#MustafaKemalATATÜRK#GalataSaray Zonguldaklı ama İzmir aşığı. Sosyal mi olsam Tarihin sayfalarına mi karışsam karıştırmış. Haberleşiriz Başkan/GayriResm hesap
Kılıçdaroğlu “yaptığı pazarlığı” itiraf etti:
“Kayyumu kabul etmediğimi iki belediye başkanına ve eski bir milletvekiline söyledim daha alt mahkemede görüşülürken.
Beni kayyum olarak yazarlarsa asla kabul etmem!"
Görülen o ki, seçimleri kazanacağı görülen CHP, gözlerimizin önünde yok edilmek isteniyor. Butlan kararının amacı CHP'yi seçim kazanamayacak hale getirmektir.
Yeni rejim, (ki bu rejim bence artık cumhuriyet degil 3. meşrutiyettir, çünkü
-her ne kadar seçilmiş de olsa- saray yeniden denkleme girmiştir, ancak bu yeni rejim, saray-meclis denkleminde sarayın yetkisi bakımından 2. meşrutiyetin de gerisindedir) cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma potansiyeli olan adaylara ve gerçekten iktidar alternatifi olan muhalefete izin vermeyeceğini göstermektedir.
Türkiye'nin 1876'ya uzanan meclis tecrübesi, 1909'a uzanan ve 1945'te tekrarlanip yerleşen çok partili düzen tecrübesi, 1923'te başlayan cumhuriyet, 1928'den beri devam eden laik cumhuriyet tecrübesi, 1950'den beri devam eden demokrasi tecrübesi ve her şeye rağmen yerleşik siyasi kültür, sandığa, ulusal egemenlige verilen önem, Türkiye'de seçimlerin formalite haline getirileceği bir siyasal düzeni,ulusal egemenligi, cumhuriyeti ve demokrasiyi yok sayan bir yeni rejimi kaldırmaz, kabul etmez ve etmeyecektir.
🚨Fatih Altaylı Kemal Kılıçdaroğlu'na
açtı ağzını yumdu gözünü!
"Atatürk’ten sonra bile bu parti mevcudiyetini devam ettirmiş. Sen kimsin ki gittiğinde bu parti bitsin?
Sen Türkiye'nin yeteneksiz
siyasetçilerinin de birincisisin."
#CHPÖzgürÖzel#CHPteslimAlınamaz
İşgal yıllarında İngiliz, Fransız ve Yunan, Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenip vatan ve namus mücadelesi veren milliyetçilere Kemalist derdi. Yani Kemalizm, vatan ve namus savaşı verenlere verilen addır, vatansız ve namussuzları hep rahatsız eder..!
Bugün Kemalizm'e karşı çıkanların şeyhleri ve dedeleri ise 1. Dünya Harbinde Rus, Ermeni ve Araplarla iş birliği yapmış ,Kurtuluş Savaşında Sevr anlaşmasının uygulanması için İngiliz ve Yunanla iş birliği içinde zararlı cemiyetlerde faaliyette bulunmuştur;
Kürt Teali Cemiyeti
Teali-i İslam Cemiyeti
İngiliz Muhipleri Cemiyeti
Pontus Rum Cemiyeti
Etnik-i Eterya Cemiyeti
Hınçak ve Taşnak Sütyun Cemiyetleri
Bugün bu zararlı cemiyetlerin kalıntıları ile uğraşıyoruz.
ATATÜRK'ÜN ANNESİNE İFTİRA ATMAK İÇİN SAHTE BELGE HAZIRLAMIŞLARDI.
Hatırlarsınız…
İyi Müslüman olmanın yolunun Atatürk’e saldırmaktan geçtiğini zanneden sözde tarihçiler ve bazı hacı hoca takımı Zübeyde Hanım’ın namusuna dil uzatacak kadar alçalmışlardı.
Bu alçakça iftiraların ana kaynağı Rıza Nur’un hatıratında hiçbir dayanak göstermeksizin yazdığı hezeyanlardır. Hezeyanlar diyorum çünkü Rıza Nur hatıratında ruhsal rahatsızlığı olduğunu da itiraf etmiştir.
Hatıratın tamamı incelendiğinde Rıza Nur’un sözlerinde çelişki ve tutarsızlıklar olduğu ve kendisinin neyin gerçek neyin hezeyan olduğunu ayırt edemediği görülecektir. Bir başka önemli nokta da şudur ki Rıza Nur hatıratını Atatürk onu iktidardan uzaklaştırdıktan sonra yazmaya başlamıştır.
