İtiraf ediyorum, gümrük kapısında biriken trafik cezaları için şikayet eden hiçbir gurbetçiye gram hak vermiyorum. Yaşadıkları ülkelerde kurallara uyarken burasını yıllardır Dingo’nunAahırı gibi görüyorlardı. Artık Türkiye’de de kurallara uymayı öğrensinler bir zahmet.
"Seni 10 dakika içerisinde soyundurup Cumhuriyet Caddesi'nin ortasına koyarım",
"Seni öldürürüm, bu benim cezamdır der girer yatarım" "Adamı karısının koynundan aldırırım"
***
AKP'li Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar'dan bir gazeteciye...
İnsan en zor günlerini tek başına atlattıktan sonra eskisi gibi olmuyor.
Daha az anlatıyor, daha az bekliyor, daha zor güveniyor. Çünkü en çok ihtiyaç duyduğu anda kimlerin yanında olmadığını unutmuyor.
Sonra biri çıkıp “Çok değiştin” diyor.
Evet, değişti. Çünkü bazı geceler insanı büyütmüyor, içindeki birçok şeyi sessizce öldürüyor.
Ve insan, kendi yarasını kendi sardıktan sonra kimsenin ilgisine eskisi kadar muhtaç kalmıyor.
Bir içerik üreticisi: “Güneydoğu’da yaşayıp problemi olan bir Kürt; İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya gidiyor. Peki neden Erbil’e gitmiyor? Orada polis, belediye başkanı, kaymakam herkes Kürt.
Anadilde eğitim istiyorsanız orada veriyorlar işte.”
Kendini savunma şekline bak. Pişmanmış ve bi anlık öfkeyle yapmışmış. Nedense öfkelenince iş yerinde patronlarına, askerde komutanlarına saldırdıklarını göremezsiniz. Çünkü güçleri sadece kadınlara ve çocuklara yetiyor ve arkalarında onları koruyacak mekanizma olduğunu biliyorlar
Timur Soykan: "“Korkunç bir şantaj siyaseti. Deniyor ki: ‘Bizde kalmazsanız, yeni partiye geçerseniz ya da bizim yanımızda yer almazsanız sizi de tutuklarlar, hapse girersiniz.’
Özgür Özel ve ekibi, belediye başkanlarını kendileri istemedikleri sürece yeni partiye çağırmıyorlar. Böyle bir çağrı yok aslında.
Çünkü milletvekillerinin dokunulmazlığı var. Milletvekilleri bir şekilde alınmıyor ama belediye başkanları alınabiliyor.
Türkiye’de artık öyle bir hale geldi ki CHP’li belediye başkanlarının hepsi tutuklanmaya aday ve tehdit altındalar.”