Portföy güncellemesi:
Bugün 1 Kasım. Portföy bugün itibariyle 2.835M oldu. Ay içerisinde 3 milyonu geçtiğim oldu ama kalıcı olamadı. Portföye bu ay eklemeler yaptım ve all in şeklinde devam ediyorum. Geçen aya göre +200k fark var, ekleme yapmamın da etkisi var bu farkta.
Portföy güncellemesi:
Bugün 1 eylül. Portföy 2.636 M oldu. Bu ay biriktirdiğim nakitlerle alım yaptım ve portföy de maşallah iyi yükseldi. Dolar kuru 27.4. Buna göre 96.2k $ a ulaştık. 100k $’a çok az kaldı. Açıkçası hedefim yıl sonuna kadar 100k$ ya da 3M tl idi. Nerdeyse oldu.
bunu biraz araştırdım.
thy'nin büyüme rakamlarından, siparişlerden falan bahsedicem ama önce şu haber metnine bi bakın. bu nasıl bi haber metni olum.
thy kurumsal iletişimden mi aldınız bunu?
"39 bin çalışan kesintiyi kabul etti."
kabul etmek için reddetme ihtimalinin olması lazım. masanın bi tarafında bordro, öbür tarafında kapı duruyosa ortada kabul mabul yok, düpedüz zorlama vardır.
ama haber diline bak, sanki bu teslimiyeti rızaya çevirmekle görevlendirilmiş gibi yazılmış.
"büyük çoğunluk kabul ederken, karşı çıkan az sayıda kişi haklarını alarak ayrıldı" cümlesi de tesadüfen böyle kurulmamış. itaat edenler normal insanlar, gidenler de lütufla kapıya kadar uğurlanmış birkaç aykırıymış gibi sunulmuş.
işini kaybetmek "hak alma" töreni gibi anlatılıyor. kıdem tazminatı da sanki şirketin cömertliğiymiş gibi.
herkes kendi kirası, kendi kredisi, kendi çocuğunun okul taksitiyle tek başına bırakılmış. sözcü'nün haberine göre imzalar işsizlik korkusu ve mobbing altında atılmış, böyle atılan imzaya da rıza denmez.
neyse rakamlara baktım biraz.
thy bu yılın ilk yarısında gelirini dolar bazında bile yüzde 21 büyütmüş, yolcu sayısı da artmaya devam ediyo. eylülde boeing'e 150 uçaklık sipariş vermiş. 2033'te 800 uçaklık filo hedefliyormuş. ve bu imzanın üstünden tam iki hafta geçmiş, 39 bin çalışana "maaşınız yüzde 20'ye kadar kesiliyor" denmiş.
şimdi dürüst olalım, şirket üstünde baskı var. yakıt pahalanmış, net kar marjı ikinci çeyrekte yüzde 11.6 dan yüzde 2.7 ye inmiş falan ama 800 uçak hedefinden de, 150 uçaklık siparişten de bi milim geri adım yok. yani kesilen şey büyüme planı değil, maaş.
olayı anlamak için marx'ın basit bi ayrımı yetiyor. şirketin parası iki yere gidiyor. biri uçak, yakıt, hangar. buna değişmeyen sermaye deniyor, çünkü uçak kendi maliyetini bilete yansıtıyor ama kendi kendine yeni bi değer üretmiyor. hangarda duran uçak para kazanmıyor yani.
diğeri pilot, kabin memuru, teknisyen. buna da değişen sermaye deniyor, çünkü o metal yığınını para basan bi makineye çeviren şey insan emeği. işçi aslında emeğini değil emek gücünü satıyo, şirket de bu gücün ürettiği değerle ödediği maaş arasındaki farktan kazanıyo.
maliyet şoku da kapital tarafından gelmiş. pahalanan şey yakıt, yani değişmeyen sermaye. ama fatura kapitale kesilmiyor, emek gücüne kesiliyor.
marx bunu da yazmış zaten, kar oranı neden düşerse düşsün sermayenin ilk refleksi ücretleri bastırıp emekten daha fazla değer çekmek. aynı uçuş, aynı mesai, aynı gece seferi ama daha az maaş.
bunun bi de büyük resmi var, literatürde adı the great decoupling. daha önce post-agi döneminde ekmek parası diye yazmıştım uzun uzun.
