ÖNEMLİ!
Dostlarım @emresirinyeni hesabıma erişim engeli getirildi.
Sebebini bilmiyorum...
Yeni hesabım budur.
Takibe alıp, paylaşmanızı rica ediyorum...
Konuşmak, itiraz etmek, farklı düşünmek cezalandırılmamalı!
Doğru bildiklerimizi anlatmaya devam ✌️👍
#emreşirin
Ne derlerse desinler, biz biliyoruz ki, Merdan Yanardağ'ın "suçu" gazetecilik ve Tele1 gibi muhalif bir kanalı var etmek!
Tele1'i engellemek için Merdan Yanardağ'ı hedef aldılar; yedi aydır hapiste tutuyorlar.
Merdan Yanardağ ile dayanışma için imza günü düzenledik. Bekleriz...
26 Nisan Saat 15.00
Gazeteci Alican Uludağ, 20 Şubat'tan beri tutuklu. Bugün tam iki ay oldu.
"Bir gazetecinin cezaevine atılması demokratik düzene hakarettir."
Alican'ı hemen serbest bırakın!
#HalkaYalanSöylemedik
Yıl 2010. Henüz Doçenttim. Karaciğer Safra Pankreas cerrahisi konusunda ÇAPA ve Cerrahpasa'da çalışmalar yapıp kurumum Süleyman Demirel üniversitesine henüz dönmüştüm.
Yoğun bakımdaki bir hasta için konsültasyon istediler.
Bir özel hastanede Safra kesesinden ameliyat edilen ve safra kaçağı sebebiyle genel durumu bozulması sebebiyle hastanemize yönlendirilen 29 yaşındaki bir kadın hasta, "şiddetli sepsis"
tanısıyla takip ediliyordu.
Karın içindeki Safrayı dışarı almak için Diren konulmuş ama hem safra kaybı hem de genel durum bozukluğu giderek artmış bir durumdaydı.
Yapılan mrcp tetkikinde, ameliyatta tıbbi hata ile tüm safra yolunun çıkarıldığını saptanmıştı. ERCP yapılmış ama herhangi bir sonuca ulaşılmamıştı.
Hastanın eşi ile konuştum genel durumunun bozuk olduğunu ölüm riskinin çok yüksek olduğunu ama belki ameliyat da bir şeyler yapılabileceğini ve bundan hastanın fayda görebileceğini anlattım. Hasta yakını bir yıl önce evlendiklerini henüz çocukları olmadığını anlattı bana ve ne gerekiyorsa yapılmasını istediğini belirtti.
Yasal izin alıp hastaya ameliyat kararı verdim.
Kalp damar cerrahisinde Doçent olan bir arkadaşımı da ameliyata davet ettim.
Bacak toplar damarı (safen ven) grefti almak ve safra yolu olarak kullanmak için hazırlaması için..
Kalp damar cerrahı olan arkadaşım çok şaşırdı.
Ona da anlattım dedim ki pubmed literatürlerini daha önce taramıştım dedim.
Toplam iki kez böyle bir deneyim yaşanmış sonuncusu 1960'lı yıllarda.
Sonuç olarak 29 yaşındaki ölüm riski %90'ın üzerinde olan yoğun bakım hastasını ameliyata aldık, bacak damarından (safen ven)
Safra yolu yaparak, bu safra yolunu da İnce bağırsağa (jejunum) bağlayarak ameliyatı tamamladık.
Hastamız 3 gün sonra yoğun bakımdan çıktı 7 gün sonra da şifa ile taburcu oldu.
Bu olguyu Türk karaciğer safra pankreas cerrahisi kongresine poster olarak götürdüm.
Çok ilgi çektiğini söylemeliyim Hatta Türkiye'de en fazla karaciğer nakli yapılan İnönü Üniversitesi nakil ekibi Cerrah dostlarımız çok ilgilendiler çünkü karaciğer naklinde önemli sıkıntılardan bir tanesi de safra yolu re konstrüksiyonunda kullanılacak bir Doku sorunudur.
2 yıl Sonraki kongrede bu ekibin ameliyatta 10 küsür olguya bacak toplardamarından yama yaptıklarını ve çok iyi çalıştıklarını öğrendim.
Ben olguyu makale yapmadığım için İbrahim hocam sizin bu konuyu makale yapmanızı bekliyoruz yoksa biz yayınlayacağız dediler ben de kendilerine izin verdim Dedim ki tek olgu yerine sizin dedim Bunu dedim üstlenmeniz bilim adına önemli bir katkı sağlayacaktır.
