"Gece yarısı, şehirlerinizin ve kasabalarınızın sokakları sessizleştiğinde, onların boş olduğunu sandığınızda, bir zamanlar bu topraklarda yaşayan ve onu seven geri dönenlerle dolu olacaktır. Kendi yataklarınızda uyurken, kapılarınızın önü mezarlarından kalkanlarla dolacak..."
1970'lerde Japonya zenginleşti. Tekstil ona pahalı geldi, fabrikalar Kore'ye taşındı.
1990'larda Kore zenginleşti. Fabrikalar Çin'e taşındı.
2010'larda Çin zenginleşti. Sıra Vietnam'daydı, Bangladeş'teydi, Endonezya'daydı.
Fabrikalar taşınmadı.
Asya'nın kalkınma sırrı bu zincirdi. Fakir ülke ucuz iş gücüyle başlar, zenginleşir, işçilik pahalanır, fabrikalar sıradaki fakir ülkeye gider. Uçan Kazlar Modeli.
Çin zinciri kırdı. Zenginleşti ama tekstili, oyuncağı, ayakkabıyı bırakmadı. Çipe de girdi, yapay zekaya da. Xi Jinping 2023'te açıkça söyledi: geleneksel sanayileri düşük seviye diye gözden çıkaramayız.
Rakam ortada: 2000'de dünya imalatının %6'sıydı, bugün %29'u. BM'nin 2030 projeksiyonu: %45. Dünyada üretilen her şeyin neredeyse yarısı, tek ülkeden.
Devlet sübvansiyonuyla fiyatı kırıyor, 1.4 milyarlık iç pazarda ölçekliyor, malı dünyaya boşaltıyor. Kimse o fiyata üretemiyor.
Bu sadece Batı'nın sorunu değil, herkesin sorunu. Tayland'da 2.000 fabrika kapandı. Endonezya tekstilinde on binlerce kişi işini kaybetti. Almanya'yı söylemeye gerek bile yok.
50 yıl boyunca her fakir ülkenin bir sırası vardı.
Çin sırayı aldı, vermedi.
Bir daha hiçbir ülke ucuz emekle zenginleşemeyecek.
Hindistan bile.
Greek Cypriot motorcyclists have blocked the Bostancı and Astromerit crossings today in memory of Tasos Isaak and Solomos Solomou.
In August 1996, a Greek Cypriot mob illegally entered the UN buffer zone and attempted to push into Northern Cyprus. The United Nations failed to prevent the incursion.
Tasos Isaak was killed on 11 August during clashes with counter-protesters in the buffer zone. Three days later, Solomos Solomou was shot dead while climbing a flagpole in an attempt to tear down the Turkish flag.
Weeks later, on 8 September 1996, 20-year-old Turkish soldier Allahverdi Kılıç was murdered in a revenge attack while on guard duty at an observation post along the Green Line. Another Turkish soldier, Burhan Cihangir, was seriously wounded in the same attack.
One side’s losses are widely commemorated. The killing of the young Turkish soldier is rarely mentioned in the same context.
7 Ekim’den sonra terör devleti İsrail’e verdikleri destekle tavırlarını net olarak ortaya koyan ve Türkiye ile birlikte birçok ülkede boykotun etkisiyle ticari sekteye uğrayan boykot markalarından Starbucks ve Algida’nın boykotun etkilerini azaltmak için Magnum Türkiye A.Ş. firmasıyla işbirliğine gittiği ortaya çıktı. Starbucks markasıyla ilk kez satışa sunulan ve Algida Türkiye’nin fason olarak ürettiği dondurmalar 65 gr’lık avuç içi paketlerde boykot yapmayan tüketicilere adedi 300 ₺’ye sunuluyor. Adeta boykotun ticari etkilerini, boykot yapmayan kesimden çıkarmaya çalışan Starbucks, Algida’nın ürettiği bu dondurmaları kg fiyatı 4 bin 615 ₺’ya satıyor.
Diğer yandan vanilyalı dondurma olarak satışa sunulan ürün içeriğinde %0,1 yani binde 1 oranında vanilya parçacıkları olduğu belirtilirken, üründe vanilyadan daha çok yapay aroma verici bulunuyor. Fakat firma üründeki bu yapay aroma vericilerin içeriğini ve ürüne tadı verdiğini tüketicilere açıkça beyan etmiyor. Diğer yandan kg fiyatı 4 bin 615₺ liraya gelen bu ürün içeriğinde kıvam arttırıcı ve emülgatörler ile renklendirici katkı maddeleri olduğu görülüyor. Ürün ayrıca 65 gr’lık tek pakette 15 gr ilave şeker yani yaklaşık 7 küp şeker içeriğiyle dikkat çekiyor.
Anında milyonlarca takipçili yüzlerce kanaldan başladılar.
Bütün haberleri, göçmenler İspanya'ya geçti şeklinde verdiler. Oysa şehir Afrika'da.
Şimdi sıra İspanya Başbakanı'na saldırma şeklinde devam edecek.
Bütün sistematikleri aynı.
Kızılçam sadece yangın yakıtı değil, aynı zamanda gizli bir istilacıdır.
Kozalakları yangınla açılır, binlerce tohum saçarak alanı hemen ele geçirir. Dökülen iğne yaprakları toprağı asitleştirir ve diğer bitkilerin büyümesini engeller. Altında ne kuş barınır ne keçi otlar; yaban hayatı için çöldür.
Çözüm belli: Tek tip kızılçam dayatmasından vazgeçilmeli; kenarları zeytin, keçiboynuzu ve badem gibi yangına dirençli karma gıda ormanlarına dönüştürülmelidir. Hem ekonomi hem ekoloji kazanır.
Ürün yaylasından Osmaniye
Bir zamanlar bu alan karma bir ormandı.
Kesme meşeleri, sandal ağaçlarını sakız ağaçlarını defneleri kesip kızılçam dikmişlerdi.
Son 30 yıldır Kızıltoprak Bağdat Caddesi üzerinde denizcilik kültürüne önemli katkılar sunan, gemi modeli ve modelcilik malzemeleriyle Türkiye’de gemi modelciliğinin gelişmesine büyük destek veren değerli yelkenci Osman Özonur’un hobi mağazası, (Hobby Market) üç yıllık bir aranın ardından yeniden kapılarını modelcilere açtı.
Benim gibi gemi modelcileri için önemli bir buluşma noktası ve destek merkezi olan bu değerli girişimin yeniden faaliyete geçmesinden büyük memnuniyet duydum.
Dilerim mağaza, başarılarını artırarak yoluna devam eder ve ülkemizde gemi modelciliği ile denizcilik kültürünün daha geniş kitlelere yayılmasına katkı sağlamayı sürdürür.
BU MEMLEKET BU DURUMU HAKETMİYİYOR,,
Anadolu'nun geçmiş yüzyıllardaki orman örtüsü ile günümüzdeki orman örtüsü.
%65-70'i ormanlarla kaplı iken 2000'lere gelindiğinde bu oran %25-30'lara kadar düşmüştür.
SKANDAL GÖRÜNTÜLER!
Mersin'de şezlong kiralayan işletme çalışanı, halka açık alanda oturan vatandaşlardan plajı terk etmelerini isteyerek üzerlerine kum fırlattı;
➕️"Kalk baba! Kalkacaksın bu kadar basit ilerle!"
➖️Tamam, kalkacağız, sakin ol!
➕️"3 dakikanız var."
Bu işletme mühürlenmelidir!
Sahillerimiz işgal altında toplu tepkiler şart oldu artık!
AB kanunsuz şekilde Irini harekâtı kapsamında Akdeniz ‘in uluslararası sularında Türk sahipli South Star tankerine gölge filo bahanesi ile baskın yaparken, Yunanistan, AB ve NATO üyesi olmanın sağladığı siyasi ağırlığı kullanarak, Rus LNG’sini taşıyan kendi denizcilik şirketlerini korumayı başarıyor.
AB’nin son yaptırım paketinde, 2022 öncesinde imzalanmış Rus LNG taşıma sözleşmelerine özel istisna getirildi, böylece Yunan armatörlerinin çıkarları güvence altına alındı.
Bu durum Brüksel’in kendi siyasi söylemini dahi gerektiğinde ekonomik çıkarlar uğruna esnetebildiğinin açık bir göstergesidir.
Aynı Avrupa Birliği ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin açık bir yetkisi olmaksızın, “gölge filo” adı altında ABD ve AB’nin tanımladığı gemilere uluslararası sularda çıkma ve denetim faaliyetleri yürütüyor.
Oysa “gölge filo”, uluslararası hukukun tanıdığı bir statü değildir. ABD ve İngiltere öncülüğünde geliştirilen siyasi bir tanımlamadır. Bu kavrama dayanarak uluslararası sularda fiili müdahalelerde bulunulması, deniz hukukunun temel ilkeleri açısından son derece tartışmalıdır.
