Bugün 26 Mart. Tam iki yıl önce bu tarihte, öğle vakti bir telefon geldi, açtım ve dünyam karardı. Bir cümleyle. Duyar duymaz içime ateş olup dolan kara, uğursuz bir cümlenin şiddetli darbesiyle sendeledim. Tenim yanmaya, gözlerim kararmaya, kulağım uğuldamaya başladı. Bir feryat kopardım gâlibâ, bilmiyorum. “Hayır, olamaz” gibi bir şeyler söylemiş olmalıyım ki iş arkadaşım odasından fırlayıp sordu “Ne oldu?” diye. “Kızım…” dedim dehşet içinde. Koştuk. O uzun koridor, merdivenler, araba. Bir yandan arkadaşıma yolu tarif ederken, nefesimi kesen felaket ihtimâline karşı umut telkin ediyorum kendime: “İyidir, hayattadır, iyileşir…” Fakat yarım saat kadar sonra yine bir kara cümleyle yıkıldım. “Başınız sağ olsun.” Canım kızım, Mehlikam yoktu artık, gitmişti bu dünyadan, onsuz kalmıştım. Mahvoldum, yerlerde çırpınmaya başladım, hemen can vermek istedim acıdan. Sonrası malûm, burada şâhit oldunuz hepiniz. Zâlim bir yanışla, perişan hâllerle, takat bırakmayan ağlamalarla geçen iki sene. Sevenlerim için hayata dönmeye çalışıyorum hâlen. Son bir iki aydır biraz daha iyiyim sanki, olduğu kadar işte.
On üçüne basmasına birkaç ay vardı. Çok başka bir çocuktu Mehlika. Gören hayran kalırdı. Duyarlı, düşünceli, merhametli, ince ruhlu, olgun… Anlatılır gibi değil, farklı bir hâl vardı onda. Bakışında, duruşunda, konuşmasında tezâhür eden, onu akranlarından farklılaştırıp eşsiz kılan bir hâl, küçüklüğünden beri. Kendine has bir asâleti vardı. Bu dünyaya ait değildi sanki. Belki Allah onu bu denî dünyada daha fazla tutmak istemedi, acı çekmesine râzı olmadı da aldı yanına, bilmiyorum. Burada anlatamayacağım bazı alâmet ve haberleri de hesâba katınca, ben onun görevlendirildiğine ve tasarrufunun devam ettiğine inanıyorum. Geziyor, görüyor, duyuyor, haberdâr her şeyden bence. Muhterem Osman Nuri Topbaş Hoca, onun şehit olduğunu söylemişti vefât ettiği gün. İnşallah öyledir.
O gitti ya, artık mutluluk uzak bana sanırım. Kabullendim. Belki bir parça huzûr ve sükûnet kısmet olur. Bâzen buruk bir neşe belki, gölgeli. Umduğum bu kadar.
Bu dünyada hasretinin kolaylaşması ve onunla cennette kavuşmamız için duâlarınızı beklerim dostlarım.
Mehlika güzellik…
Mehlika iyilik…
Mehlika firâk…
Mehlika hasret…
Mehlika hicrân…
Mehlika kapanmaz yara…
Mehlika sır…
#MehlikaRana
Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.
tek kelime etmeden, mescid-i nebevi’de boynumu büküp sıcacık gözyaşlarım yanağımdan süzülse de içimi döksem. sanki yüreğimdeki sıkıntıyı bir orada atabilirmişim gibi.
Herkes için böyle midir bilmiyorum ama bence Ramazan ayının bir kokusu var yaklaştıkça artıyor sokağa çıktığımda bir anda yaa Ramazan kokusu alıyorum oluyorum