Benim makale olarak yayınlamamı beklemenize gerek yok dedim.
Her neyse Sonuçta hasta tamamen iyileşti Yaklaşık 16 yıldır hasta sağlıklı bir şekilde hayatını devam ettiriyor birkaç kez istanbul'dayken de beni telefonla aradılar iki tane çocukları olduğunu belirttiler.
Insan sağlığına ve hayatına katkı yapmaktan daha büyük bir onur ve gurur olamaz.
Tüm dünyada daha önce iki kez yapılmış bir konuyu 3. kez biz gerçekleştirmiş olduk.
Bir İspanyol atasözü var: başkalarının tecrübelerinden istifade etmeyen insan akılsız insandır.
Bilimle uğraşan insan akıllı olmalıdır önyargısız bir şekilde bilgi havuzunu genişletmeli ve yeri geldiğinde de o bilgiyi doğru bir şekilde uygulayabilmelidir.
Yapılan mobbingler sebebiyle üniversite Hastanesi'nden emekli oldum.
Isterdim ki karaciğer safra ve pankreas konusunda ve kanser cerrahisi konusunda çalışmalarımızı daha da ilerleterek dünya çapında tüm insanlığa hizmet etme şansım olabilseydi.
57 yaşındayım artık bu yaştan sonra yeni bir maceraya girme şansı yok.
Ülkemizde çok başarılı olan cerrahlar hekimler bilim insanları var Ancak hem kamuda Hem de özel sektörde Mobbing çok yaygın.
Ülkemizin gelişmesi için liyakata dayalı yani meritokratik yönetim anlayışının hakim kılınması çok önemli.
Aksi halde patinaj yapmaya devam eder dururuz.
Herkese sağlıklı huzurlu mutlu bir ömür diliyorum Saygılarımla
⚕️🌹
Bugün bir yazı okudum.
Okuyunca donakaldım. Kahroldum...
Sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Efendim, Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya’da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar çok güzel. Ama Türkiye onu tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış. Bilim dünyasında ona “Türklüğünden vazgeç, daha çok parla” diye akıl verenlere o inatla “asla” demeye devam ediyor.
Türk olması büyük sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğu hiç anılmamış. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama, onu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmış bir gazete. 1996 da başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrılmış ; bu törende Türk bayrağının altına gittiğinde onu oradan alıp Finlandiya bayrağının altına almışlar. Çok ağırına gitmiş bu…
1996 yılında Finlandiya Hükûmeti onu buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere ABD’ye göndermiş. New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e gitmiş. Meğerse Amerikalılar da o dönemde aynı bakteriyi Mars gezegeninde bulmuşlar. Bunun üzerine birlikte Astrobiyoloji Enstitüsü’nü kurmuşlar. Bulduğu bakteriyle ilgili olarak ABD’de kurulan büyük bir firmanın da sahiplerinden biriymiş. Firmanın CEO’su “senin Türk olmandan yoruldum” diyerek kendisine ABD vatandaşlığına geçmesini önermiş. Yanıtı kısa ve öz : ASLA ! Ve ekliyor : Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim, ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor… Şaşırıyorlar Amerikalılar. Sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden Türk olmakta ısrar ediyorsun ? diye soruyorlar kendisine.
Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçentlik ünvanı alan ilk yabancı olmuş.
Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümüne başvurarak “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler. Hacettepe Tıp Fakültesi de “bu bizi aşar” demiş. Hasrete dayanamayıp Türkiye’ye dönmüş ve Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış. Kendisine mikrobiyoloji kliniğinde 9 ay boyunca dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya’da ki profesörü “sen orada ziyan oluyorsun” diyerek isyan etmiş ve Türkiye’ye onu almaya gelmiş.
''Bana yurt dışında Everest’in tepesine bayrak diken kadın gözüyle bakıyorlar, ama bugüne kadar hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım. Sadece bir kişi, nasıl oldu bilmiyorum, İskandinav Tıp Ödülünü kazandığım zaman, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi, halâ saklarım.'' diyor bu değerli Türk Bilim Kadını…
PAYLAŞALIM Kİ, BU DEĞERLİ İNSANIMIZI HERKES ÖĞRENSİN...
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'den harika tespitler.
- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
* Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
* Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
* Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
* Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.