Türk sahipli Kamerun bayraklı South Star tankerine yönelik gerçekleştirilen çıkma harekâtı da bu yaklaşımın yeni bir örneğidir.
Gemi Türk bayraklı olmadığı için Ankara’dan izin alınmamış olması hukuken açıklanabilir, ancak geminin BM Güvenlik Konseyi yaptırım listesinde bulunmaması ve müdahalenin BM yetkisine dayanmaması, olayın hukuki meşruiyetini tartışmalı hâle getirmektedir.
Yunanistan söz konusu olduğunda AB, kendi yaptırımlarını dahi esneterek armatörlerini koruyor.
Türkiye söz konusu olduğunda ise aynı çevreler, uluslararası hukuku zorlayan uygulamalara başvurmaktan çekinmiyor.
Bugün 17 Kasım 2020’de Türk bayraklı ROSALINE-A konteyner gemisinde yaşanan hukuksuz çıkma hadisesinin farklı bir versiyonu ile yeniden karşı karşıyayız. Ankara izni olmadan Alman SAT komandoları barbarca gemimize çıkmıl personele kelepçe takılmıştı. Bu rezil olayı unutmamız mümkün değildir.
Türkiye, denizlerde seyrüsefer serbestisini ve uluslararası hukuku savunmak adına bu keyfî uygulamalara en yüksek perdeden itiraz etmelidir.
Donanması ile deniz gücüyle ve mavi vatan söylemiyle övünen Ankara denizdeki bu hukuksuzluklara yüksek perdeden reaksiyon göstermelidir.
Bir ülkenin donanmasını idame etmesinin ve geliştirmesinin tek nedeni denizdeki çıkarlarını korumak, denizdeki saldırgan arsızlara gerektiğinde caydırma sağlamaktır.
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Kütahya'da evi hakkında yıkım kararı alınan 74 yaşındaki teyzemize kamulaştırma bedeli olarak 550 bin TL ödenecekmiş.
Ne yapacak bu teyzemiz? Nereye gidecek?
Nusaybinde, Surda sokaklara hendekler kazan ve devlete başkaldıran mahallelere Türk milletinin parasıyla sıfırdan ev verenler, bu teyzemize neden malının değerini bile vermez?
#UnutmaTürk
Deresinden su içilemeyen, ormanını. gölgesinde özgürce oturulamayan bir ülkede insana biçilen rol, yalnızca kurallara itaat etmek ve vergi ödemektir.
Vatanın, taşını, toprağını, havasını suyunu, korumak için öleceksin fakat
barış zamanında aynı devlet yurttaşının en temel insani haklarını sana çok görecek ticari bir mallaşma aracına çevirecek ve doğal sularını yabancılara satacak.
Bu durum, devletin ahlaki ve felsefi meşruiyetini tamamen yitirdiğinin; halkın omuzlarında yükselen bir koruyucu olmaktan çıkıp, halkın emeğini ve yaşam alanını tüketen mekanik bir baskı aracına dönüştüğünün en açık kanıtıdır.
Gerçekten birilerinin Türk milleti proteine kolay ulaşamasın diye özellikle uğraştığını düşünüyorum.
Yeterli mücadele de verilmiyor.
Bir nesil karbonhidrat, şeker ve palm yağı ile dolu ucuz ürünlerle yetişiyor. Bunların sorumluları da para babası diye ortalarda dolaşıyor.
Ekonomist Murat Muratoğlu’ndan haklı tespit:
“Etin kilosunu 90 liraya ithal edip 500 liraya satıyorlar. O yüzden ithalatı durduramazlar.
Çok büyük para kazanıyorlar. Sığırcılık bu sebeple gelişmez. Türkiye dünyanın en çok et ithal eden ikinci ülkesi.”
Aha !
Tilkiyi kuyruğundan yakaladım😊
Size ne demiştim;
“tavuklara operasyon varsa, tilkiler de işin içindedir”.
Bakın tavukçulara operasyonun ardından ne buldum…
Türkiye’de kısmen soya üretilse de soya ticaretinin büyük çoğunluğu yabancı bir firmanın tekelindedir; Kargil.
Peki, tavukçulukla alakası nedir?
Ülkemizde tavuk yeminin %50’den fazlasını soya küspesi oluşturuyor.
Yani hammaddeyi Kargil tedarik etmek istiyor ama henüz pazara hakim değil.
Lakin ülkemizdeki tavukçular yem için hammaddeyi bu firmadan almak istemiyorlar. Bu konuda milli düşünüyorlar. Farklı tedarikçileri ve hammaddeleri tercih ediyorlar.
