Ülkeden sürgün edilen bir gazetecinin bir videosunun yasaklanmasının ülkeye maliyeti 20 Milyar Dolar. Akp millet uyanmasın diye videoyu yasaklatıp milleti bir daha soydu.
@ahamitbilici Abdulhamid bey, bizdeki zalimlerin şansı Türkiye tarihinde "devlet" adına yaptıkları hukuksuzluklar hiç bir zaman gerçek bir yargılama ve karşılığında bir cezalandırmayla karşılaşmamasıdır. Bu da bu tür insanlara güven veriyor.
Selahattin Demirtaş: Kürdistan bir coğrafyadır. Siyasi sınırları yoktur, sosyolojik sınırları vardır. Kürdistan, kadim bir coğrafyanın ismidir. Elazığ savcısı istedi diye ben bundan vaz mı geçeceğim? Kusura bakmasınlar. Ben Kürt'üm. Bin yıl da cezaevinde kalsam Kürt'üm.
1996 yılında, İtalya doğumlu bir dalgıç olan Cristina Zenato, Bahamalar kıyılarında rutin bir dalış yaparken bir köpekbalığının kendisine yaklaştığı bir an yaşadı. Saldırmadı. Bunun yerine, etrafında daireler çizmeye başladı ve ağzının derinliklerinde sıkışmış bir balıkçılık kancasını ortaya çıkardı.
Çoğu insan donup kalırdı. Cristina uzandı ve kancayı çıkardı.
Köpekbalığı, daha sonra Sisli Göz olarak adlandırıldı, sonrasında ona geri dönd�� ve dalışlarında sürekli görünmeye devam etti. Sanki söz reef boyunca yayılıyordu. Tek tek, diğer yaralı köpekbalıkları ona yaklaşmaya başladı; her biri kendi kancasını taşıyor, sessiz bir yardım talebinde bulunuyordu.
Sonraki 20 yıl boyunca Cristina, köpekbalıklarından yaklaşık 300 kanca çıkardı. Bunu, ailesi ve arkadaşlarının güvenliği için endişe duyarak şiddetle karşı çıkmalarına rağmen yaptı. Asla zarar görmedi.
Bugün o, Köpekbalığı Fısıldayanı olarak biliniyor; bu unvanı sabır, güven ve bu yaratıkların korkulmak yerine anlaşılmayı hak ettiğine dair sarsılmaz bir inançla kazandı.
Korku, içgüdülerini yönettiğinde amaca boyun eğer.
Gökyüzüne bak. Saniyede 200 bin ışık yılı genişleyen bir evrende 2 trilyon galaksi var ve her birinde ortalama 100 milyar yıldız.
Yani evrenin içinde trilyonlarca güneş, katrilyonlarca gezegen dönüyor. Fiziğin dediği şey basit: yaşam sıradan bir kimyasal kaza, su varsa ve biraz zaman varsa mutlaka çıkar. Drake denklemi en kötü senaryoda bile galaksimizde 1 milyon uygarlık öngörüyor. Ama gökyüzü tam bir mezarlık kadar sessiz. Hiçbir sinyal yok, hiçbir iz yok, hiçbir parıltı yok. Bize ulaşabilecek kadar gelişmiş tek bir medeniyet bile 13.8 milyar yıllık tarihimiz boyunca radyo dalgalarımıza cevap vermedi. Sadece Dünyada değil tüm gözlemlenebilir evrende aynı boşluk. Bu boşluğa Fermi Paradoksu deniyor ve insanlık bunu bir bulmaca gibi tartışıyor ama bu bir sessiz çığlık. İşte tam burada Büyük Filtre devreye giriyor. Yaşamın başlamasından türler arası iletişime kadar uzanan yolda bir noktada mutlaka aşılmaz bir duvar var.
Belki o duvar prokaryottan öteye geçememek, belki çok hücreli yapıda çökmek, belki atmosferi zehirlemek, belki nükleer bir savaşla her şeyi silmek. Sebebi önemli değil, sonucu hep aynı: her medeniyet aynı kapıda bekliyor. Ve korkutucu kısım şu: bu filtrenin nerede olduğunu bilmiyoruz. Arkamızda olabilir yani biz o imkansız basamağı şans eseri geçmiş nadir türlerden biri olabiliriz. Ama önümüzde de duruyor olabilir. Yani bir sonraki adımda, belki 50 yıl belki 500 yıl belki 5 milyar yıl sonra, o duvara toslamış ve evrenin sessiz koleksiyonuna karışmış olabiliriz. İnsanlık kendi küçük mavi noktasında kozmik bir geleceğin hayalini kurarken büyük filtrenin soğuk dişlileri arasında sırasını bekleyen sıradan bir veri olabilir. Ya da belki de tam tersi: o duvarı yıkan ilk tür olabiliriz. Ama bunu bile bilmenin bir yolu yok, çünkü cevabı verebilecek kadar uzun yaşayanlar zaten sessizliğe karışmış oluyor.
Simülasyonun en korkutucu bugı bu olmalı: her uygarlık aynı anda hem evrende yalnız olduğunu düşünüyor hem de bir sonraki adımda toplu olarak silineceğini bilmeden yaşıyor.
