La TV china:
- Como científicos es tan esencial tener fe en el Comunismo?
- (...) Los occidentales siguen la ciencia por la ciencia en si, acaban trabajando por fama y fortuna. Nosotros investigamos para servir a la gente. Elegimos ser héroes anónimos en la sombra.
AKP, TKP'yi, TİP'i ve EMEP gibi muadillerini "muhalefet" saymıyor. Bu partileri, Avrupa Birliği uyum yasaları gereği açabildiler zaten. Bunları mevcut düzenin etkisiz ve denetlenebilir dekorları olarak görüyorlar.
Yaw sende bir gün sağcısın bir gün solcusun. Mühendislik öğrencisi olarak saat başı ürettiğimiz düşünce ve teknik senin hayatında ürettiğini yüze katlar, sabah akşam tivit atıyorsun. Halay da çekiyoruz üstelik :)
@VelihanErdogan@_shadowintel_ Makina da tabii ki tamamen matematik ama benim anlatmaya çalıştığım, "zaten programlar-araçlar bu işlemleri uyguluyor" denerek matematiksel derinleşmenin pek de önemli görülmemesi. Bu yaklaşımı bütün mühendisliklerden çok fazla arkadaşta gözlemliyorum maalesef
Antik Yunan’da schole denen serbest zaman, kişinin kendisi ve dünya üzerine düşündüğü; herhangi bir fayda gütmeyen yaratıcı çalışmalarla meşgul olduğu zamanı ifade ediyordu. Romalılar bu kavramı otium olarak dönüştürdüler, fakat içini büyük ölçüde boşaltarak… Otium olarak serbest zaman, çalışma dışında kalan eğlenme ve dinlenme zamanı olarak düşünülmeye başlandı.
Bugün “tatil” ve dinlenme zamanı dediğimiz şey de büyük ölçüde bu anlayışın dönüşmüş bir biçimi. Oysa Yunan’daki schole, yeniden çalışmak için enerji depolanan ya da sıradan hazlarla gevşenen bir zaman değildi. Aksine, kişinin yaratıcı etkinliklerde bulunduğu, bilgelik arayışı içinde olduğu ve karakteri üzerine çalışarak bir tür “kendilik pratiği” gerçekleştirdiği zamanı ifade ediyordu.
Bugün böylesi bir boş zamanı yaratmak, yalnızca çalışma hayatının işgal ettiği zaman nedeniyle zor değil; dikkatimizi çalan ve zihnimizi işgal eden teknolojik uyaranlarla kuşatılmış olduğumuz için çok daha zor. Yine de bunun zor olması, böylesi bir zamana ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
Mühendislik benim gözümde her zaman çok kıymetli, çok derin ve neredeyse kadim bir meslek oldu. Dışarıdan bakan birçok insan onu sadece teknik bir iş, bir diploma ya da masa başı bir uğraş gibi görebiliyor. Oysa mesele bundan çok daha büyük. Mühendislik, hayata bakış biçimini değiştiren bir düşünme disiplini. Günlük hayatta karşılaştığınız bir sorunda, işinizde, üretimde, sağlıkta, düzende, sistemde, hatta insan davranışlarında bile ister istemez daha analitik, daha yapıcı ve daha çözüm odaklı düşünmeye başlıyorsunuz. Bu da insana ayrı bir haz veriyor.
Ben açıkçası iyi ki bu yolu seçmişim diyorum. Çünkü mühendislik sadece bir meslek kazandırmıyor, insana zihinsel bir karakter de kazandırıyor. Sabretmeyi, neden-sonuç ilişkisi kurmayı, karmaşık şeyleri parçalayarak anlamayı ve bir problemi sadece görmekle kalmayıp onu çözmeye talip olmayı öğretiyor. Belki herkes bunun değerini hemen fark etmiyor ama mühendislik gerçekten insanın zihnini şekillendiren çok özel bir alan. İyi ki bu alandayım, iyi ki bu şekilde düşünebiliyorum, iyi ki zihnimi bu yöne verebiliyorum. Kitap okuyup, düşünüp, çözüm üretmeye çalışmak bile başlı başına büyük bir tatmin veriyor. Benim için mühendislik sadece bir bölüm değil, dünyayı anlama ve ona müdahale etme biçimi.
Şirketin koridorlarında, rasyonel zihin ile kurumsal illüzyonun çarpıştığı o tuhaf bölgeye hoş geldiniz. Biz mühendisler için dünya net bir yerdir; bir sorun vardır, bir analiz yapılır ve çözüm üretilir. Ancak İK departmanının kapısından içeri girdiğiniz an, mantık kuralları yerini "kurumsal bir sis perdesine" bırakır.
Siz projenin son anında, uykusuzluktan gözleriniz kan çanağına dönmüş halde bir sistem hatasını ayıklamaya çalışırken ekranınıza o malum mail düşer: "Stresle başa çıkmak için 5 dakikalık nefes egzersizi!" İçinizdeki gerginlik tavan yapmışken, size "diyaframdan nefes al" denmesi, alev almış bir motora yelpaze sallamak gibi hissettirir.