Tabi bu firmadan alışveriş yapan Kargildaş birkaç firma var elbet.
Tutuklama şu şekilde gelişiyor.
Tavukçuların kendi aralarında yazıştıkları bir whatsapp grubu var.
Onlar aralarında konuşurlarken;
“mangal sezonu başlıyor onun için hammadde fiyatları yükseldi. Bizim de tavuk fiyatlarını güncellememiz gerekiyor”, diye yazışıyorlar.
Tabi Kargildaşlar durur mu.
Onlar hemen bu yazışmaları bildiriyorlar.
Hukukçular da hemen bu tavukçular hakkında
“fiyatlar konusunda kartel oluşumu yapıyorlar”, diye şikayette bulunuyorlar.
İşte o şikâyet neticesinde tavukçulara operasyon yapılmış.
Peki, esas derin gerekçe nedir?
Amerikan soya küspesini Türkiye’de pazarlamaktır.
Bu tavukçulara her fırsatta dava açıp, problem çıkarıp, ceza yazdırıp bıktıracaklar. Onlar da lanet olsun diyerek firmalarını satışa çıkaracaklar...
Peki, satışa çıkarılan firmaları kimler alacak?
Elbette kargilgiller alacak!
Böylelikle Amerikan soya küspesi, Türkiye’mizde bir güzel pazarlanmış olacak.
Aslında ülkemizde buna benzer operasyonlar ilk defa yapılıyor değil.
Şu şarkı sözlerini hatırlar mısınız;
Zeytin yağlı yiyemem aman,
Basmadan fistan giyemem aman.
Bu şarkının arkasında da muhteşem bir tilkilik hikayesi vardır. Araştırın görün.
Şimdi tavukçular üzerinden,
zamana sari olarak,
yeni bir hikâye yazılmak isteniyor.
Topkeyün uyanık olmalıyız.
Tavuklarımızı tilkilere kaptırmamalıyız.
Adana'da bazı soğan üreticileri, komisyoncuların kilosuna 5 TL teklif ettiği ürünlerini doğrudan halka 15 TL'den satarak aracıları ortadan kaldırdı. Karpuz, mısır ve meyveden sonra soğanda da başlayan bu doğrudan satış uygulaması sayesinde üretici emeğini korurken, tüketici de ucuz ürüne kavuşuyor. Uygulamanın tüm ülkeye yayılması beklenirken, doğrudan satışlar her Çarşamba günü Serinevler Kapalı Semt Pazarı’nda (İtfaiye arkası) gerçekleştiriliyor.
Hürmüz'den sonrası için hazırlıklar artık proje safhasına ilerliyor.
2026'nın ilk yarısı boyunca Hürmüz'de yaşananlar petrol piyasasına bir fiyat şoku olarak girdi; ama tarihe bir fiyat şoku olarak geçmeyecek. Tarihe, küresel enerji haritasının yeniden çizilmeye başlandığı an olarak geçecek.
Harita bu yeniden çizimin ilk taslağı. Üzerinde iki renk var: mavi çizgiler bugünü, yeşil çizgiler yarın imzalanacak anlaşmaları gösteriyor. İkisinin toplamı, seksen yıldır tek bir deniz yoluna emanet edilmiş bir servetin karadan kaçış planı.
Haritayı okumaya sağ alt köşedeki küçük daireden başlayın. Hürmüz Boğazı; en dar yerinde birkaç deniz mili genişliğinde bir su parçası. Savaş öncesinde bu daireden günde 20 milyon varile yakın petrol geçiyordu, küresel arzın yaklaşık beşte biri. Buna karşılık boğazı devre dışı bırakabilen boru hattı kapasitesi, Uluslararası Enerji Ajansı'nın hesabıyla 3,5 ila 5,5 milyon varil arasındaydı. Kriz patladığında dünyanın elindeki yedek kapı, ana kapının en iyi ihtimalle dörtte biri genişliğindeydi. Haritadaki her çizgi, o daireyi önemsizleştirme çabasının bir parçası.
Mavi çizgi: tek koridor, iki şantiye
Haritanın omurgası, Irak'ın ortasından başlayıp Körfez kıyısını yalayarak boğazın öte yakasına ulaşan mavi koridor. Tek bir çizgi gibi görünüyor; gerçekte iki ucunda iki ayrı şantiye yürüyor ve ikisinin toplamı aynı stratejik cümleyi kuruyor.
