@memetsimsek Sayın Bakan bu kredilere kim nasıl ulaşıyor anlayamıyorum. Kamu bankaları dahil tüm bankalar kredi vermemek için her türlü şartı zorluyor.
Birbirlerinin meme uçlarını öpen bir de üstüne fotoğraf çektiren futbolcularını kamuoyuna ahlak sembolü olarak satanlar çıkmış şimdi her şeyden aklanan ve o hanımefendiyle evlenen Greenwood’a laf ediyorlar.
Sizin ahlakınız meme ucu olayında duvara tosladı…
Hadi başka kapıya…
NATO bir terör örgütü gibi çalışıyor demiştim.
Bu son tatbikat skandalı gösteriyorki düzelecek gibi değiller.
Fırsat bu fırsat.
NATO defterini dürsek ne hoş olur.
⚠️ Hüseyin Çelik’ten AKP’lileri kızdıracak ‘Abdülhamit’ sözleri:
• TRT’nin ‘Payitaht’ dizisi beni çok rahatsız etti.
• Devletin imkanlarıyla bir tarih dizisi hazırlıyorsunuz, bu ülkenin tarihiyle taban tabana zıt bir dizi. Elbette birilerini rahatsız eder.
• Hayatı boyunca neredeyse Cuma selamlığı dışında sarayın dışına çıkmamış Abdülhamid, elinde silahla düşman kovalıyor. İngiliz büyükelçisi tokatlıyor.
• Öyle bir Abdülhamit yok. Yaşamadı.
• Bizde ilahlaştırma diye bir hastalık var.
• Muhafazakar camia, Kemalizm karşısında bir Hamidizm çıkardı. Ben ikisine de karşıyım.
• Ben, Sultan Abdülhamit’in sansürcülüğünü, para gözlüğünü ortaya koyduğum zaman Kemalistler dört köşe oluyor.
• Sultan Abdülhamit, Türk eğitimini modernize etmeye çalışan adamdır. Batılı okulları kuran adamdır. Bunları görmemezlikten gelmek nankörlük olur.
• Ama bunlarla beraber, Abdülhamit istibdatçıdır, kendisi gibi düşünmeyen adamlara hayat hakkı tanımayan adamdır.
• Sultan Abdulhamit’in İslamcı bir politikası var. Bizim muhafazakarlar o yüzden seviyor. Ama onunki samimi bir müminin Müslüman kardeşliğini öne çıkarmak için yaptığı bir İslamcılık değil.
• Pragmatik bir İslamcılık.
• Sultan Abdülhamit rom içiyordu. Torunları söylüyor. Saraya alınan içeceklerin listeleri var.
• Sultan Abdülhamit’in babası Abdülmecit de alkolik derecesinde içiyordu.
• Sultan Reşat hatıralarında ‘Pederim bize haber gönderirdi; Şehzadelerim toplansın işret etsinler’ diyor. İşret etmek, kafayı çekmek demek.
• Bunlar halife diye hatasız, günahsız demememiz lazım.
• Muhafazakar camianın tarih anlayışı iki kişiden gelir; Necip Fazıl Kısakürek ve Kadir Mısıroğlu.
• Necip Fazıl tartışmasız çok iyi bir şairdir. Ama çok kötü bir siyaset ideoloğudur. Raporları okuduğunuz zaman saçınızı başınızı yolarsınız.
• Kadir Mısıroğlu da eften püften bir adam değildi ama o da gerçeği ortaya koymaktan ziyade inandığı ideoloji için belge arayan bir adamdı.
• İttihatçı düşmalığı da var bu camiada. İttihatçılar Abdulahamit’i devirdiği için…
• İttihatçıları Türk ordusunu Almanlara teslim etmekle suçluyoruz ya bu teslimi Abdülhamit yapıyor.
• Sultan Abdülhamit öyle 7 düvele karşı savaşan birisi değil. Bir tane savaş var; Tesselya Harbi. Yunanistan, Osmanlı için sabah kahvaltısı olmayacak bir yer.
• Ufacık yer için Abdülhamit’e övgüler, Gazi ünvanı vermeler falan.
• Girit, Kıbrıs, Rumeli, Kuzey Irak kaybedilmiştir.
• Sultan Abdülhamit zamanında kaybedilen topraklar, bugünkü Türkiye’nin iki katından fazladır.
• Ekonomi felakettir. Abisi moratoryum ilan etmişti. Moratoryum devletin iflas etmesi demek.
• 40 defa dış borç alınmıştır Osmanlı’da, 20’si Abdülhamit zamanında.
• İskilipli Atıf’ın Sultan Abdülhamit’e yazdıklarını taşa yazsa taş çatlar. Tüm ulema Abdülhamit’e karşıdır.
• Milli Mücadele’yi küçümsemek aklı başında bir insanın yapacağı şey değil. Mustafa Kemal de Milli Mücadele’nin komutanıdır.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu