6 Temmuz 1920- Mudanya, İngilizler tarafından işgal edildi.
Mudanya, önce 25 Haziran 1920'de İngilizlerce ele geçirilmeye çalışılmış, ancak İngiliz birliği Türk direnişi (Şükrü Çavuş ve arkadaşları) karşısında kayıp verip geri çekilmişti. Türk tarafı da kayıplar vermişti.
İngilizler, daha sonra 6 Temmuz 1920'de denizden 3 saat kadar devam eden yoğun bombardıman sonunda Mudanya'yı işgal ettiler.
İngiliz donanmasının (HMS Royal Sovereign zırhlısının) saldırısı sonrası sahildeki postane ve tuz ambarları gibi stratejik mekanlar ağır hasar gördü. Bazı kaynaklara göre 25, bazılarına göre 45 Türk askeri şehit oldu. İngilizler bazı Türkleri de esir aldılar.
İngilizler şehre girdikten sonra Mudanya'nın kontrolünü Yunan birliklerine devrettiler.
Mudanya, bu işgal karanlığından ancak Kurtuluş Savaşı'nın son zaferi Büyük Zaferin kazanılmasıyla 12 Eylül 1922'de kurtarılabildi.
"İngilizler tek kurşun atmadan çekildiler!" öyle mi?
"Neyden kurtulduk" öyle mi?
2. Abdülhamit, tam 148 yıl önce, 1 Temmuz 1878'de -belli şartlarla- Kıbrıs'ı İngiltere'ye teslim etmişti.
2. Abdülhamit böylece 93 Harbi'ni kazanıp İstanbul'a kadar gelen Rusya'ya karşı İngiliz desteği sağlamaya çalışmıştı.
Ancak Kıbrıs tavizine karşın 1878 Berlin Antlaşması ile Osmanlı tarihinin en ağır toprak kayıplarından birinin yaşanmasına engel olunamamıştı.
Yeni Osmanlıcıların piri fesli mısır koçanı da Ermeni çıktı.
Hiç şarşırmadım.
Osmanlı geri gelsin diyen Türk olamazdı zaten.
Bu konu hakkında 100 bin tivit yazdım video çektim, Yemen ağıtlarını dinlettim, Ahmet Haşim'in Niğde mektubunu okuttum, Osmanlı'da Türkmen Oğuzların sefaletini, fakirliğini anlattığım için osmanlıcı fesli tayfası kudurdu!
çünkü bu tayfa ya ümmetçi, ya fesli kadir gibi kripto Ermeni. En tehlikeli grupta bu kriptolar!
Bunları siyasette sanatta sinemada TBMM'de baş köşede görebilirsiniz... tabi şifrelerini çözebilirseniz. ..
Kuruluşunda Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir ayaklanma başlatan ve Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak, "vatan haini" olarak idam edilen Şeyh Said'in hatırasına hakaret ettiğim iddiasıyla Erzurum Hınıs'ta hakkımda adli para cezası ve hükümün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildi.
Bu karara karşı avukatlarım yasal başvuruyu yapacak.
Ancak bu mahkeme kararı, Türkiye'de vatan hainlerinin muteber bir hatırası olduğu yönünde tarihi yanılgı içeren bir hüküm olmuştur. Bu karar, bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir.
Teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten vazgeçmeyeceğiz!
Tarihçi yazar Ramazan Sevinç:
4500 sene önce Hakkari de Türk'ler yaşıyordu dedik "alsana kanıt dedik" akademi dünyası KABUL ETMEDİ!
7 sene uğraştık kabul ettirdik.
Türk tarihi ortaya çıktıkça kazı çalışmaları durduruldu, fonlar kesildi.
#SONDAKİKA | 74 il başkanı ve 81 ilden örgüt temsilcileri, mahkeme kararıyla göreve atanan CHP Genel Merkezi'ne seslendi:
'Görevden almalarınızı, ihraçlarınızı tanımıyoruz. Korkmuyoruz, yılmıyoruz, boyun eğmiyoruz. Olağanüstü kurultay istiyoruz. Dayanışmamızı ve kararlılığımızı teslim alamayacaksınız. CHP örgütü yenilmez. CHP örgütü unutmaz.'
İŞTE ATATÜRK GERÇEĞİ 👇
21 Haziran 1935 Tan gazetesinde yer alan "ATATÜRK'LE MÜLAKAT", Atatürk gerçeğini gözler önüne seren bir kitap değerinde...
Atatürk'ün diktatör olmadığını açıklaması ve yaklaşmakta olan II.Dünya Savaşı konusunda dünyayı uyarıp KALICI BARIŞ İÇİN neler yapılması gerektiğini anlatması ve savaş tehdidi karşısında MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİNİN alt yapısını hazırlamaya başlaması çok dikkat çekici.
