Ters köşe olmaya hazır mısınız?
Kuran'da "elleri kurusun" denilen Ebu Leheb, Ebu Talib'in vefatından sonra Peygamber'i korumak için kendini Mekkelilere karşı ona siper etmiş aslında.
İbnu'l-Cevzi, el-Muntazam kitabında ilginç bir rivayet naklediyor:
"Ebu Talib ve Hatice vefat ettiğinde -ki ikisinin vefatı arasında bir ay beş gün vardı- Resûlullah üzerinde iki büyük musibet bir araya geldi. Bunun üzerine evine kapandı ve dışarı pek çıkmamaya başladı. Kureyş, daha önce cesaret edemediği ve eziyet etmeyi ummadığı şeyleri ona yapmaya başladı.
Bu durum Ebu Leheb’e ulaşınca Resûlullah’a geldi ve şöyle dedi: Ey Muhammed! Ne yapmak istiyorsan yap ve yapmakta olduğun şeye devam et. Ebu Talib hayattayken ne yapıyorsan aynısını yap. Lât’a andolsun ki ben ölünceye kadar kimse sana ulaşamayacak (zarar veremeyecek).
İbn el-Uytıle, Peygamber’e sövdü; bunun üzerine Ebu Leheb onun üzerine yürüdü ve onu azarlayıp cezasını verdi. İbn el-Uytıle dönüp: 'Ey Kureyş topluluğu, Ebu Utbe (Ebu Leheb) atalarının dininden döndü (Sâbiî oldu)' diye bağırdı."
(İbnu'l-Cevzi, el-Muntazam fi Tarih'l-Müluk ve'l-Ümem, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1992: 3/1).
@abdullahnaci Böyle konularda sırf sanalda delil kalmasın diye edebimi muhafaza ediyorum. Değilse tam çekil git manasında bir argo telaffuzunu zaruri kılan hal.
Vahşi örneği genel olarak hoşuma gitmez.
Muaviye, Ebu süfyan, ikrime, hint, amr daha az kötü değillerdi. Hatta kötülük konusunda vahşi onların getir götürünü yapar ancak.
İslam, tevbe, istikamet ile konuş kapanmıştır.
Bu milli görüş camiası da ayrı bir şizofren!
Dil gelişir, eksen kayması derler, karşı durulur başka bir şey derler, destek verilir başka bir şey...
Komünist partiler sizin kadar içeride kavga etmiyor...
Türkiye milyonlarca başörtülü hanımın olduğu bir ülke. Bir kaç kendini bilmez hoppa kadının yapıp ettikleri genele şamil edilemez. Bu konuyu menhecinden saptırmak olur.
Türkiye’de başörtülü hanımlarla alakalı bazı olumsuzluklar elbette var. Fakat bu doğal bir süreç. Bu konunun iki temel nedeni var. Kırsaldan şehre göçen, burada zenginleşen ve tüm bu süreci bir kaç on senelik kısa bir sürede tecrübe eden bir neslin çocukları. Başörtülülerin her yerde olacağına dair düşünceleri de bu sindirilmemiş zenginleşme tecrübesinin bir sonucu. İkinci olarak da hayatın her alanına sirayet eden sekürleşmenin, bu sekülerleşme ile birlikte içi boşalan değer ve kavramların bir yansıması.
Bu bir geçiş süreci. Bu geçiş sürecini bir şekilde tamamlayacağız. Belki yirmi yıl sonra her şey yerli yerince oturduktan sonra başörtüsüyle alakalı daha aklı başında yorumlar yapabileceğiz. Manzara karşımızda daha da netleşecek.
Suudi Arabistan da bugün benzer bir tecrübeyi; daha paldır küldür ve hazırlıksız bir şekilde tecrübe ediyor. Sindirilmiş, hakkı verilen ve edebi kuşatılmış bir şekilde imkanlara ulaşmak ayrı bir kalite istiyor. Bu konuda zirve olan Abdurrahman bin Avf (r.a) örneği asrı saadetten bir güzel numune olarak önümüzde duruyor.
Gazze ve gazzeliler sizce de çok komik durmuyor mu?
Adamlar ölüyor, parçalanıyor ve hala neşeli, eğlenceliler. Siz neye gülüyorsunuz olm?
Halbuki keyfi yerinde olan biziz.
@fylmzTR@AGDSalihTURHAN Türkiye de İslami hareketin genel olarak bir yenilenme sorunu var. Agd miz bu konuda maalesef o kadar geride kaldı ki ne kadar hızlı aksiyon alınırsa o kadar az yılda telafi edilir
Orada bir dur öncelikle sayın bakırtaş?
İç Anadolu mutfağına söz söyleyemezsin! Hadi söyledin ürgüp ü istisna tutacaksın hadi tutmadın! Akköy diyeceksin.
Onu da mı demedin. Valla biz alıştık, mantı, pahla, pates, et de bulduğumuz kadar 🤣
Neredeyse on beş seneden beri iki haftada bir yazılır bu. “Ağbi yaa Karadeniz mutfağı ehehe” falan... Hasan Mezarcı’nın gülünmeyen fıkrasına döndü iyice. İşin tuhafı, Antep’i, Hatay’ı, Afyon’u ve belki birkaç ili daha saymazsak “yerel mutfak” denildiğinde ortada öyle büyük bir şov da yok. Ege mutfağı ottan geçilmiyor. Hamur ve yoğurdu çıkarınca İç Anadolu mutfağı diye bir şey kalmıyor. Doğu illeri desen önüm arkam sağım solum et. Hâl böyleyken bu küçümseme aşkı niye?