- Batı'daki dinî mezhepler teolojiktir ve zihinseldir!
Bizdekiler ise siyasaldır!.. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.
- Sünnilikte düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü!
Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?
- 150 milyar dolar ihracatımız var ama, 300 milyar dolara yakın da ithalatımız var!..
Bunun anlamı şudur!.
Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz.
- Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!
Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.
Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.
- Şeyhlik, şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir.
Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok!
O nedenle olguyu okuyamıyoruz.
- Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim hâlim ne olacak?” diye soranlarımız var!
- Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!
Fakat onlar kendi insanlarını sömürmüyorlar.
Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz.
Kendi insanımızı sömürüyoruz.
Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.
Bana göre en büyük vatan hainliği budur.
- Adam ilâhiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;
VİP cenaze namazı kıldırmak,
VİP umre ziyareti düzenlemek.
Anlayış olarak hâlâ Farabi'yi aşamamış.
4000 yıl önce yaşayan Sümerler'in kafasına sahip.
- Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!
O nedenledir ki, ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır. Buna teoloji felsefesi de dahildir.
- Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'an'ın hedefi nedir, karakteri nedir sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.
- Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..
Oysa Batı'da binlerce var!
- Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..
Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..
Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da dindar olunabilir.
Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.
~~~
Prof. Dr. Niyazi Kahveci,
İlahiyatçı, yazar, araştırmacı,
Yıkıldım. İyi bir arkadaşım ve yurt arkadaşım Amin Pourfarhang, İran'da protesto ettikten sonra ölüm cezasına çarptırıldı. O, tanıdığım en iyi kalpli insanlardan biri.
Lütfen paylaşın. Görünürlük, İslam Cumhuriyeti için maliyeti artırır ve bu infazı durdurabilir!
“Trafikte tartıştığı kadın sürücünün aracına saldırdı” haberleriyle gündem olan, işinden atılıp 2 ay ev hapsine çarptırılan vatandaş, tek tek görüntüleri toplayarak olayın arka planını anlattı.
Ortaya çıkan yeni görüntülere göre, yanında çocuğu bulunan erkek şahsın aracına iki kez bilinçli şekilde çarpıldığı, yaklaşık 2 km boyunca takip edilip taciz edildiği görülüyor.
Yaşananlara tepki gösteren vatandaş:
“İşimden oldum, tüm hayatım, düzenim altüst oldu. Aile huzurum kalmadı ve 2 aydır ayağımda kelepçeyle ev hapsindeyim. Ancak bunları bana yaşatan kişiye hiçbir şey olmadı. Hep işçiler ezilmek zorunda mı bu ülkede?”
Tele1'i geri istiyoruz!
8 yıl boyunca izleyici ve dostlarının desteğiyle medya dünyasında özgün bir yer edinen ve muhalefetin her renginin kendisini ifade imkanı bulduğu kanalımızı hukuksuz biçimde el konuldu.
Bu kararın hukuk dışı bir karar olduğuna şüphe yok. Yakında belgeleriyle konuyu anlatacağım ancak bu arada koskoca ülkenin en önemli kanallarından birinin yayın çizgisi değiştirilerek devre dışı bırakıldı.
9 gün sonra dönüp bakıyorum. Böylesi bir mesele bu kadar kolay sindirilerek yeni operasyonlara zemin oluşturuluyor.
Dolayısıyla herkesten beklentimiz her platformda öncelikle tele1'in iade edilmesi gerektiğinin vurgulanması..
Henüz geri dönülmez noktada değiliz. Teslim ettikleri anda kanalımız bıraktığı yerden yayınlarına devam ettirebiliriz.
Tele1'i geri istiyoruz!
ESKİ İZBB BAŞKANI TUNÇ SOYER SAVUNMA YAPIYOR
📌Bizi bu salona cezaevinden getirdiler. Cezaevi ceza çekilen ev demek. Biliyorsunuz,cezaevinde hükümlü veya tutuklu olmak arasında hiçbir fark yok. Her sabah güne sayılarak başlıyoruz ve tek kişilik hücrelerde ya da koğuşlarda aynı koşullarda yaşıyoruz. Örneğin suçu sübut etmiş biri, birimizin yan koğuşunda olabiliyor.
📌Peki neden 105 gündür bu cezayı çekiyoruz?
📌Burada olmamın temeli, Kentsel Dönüşümde Kooperatifçilik modelinin hayata geçirilmesine dayanıyor.
