@PedramTurkoglu Bir yandan sevindim bir yandan üzüldüm. En basindan beri takip ettigim bir proje. Yayinci bulunamadi mi? Böyle bir yapima yayinci olmamasi cok üzücü bir durum. Sevindigim konu da en azindan youtube üzerinden izleyebilmek, tüm emekleriniz icin tesekkürler!
Dünyanın her yerinde yabani hayvanlara yaklaşmak, onları beslemek evet bes-le-mek yasaktır. Bu hem insanların hem de yaban hayvanların sağlığı içindir! @milliparklar Tatvan, Nemrut Kalderasındaki bu durum başta olmak üzere konuya çözüm üretmeli.
@ogetaykayali@anden_eva@PedramTurkoglu Merlinde Photo ID modülü de çok başarılı. En azından latince veya ingilizce ismine ulaşıp oradan Türkçeye geçiş yapabiliyorum. Adeta bir Pokédex😆
@Mustafa_Sozen Ben bir nikon d850 kullanıcısı olarak z6iii modelini bekliyorum. Nikon önümüzdeki günlerde yeni ürünleri ile kullanıcıları şaşırtabilir diye düşünüyorum. Özellikle RED firmasını satın aldıktan sonra...
Ali Koç'a şu kokteyl meselesinde gelen eleştirileri haklı bulmuyorum. Eğer bir hizmet veriyorsanız (garson, resepsiyonist, call center çalışanı vb.) verdiğiniz hizmetin içeriğini bilmeniz lazım. Yoksa tırtsınızdır. Şu FAKİR edebiyatını sakince yere bırakın. Kalitesizliğe #alikoc
Hayatımda ilk defa babama “Seni seviyorum” demiştim…
Hatırlayanlar bilir, 2010-2011 yılları arasında Türkiye’nin çevresini özellikle yanıma hiç para almadan dolaşmıştım. Yolculuk yaklaşık dokuz ay sürdü. Yolculuğumun sonlarına doğru, bir gün çadırımda uzanırken yine düşüncelere dalmistim. Babama hiç seni seviyorum demediğimi anımsadım. Aslında babamı çok seviyordum, o da beni çok seviyordu. Davranışlarımızla, ilişki biçimimizle zaten bunu belli ediyorduk. Fakat öyle bir kültürde büyümemiştik. O dil, bu dili konuşmayı bilmiyordu, utanıyordu… Ne babam dedeme seni seviyorum demiştir ne de dedem çocuklarına demiştir. Ve bunu yaşayan tek kişi olmadığımın da farkındayım.
O gün bütün cesaretimi toplayıp babamı aramaya karar verdim. Ama öncesinde bir ısınma turu yapmam gerekti, yani annemi aradım. Anneme zaten bunu söyleyebiliyorum. Olsun. Yine söyleyeyim dedim ve “Alo anne, seni çok seviyorum” dedim. “Kurban olurum evladıma ben de seni çok seviyorum” diye başladı. Kadin telefonu kapatmayı bilmiyor, defalarca dualarla beraber tekrar etti. Canım anacığım, elinden gelse okuyup üflemesi için peşime imam takar. Öyle inançlı ve sevgi dolu bir kadın. Zaten onunla konuşmalarımızda telefonu mecbur kalıp ben kapatıyorum çünkü uzun sürüyor ve hiç nokta koymaz, telefon kapandıktan sonra bile virgüllerle duaya devam eder.
Isınma turu iyi başlamıştı. Ama yeterli değildi. Hala babamı aramaya cesaretim yoktu. Bir de abimi arayayım dedim. ”Alo abi, seni çok seviyorum” dedim. O da bana “Nihayet parayı hatırladın. Söyle bakayım kaç para lazım lan!” Dedi. Gel de anlat para istemediğimi…
Velhasıl, biraz cesaret toplayıp babamı aradım. Uzun uzun konuştuk, ne zaman yolculuğumun biteceğini, zorluk çekip çekmediğimi, gördüğüm ve yaşadığım şeyleri sordu. Sonra ona “ Baba, sana bir şey söyleyeceğim, hayatında ilk defa benden böyle bir şey duymuş olacaksın” dedim. “Söyle bakalim” dedi. “Baba seni çok seviyorum” dedim. O an bir sessizlik oldu. Kalbim güm güm atıyordu. Ne diyecekti acaba? O birkaç saniye bana saat gibi gelmişti. Nihayet konuştu ve ses tonundaki değişimi, titreşimi hissedebiliyordum. Cevabı, “Deve oğlu deve” oldu. “Deve oğlu deve” oğlum, evladım, ben de seni çok seviyorum” demekti.