70'lerden beri verimlilik ve şirket gelirleri artıyor ama ücretler aynı hızda artmıyor, aradaki fark sermayeye akıyor. thy'deki durum bunun da bi adım ötesi, gelir büyürken ücret sabit bile kalmıyor, düşüyor.
800 uçaklık vizyonu o uçakları uçuracak insanların cebinden finanse ediyorlar. zararı aşağıdakine ödetiyorlar, büyümenin getirisi yukarıda kalıyor. tahakküm dediğin de tam olarak bu.
ahaha sonra ekşiye baktım biraz, trajikomik yorumlar var.
kesintiye sevinenler bile var. zaten çok kazanıyorlardı, oh olmuş diyenler var. olum bu nasıl sınıf bilinçsizliği lan? ultra lüks yatından yazıyosan anlarım, ama ekranı kırık iphone'dan yazdığın belli.
"uçakta kek dağıtana 250 bin verilmez" diyen arkadaş, kendini gece vardiyasında üç kuruşa çalıştıran sisteme değil, ondan biraz daha iyi kazanan başka bi çalışana sinirleniyor.
patronlar için bundan daha verimli bi şey yok, çünkü maaşlar aşağı çekilirken bunu alkışlayan da yine çalışanın kendisi oluyor.
meziyetli hosteslere acıyın demiyorum ama böyle maaş indirimlerine sevinen, yarın kendi zammı "thy'de bile kesinti yapıldı" diye budandığında sıradaki kurban kendisi olacak.
olum hem sınıfsızsınız hem salaksınız aq ne diyim.
511 bin yatırımcının yaklaşık 24,5 milyar dolar parası tasfiye fonlarında yakalanmış durumda.
Bu rakamın yaklaşık 20 milyar doları doğrudan ya da dolaylı olarak (para piyasası ters repo teminatı üzerinden) manipülasyon ile değeri şişirilmiş 15-20 hissede.
Bu hisselerin piyasada 3 ay içinde (eğer alıcı bulunursa) satılması durumunda defter değeri üzerinden kaba bir hesaplama ile %5 ila %10’unun nakte çevrilme ihtimali bulunmakta.
Yani manipülasyonla şişirilmiş hisselere yatırılan “kağıt üzerindeki” 20 milyar doların yaklaşık 1-2 milyar doları borsadan satış yapılarak (özel bir alıcı olmadığı takdirde) kurtarılabilir.
Bu 20 milyar dolarlık fon büyüklüğüne “kağıt üzerinde” dememin sebebi bu rakamın bir kısmının “fiktif değerlenme” sebebiyle oluşmuş olması.
Fon tasfiyesi sırasında yatırımcı bazında orjinal yatırılan para miktarları net olarak hesaplanmalı ve dağıtım sırasında hakkaniyet açısından dikkate alınmalıdır.
Yatırımcıların orjinal yatırdıkları paraların kaybının sadece borsadaki hisselerin (ve bu sırada parasal değerlenmeden gelen karın) satışından gelen para ile karşılanması yaşanan mağduriyetin boyutu düşünüldüğünde oldukça yetersiz kalacaktır.
O yüzden Madoff hadisesinde olduğu gibi fon tasfiyelerinden ayrı olarak özel bir “yeddiemin hesabı”oluşturulup bu manipülasyon ve ponzi sisteminde rolü bulunan şahısların, fon yönetim şirketlerinin ve bilerek ve isteyerek manipülasyonun parçası olup bundan menfaat elde eden borsa şirketlerinin başta sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri ve üst düzey yöneticileri olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin malvarlığıyla bedel ödemesi sağlanmalıdır.
Hukuki cezaların haricinde ibreti alem olması açısından bu işlere bulaştığı ispat edilen lisanslı personelin ve sözde yatırımcıların mümkünse ömürboyu sermaye piyasalarından men edilmesi, bu işlere bulaşmış ve ceza almış portföy şirketi ve aracı kurumların faaliyet izninin iptal edilmesi, borsa şirketlerinin ise gerekirse kottan atılması değerlendirilmelidir.
Yurt dışı çıkış harcı 1.580 TL’ye yükseliyormuş. Ben bu mevzuyu hala anlamış değilim. Yurt dışına çıkarken devlete nasıl bi masrafımız oluyor da bu parayı ödüyoruz? Bilen varsa bir zahmet anlatsın artık.