Koridorun kuzey ucu, Irak'ın içindeki Basra-Haditha hattı. Haritadaki en gösterişsiz ama en belirleyici proje bu; çünkü Irak'ın asıl sorunu çıkış kapısının yokluğu değil, evin içindeki koridorun yokluğu. Ülkenin ihraç edilebilir petrolünün ezici bölümü güneyde, Basra çevresinde üretiliyor ve kuzeydeki boru altyapısıyla arasında anlamlı bir bağlantı yok. Boğaz kapandığında Basra'nın depoları doldu, üretim fiilen durdu. Güney sahalarını Haditha'ya bağlayan hat tamamlandığında bu çöl kasabası bir dağıtım kavşağına dönüşecek; dikkat edin, haritadaki yeşil çizgilerin neredeyse tamamı o noktadan filiz veriyor.
Koridorun güney ucu ise Birleşik Arap Emirlikleri'nde, krizin en hızlı ilerleyen cevabı. Habshan'dan Fujairah'a uzanan mevcut hat 1,8 milyon varillik kapasitesiyle zaten çalışıyor; şimdi yanına, ülkenin ihracat kapasitesini ikiye katlayacak ikinci bir hat döşeniyor. İnşaatın yarısı tamamlandı, 2027'de devrede olması bekleniyor. Fujairah'ın ayrıcalığını haritadaki ok zaten söylüyor: Umman Körfezi. Oradan yüklenen petrol Hürmüz'ün sularına hiç girmiyor.
Haditha kavşağı.
Birinci filiz kuzeybatıya, Suriye kıyısına uzanıyor. Kerkük-Baniyas hattı 2003'ten beri ölüydü; şimdi ABD'nin açık desteğiyle, Amerikan şirketlerinin katılımıyla diriltilmek isteniyor. İlk etapta günde 300 bin varil civarında bir kapasiteden söz ediliyor. Rakam mütevazı; anlamı değil. Bu hat çalıştığı gün Irak petrolü, tarihinde ilk kez hem Hürmüz'e hem Süveyş'in kuzeyine uğramadan Avrupa'ya akmış olacak.
İkinci filiz Suriye'nin kuzeyinden kıvrılıp haritanın sol üst köşesine, Türkiye kıyısına çıkıyor. Bu, Ankara'nın masaya koyduğu öneri: kağıt üzerinde 1,6 milyon varillik kapasitesiyle bölgenin en büyük hazır alternatifi olan, bugünse bu kapasitenin küçük bir kısmını kullanan Kerkük-Ceyhan hattının uzatılması, yani Haditha kavşağının Ceyhan'a bağlanması. Haritada burada incelikli bir rekabet gizli: Akdeniz'e iki kapı çiziliyor ve aralarında sadece 200 kilometre var. Biri Ceyhan, öteki Baniyas. Kim daha önce hazır olursa, kim daha güvenli görünürse, gelecek yirmi yılın transit gelirini o toplayacak.
Üçüncü filiz güneybatıya, Ürdün üzerinden Akabe'ye iniyor. Basra-Akabe projesi on yıldan uzun süredir masadaydı; maliyet, güvenlik ve siyasi irade eksikliği dosyayı her seferinde rafa kaldırmıştı. Kriz bu hesabı tersine çevirdi. Kızıldeniz çıkışı Irak'a, Akdeniz koridorlarından bağımsız ikinci bir yön kazandırıyor. Tek başına devrim değil; ama ağın mantığı zaten bu: hiçbir tekil hattın vazgeçilmez olmadığı bir yapı kurmak.
Haritanın güney yarısında Suudi Arabistan'ı boydan boya kesen yeşil çizgi ise kırk yıllık bir dersin tekrarı. Petroline 1980'lerde, ilk tanker savaşının ortasında, tam olarak bugünkü senaryo için inşa edilmişti: Körfez kıyısındaki Abqaiq'i Kızıldeniz'deki Yanbu'ya bağlayarak Hürmüz'ü aradan çıkarmak. Bu savaşta da ana supap o oldu; paralel NGL hattının ham petrole çevrilmesiyle kapasite günde 7 milyon varile çıkarıldı. Ama kriz bir gerçeği açığa vurdu: darboğaz artık boruda değil, iskelede. Yanbu'nun yükleme terminalleri bu hacmi bu hızda gemiye aktarmak için tasarlanmamıştı. Haritadaki yeni hat, boru kapasitesinden çok bu terminal tıkanıklığını aşma projesi olarak okunmalı.
