Evet çük kadar boylarıyla insanların pırıl pırıl çocuklarını katleden pç kurularından vazgeçiyoruz. Çok isteyen alsın evinde beslesin. Kendi evladınızla 1 saat aynı odada tutmayacağınız pçleri toplumda tutmanıza izin vermicez. Ağlayarak günlüğünüze yazabilirsiniz.
Dünya genelinde böyle bir tipoloji var; sosyo-ekonomik ve kültürel refah arayışıyla yerlisi olmadıkları coğrafyalara yönelip, akabinde entegre olmak yerine sosyo-kültürel normlarını misafir edildikleri ev sahibi topluluğa dayatma eğilimindeler. Bu dayatma başarılı olursa da, kaçtıkları yapısal ve kültürel krizleri geldikleri yere de getirip orayı da yaşanmaz hâle getiriyorlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bu zihniyetteki kişiler ilk uçakla geldikleri yere gönderilmediği müddetçe yaşanabilir hiçbir yer kalmayacak.
Bugün yaşanan çilenin de en büyük sebebi bu dinozor kitle. Ulan ayda 14 nöbet demek tüm ay hastanedesin demek. Kusura bakmayın kardeşim 26-30 yaş arası hayatının baharında ki hekimlere 7/24 hastanede tutmayı meşru kılıp şirin gösteremezsiniz. Hayata bir kez geliyoruz.
TSK'dan ihraç edilen genç doktor Efran Tumaris Usul:
-Kurum içinde sayısız tutanak tuttum, dilekçe yazdım, her kademeye ulaşmaya çalıştım, CİMER'e başvurdum, savcılığa suç duyurusunda bulundum.
-Erlere tarihi geçmiş ilaç vermem isteniyordu. Bu yüzden erlere ilaç veremiyordum. Yeni ilaç alındığında bile erlere bu ilaçlar verilmiyordu.
-Enfeksiyon vakaları artınca, musluk suyu içtiklerini, içme suyu temini yapılmadığını, kantinde parayla bile su satılmadığını söylüyorlardı.
-Uyuz vakaları artıyordu, erlere 15-16 gündür banyo yaptırılmadığını öğrendim.
-Uyuz olmayan bir eri 17-18 gün bir odada karantinaya almışlar, erin psikolojisi bozulmuş. Ben uyuz olmadığını söylediğimde, benim mesleki bilgimi aşağılayan cümleler kuruluyordu.
-Revirdeki oksijen tüpleri boştu. Bir atak hastasına oksijen tüpleri boş olduğu için müdahalede bulunamadım.
-Doktorun görev tanımında olmamasına rağmen erlere aşı yapıyordum, çünkü acemi birliğinde yapılması gereken aşılar 3-4 ay geçmesine rağmen yapılmıyordu.
-Er kafa travması geçiriyor, başka gün başka bir er iç kanama geçiriyor, ambulans yok. Çünkü rütbeli personel ambulansı şahsi işi için götürmüş.
-Sevmedikleri erlere sevk, rapor, istirahat verdiğimde, numara yaptıkları söyleniyor ve bu kararlarım uygulanmıyordu.
-Bulaşık yıkayan erlerin elleri egzama oluyordu, uyarıyordum ama bir eldiven bile verilmiyordu.
-Yemekhaneye gelmem istenmiyordu, yemeğimi erlerle gönderiyorlardı. Ben asker kızıyım, babam rütbeli olmasına rağmen hayatında bir ere kendi yemeğini taşıttırdığını görmedim.
İzmir Belediyesi oy karşılığında bu çingenelerin evini de yıkmıyor. Bunu da not alın. Neredeyse hepsinin evi gecekondu. Kaçak yapılanma. Kürtler ve Çingeneler İzmirin anasını sikti.
16 aylık oğlum ateşlendiği için pazar sabahı nöbetçi eczaneye geldim.
ECZANE LEMAN SIZMAZ Trendyol'da 984 TL olan cihazı 1.750 TL'ye satıyor. Üstelik medikal ürünü "GIDA" diye kesip %1 KDV ile vergi kaçırıyor.