Son zamanlarda oturup düşünüyorum da, dünyada gerçekten garip bir oyun oynanıyor. Bize "modernlik" adı altında teknolojiyi, tüketimi, "fazla çocuk yapmayın, hayatınızı yaşayın" düşüncesini bastırıp, arka planda kendi nüfuslarını artırıp kendi kapalı dünyalarını koruyorlar.
Belgeselde Yahudi bir kadın "10 çocuğum var, ara vermeseydim 15 olurdu" diyor ve 10 çocuk karşılığında 100.000 dolar maddi yardım aldığını söylüyor.
Yahudiler dünyaya üreme ve aile karşıtlığı aşılayıp eşcinsellik propagandası yaparken kendi nüfuslarını arttırıyor.
🔴 Eski AK Parti Milletvekili Said Yüce:
LC Waikiki başta olmak üzere tüm kıyafet üreticilerine sesleniyoruz.
Hassasiyeti olan anneler, babalar “Çocuklarımıza, torularımıza giydirecek Allah’ın rızasına uygun kıyafet bulamıyoruz” diye şikayet ediyorlar.
Küçücük, daracık, kısacık vücuda yapışan şortlar, pantolonlar, etekler.
Her yerde bunlar var. Dükkan dükkan, mağaza mağaza AVM AVM gezdikleri halde ne yazık ki ahlaka uygun kıyafet isteyenler, aradıklarını bulamıyorlar.
Amerika ve Avrupa, Siyonist menşeli zındıka komiteleri ve onların yerli iş birlikçileri moda adı altında Müslüman toplumları ve nesillerimizi zehirliyorlar.
Hiç olmazsa ahlaklı ve imanlı nesiller yetiştirmek isteyenlere istediklerini bulacakları ürünleri ve mağazalarda bunlara özel reyonlar ayırmak iyi olacaktır.
Ticaret Bakanlığı gibi kurumlar da bu işle ilgilense fena olmaz.
Turkey wants to attract the wealthy away from Dubai and London with a range of new tax incentives.
Benjamin Stupples explores whether Istanbul can really rival the established wealth hubs https://t.co/5R2T4mnBfj
They are all our children. Look what we’ve allowed happen to them.
The genocidal apartheid regime are doing it and the ‘West’ are their cheerleaders.
And our silence permits it.
Ankaranın girişinde çekicilerin tezgahı…
İstanbuldan Ankaraya seyir halinde gelirken Ankara il sınırına yakın bölgede lastiğime çivi saplandı.
Lastiğim patlayınca normal bir olay gibi düşündüm ve yedek lastiğimi takarak yoluma devam ettim.Lastiğimi değiştirirken ne hikmetse 15 dakika da kimseye haber vermememe rağmen en az 5-10 çekici yanıma geldi ve şu fiyata seni götürürüz dediler.Hiç birini kabul etmedim ve yedek lastiğimi değiştirip yola devam ettim.
Ve yolda ilerlerken tesadüfen önümde ilerleyen bir çekicinin camından yola çivi atıldığını gördüm.O an kameraya çekemedim ve plakasını alamadım.Hızlanıp yanına da yetişemedim çünkü yedek lastiğimin belirli bir hız limiti var.
Siz siz olun bu bölgelerde çok dikkatli ve temkinli olun bunların tuzağına düşmeyin.
Ne besmele var ne adap var. Ses çıkararak, öğürerek bögürerek yiyip bir de utanmadan “Dürüm bizde 750 TL” diyorlar.
Midemiz bulanıyor artık bunları görmekten.
C’est la première fois de ma vie que je vois un fleuve de sang sous mes yeux… Et pourtant, on continue à scroll comme si ce génocide était devenu légitime
Spanish actor Javier Bardem says The migration of 60,000 people from Morocco to Spain was planned by Israel because Spain opposes the genocide in Palestine
Bugün eşimle Tarsus'ta tarihi mekânları geziyorduk. Bir dükkâna girip St. Paul Kilisesi nerede diye sordum. Kan ter içinde döner kesen usta, elini önlüğüyle silip dışarı çıktı ve Danyal Aleyhisselam'ın kabrine gittin mi diye sordu. Hayır, dedim. Bilal-i Habeşî Makamı'na gittin mi? Hayır! Kubat Paşa Medresesi'ne gittin mi? Ona da hayır... Önce oraları gez, sonra kiliseye gidersin, dedi ve arkasını dönüp döner kesmeye devam etti. Uzun zamandır bu kadar morartılmamıştım. Dediği yerleri tek tek gezdik, kiliseye de gitmedik. :)