Asıl trajedi ise o "pop-up" sunumlarda yaşanır. Üst yönetimden aniden gelen ve iki gün içinde bitmesi gereken o imkansız sunum için sabahlamışsınızdır. İş teslim edildiğinde bir tebrik beklerken, İK size "Zaman yönetimi ve önceliklendirme konusunda kendinizi nasıl geliştirebilirsiniz?" konulu bir geri bildirim seansıyla gelir. Gerçek, somut ve teknik bir sorunu (eksik personel, hatalı planlama) masaya yatırdığınızda ise cevap hazırdır: Pizza Günü! Sanıyorlar ki, yanlış giden bir tasarım süreci, üzerine mısır taneleri serpilmiş bir hamur parçasıyla kendi kendini onaracak.
En büyük gizem ise işe alımlarda saklıdır. Ön mülakatta adaya sordukları o teknik soruları neye göre, hangi kriterle değerlendirdiklerini henüz hiçbir mühendis çözebilmiş değil. Bizim için iki dakikada onaylanıp geçilecek basit bir karar, onlar için sanki atom parçalanıyormuşçasına kompleks ve katmanlı bir onay mekanizmasına dönüşmek zorundadır.
Peki, biz düşman mıyız? Elbette hayır. Mühendis olarak biliyoruz ki her sistemin bir "kontrol ünitesine" ihtiyacı var. Ancak şu anki İK çizgisi, bizim teknik gerçekliğimize hizmet etmek yerine sadece "kurumsal bir makyaj" işlevi görüyor. Sistemin gerçekten fayda sağlaması için; soyut motivasyon paketleri yerine teknik darboğazları gören bir vizyon, "pizza günü" yerine odaklanma süremize (deep work) saygı duyan bir kültür ve jenerik geri bildirimler yerine somut verimlilik artışını destekleyen bir yapı gerekiyor.
Bizim için en büyük motivasyon, "mutlu çalışan" fotoğrafı vermek değil; işleyen, tıkır tıkır çalışan ve bürokrasiden arınmış bir sistemin parçası olmaktır.
Can, bir Alevi çocuğunu düşün. Okulda din dersinde namaz kılması öğretiliyor. Öğretmen, "Namaz kılmayan cehenneme gider" diyor. Arkadaşları, "Hadi namaza" diyor. Oysa evde kimse namaz kılmıyor. O çocuk ne hisseder? Bu, sadece bir din dersi değil, sistematik bir asimilasyon politikasının en somut örneğidir. Çocuk, kendi ailesinin, kendi inancının yanlış olduğunu, okulda öğretilenin doğru olduğunu düşünmeye başlar.
- Kafa karışıklığı: Evdekiler mi doğru söylüyor, öğretmen mi?
- Suçluluk: Ailem yanlış yapıyor, ben de yanlış mı yapıyorum?
- Utanç: Kendi kimliğinden utanmaya başlar.
- Bölünmüşlük: Evde bir kimlik, okulda başka bir kimlik geliştirir.
Bu çocuk büyüdüğünde, ya kimliğini reddeder, asimile olur, ya da sürekli bir çatışma içinde yaşar. İkisi de sağlıklı değildir. Devlet okullarında Alevi çocuklarına Sünni İslam'ın dayatılması, bir eğitim politikası değilbir asimilasyon politikasıdır. Bu politika, çocukların ruh sağlığını bozmakta, kimlik bunalımına yol açmaktadır.
German Chancellor Merz:
We are simply no longer productive enough. Each individual may say, “I already do quite a lot.” And that may be true.
But when you return from China, ladies and gentlemen, you see things more clearly.
With work-life balance and a four-day week, long-term prosperity in our country cannot be maintained. We will simply have to do a bit more.
Çin'i kapitalist ve hatta emperyalist olmakla eleştiren marksistler-leninistler,
Çin'in bir Komunist Parti tarafından yönetildiğini ve yaşayabilir gerçek bir sosyalizmin inşası için yüzmilyonlarca insanı seferber edebilme olanağını ve bunun dünya marksizmi için potansiyelini gözardı ediyorlar.
Sovyet nostaljisinden ibaret bir siyasal düşünce nekrofilidir.
Marx'ın da dediği gibi, Çin, ''eskinin içindeki yeni formdur.''
Dayanışma büyüyor!
Okurlarımızın katkısıyla armağan edilecek toplam Manifesto sayısı 28 olmuştu. Ek olarak bugün, @burak33kursun 3 adet, @asdftmgl 2 adet, @zindemiryrk 3 adet ve @toplumveutopya 10 adet Manifesto armağan etti.
Böylelikle, toplam armağan edilecek Manifesto sayısı 46 oldu.