@saglikbakanligi@ticaret@gibsosyalmedya
@DahiliyeDoktoru biz biliyoruz 2014 öncesini doktorun muayenesini ziyaret eden hastanın tetkikleri, yatağı, operasyonları, doktorun asistanlarına bir telefonla hallolurken , gariban hasta devletin hastanesinde yatak dahi bulamazdı. bunu utanmadan gündeme getiriyorsunuz
Gerçekten durum bu mu, Akrabayı gözetmek kendi kesenden ve kendi çabanla onlara yardım etmeyi ifade eder, kamu kaynaklarını onlara peşkeş çekmeyi değil. Aman Allahım, inşallah doğru değildir.
İkamet değişikliği için Sarıyer İlçe Nüfus Müdürlüğü’ndeyiz.
11.50 randevumuz için 11.30’da geldik, önümüzde 40 kişi vardı. Saat 12.30 oldu; tüm gişeler kapandı, öğle arasına çıkıldı. Tek bir nöbetçi bile yok. Önümüzde hala 23 kişi var.
Madem randevu saatinde işlem yapılamayacak, neden randevu alıyoruz?
Bunca insan işinden gücünden izin alıp geliyor. Randevunu kaçırınca sistem 15 gün otomatik yeni randevu vermiyor; insanı beklemeye mahkum bırakıyorsunuz.
Bu kadar basit bir kamu hizmetinin randevu sisteminize rağmen bu denli aksamasının nedeni nedir? Asıl milli servet insanların boşa giden bu zamanı değil mi? @TC_icisleri@TCNufus@TC_istanbul@sariyernufus@TC_Sariyer
Kılıçdaroğlu'nun 2.5 saatlik batışını artık konuşmayayım diyordum, ama bunu görünce yazmak farz oldu.
Sorunun cevabını dinlemeden ikinci, üçüncü soru soruldu yazmış @drmadiguzel . Öyle değil.
Kılıçdaroğlu o kadar anlamsız cevaplar verdi ki gazeteciler soruların anlaşılıp anlaşılmadığından emin olamadıkları için tekrar tekrar sormak, soruları netleştirmek zorunda kaldılar.
Kılıçdaroğlu tüm ama tüm sorulara bir safsatayla, bir savuşturmayla karşılık verdi. Döngüsel mantık, yanlış ikilem, whataboutism gibi safsataları defalarca kullandı. "Parayı veren de söylüyor, almadım diyen de kanıtlıyor" derken itirafı da inkarı da kanıt saydı. Öyle bir durum ki tura gelse Kılıçdaroğlu kazanır, yazı gelse öteki kaybeder.
Bu kadar çok safsatanın, bilişsel çarpıtmanın, yön değiştirmenin kullanıldığı bir başka konuşma ancak bir absürd komedi filminde olabilirdi, zaman zaman kendimi Sacha Baron Cohen filmi izliyor gibi hissettim.
Ve Kılıçdaroğlu neredeyse gazeteciler kadar çok soru sormuş. Transkript çıkarıp baktım, cümlelerinde 316 kez soru kalıbı var. Bazıları direkt, bazıları retorik soru. Üç gazetecinin tamamında 199 soru var. "Siz niye şunu sormuyorsunuz, siz gazeteci değil misiniz" kalıbını tam 36 kez kullanmış. Birisi saldırdıysa saldıran Kılıçdaroğlu. Sesi de sürekli yüksek perdedendi zaten.
Kılıçdaroğlu tam 19 kez iddianameleri okumadığını, bilmediğini söyledi. Yüzlerce CHP'liyi tutuklatan, milyonlarca seçmenin iradesini gasbeden bu davaların iddianamelerini, bir CHP yöneticisi olarak okumadım dedi. Bir vatandaş ve seçmen olarak yazıyorum @drmadiguzel Utanın, ne diyeyim, utanın. O da utansın siz de utanın.
Ve el insaf. 260 kez yargı, hukuk, dava, mahkeme dedi. Sürekli bunların arkasına saklanıyor. Sürekli gidip aklansınlar diyor. Başında Akın Gürlek'in olduğu bir adalet sisteminde mi aklanacak bu insanlar? El insaf.