Kastımızın ne olduğu apaçık ortadayken, bu kastın dolandırıcılık suçuyla ilişkilendirilmesi asla kabul edilemez.
Bunun böyle olmadığını savunmaya çalışmakinanın çok ızdırap verici.
📌Depremden hemen sonra ilerlemeyen kentsel dönüşüm süreçlerini ilerletebilmek için,2012’de belirlenen kentsel dönüşüm alanları İZBETON’a verildi. Hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi meclisinde oybirliği ile alınan ortak kararla. Süreçte İzmir’in iş insanları, İzmir Ticaret Odası kentsel dönüşüm komisyonu,İZBETON’a gelip kooperatifleşme ile kentsel dönüşüme destek olabileceklerini belirttiler. Bana bu fikir sunulduğunda elbette ki çok memnun oldum, çok heyecanlandım. Halk Konut fikrini ortaya çıkartmış, kooperatifçiliğin, birlik olmanın bu ülkenin refaha ulaşmasında çok önemli bir yeri olduğuna inanmış, ve yerel ölçekte bunu Türkiye’de hiç kimsenin bilmediği, denemediği alanlarda hayata geçirmiş bir başkan olarak elbette büyük bir memnuniyetle karşıladım.
📌Hiç denenmemiş yapılmamış kooperatif uygulamalarını ben başlattım.
📌Bu model tertemiz niyetlerle ve tamamen hukuka uygun olarak hayata geçirildi. Her adımı da kamuoyuna gururla anlatıldı.
📌İnşaatlar oradadır, en güvenli şekilde ilerlemesi için tüm çaba gösterilmiştir. Kooperatif ortaklarının ödedikleri paralar kooperatif hesaplarındadır ya da inşaatlardadır, varsa bir eksiklik, bir yolsuzluk her kooperatif yönetimi ortaklarına zaten bunun hesabını verir.
📌Evet gecikmeler olmuştur ancak inşaatta olan gecikmeler asla dolandırıcılık kabul edilemez. İnşaatların gecikmesinin en büyük sebebi temmuz 2024’te inşaatların durdurulmuş olmasıdır.
📌Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki;Türkiye’de kim tarafından yapılırsa yapılsıninşaat maliyetlerinin kontrol edilemez artışları nedeniyle inşaatlarda uzun gecikmeler yaşanması maalesef hayatın olağan akışı haline gelmiştir.
📌Peki inşaatları geciken hangi kurumun yöneticileri, hangi bürokratlar bugüne kadar dolandırıcılık ile suçlanmıştır?
Hangi belediye başkanı, kamu zararı olmadığı Sayıştay tarafından belgelenmiş olmasına rağmen, Danıştay kararınca görev ihmali, görevi kötüye kullanma suçları olmadığı halde yargılanmıştır, dolandırıcılıkla suçlanmıştır?
📌Kooperatif üyelerinin yaşadığı mağduriyet nedeniyle bizim ve modelin kurban edilip cezalandırılması hukuka ve hakkaniyete uygun değildir. Mağduriyetlerin sebebi ne burada bulunan sanıklar ne de ortaya konulan modeldir. Hak mağduriyetini doğuran sebepler varsa bunların tespit ve çözüm yeri ise elbette hukuk mahkemeleridir.
📌İzmir’in şehri emini olarak daima güvenilir bir başkan olmaya gayret ettim. Cumhuriyetin 100. yılında İzmir’in başkanı olmanın görev ve sorumluluğunun hep bilincinde hizmet ürettim. Bırakın insanları aldatmayı, dolandırmayı, daima herkesin derdiyle dertlendim 5 yıl boyunca.
Çünkü ben bu şehri, bu memleketi uğruna hayatımı verebilecek kadar çok sevdim. Ve üstelik bu bir hamaset değil.
📌Emin olun, aday gösterilip görevime devam etseydim şuan bir çok etapta anahtar teslimi yapmış, yeni etapları başlatmıştık ve şimdi asla huzurunuzda olmayacaktık.
📌Bu model insanlar güvenli konutlarda yaşasın diye ortaya çıktı. İnsanlar ölmesin diye insan üstü çaba sarfettik. Başka bir kastımız yoktu ve üstelik her şeyi aleni yaptık. Ne kendimize ne de başkasına hiçbir haksız menfaat temin etmedik. O halde suçun hiçbir unsuru oluşmamışken 3 ayı aşkın bir süredir neden ceza çekiyoruz?
++