%20'den %60'a:
Şimdi soru:
Haritadaki çizgilerin hepsi gerçekleşirse Hürmüz ne kadar önemsizleşir?
Bugün Körfez ihracatının kabaca beşte biri ila dörtte biri boğazsız yaşayabiliyor. Goldman Sachs'ın hesabına göre yapım aşamasındaki projeler mevcut hatlarla birleştiğinde, 2027 sonunda Körfez üreticilerinin savaş öncesi ihracatının yüzde 45'inden fazlası gelecekteki Hürmüz şoklarına karşı yalıtılmış olacak; 2028 sonunda oran yüzde 60'ı aşacak. Üstelik bölgede boru hattı inşaatı şaşırtıcı derecede hızlı ilerliyor; benzer projelerin medyan tamamlanma süresi iki buçuk yıl.
Yüzde 60 kulağa eksik bir zafer gibi gelebilir. Değil. Stratejik silahların gücü doğrusal değildir; eşiklerle çalışır. Dünya arzının yüzde 20'sini rehin alabilen bir boğaz küresel bir kriz üretme kapasitesine sahiptir; yüzde 8'ini rehin alabilen bir boğaz ağır ama yönetilebilir bir bölgesel sorun üretir. Fark, merkez bankalarının faiz kararlarını değiştiren bir şok ile tanker navlunlarını değiştiren bir şok arasındaki farktır. Amerikan Enerji Bakanı'nın kriz sırasındaki cümlesi dönüşümü tek satırda özetliyor: bu, ancak bir kez oynanabilecek bir karttı. İran kartı oynadı; dünya cevaben masayı yeniden diziyor.
Kalan yüzde kırkın coğrafyası
Yine de haritanın söylemediklerini söylemeden bu metin eksik kalır. Kalan yüzde 40 eşit dağılmıyor; belirli adreslerde yoğunlaşıyor. Haritaya bakın: Kuveyt'in üzerinden mavi çizgi geçiyor ama Kuveyt'in kendi petrolü için tek bir alternatif boru hattı yok. Savaş öncesi günde 2 milyon varillik ihracatının tamamı boğazdan çıkıyordu ve ülke kriz boyunca mücbir sebep ilan etmek zorunda kaldı. Katar'ın asıl meselesi ise petrol değil, gaz: dünya LNG ticaretinin yaklaşık beşte biri Ras Laffan'dan çıkıyor ve neredeyse tamamı Hürmüz'den geçiyor. Haritadaki çizgilerin hiçbiri gaz taşımıyor. LNG'yi boruya koyup Akdeniz'e taşıyamazsınız; taşısanız bile karşı kıyıda onu yeniden sıvılaştıracak dev tesisler olmadan gemiye yükleyemezsiniz. Hürmüz'ün petrol kartı zayıflarken gaz kartı olduğu gibi elinde duruyor.
Bir de haritanın çizemediği zafiyet var: menzil. Petroline savaş sırasında vuruldu ve kapasitesinin bir bölümünü geçici olarak kaybetti; Fujairah limanı dron saldırılarıyla hedef alındı, yüklemeler durdu. Boru hattı boğazı baypas eder; İran'ın dronlarını baypas etmez. Gerçek denklem bu yüzden "Hürmüz'ün yerine borular" değil, "Hürmüz artı borular artı terminal güvenliği" şeklinde kurulmak zorunda. Yeni koridorlar tehdidi ortadan kaldırmıyor; tehdidin fiyatını düşürüyor.
Bu haritada adı yazmayan ama iki yeşil çizginin ucunda duran ülkeye ait. Akdeniz'e çizilen iki kapıdan biri Türkiye toprağında. Kerkük-Ceyhan anlaşmasının süresi bu ay doluyor ve masada sadece eski bir hattın yenilenmesi değil, yeni dünya haritasındaki Akdeniz kapısının kime emanet edileceği duruyor.
Hürmüz krizi boğazın gücünü azaltırken, o gücün bir bölümünü kuzeye, Doğu Akdeniz kıyısına taşıyor. Haritaya bir kez daha bakın: yeşil çizgilerin yarısı aynı köşeye akıyor.
Dünya Tarihi'nde Görülmemiş Olay!
Yeni düzenleme ile birlikte arıcılar ormanlık alanlara götürdüklerini arı kovanı için otel parası ödeyecek.
Ücret Orman Genel Müdürlüğü Döner Sermaye Hesabına Yatırılacak.
Ödeme Yapılmadan Ormanlık Alanlara Arı Kovanı Koyulması Yasak Olacak.