HÜR-SEN Genel Başkanı Levent Kuruoğlu:
“Biz terörün sona ermesine karşı değiliz. Bu ülkede hiçbir askerimizin, polisimizin, korucumuzun, öğretmenimizin veya vatandaşımızın bir daha terör saldırısında hayatını kaybetmemesini herkesten çok isteriz.
Terör örgütü bütün silahlarını teslim etmeli, örgütsel yapısını dağıtmalı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna koşulsuz biçimde teslim olmalıdır.
Terör örgütünün silah bırakması Türk milletine yapılmış bir iyilik değildir. Bu devlete sunulmuş bir lütuf değildir. Pazarlık kozu hiç değildir. Suç işlemeyi bırakmak, işlenen suçları ortadan kaldırmaz.
Silah bıraktığını söyleyenlerin geçmişte işledikleri suçlar, şehitlerimizin mezarları ve ailelerinin acıları olduğu yerde durmaktadır.
Biz el kanlı PKK terör örgütüne açık veya üstü kapalı af getiren düzenlemede, şehit öğretmenler adına tarafız.”
CEKETİNİ ALIP GİDEMEYENLER
“Kaybedersem ceketimi alır giderim.”
Söylenmesi kolay, kulağa hoş gelen, sahibine cesur ve vakur bir insan görüntüsü kazandıran bir cümle…
Fakat insanın sözü, kazandığı gün değil; kaybettiği gün sınanır.
Kazanınca sandıktan, iradeden ve demokrasiden bahsetmek kolaydır. Asıl mesele, sandıktan istediğiniz sonuç çıkmadığında aynı olgunluğu gösterebilmektir. Çünkü kaybetmek ayıp değildir. Aday olur, mücadele eder ve kaybedersiniz. Sonuca saygı gösterir, arkadaşlarınızın elini sıkar ve başınız dik biçimde yolunuza devam edersiniz.
Bazen seçimi kaybedersiniz ama duruşunuzla büyürsünüz.
Fakat seçimden önce “Ceketimi alır giderim.” deyip seçimden sonra hiçbir şey söylememiş gibi davranıyorsanız bunun adı mücadele değildir. Bu, her şeyden önce insanın kendi sözüne yenilmesidir.
Üstelik verilen sözü tutmamakla kalmayıp kaybedilen bir seçimin ardından öfkeyi mücadele, şahsi hesabı dava, saldırıyı ise muhalefet gibi sunmak kimseyi haklı çıkarmaz.
Bir yapının içinde kalmak, o yapıya zarar verme hakkı vermez. Mücadeleye devam etmek; dün omuz omuza yürüdüğünüz insanları hedef göstermek, arkadaşlarınızın emeğini değersizleştirmek ve seçimle elde edemediğinizi gerginlikle elde etmeye çalışmak değildir.
Gerçek mücadele; kurumunu yıpratmadan fikrini söyleyebilmek, sonucu içine sindiremeseniz bile ortak emeğe saygı gösterebilmek ve kişisel kırgınlığınızı binlerce insanın iradesinin önüne koymamaktır.
Çünkü bazı seçimler sandıkta kaybedilir, bazıları insanın kendi vicdanında…
Sandıktaki mağlubiyet telafi edilebilir. Ancak sözünüzü, vefanızı ve yol arkadaşlarınızın güvenini kaybettiğinizde geriye savunabileceğiniz pek bir şey kalmaz. İnsanları suçlayarak, sonucu tartışmalı göstermeye çalışarak ve her saldırıyı “mücadele” kelimesinin arkasına saklayarak bu gerçeği değiştiremezsiniz.
Hürriyetçi Eğitim Sen bugün eğitim iş kolunun beşinci büyük sendikasıysa bu başarı; makamları şahsi mülkü zannedenlerin değil, hiçbir karşılık beklemeden mücadele eden binlerce insanın alın teridir.
Hiç kimse kendi kaybını, bu büyük emeğin üzerine gölge düşürerek örtemez. Hiç kimse de sendikanın içinde bulunmasını, sendikaya ve onun seçilmiş iradesine karşı sınırsız bir saldırı hakkı olarak göremez.
Elbette herkes aday olabilir. Herkes eleştirebilir, farklı düşünebilir ve demokratik zeminde mücadelesini sürdürebilir. Bunların hiçbiri yanlış değildir. Fakat verdiğiniz sözü unutuyor, kaybettiğinizde dünün yol arkadaşlarına savaş açıyor ve kişisel hırsınızı sendikal mücadelenin önüne koyuyorsanız artık ortada yalnızca bir seçim sonucu yoktur.
Ortada açık bir söz, vefa ve karakter imtihanı vardır.
“Ceketimi alır giderim.” demek kolaydır.
Zor olan, kaybettiğinde sözünün arkasında durabilmek; duramıyorsan bile öfkeni bir camiaya ödetmemek ve ardında kin, itham, kırılmış dostluklar bırakmamaktır.
Kaybetmek ayıp değildir.
Ayıp olan; sözünü kaybetmek, vefanı unutmak ve karakterini bir makamın kapısında bırakmaktır.
