahip olmadan bu araçlara güvenirse, ölümcül bilimsel hatalar yapabilirler.
3-Fikir Hırsızlığı ve Gizlilik İhlalleri.
Bazı araştırmacılar, parlak fikirlerini ve aylar süren emeklerini ChatGPT gibi araçların veri tabanına kaptırmamak için YZ kullanmayı tamamen reddederek eski usul kağıt-kalemle çalışmaya devam ediyor.
4-Orijinalliğin Katli ve Tekdüzelik.
Tezinizi yazması için YZ'ye bel bağlamak, sizi o "kusursuz" ama ruhsuz taslağın esiri haline getirir. Bir kez YZ'nin yazdığı o uzun metne göz attığınızda, kendi özgün sesinizi bulmanız ve o yapının dışına çıkmanız inanılmaz derecede zorlaşır. Bu durum, bağımsız düşünmeyi felç eder ve akademik özgünlüğü yavaş yavaş zehirler.
5-Geleceğin Bilimi İçin Varoluşsal Tehdit.
Asıl ürkütücü senaryo ise ufukta beliren yeni nesil araştırmacılar. Eğer YZ kullanımı etik ve doğru bir şekilde yönetilmezse, ortaya sadece YZ butonlarına basmayı bilen ama bilimsel sınırları zorlayacak ve gerçek atılımlar yapacak temel becerilerden yoksun "kof" bir araştırmacı nesli çıkabilir.
Dahası, YZ araştırmanın o meşakkatli ama eğlenceli keşif sürecini yok edebilir; rekabetçi akademik dünyada hibe ve iş bulabilmek uğruna etik olmayan kestirme yolların kapısını sonuna kadar aralayabilir.
Kaynak: AI AND THE PHD STUDENT: FRIEND OR FOE?Nature, 2026