Şöyle diyor Atatürk:
👉"BEN DİKTATÖR DEĞİLİM. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem. Bence diktatör, diğerlerini iradesine ram edendir. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim."
👉"Yakın Atiden Bahsetmemeliyiz; Harp Tehlikesi Bulunduğumuz Zamanda Vardır"
👉"Avrupa'daki Vaziyet Çok Fenadır. Harbin Ciddiyetini Nazarı Dikkate Almayan Bazı Gayri Samimi Önderler Taarruzun Vasıtası Olmuşlardır."
👉"Eğer harp birden bire çıkarsa milletler harbe mani olmak için müsellah mukavemetlerini ve mali kudretlerini müteaarrıza (saldırgana) karşı birleştirmekte tereddüt etmemelidir. En seri ve en müessir tedbir muhtemel bir mütearrıza, taarruzunun yanına kar kalmayacağını açıkça anlatacak beynelmilel (ulislararsı) teşkilatın kurulmasıdır.
👉"TÜRKİYE SULH BOZUCULARININ, BİRBİRLERİYLE HARP ETMEK İÇİN BOĞAZLARDAN GEÇMESİNE MANİ OLMAYA MECBURDUR."
Ayrıntı için bkz. 👇
https://t.co/5U8au3k4Sf
"Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), kendisine yönelik İzmir Suikastı Planı’nın açığa çıkmasından 4 gün sonra, 19 Haziran 1926’da İzmir’de Anadolu Ajansı’na şu demeci verdi:
“Alçak teşebbüsün benim şahsımdan çok kutsal Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelere dönük bulunduğuna şüphe yoktur. Bu nedenle genel olarak gösterilen duygularla Cumhuriyetimize ve ilkelerimize olan aşırı bağlılığın ne kadar kopmaz güçte olduğu kanısına bir kez daha vardım. Temeli, büyük Türk milleti ve onun kahraman evlatları olan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve şuurunda kurulmuş bulunan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan ilham alan ilkelerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceğini sananlar çok zayıf dimağlı bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, Cumhuriyet’in adalet ve kudreti pençesinde hak ettikleri işleme uğramaktan başka elde edecekleri bir şey olamaz. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve Türk milleti güvenliğini ve mutluluğunu sağlayan ve koruyan ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürüyecektir."
Atatürk, kendisine yönelik İzmir Suikast Girişiminden yüz yıl sonra bugün de öldürülmek isteniyor; çünkü ilham veren mücadelesi, ölümsüz düşünceleri ve en büyük eseri Cumhuriyet ile yaşamaya devam ediyor. Yüz yıl önce olduğu gibi yüz yıl sonra bugün Atatürk'ü öldürmek isteyenler, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar.
İzmir Suikastı için bkz. 👇
https://t.co/boBQJapSt7
CHP'nin %35 oy oranını %20 ve %15 olarak bölmek istiyorlardı ama evdeki hesap çarşıya uymadı.
KK CHP : %1
Özgür Özel ekibinin kuracağı parti : %38
Afalladılar tabi haliyle, panik halleri bundan.
Padişah Vahdettin, 15 Haziran 1920'de, bu sefer, İsmet (İnönü) Bey'in ve bazı asker-sivil yurtseverlerin İDAM KARARINI onayladı.
İSMET (İNÖNÜ) VE BAZI YURTSEVERLERİN İDAM KARARI
Sarayın mahkemesi Divanı Harbi Örfi, 6 Haziran 1920’de bir grup Kuvayı Milliyeciyi daha “gıyaben” idama mahkûm etti. İdamlıklar Miralay İzmirli İsmet (İnönü), 3. Kolordu Komutanı Miralay Hüseyin Selahattin, 12. Kolordu Komutanı Miralay Fahrettin, 14. Kolordu Komutanı Mirliva Yusuf İzzet, 10. Fırka Ahzı Aker Kalemi Reisi Miralay Yanbolulu Abbas Hilmi, 56. Fırka Komutanı Miralay Bekir Sami, Mütekait Ferik İsmail Fazıl, eski Erzurum Mebusu Celalettin Arif, Beyrut ve Halep eski valisi ve eski Amasya Mebusu Bekir Sami, eski Antalya Mebusu Hamdullah Suphi, eski Aydın Mebusu Cami, eski Isparta Mutasarrıfı ve eski Denizli Mebusu Hakkı Behiç, eski Sinop Mebusu Rıza Nur, Yusuf Kemal, yeni Eskişehir Mutasarrıfı Fatin, eski Karacabey Müftüsü Mustafa Fehmi ve eski Ankara Müftüsü Mehmet Rifat (Börekçi)’ydi.