Ceketini alıp gidemeyen, hiç değilse haysiyetini geride bırakmamalıdır.
Eser ATAKAN - 06/08/2026
Mahallemizde ikamet eden yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan komşularımın evinde aile içi büyük bir maddi ve manevi mağduriyet yaşandığına şahit olmuş bulunmaktayım ailenin evlerini satarak elde ettiği 1,5 milyon TL tutarındaki birikim oğulları tarafından sanal kumar neyse onda tamamen kaybedilmiştir Yaşanan bu ağır maddi kayıp ve dolandırıcılık vakası sonrasında aile üyeleri ağır bir psikolojik kriz geçirmekte annenin sağlık durumu (kalp rahatsızlığı) ciddi risk taşımaktadır benim imkanım olsa yardım etmeye çalışırım ama o kadar imkanım yok paranın tamamı olmasada 3 de 1 i yada yarısı belki acılarını hafifletir haberleri yok buraya paylaştigimdan takdir sizin reisim uygun görürseniz adres ve konum bilgisini paylaşabilirim bir annenin göz yaşinı hafifletirsiniz belki reisim🤘
🇹🇷BİR UMUTTUR YAŞAMAK🇹🇷
@sedat_peker@hizirreis999@yvzayd
#SEDATPEKERREİS
#SedatPekerKardeşliği
Siyaset salt bir “iktidar talebi” değildir. Siyaset bir “ahlaki temsil” iddiasıdır. Bir siyasi hareket önce temsil ettiği değerlerle meşruiyet üretir, sonra o meşruiyet üzerinden milletin emanetini taşır. Bu yüzden siyasetin en ağır yükü ahlaki iddiasıdır.
Son günlerde peş peşe ortaya çıkan yazışmalar, soruşturmalar ve kamu vicdanını yaralayan görüntüler karşısında beklediğimiz şey son derece basit bir açıklama.
“Aday belirleme süreçlerimizde hata yaptık. Milletimizden özür diliyoruz. Bu yanlışların tekrar etmemesi için gerekli tedbirleri alacağız.”
Bu kadar.
Fakat siyasal sorumluluk yerine inkar, inkar mümkün değilse dikkat dağıtma, o da yetmezse her eleştiriyi siyasi komploya dönüştürme refleksiyle karşı karşıyayız. Gerçeğin üzeri gürültüyle örtülmeye çalışılıyor.
Burada mesele “birkaç kişinin” şahsi zaafı değil belli ki. Kurumsal bir kriz söz konusu. Bu kadar “yanlış insan” tesadüfen aynı kapıdan içeri girmiş olamaz. O halde artık bizzat kapının kendisi konuşulmalı.
Yolsuzluk iddiaları, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin soruşturmalar, pozitif çıkan uyuşturucu testleri, kamu göreviyle bağdaşmayan davranışlar… Bunların her biri hukukun konusu. Fakat bunların toplamı, siyasetin ahlaki meşruiyetinin konusu.
Temsil yetkisini “bir imtiyaz” olarak görmek başta en büyük kusur. Temsil yetkisi her şeyden önce bir “emanettir.” Emanetin ehline verilmediği ortaya çıktığında yapılması gereken tek şey sorumluluk almaktır.
İletişim stratejisi planlamak yerine, yanlışla yüzleşip bir muhasebe yapın artık. Maruz kaldığımız çirkinliklerden sıtkımız sıyrıldı.
Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği (EMED) olarak, 7538 sayılı Kanun sonrasında yaşanan engelli emeklilik mağduriyetlerini, kademeli emeklilik, @EmadDernegi@EMADDER_KADEME staj çıraklık @CirakStajFED ve Bağkur @HAKDERresmi ile diğer SGK mağduriyetlerine ilişkin son gelişmeleri değerlendirdiğimiz program, yarın (Cumartesi) saat 16.00'da TYT Türk ekranlarında yayınlanacaktır.
Sesimizi duyurmamıza imkân tanıyan @DemetKutluay@EroltuTuvana@ErsinBayav@arzuerdemtc ve @tytturk ekibine, kurumumuz ve üyelerimiz adına teşekkür ederiz.
📅 Cumartesi 🕓 16.00 📺 TYT Türk
Sayın Aziz yıldırımın kızı üzerinden dalga geçip onu alay konusu yapanların Allah belalarını versin. Yaz yıldırım benim kardeşimdir… O dalga geçenlere hesap sorulacaktır. Rapor ettim bilgileri olsun. @profdraleks kim olduğumu öğreneceksin…
Vahap Aydoğan yazdı: Müze bir mezarlık mıdır?
🏛️ Aslında müzelerde sergilenen; insanın zamana karşı verdiği mücadeledir
🌍 Belki de müzeler, ölmüş uygarlıkların mezarlıklarıdır. Ama aynı zamanda onların yeniden doğabildiği tek mekânlardır
⚱️ Mezarlıklar ölümü kabul eder. Müzeler ise ölümü sabit bir son olmaktan çıkarır
https://t.co/IbGRaUOHse