Bir emeklimizin sadece 10 bin liralık aylık kira gelirini banka kayıtlarından bulup, emeklimizden vergi beyannamesi vermesini talep eden devlet kurumları, 20 milyar dolarlık dolandırıcılıktan nasıl haberdar olmaz?
SPK'nın, bırakın 20 milyar doları, tek bir milyon doları bile yakalama imkânı var, birikimi var, teknik altyapısı var. Ama yapmamış.
Anahtar Parti lideri Yavuz Ağıralioğlu, fon krizi çerçevesinde borsada hisselerde yatırımcının batırılmasının görmezden gelindiğini söyledi.
Ağıralioğlu:
"Milletimiz devletine güvenir. Devletin yakınındaki isimleri görünce yatırımının da güvende olduğunu düşünür. Peki bu güven, küçük yatırımcıyı mağdur eden bir mekanizmanın parçası hâline geldiyse kim hesap verecek?
Fonlarda yaşananların ardından borsada da milyonlarca yatırımcının mağduriyetini konuşuyoruz. Milletin devlete duyduğu güven kimsenin istismar edebileceği bir araç değildir.
Siz paranızı alıp çıktığınızda bin sene bu fonda dursa o değeri bulamayacak hisseleri birilerinin üstüne boca edip gidiyorsunuz.
Utanmıyorsunuz siz."
@BistInvest Merhaba, bizimle DM'den detaylı adres bilgisi ve iletişim numaranızı paylaşabilir misiniz? Konu hakkında ilgili müdürlüğümüze kayıt oluşturalım. https://t.co/pSgdmnrW9O
Yavuz Ağıralioğlu Ne Dedi ❓
Seni, rahmetli Bülent Ecevit’e fırlatılan bir yazar kasa iktidara getirdi…
Bir yazar kasa fırlatıldı. Sen o yazar kasayı yıllarca andın. Geçinemedikleri için yazar kasayı Başbakan’ın ayaklarına attıkları zamanları hatırlatarak yürüdün.
25 yıl milletin ümit ufkunda durdun sen. İnsanlar artık yazar kasayı değil, kendilerini atıyorlar. İntihar ediyorlar. 25 yıllık iktidarında yazar kasa atmayı geçti insanlar, intihar ediyorlar. Prompter’dan bakınca görmüyorsun, biz söylüyoruz; duy bunları.#YavuzAğıralioğlu #anahtarparti
Milletimiz devletine güvenir. Devletin yakınındaki isimleri görünce yatırımının da güvende olduğunu düşünür.
Peki bu güven, küçük yatırımcıyı mağdur eden bir mekanizmanın parçası hâline geldiyse kim hesap verecek?
Fonlarda yaşananların ardından borsada da milyonlarca yatırımcının mağduriyetini konuşuyoruz.
Milletin devlete duyduğu güven kimsenin istismar edebileceği bir araç değildir.
Bir selam, bol umut…
Bizi görüp yanımıza gelen, elini uzatan, fotoğraf çektiren hemşehrilerimizin söyledikleri ortaktı:
“Sizinleyiz… Güveniyoruz…”
Bizim cevabımız da hep aynı: “Çocuklarımıza güzel bir vatan için çalışacağız, söz…
Bu güveni bir emanet, bu sevgiyi büyük bir sorumluluk olarak görüyorum.
Milletimizin umudunu boşa çıkarmamak, çocuklarımızın daha güzel bir Türkiye’de büyümesini sağlamak için daha çok çalışacağız.
Sözümüz milletimize, mücadelemiz çocuklarımızın yarınlarına…”
Savaşın küresel enflasyona etkisini 0,7 puan tahmin ediyorum. Bizde ise savaş etkisinin 7 puan (10 kat) olduğu ifade ediliyor.
Savaş olmasaydı enflasyon 7 puan daha düşük olurdu diye bahane üretmek yerine savaş bizde neden enflasyonu dünyanın 10 katı etkiledi diye sormak gerekir.
Tweet atılınca anında takip ediyorsunuz.
Peki milyarlarca dolarlık para hareketleri olurken neden aynı hassasiyeti göstermiyorsunuz?
Hazine ve Maliye Bakanı 10 ay önce “fonlarda problem var” demişse 10 ay neden beklendi?
Kim izin verdi? Kim bekletti?
Listesini istiyoruz.
Makam verdikleriniz, mevki verdikleriniz, ünvan dağıttıklarınız kendi yürüdüğünüz yolu lekelediyse bunun hesabını sormalısınız.
2 milyar ortaya çıktıysa kalan 898 milyarlık listenin de ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
Kim yapmış olursa olsun; hırsızlık hırsızlıktır ve dolandırıcılık dolandırıcılıktır.
Türkiye’de adaletin terazisi artık kimin cebinde ne kadar para olduğuna göre mi tartıyor?
Vatandaş 100 liralık ekmeğin hesabını yapıyor. Vatandaşın aldığı maaşın, ödediği verginin, bankadaki üç kuruşunun hesabı soruluyor.
Ama 95 bin dolarlık sermayeden yüz milyonlarca dolarlık servete uzanan bir tablo ortaya çıktığında kimse dönüp sormayacak mı?
Bu servet nasıl oluştu?
Satış yoksa gelir nereden geldi?
Gerçek bir ticari faaliyet yoksa milyarlarca liralık kâr nasıl yazıldı?
Bu değer artışları hangi işlemlerden doğdu?
Para nereden geldi, nereye gitti?
Bunları sormak suç değildir. Bunları sormak devletin vazifesidir.
Vatandaşın IBAN’ına gelen 100 liranın hesabını soran, takip eden devlet milyarlarca liralık servetin hesabını da sorabilmelidir.
Sermaye piyasalarında soruşturmalar yürütülüyor.