Onur Ünlü, Yılmaz Erdoğan'a BKM'yi değil, sinemayı kurtarmak için ne yapması gerektiğini tane tane anlatmış:
Onur Ünlü: "Kimse tutup da old school bir filmi yeniden yapmaktan bahsetmedi. İşte paradoks olarak Yılmaz Erdoğan'ın büyük önerisi bu. Bundan neredeyse bir buçuk, iki kuşak önce seyredilmiş, tüketilmiş bir filmi; artık karşılığı var mı, yok mu belli olmayan bir durumu yeniden üretip onunla sinemayı kurtarmak falan... Bunlar olacak işler değil.
Ama Yılmaz Erdoğan sinemayı kurtarabilir. Sinema tarihine çok daha kuvvetli de geçebilir. Yılmaz Abi, bak; çık sokaklara. Şehrin çeşitli yerlerinde, Beyoğlu'nda, Cihangir'de, Kadıköy'de ateş gibi çocuklar var. Çok güzel kızlar, oğlanlar çalışıyor. Çok iyi projeleri var. Paraya ihtiyaçları var ama çok daha fazla umuda ihtiyaçları var.
O eski old school filmleri yeniden yaparak olmaz bu işler. Eğer sinemayı kurtarmak gibi bir niyetiniz varsa..."
Selahattin Demirtaş’tan siyaseti bırakan Ahmet Davutoğlu’nu yıllar önce yaptığı o meşhur konuşması:
“Aldın teskereni gidiyorsun Şahitsiniz. Kazansan da kazanmasanda gidicisin demedim mi? Bak gidiyorsun”
@borsacibirgenc Koç holding'le kıyaslamanız doğru bir bakış açısı değil, koç holding sanayi ağırlıklı üretim yapıp ihracat girdisi sağlıyor.
Köfteci hizmet (tüketim sektöründe.
12-13 yıl evvel kimsenin diyemediğini diyebilen yiğitlerden küçük bir kesit
Daha Atayün kardeşler var, Yakup Saygılı var, Ömer Köse var, liste yapsak adları buraya sığmayacak olanlar var, başlarına iş gelir diye yazamadıklarımız var
Anlayacağınz var oğlu var. Anlayana!
@GaffarYakinca Gaffar bey bende bir tekstilciyim, bahsettiğiniz sorun maalesef Türkiye'deki üreticiden kaynaklanmıyor. Söz konusu çorap en kalitelisinin üreticideki toptan fiyatı 100₺ maalesef perakende sistemi bire üç kar marjıyla işliyor, bu sorun gıdadan giyime kadar böyle.
Can Dündar Selahattin Demirtaş’ı anlatıyor:
“Sabaha karşı evi basılarak hapsedildi. O günden beri sussun diye, unutulsun diye sadece ömür boyu hapse değil, yalnızlığa mahkum edildi. O ise inadına Twit, Roman, Türk’ü, Karikatür, Mesaj oluyor. Çıkıyor dışarı, hatırlatıyor kendini. Konuşturuyor kendinden üsttekilere korku, alttakilere umut veriyor.”
Ne ben ne de sizler tanırsınız belki ama bu zulüm günlerini anlatırken ki duruşu beni derinden vurdu değerli Hanımefendinin .
Hele Yasımı hala tutamadım, evlatlarıma odaklanmak zorundaydım dediğinde kendimi küçükte olsa buldum hikayenin içinde..
Bir de ŞÜKÜR demesi yok mu;
Aman aman 😢
Binlerce (dolaylı milyonlar) insana bunları yapanı karşılıksız bırakır mı Allah;
Asla !
Hüzünle izledik, siz de izleyin..
"ZÜLEYHA GİBİ BEKLEMEK!"
"Dindar gençliğe" 25 yılda daha "Züleyha" nın kim olduğunu bile öğretemedik. Halâ Züleyha'yı iffet timsali sanan, kocasına ihanet ettiğini bilmeyen, Yusuf'un ona aşık olduğunu düşünen, hatta onların evlenmiş olduğuna inanan "dindar bir gençlik" var. Züleyha aşkın değil şehvetin sembolüdür: Bunu hiç ögretemedik!
"Züleyha gibi" bekleyecekmiş!: Züleyha "neyi" ve "kimi" beklemişti acaba! Yusuf'u mu, Yusuf'un etini mi?
Allah bizleri ne Zuleyha'nın ne de Yusuf'un imtihanıyla imtihan etsin; zira kazanmamız mümkün değildir! Allah onları korumuş ve bağışlamıştır. Bizi de bağışlasın. Amin.
Ve şu "dindar ve kindar gençlik", biatçı gençlik, itaatçi gençlik yetiştirme aşkından vazgeçip müslüman gençlik, insan gençlik, özgür gençlik, erdemli genclik, şahsiyetli gençlik, sorgulayan gençlik yetiştirelim: Yoksa iffetler ve gömlekler delik deşik olacak! Hem de sırtımızdan değil, tam bağrımızdan!..
Ramazan Yaman
“Milli ve manevi değerlere hakaret” diyerek hukukun içini boşalttılar o ayrı konu.
Şöyle de bir durum var:
Erdoğan’a hakaretten yargıladıklarını,
milli ve manevi değerlere hakaretten dolayı yargıladıklarına göre daha kolay tutukluyorlar.
“Allah affeder; ama Erdoğan affetmez” diye düşünüyorlar sanırım.