Yolculuk bittikten sonra Van depremi oldu, depremzedelere yardıma koştum. Sonra hazır buradayken Muş’a aileyi de ziyarete gideyim dedim. Ve yolculuk sonrası ilk defa babamla karşılaştık. Normalde babamın elini optugumde beni hep tek yanağımdan öperdi. O gün elini öpünce beni iki yanağımdan öptü. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Yanında bir hafta kaldım ve İstanbul’a dönerken vedalaşmak için tekrar elini öptüm o da tekrar iki yanağımdan öptü beni. Şapşal şapşal gülümsüyordum. İstanbul’a döndükten iki gün sonra gece yarısı telefonum çaldı. Arayan abimdi, direkt söyledi. “Baba öldü, kalk gel”
Yataktan sıçrayıp evin içinde bir sağa bir sola koşturdum. Pantolonumu giyinmeye çalışırken yırtıldı. İki gün önce getirdiğim bavulumu bile hala boşaltmamıştım. Gece yarısı apar topar havaalanına koştum. Ama o saatte uçak yok. Sabah uçağını bekledim. Olayın şokuyla hiç ağlayamıyorum bile. Ucak havalanırken idrak yolları açılmaya ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Eniştem beni havaalanından alıp direkt camiye götürdü. İki gün önce iki yanağımdan öpen adam yerdeki tabutun içinde beyaz kefeniyle yatıyordu. Çok yaralayıcıydı. Ama gerçekti.
İnsanın hayatında bir dönüm noktası olur ya, işte benim hayatımın dönüm noktası da babamı kaybettiğim gün oldu. O günden sonra hormon verilmiş civciv gibi hızla büyümeye başladım… İki gün sonra da ölüm yıldönümü. Nur içinde yatsın.
Bu duyguyu bilenler favlasın. Ana babanın "ne olur ne olmaz", diye 20 + yıldır attırmadığı tahta parçası vs çöpün, günü gelince bi tamir işinde yerine çuk oturarak mükemmelen iş gördüğü o kutlu an 🤣😁🤣
İlgilisine Açık Mektup
Merhaba,
Ben Hasan Söylemez, bağımsız film ve belgesel yapımcısıyım. Batı Afrika'nın bütün ülkelerini bisikletle 14 bin km pedal çevirerek çölleri, yağmur ormanlarını, nehirleri, bataklıkları ve dağları aşıp üç yıl süren sıra dışı ve çok zor bir yolculuk yaptım. Bu süreçte Afrika’nın ‘’hayal arşivi’’ni oluşturmaya çalıştım, 25 yerel dilde röportajlar yaptım ve ‘’Journey To Dreams’’ adlı 17 bölümlük bir belgesel serisi hazırladım. Journey To Dreams dijital mecralarda dünyanın dört bir tarafında milyonlarca izleyiciye ulaştı.
En son, Sahra Çölü'nü geçmeye çalışan Afrikalı göçmenlerin hikayesini anlatan TENERE adlı bir uzun metraj belgesel film yaptım. Çölün engin boşluğunda Nuh’un gemisini andıran bir kamyonla adeta mitolojik nitelikler kazanan, insanlığın direncini ve kırılganlığını simgeleyen bu olağan dışı yolculuğu beyaz perdeye taşıdım.
Tenere, dünya prömiyerini Amerika'da dünyanın en büyük siyahi film festivali olan The Pan African Film Festivali’nde, Avrupa prömiyerini de üç dalda aday gösterilip ‘’En iyi Sinematografi’’ ödülü aldığı Manchester Film Festivali’nde yaptı.
Pandemi gibi talihsiz bir döneme denk gelse de, yurt içi ve yurtdışında birçok uluslararası film festivalinde, dijital platformlarda, sinemalarda ve televizyonlarda izleyiciyle buluştu.
Journey To Dreams şu an California Üniversitesi’nde Modern Afrika Tarihi derslerinde öğrencilere ders olarak izletiliyor. Chicago Üniversitesi de Tenere’yi üniversite arşivine almaya karar verdi.
��u an, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde bir kelebek avcısı ve bir kelebeğin hikayesini anlatan ‘’Metamorfoz’’ adlı bir uzun metraj sinema filminin hazırlıklarını yapıyorum. Filmin konusu, amacı ve detaylarını aşağıda paylaşacağım. Dört yıldır proje üzerinde çalışıyorum.
Diğer projelerimi hep tek başıma gerçekleştirmiştim. Ancak, bu projeyi tek başıma gerçekleştirmem mümkün değil. Özellikle Afrika'daki çekimler 8-10 kişilik bir ekiple yaklaşık sekiz ay sürecek. Fransa’daki çekimler ise iki hafta sürecek.
Türkiye, Avrupa ve Amerika’dan ortak yapımcılar ve sponsorluklar için görüşmelerim devam ediyor. Süreç çok yavaş ve yorucu ilerliyor. Bu proje mevsimlere bağlı olduğu için de bir mevsimi kaçırdığımda çekimler bir yıl erteleniyor.
Şu an projeye Türkiye, Hollanda ve Amerika’dan bazı sponsorluklar ve destekler aldım. Yaklaşık 300 bin dolarlık bir kaynağa sahibim. Fakat ne yazık ki, böyle büyük bir projeye bu kaynak yeterli değil. Süreci hızlandırmak ve filmi finanse edebilmek için herkesin desteğine ihtiyacım var.
