@malikejder Zaten ecevitten lider olmazdı..
Madem kapalı toplantıda anayasa kitapçığı fırlatılmış , milletin menfaatlerini önceleyip bu konunun dışarı sızmasını engelleyip kriz çıkmasını engelleyebilirdi..
Ama feraset olmadığı için bunu bir de basın önünde tüm dünyaya duyurdu..
✨In the 11th century, the famous Muslim polymath Al-Biruni figured out the Earth's radius using nothing more than a mountain and a bit of trigonometry. 📐
The insight was brilliant:
Stand on a mountain, and the horizon dips below the horizontal. That dip isn't an optical illusion; it's a geometric signal. It creates a right triangle where the mountain's height (h) and the Earth's radius (R) are the only variables.
Measuring the mountain's height without climbing down:
He used a simple trigonometric trick: from two points on the plain, he measured the angle to the peak. Knowing the distance between those points, he calculated the mountain's height with a formula surveyors still use today:
H = D / (cot A1 – cot A2)
From the peak, he measured the dip angle to the horizon: α = 34′ (just over half a degree):
R = h * cos(α) / (1 - cos(α))
How did he compute the cosine of such a tiny angle?
Without modern calculators, he used a sophisticated technique: he started with the known value of cos(60°) and used the half-angle formula to work his way down to the required value for his 34′ angle.
He calculated the Earth's radius as 6,340 km. The modern value is 6,371 km.
An error of less than 1%. In 1030 CE.
@M_Boynukalin Şiiler siyonistlerden daha fazla müslüman kanı dökmüşken nasıl bir araya gelelim..
Şiilere sorun bakalım sünnilerle biraraya gelmek istiyorlar mı, istemiyorlar..
Neden hep inisiyatif alan taraf Sünniler oluyor açıklarmısınız..
ÜRETENDEN HARAÇ ALARAK KALKINILMAZ!
Türkiye'de devlet, yıllardır yatırımcıya, esnafa ve girişimciye aynı mesajı veriyor: "Üret ama önce öde."
Bir iş yeri açıyorsunuz. Daha tek kuruş kazanmadan önünüze uzatılan ilk evrakın yanında bir de ödeme makbuzu geliyor. Şirket kuruyorsunuz; para. Odaya kayıt oluyorsunuz; para. Üyelik belgesi istiyorsunuz; para. Şube açıyorsunuz; para. Adres değiştiriyorsunuz; para. Genel kurul yapıyorsunuz; para. Yönetim kurulunu değiştiriyorsunuz; para. Şirketi kapatıyorsunuz; yine para.
Velhasıl, nefes almanın dışında neredeyse her işlemin bir bedeli var.
Üstelik bu ödemelerin önemli bir kısmı, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, yani ticaret ve sanayi odalarına yapılıyor. Adı "aidat", "harç", "belge ücreti", "kayıt bedeli" olabilir; ama girişimcinin cebinden çıkan para değişmiyor.
Şimdi şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Bir girişimci, zorunlu olarak üye yapıldığı bir kurumdan ödediği paranın karşılığında gerçekten ne alıyor?
Yeni müşteri mi?
Yeni pazar mı?
İhracat desteği mi?
Yatırım danışmanlığı mı?
Yoksa çoğu zaman sadece bir mühür, bir imza ve birkaç sayfalık bürokratik işlem mi?
İşin ilginç tarafı, dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletleri'nde böyle bir zorunluluk yok. Ticaret odalarına üyelik büyük ölçüde gönüllülük esasına dayanıyor. Oda, üyeye fayda sağlıyorsa ayakta kalıyor; sağlayamıyorsa üye bulamıyor.
Piyasa, hizmet üretmeyeni zaten tasfiye ediyor.
Avrupa'da bazı ülkelerde zorunlu üyelik sürüyor. Ancak oralardaki odalar; meslek eğitimi, çıraklık sistemi, ihracat organizasyonu, teknik belgelendirme ve birçok kamusal hizmeti üstleniyor. Yani alınan ücretin karşılığında somut bir değer üretmeye çalışıyorlar.
Türkiye'nin de artık şu soruyu cesaretle tartışması gerekiyor:
Zorunlu üyelik sistemi gerçekten bugünkü haliyle devam etmeli mi?
Bir kurum, üyelerini kanun zoruyla mı elinde tutmalı; yoksa verdiği kaliteli hizmet sayesinde insanların gönüllü olarak üye olmak istediği bir yapıya mı dönüşmeli?
Rekabetten korkan kurum gelişemez.
Zorunluluktan beslenen yapı kendini yenilemez.
Üreticinin sırtına yük bindirerek kalkınan hiçbir ülke yoktur. Vergi, harç, aidat ve bürokratik maliyetler arttıkça yatırım iştahı azalır, kayıt dışılık büyür, rekabet gücü zayıflar.
Türkiye artık eski Türkiye değildir. Savunma sanayiinde, ihracatta ve teknolojide büyük hedefler koyan bir ülkenin, girişimcisini hâlâ onlarca zorunlu işlem ve ödeme arasında yorması kendi hedefleriyle çelişmektedir.
Üreten insan devletin müşterisi değil, ortağıdır.
Devletin görevi, üreticinin cebine her uzandığında yeni bir tahsilat yapmak değil; onun önündeki engelleri kaldırmaktır.
Çünkü güçlü devlet, vatandaşından en çok para toplayan devlet değildir.
Güçlü devlet; vatandaşını en fazla ürettiren, en fazla zenginleştiren devlettir.
Mehmet Demir
Evet, Lozan’ın sorunsuz onaylanması için muhalefeti marjinalleştirme stratejisi dönemin ana motivasyonuydu.
Tarihi kaynaklar (TBMM tutanakları, dönemin kayıtları) gösteriyor: İlk Meclis’teki İkinci Grup’un antlaşma şartlarını (Musul, mali konular vb.) sert eleştireceği ve onaylamayacağı endişesiyle 1 Nisan 1923’te seçim kararı alındı. Sonuçta Birinci Grup ağırlıklı, neredeyse muhalefetsiz bir meclis oluştu.
Baskı iddiaları tartışmalı; amaç ise belgelerde net.
4 Şubat 1923: İlk Lozan görüşmelerine ara verildi.
17 Şubat - 4 Mart 1923: İzmir İktisat Kongresi ile Batı'ya liberal ekonomi mesajı verildi.
20 Şubat 1923: İnönü ilk Lozan görüşmeleri sonrası Ankara'ya döndü.
27 Mart 1923: Lozan'daki şartlara çok sert şekilde karşı çıkan mebus Ali Şükrü Bey öldürüldü.
1 Nisan 1923: Meclis seçim kararı aldı ve 16 Nisan'da son oturumunu yaptı.
23 Nisan 1923: Lozan heyeti yeniden Lozan'a gitti.
28 Haziran 1923: Yeni meclis için seçim yapıldı. Muhalif vekillerin seçimlere girmesi baskı ve cebirle önlendi.
24 Temmuz 1923: Lozan Anlaşması imzalandı.
13 Ağustos 1923: Yeni "seçilen" muhalefetsiz meclis göreve başladı. Lozan Antlaşması meclise sunuldu.
23 Ağustos 1923: Lozan Anlaşması TBMM tarafından kabul edildi.
Şüpheciler için bu bilgileri teyit eder misin lütfen @grok ?