Padişah Vahdettin bu idam kararını da 15 Haziran 1920’de onayladı. (Takvimi Vekayi, 21.6.1336. Alemdar, 22.6.1336).
Padişah-Halife Vahdettin'in, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının idam kararlarını onaylayan iradelerinin ayrıntıları için bkz.👇
https://t.co/MbzjmM3D0o
Cumhuriyetin Dev Eserlerinden ADTCF kuruldu. (14 Haziran 1935)
14 Haziran 1935 tarihli ve 2795 sayılı bir kanunla Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruldu.
M. Kemal Atatürk,Türkiye'nin ve Türklerin tüm geçmiş birikimine, tarihine, diline, kültürüne sahip çıkılmasını, coğrafyasının bilinmesini istiyordu. Bu amaçla ADTCF'yi kurdu.
Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve dava (devrim) arkadaşları, Atatürk düşmanı ham yobazın iddia ettiği gibi, bizi geçmişimizden koparmadılar, tam tersine yüzlerce yıldır kopuk olduğumuz geçmişimizle ve üzerinde yaşadığımız topraklarımızın geçmişiyle bağ kurmamızı sağladılar. Arapça ve Farsçanın baskısı altında öz güzelliğini ve zenginliğini kaybeden Türkçeyi öz güzelliğine ve zenginliğine kavuşturmak istediler.
Türk ulusunun kendi geçmişiyle ve yaşadığı toprakların tüm birikimiyle bağ kurmasında, Türkçe'nin köklerinden adeta yeniden doğarak Türkiye'de sanatın, bilimin dili ve ulusun ortak iletişim aracı olmasında, Atatürk'ün kurduğu ADTCF'nin, TDK, TTK gibi kurumların, yaptırdığı arkeoloji, tarih, dil ve antropoloji çalışmalarının, yazdırdığı tarih kitaplarının rolü çok büyüktür.
DİRENİŞ MİTİNGLERİ "Halkın Önünde Hiçbir Güç Duramaz!"
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit, İngilizlerin sözünden çıkmama politikası çerçevesinde mitingleri yasaklarken, sarayın (padişahın) ve saray hükümetinin ağzına bakmayan yurtseverler, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında işgale karşı direniş mitingleri yapmıştı. Öyle ki, bir yıl içinde, üstelik işgal altında, yurt genelinde, 150’den fazla miting yapılmıştı. Mitingiler 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden sonra yoğunlaşmıştı. Bu mitinglere yüz binlerce insan katılmıştı. İstanbul mitinglerinde kadın konuşmacılar da halka seslenirken, Anadolu’daki mitinglerde kadın konuşmacılar yer almamıştı. Ancak hem İstanbul hem de Anadolu mitinglerine kadınlar da katılmıştı. Ayrıca kadınlar da mitingler düzenlemişti. 25 Mayıs 1919 Muğla Mitingi, 10 Aralık 1919 Kastamonu Mitingi, 8 Ocak 1920 Konya Mitingi vb. Direniş mitinglerinden yükselen ses, halkın haklı sesiydi, o sesi kimse susturamadı.
Yani Mustafa Kemal ve yurtseverler o dönemin "devlet aklına" göre hareket etseydi ne direniş mitingleri yapılabilirdi ne de Türk Kurtuluş Savaşı örgütlenip kazanılabilirdi.
Türk Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme sürecindeki direniş mitingleri "devlet aklının' değil "millet aklının" eseridir. O zamanın "devlet aklı" bu direniş mitinglerini yasaklamaya kalkmıştı.
https://t.co/wg6nuEkqMf
Bazı Siyasi partilerde yıllarca genel başkanı görevini yürütenlerin aslında parti içerisine yerleştirilmiş birer Lawrence olduklarını da yaşayarak görüyoruz.
Enteresan olan hala bunu göremeyenlerin konuyu “devlet aklı” diyerek inanmaya devam etmeleri.
CUMHURİYET, OSMANLI BORÇLARINI ÖDEMEYİ 1954'TE BİTİREBİLDİ
Davutoğlu, bugünün iktidarını eleştirmek yerine tarihi çarpıtıp Cumhuriyeti kuranlara yüklenmeye kalkıyor.
Kaynağı da Kemal Tahir romanlarıymış!
Tek Parti Döneminde "derin millet" ile ittifak bozulmuş muş?
Palavra!
Hangi "derin millet" Davutoglu?
Kurtuluş Savaşı sırasında SARAY teslim olurken, kendi kaderini kendi eline alıp işgale karşı direnen ve Mustafa Kemal'in etrafında kenetlenen milleti Cumhuriyet egemenliğinin sahibi yaptı. Cumhuriyet sayesinde millet diliyle kültürüyle yurttaş ve ulus oldu.
Erken Cumhuriyet Döneminde devlet erkanı servet transferi yapmış mış!