Fon yöneticileri gözaltına alınıyor.
Şirketlere baskınlar düzenleniyor.
Öyleyse hukuk, adı ve soyadı kim olursa olsun herkesin kapısını aynı kararlılıkla çalmalıdır.
Kim ne aldı?
Kim ne sattı?
Kim ne kazandı?
Bu para nereden geldi?
Bu servet nasıl oluştu?
Bakacağınız yer budur.
İnsanların adına, soyadına, siyasi yakınlığına, çevresine bakmayacaksınız. İşleme bakacaksınız. Paranın izine bakacaksınız.
Her şey hukuka uygunsa bağımsız, şeffaf ve ciddi bir soruşturmadan kimsenin çekinmesine gerek yoktur.
Ama vatandaş söz konusu olduğunda bütün kudretiyle çalışan hukuk, güçlü ve nüfuzlu isimlerin kapısına geldiğinde yavaşlıyorsa orada adaletten söz edemezsiniz.
Bir tarafta pazardaki fiyatı, ekmeğin parasını konuşurken bile başına iş gelir mi diye tedirgin olan vatandaşımız var.
Öbür tarafta yüz milyonlarca dolarlık servet hareketleri var ve milyonlarca insan aynı soruyu soruyor:
Nasıl?
Biz kimsenin zenginliğiyle kavga etmiyoruz.
Üreten kazansın.
Çalışan kazansın.
Ticaret yapan kazansın.
Memleketine değer katan kazansın.
Helalinden kazananın malında da mülkünde de gözümüz yok.
Ama kaynağı açıklanamayan servete, siyasetle iç içe geçmiş ayrıcalıklara ve kişiye göre eğilip bükülen hukuka itirazımız var.
Devlet vatandaşa “Hesabını ver” diyebiliyorsa, yüz milyonlarca dolarlık servetin sahibine de aynı soruyu sorabilmelidir:
Bu serveti nasıl kazandın?
Türkiye Cumhuriyeti kimsenin şahsi mülkü değildir.
Bu devletin hukuku da adaleti de imkânları da insanların adına, soyadına, çevresine göre çalışamaz.
Millet her gün biraz daha fakirleşirken birileri akılalmaz bir hızla zenginleşiyorsa milletin bunu sormaya hakkı vardır.
Biz de millet adına soruyoruz:
Biz neden her gün biraz daha yoksullaşıyoruz?
Siz nasıl bu kadar hızlı zenginleşiyorsunuz?
Dükkânını açık tutmaya, yanında işçi çalıştırmaya, vergisini ve primini ödemeye çalışan küçük esnafın nefes almaya ihtiyacı var.
➡️ Vergi ve SGK borçları yeniden yapılandırılmalı.
➡️ Faiz ve gecikme yükleri makul seviyeye çekilmeli.
➡️ Anapara için gerçekçi ve uzun vadeli taksit imkânı sağlanmalı.
➡️ Kayıtlı, dürüst çalışan esnaf cezalandırılmamalı; korunmalıdır.
Esnaf dükkânını kapatırsa vergi de kaybolur, prim de kaybolur, istihdam da kaybolur.
Amaç borcu büyütmek değil, ödenebilir hâle getirmek olmalıdır.
Türkiye’de artık mesele sadece geçinememek değil; ödeyememektir.
Vatandaşımızın alım gücü eridi.
Kredi kartı borçları büyüdü.
Krediler pahalandı.
Takipteki alacaklar 881 milyar lirayı aştı.
İktidar hâlâ çıkıp “Enflasyonu düşürüyoruz.” diyor.
İyi de kardeşim…
Vatandaş bunu nerede görecek?
Mutfağında görmüyor.
Cüzdanında görmüyor.
Banka hesabında görmüyor.
Rakamları yönetmek başka, hayatı yönetmek başkadır.
Bugün milyonlarca insanımız ay sonunu getirebilmek için borçlanıyor.
Esnaf, dükkânını çevirmek için kredi arıyor.
Sanayici, yatırım yapabilmek için yüksek faizle boğuşuyor.
Aileler artık yalnız ev, araba almak için değil; temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borçlanıyor.
Bir ülkenin ekonomisi insanlarını sürekli borçlanmaya mecbur bırakıyorsa orada anlatılacak bir başarı hikâyesi yoktur.
Orada alarm veren bir ekonomik düzen vardır.
Bizim itirazımız yalnızca enflasyona değildir.
Biz, vatandaşın geleceğini bugünün borcuyla finanse etmek zorunda bırakılmasına itiraz ediyoruz.
Bu memleketin daha fazla borca değil; daha fazla üretime ihtiyacı var.
Daha yüksek reel ücrete ihtiyacı var.
Güçlü sanayiye, yatırım yapabilen girişimciye, kazandığıyla geçinebilen insana ve yeniden tasarruf edebilen bir millete ihtiyacı var.
Bizim hedefimiz;
Vatandaşın ay sonunu borçlanmadan getirebildiği,
çocuğunun geleceği için kenara üç beş kuruş koyabildiği,
esnafın krediyle değil satışıyla ayakta kaldığı,
sanayicinin faiz hesabı yapmaktan yatırım hesabı yapmaya fırsat bulduğu bir Türkiye’dir.
Borçla günü kurtaran değil, üreterek geleceğini kuran bir Türkiye.
Milletimizin yeniden kazandığına güvendiği, yarınından endişe etmediği bir Türkiye.
Bizim mücadelemiz bunun içindir.
Fon krizinin hemen ardından yaptığım paylaşımda talebin yavaşlayacağını, bunun enflasyonu dizginleyeceğini ve Ekim'de faiz indiriminin başlayacağını yazmıştım. Tahminlerimi aynen koruyorum. Piyasa da bu görüşe yakınsıyor.