Filmin bütçesine katkı sağlaması amacıyla benim için manevi değeri paha biçilmez olan iki bisikletimi açık artırmayla satışa çıkarıyorum. Birisi Afrika yolculuğumda 14 bin km pedal çevirdiğim Cannondale marka bisikletim.
Diğeri de 2010-2011 yılları arasında Türkiye’nin çevresini özellikle yanıma hiç para almadan dokuz ay boyunca 10 bin km pedal çevirerek yolculuk yaptığım bisikletim.
Türkiye yolculuğumda gittiğim yerlerde sadece yiyecek ve içecek karşılığında çalışıyordum. Yolculukta çektiğim fotoğraflarla Türkiye’nin her bölgesinde fotoğraf sergileri açıp sergi gelirlerini her bölgenin ihtiyaçlarına yönelik bağışlarda bulunmuştuk. ‘’Hayata Yolculuk’’ adlı kitabımı okuyanlar bu yolculuğu da Kurtik adlı Geotech marka bisikletimi de bilirler. Hayatımda sahip olduğum ilk bisikletim. Onu da yolculuk öncesi bisikletçide ücretsiz çalışma karşılığında almıştım.
İkisi de müzeler ve koleksiyonerler için hikayeleriyle birlikte hatırı sayılır bir öneme sahip. Metamorfoz filmini finanse edebilmek amacıyla en yüksek fiyat teklifi kimden gelirse bisikletlerimi kendi ellerimle getirip teslim edeceğim.
Ayrıca Amerika’daki ortak yapımcım Sinan Germirli ile Metamorfoz filmine Gofundme üzerinden bir destek sayfası açtık. Karınca kararınca biz de katkı sağlamak istiyoruz, filmde bizim de desteğimiz olsun diyenler varsa şu linkten destek olabilirlerse çok mutlu olurum. Link: https://t.co/tf9oubBFko
Bugüne kadar hep tek başımaydım. İlk defa sizlerden destek istiyorum. Global ölçekte güçlü bir hikayesi olan Metamorfoz filmini umarım sizlerin de katkılarıyla çekerek hep birlikte farkındalık yaratırız.
Şimdiye kadar bana destek olan, benimle aynı heyecanı yaşayan, bana selam veren, sessizce uzaktan izleyen, bana güvenen, bu projeyi de yapabileceğime inanan herkese çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.
E-mail: [email protected]
Metamorfoz Filminin Konusu
Dünyada fil dişi ve gergedan boynuzu dışında en çok ticareti yapılan yabani hayvanlardan biri kelebektir. Bazı endemik türlerin de yok olmasına neden olan kelebek ticaretinin yıllık yaklaşık bir milyar dolarlık bir pazarı var.
Film, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde başlayıp dünyanın farklı coğrafyalarında devam eden bu çarpıcı gerçeklikleri, Afrika’nın en büyük ve en değerli kelebeği ile onu avlamak isteyen bir kelebek avcısının gözünden yarı kurmaca ama gerçek bir hikayeyle anlatıyor.
Hikayenin dramatik yapısı, yasadışı altın madenciliği ve kelebek avcılığı seçenekleri arasında sıkışan yoksul bir köylünün zengin olma hayaliyle Afrika’nın en değerli kelebeğinin peşine düşmesiyle başlıyor. Av ve avcının kendi yaşam döngülerindeki yolculukları, kelebeğin avcıyla karşılaştıktan sonra aralarındaki ilişki ve kelebeğin yüzlerce milyon dolarlık bir ticaret ağındaki sarsıcı yolculuğuyla devam ediyor.
Filmin Amacı
Kelebek ve kelebek avcılığı, aynı ekosistemi paylaşan insan ve diğer canlılar arasındaki kesişim noktalarını yakından gözlemlemek için ilginç bir fırsat sunuyor.
Metamorfoz, güzel ve nadir olanı sahiplenme arzusunu, ekonomik eşitsizliğin yarattığı ihtiyaç önceliklerini, mevsimlere bağlanan umut ve beklentileri, özellikle hayatta kalma ve neslin devamı dürtüsünün doğada ve insanda yarattığı değişim ve dönüşümü inceliyor.
Metamorfoz, dünyanın her yerinde farklı şekillerde karşılaşılan bu gerçeklikler üzerinden, estetik ve sanat anlayışını sorguluyor. Filmde endemik türlerin yok oluşu ve kelebek ticareti işlenirken insanın tatmin olma arayışı ve doğayla ilişkisinin iklim krizi üzerindeki kelebek etkisini de tartışmaya açıyor.
Evcil kedi popülasyonlarının biyoçeşitliliğe olan olumsuz etkilerine dair dün bir makale yayımlandı.
Makalenin tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
https://t.co/8zFtpjKX3I
Arkadaşlar bizim denizlerimizdeki bu konudaki öncüler kimdir, gerçek istilacılar kimdir hatırlayalım. İstilacı balık sofralarını ilk kimler hazırladı hatırlıyalım.
2 gün için açık belgesel, ardında da İstiacılar Konusunu konuşucağımız bir yayın olacak.
yorumlarınız bekliyoruz !