Bir takım siyasiler tarafından itibar gören fesli tarihçi bozuntusu başta olmak üzere Atatürk'e saldırmak için fırsat kollayan güruh bu iki önemli noktayı görmezden gelerek salyalı ağızlarıyla milli mücadele liderinin mübarek anasının namusuna dil uzatmaya devam ettiler.
Öte yandan Rıza Nur’un iftiralarını doğrulamak için onun hezeyanlarla dolu hatıratında yazdıklarının aynısını gösteren düzmece bir arşiv belgesi bile hazırlandı.
Uyduruk belgede Zübeyde Hanım ile Abduş adındaki hayalî bir kişinin ilişkisinden bahsediliyordu. Detayları yazmayı uygun bulmuyorum.
1980’lerin ortasında elden ele dolaşmaya başlayan uyduruk belge 1988’de “Ümmet” isimli bir derginin yayınladığı “M. Kemal’in Babası Kim?” isimli küçük bir kitapta da yer aldı.
1994’te uyduruk belgenin fotokopisi ve yeni harflerle basılmış hali Meclis’te milletvekillerinin odalarının kapısının altından atıldı ancak bu alçaklığı kimin yaptığı ortaya çıkarılamadı.
Neden düzmece belge diyoruz. Çünkü belge aslında amatörce hazırlanmıştı ve belirgin hatalar yapılmıştı. Murat Bardakçı’nın konuyla ilgili köşe yazısında belirttiği gibi belge dönemin Osmanlıcasını yansıtmıyordu.
Her şeyden önce belge bir mahkeme kararıydı hem de yazıldığı dönemde var olmayan Asliye Hukuk Mahkemesi kararıydı. Olmayan mahkemenin uyduruk dille yazılmış hayali kararı diğer mahkeme kayıtlarına da hiç benzemiyordu.
Mesela belge sonunda verilen tarih Hicrî değil Rumî takvime göre yazılmıştı. Eskiden kullanılmayıp günümüzde kullanılan kelimeler vardı. Onlarca harf ve yazım yanlışı da cabası.
Belgeyi konuştursanız “Ben sonradan uyduruldum” diyecekti.
Vatansever araştırmacılarımız sayesinde Atatürk’e ve ailesine atılan tüm iftiralara belgelerle cevap verildi.
Osmanlı arşiv belgelerine dayanılarak Atatürk’ün o tertemiz soy kütüğü ortaya çıkarıldı.
Ali Güler ve Mehmet Ali Öz bu konuyu net şekilde aydınlattılar.
Belgeleri aşağıda paylaşacağım.⬇️⬇️
Keşke Yunan galip gelseydi diyerek Türk Milletine ihanet ettiler ,Türk Milletinin Kurtuluş Savaşını küçümsediler. Yunan mezalimini yaşayanlar ve yakınlarından o günleri dinleyiniz...
İyi ki varsın büyük Atatürk.
Tuvalete tekerlekli sandalye ile giden adam Fransa ile Hatay durumu sertleşince ayağa kalktı. Hudut'a gidip Orduyu teftiş edeceğim dedi.
Fransızlar Kemal hasta, savaşı göze alamaz kanısına kapılmasın istiyordu. Doktorların durumunuz kritik toparlayamayız uyarılarına rağmen Adana'ya gitti.
5 saat o sıcakta ayakta orduyu denetledi, hazırlıkları teftiş etti. Etrafı bulanık görüyorum çocuk dedi yaverine, benzi sararmıştı. Askeriyle son birlikteliği olduğunu hissediyordu sanki. Dünya'ya ayaktayım mesajı verecekti. Verdi ama dönüşte İstanbul'da geminin merdivenlerinden inemiyordu. Koluna girseler hastalığı anlaşılacaktı, yavaş inse belli olacaktı sakladı. Küçük Ülkünün elinden tutup çocuk adımlarıyla indi.
Doğrudan yatağa girdi oradan da komaya ve bir daha kalkamadı. Bozkurt son savaşını da kazanmış, Hatay'ı kurtarmıştı. Ama canından da olmuştu...
Kaynak:Tarihçi / Doç.Dr. Orhan Çekiç