100 küsur kez arınma, temizlik, kirlilik, ahlak gibi kelimeleri obsesif bir şekilde tekrarladı. 90 kez "söyledim, defalarca söyledim" diyerek sürekli hesabı geçmişe iade etti. Bu kadar çok obsesif bir şekilde aynı kelimeleri tekrar etmenin anlamını ben artık söylemeyeyim ne biçim psikolog derler sonra. Konuyu okuyucuların vicdanına bırakıyorum.
Sonuç şu: İki buçuk saat boyunca tek bir mantıklı s��z yok. Üstüne çıplak aramaya maruz kalmış bir kadının ifadesi, Demirtaş'ın hapse yollanması gibi konulardaki utanç verici cevapları var. Özetle 2.5 saat parti içi iktidarı kaybettiği için hırsından kendini kaybetmiş ve iktidarla işbirliğine girmiş bir adamın arınma temalı obsesyon operasını izledik.
İnsanlar aptal değil. Bu ülkede çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne olarak sizi allaha havale ediyorum, ama havaleyle de kalmam nefesim yettiğince de yapabileceğim her yerde size karşı duracağım. Biliyorum yalnız değilim.
Bugün evde mutfak lavabosu tıkandı diye usta çağırdık.
1 aydır tuz ruhu, lavabo açıcı vs. denedik ama sonuç alamadık. Usta makineyle açacağını söyledi, anlaştık. İşlem ücreti: 3.000 TL.
Kullandığı makine Rothenberger R600. Kendisi 120 bin TL’ye aldığını söyledi; internette baktığımda 70-80 bin TL bandında görünüyor.
Burada mesele ustanın para kazanması değil. Elbette emeğinin karşılığını alacak. Ama 30-40 dakikalık bir işlemde 3.000 TL ücret alınıp, üstüne “elden ödeme” istenince insan ister istemez düşünüyor:
Bu ülkede düzenli maaşla çalışan biri kazanmadan önce vergisini ödüyor. Ama birçok hizmet sektöründe fiyat şeffaflığı yok, fatura/fiş yok, kayıt yok.
Sonra da gençlere “oku, kendini geliştir, ideallerinin peşinden git” diyoruz.
Peki sistem, kayıtlı ve kurallı çalışanı değil de kayıt dışı kazananı daha avantajlı hale getiriyorsa, insanlar neden farklı düşünmesin?
Sorun usta olmak değil. Sorun emeğin, verginin ve fiyatın adil bir zeminde buluşmaması.
Sizce Türkiye’de hizmet sektöründeki en büyük problem ne?
Fiyatların yüksekliği mi, kayıt dışılık mı, yoksa denetimsizlik mi?
Marka gözüktüğü için #reklam ve #işbirliği yoktur.
SİZDEN KORKACAĞIMI MI SANDINIZ?
Bugün kliniğime göz korkutmak için denetim adı altında BASKIN yapıldı!
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun Danışmanı Yasemin Kulak Özkan ile ilgili yapmış olduğum paylaşımlar ve Uzman Diş Hekimlerine verdiğim destekten sonra kliniğime bugün denetim adı altında aniden alakasızca bir baskın yapıldı.
İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderildiklerini ve birçok diş hekimini denetlediklerini iddia ettiler.
Benden önce hangi diş hekimlerine gittiniz diye sorduğumda tökezleyip ilk bana geldiklerini söylediler.
Tabi ki de herhangi bir usulsüzlük tespit edemediler ve üstüne üstlük sosyal medya hesaplarımı incelemek üzere bilgi talep ettiler.
Tüm bunların dışında bir de faturalarımı incelemek istediler oysa bu usulsüz bir incelemedir.
Faturaları Maliye inceler ve bundan önce faturalarımı zaten maliye incelemiş ve herhangi bir sorun tespit edilmemişti.
Buradan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na sesleniyorum:
Danışmanınız eleştirilere karşı bürokrasinin gücünü kullanarak böyle bir yaptırımda bulunmayı nasıl kendisine hak görebilir?
Danışmanınız siyaset yapmak istiyorsa bürokrasinin gücünü kullanmaktan vazgeçsin Türk halkının karşısına çıkıp siyaset yapsın.
Diş hekimlerinin hakkını savunmaktan beni ve zafer Partisi’ni hiçbir güç alıkoyamaz.
Biz yaptırımlarla, cezaevi korkusuyla sindireceğiniz siyasetçiler değiliz.
Türk diş hekimlerinin onurlu bir mensubu olarak tarafıma yapılan baskın denetimden ve daha fazla yapılacak olan tüm baskılardan korkmadığımı ve korkmayacağımı buradan ilan ediyorum.
Tüm bu usulsüzlükler için en kısa sürede hukuk yoluna başvuracağım.
Bu konu hakkında suç duyurusunda bulunacağım.
Bürokrasinin gücünü kendi gücü zanneden danışmanlar, usulsüzlüklerinin üstünü örtmek için boşa çaba sarf etmektedirler.
Zafer, büyük Türk milletinin olacaktır!
@umitozdag@zaferpartisi@AliSehirlioglu@ZaferSaglikGM@drmemisoglu@saglikbakanligi@sagliklicozum@ismgovtr
Hekimlerin TEK sendikası @TEKsendika şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.
Hekimlerin itibarını geri kazandıracak @TEKsendika mücadelemize siz de katılın.
3 senedir yazıp çiziyorum. Bugün Marmaris’ten bir esnafın çektiği bir video önüme düştü. Turist gelmiyormuş, devletten yardım istiyormuş!
Evet, devlet yardım etmeli.
İşgal ettiğiniz, kumsalını ve denizini parayla sattığınız sahilleri geri almalı. İşletmelerinize gelen yerli ve yabancı turistleri sarhoş edip ceplerinde ne varsa aldığınız eğlence mekanlarına mühür vurmalı.
“Tekne turu” adı altında yiyecek yasağı koyup, insanlara ne olduğu belli olmayan yemekleri ve içecekleri fahiş fiyatlarla satan teknelerin izinlerini iptal etmeli.
Gece olunca eğlence mekanlarının önünde 10-20 kişi bekleyip turist kadınlara sarkıntılık edenleri toplamalı, gereken cezayı vermeli.
Evet, devlet yardım etmeli.
Adına restoran deyip deniz kenarında turistlere bayat balık yediren, balığı tavada değil derin dondurucudan çıkarıp kaynar yağa atan ve bunu hizmet diye sunan işletmeleri kapatmalı.
Aynı model kadın çantasını yan yana beş dükkânda 250 TL’den başlayıp 1.000 TL’ye, 3.000 TL’ye kadar farklı fiyatlarla satmaya çalışan esnafları da denetlemeli.
Her gelen yerli ve yabancı turistin tatili bittiğinde ilçeden beddua ederek ayrılmasına engel olmalı.
Haklısın kardeşim…
Vallahi devlet yardım etmeli.
Ama önce turisti kaçıranlara, bu ülkenin turizmine en büyük zararı verenlere yardım değil, hesap sormalı.
Her geleni metropollere doldurursan, hepsinin aynı bölgelere yerleşip çeteleşmelerine müsaade edersen, bir de seçim dönemi oy için her istediklerini yaparsan tehdit de ederler, başka şeyler de yaparlar. Ülkenin her şehri, çeteleşen etnik arsızlarla doldu, kimsenin huzuru kalmadı.
İstanbul Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, pazar yeri konusunda PKK tarafından tehdit edildiğini söyledi.
Yıldırım’ın 6 Haziran 2026 tarihinde yaptığı söyleşiden çarpıcı ifadeler:
“Maalesef halk benim arkamda (pazar yeri konusunda) durmadı. Pazarcılara yenildik. Digorlulara yenildik.
Maalesef benim de pazar konusunda hevesimi kırdılar. Kandil’den bile tehdit ettiler bu konu ile alakalı. Hem de bir kadın terörist. ‘Gel’ dedim. ‘Ben buradayım, her gün bir Fatiha, 11 İhlas, Ayetel Kürsi okuyorum. Çıkıyorum, benim tedbirim o’ dedim. ‘Sizden canım gidecekse gitsin’ dedim.
Tehdit ettiler ama maalesef halk çıkıp da, Ben şunu istiyorum, bunları böyle güzel söylüyorsunuz. 5.000 kişi çıkacak, ‘Bu pazar buradan kalkmalı. Bu pazarın da kapalı pazarcılarından biz alışveriş yapmayacağız.’ demedi.
Var mı böyle bir halk? Var mı böyle bir halk?”