Hangi servet Davutoğlu? Osmanlı'daki yabancıların veya giden,gönderilen azınlıkların serveti mi?
Genç Cumhuriyet,10 yıllık (1912-1922) savaştan yokluk ve yoksulluk içinde çıktı.
1923'te Cumhuriyet kurulurken ve Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçilirken devlet şeker, kağıt, bez gibi temel tüketim maddelerini bile üretecek fabrikalara sahip değildi. 1923'te CUMHURİYET ilan edilirken Türkiye, buğdayı bile dışarıdan almak zorundaydı. Ayrıca ödenmesi gereken OSMANLI BORÇLARI vardı.
Genç Cumhuriyet, bir taraftan bu Osmanlı borçlarını öderken diğer taraftan 1929 Buhranı'na rağmen İs Bankası'nı, Sümerbank'ı, Etibank'ı, THK'yı, Hıfzıssıhha'yı kurdu. Kağıt, şeker, kumaş,çimento,demirçelik,uçak vb üreten 40'dan fazla büyük fabrika kurdu. Madenleri çıkardı.İhracata başladı.Demiryolları yaptı.
Cumhuriyeti kuranlar dişlerinden tırnaklarında artırarak bu devleti ayağa kaldırdılar. 1929'da Atatürk'ün himayesinde İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu, aynı adla bir dergi çıkarıldı. Yerli malı haftası ilan edildi. (12-18Aralık).Yerli malı kullanımı özendirildi.
Genç Cumhuriyet bir taraftan OSMANLI BORÇLARINI öderken diğer taraftan tarımda ve sanayide üretim odaklı kalkınma hamlesiyle 1929 Ekonomik Buhranı'na rağmen denk bütçeler hazırlamayı başardı. Atatürk döneminde, 1930'larda bütçe fazlası ve ihraç fazlası verilen yıllar oldu.
Atatürk'ün genç Türkiye Cumhuriyeti 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'na ve Osmanlı Borçlarına rağmen 1930'lardaki Planlı Devletçi kalkınma ile kendi kendine yeten bir ülke haline geldi.
2 Mart 1937 tarihli gazeteler (Ulus, Cumhuriyet, Türkdili ve Kurun) şöyle yazıyordu:
- Yeni bütçe 229.676.000 lira
- Bütçede 17 milyon lira fazlalık var.
- Ne bir vergi artırılacak ne de yeni vergi konacak.
Ayrıca bütçenin en büyük ikinci giderinin 53.328.100 lira ile Düyunu Umumiye gideri, yani Osmanlı Borcu olduğu görülüyor. Bu oran 46.733.220 liralık Milli Savunma (kara kuvvetleri) bütçesinden bile fazlaydı.
Davutoğlu tarihi çarpıtıp Cumhuriyete saldırırken şu gerçekleri anlatmıyor, anlatamıyor:
Osmanlı borçlarının nasıl biriktiğini, Osmanlı Devleti'nin nasıl ve neden iflas ettiğini, 2. Abdülhamit'in şahsi servetini borsada nasıl büyütüp yabancı bankalarda faizde nasıl çoğalttığını, Duyunu Umumiye ile Osmanlı Devleti'nin temel vergi gelirlerinin yabancı alacaklı ülkelere neden ve nasıl teslim edildiğini, Duyunu Umumiye'nin nasıl devlet içinde devlet olduğunu, Osmanlı'nın limanlarından demiryollarına, telgraf işletmesinden madenlerine kadar neredeyse her şeyi yabancı ayrıcalıklı şirketlere neden ve nasıl teslim ettiğini, Osmanlı'da yabancıların neden ve nasıl ayrıcalıklı hale geldiğini, Osmanlı'daki yabancıların neden Osmanlı mahkemelerinde değil de konsolosluk mahkemelerinde yargılandığını, 1915 sanayi sayımına göre Osmanlı'daki sermayenin yüzde 85'inin neden ve nasıl yabancılarda olduğunu ve Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız, laik Cumhuriyet'in bu bağımlı düzeni nasıl ortadan kaldırdığını anlatmıyor.
Bunlar Kemal Tahir romanlarında yok da ondan mı anlatmıyor? Ne dersiniz?
https://t.co/V0UA4pjiFG
https://t.co/rEGyCXfTat
https://t.co/dDmVxOYNvj
https://t.co/4gOuYRFobF
https://t.co/39aMjOlMF9
https://t.co/NEwgMTlF51
https://t.co/XLdoBdKYBT
https://t.co/mtcDt2bdhY
https://t.co/Aa9Bag6SJu
https://t.co/fW1thPLFer
https://t.co/iAebFqshw3
https://t.co/WOB3ZwJUiu
https://t.co/Zcxaln0cCH