Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Cahil muhabir istemiyoruz!
Spor yazarı ayrı, muhabir ayrı, bu tivitler sayesinde daha net anlıyoruz.
Vedat 25 atsa, Talisca’nıj geçen sezon attığını ekleyip “bu kadar gol” atardı Fener yazacak sezon sonu.
Futboldan anlayan “spor yazarı” anlatmış tane tane, merak eden açar izler
Yüzde yüz yanılmak, Fenerbahçe yönetiminin haklı çıkmasını ve bu camianın şampiyon olmasını tüm kalbimle istiyorum.
Ancak bugün Fenerbahçe, son bir buçuk yılda Türkiye’de belki de en fazla gol atan oyuncu olan Talisca’yı gönderiyor. Yönetim, onun yerini doldurabilirse bu transfer döneminde özellikle oyuncu alımı konusunda sonuna kadar alkışı hak eder.
Ama Talisca’nın yeri doldurulamazsa, Semedo’dan çıkmayıp Talisca’dan çıkılması benim futbol anlayışıma tamamen ters. Bu hatadan mutlaka dönülmeli.
Futbolun değişmeyen bir gerçeği var: Atanın ve tutanın çok iyi olacak. Biz atanı gönderip Semedo’yla devam edeceksek burada benim aklımın almadığı bir şey var.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
deniz göktaş hakkında tahliye kararı verildi, cezaevinden çıkmadan tekrar tutuklandı.
tekrar tutuklama gerekçesi 'suçu ve suçluyu övmek'. yine aynı gösteride aşağıdaki espirisi yüzünden. inanılmaz ama yaşanıyor işte.
"..Bugünün ikinci sıra bilet gelirleriyle Türkiye’de bir tetikçi tutup, rakip bir komedyeni öldürtebiliyoruz. Şu an piyasa bu durumda. Sadece ikinci sıra, bir de Telegram grubu. Oradan Daltonlar yazıyorsunuz, gayet kurumsal bir iletişim var. Bitcoin’den parayı yatırıyorsunuz takip de etmiyorlar. Öldürünce fotoğraf geliyor buydu değil mi abi?"
@karabayfurkan5
https://t.co/CTu69Oq2s8
Tedesco'nun büyüklüğü her maç daha iyi anlaşılıyor. Çalkantılı bir sezonda, elinde santrafor olmadan belirgin stratejiler ve oyun planıyla, net top oynatıyordu. İsmail Kartal'ın kafası bile net değil, karmaşa ve korku hakim.
Tedesco hocamın elinde bu kadro olsaydı hücumun merkezinde Asensio olurdu, Nene'den katkı alırdı ve Lukaku için de bu kadar beklemezdi. Sidiki Cherif'i de yedirmezdi.
#FBvOL
Tüm madenciler ve Bağımsız Maden İş yöneticileri bir kez daha gözaltına alındı!
Başkentin ortasında, çocuğunun boğazına girecek bir lokma için mücadele edenleri bu hale düşürdünüz, övünün!
Hırsızın yanında durana, ona sahip çıkana lanet olsun.
Hesaplaşacağız!
ultraslan lideri sebahattin şirin ve oğlunun banka hesaplarında 51 milyon liralık hesap hareketi ortaya çıkmış.
işlem hacmi 2022'de 2 milyon lirayken 11 milyon seviyelerine kadar çıkmış. bu para hareketlerini makul şekilde açıklamalı.
hangi takımı tutarsanız tutun, bu yüzyıllık kulüpler üzerinden başka iş yapanlarla aranıza mesafe koyun.
CHP'den seçilen meclis üyeleri üçüncü turda AKP'nin adayına oy verdi. Dördüncü turda Üsküdar Belediye'sini AKP'ye teslim edip etmemeye karar verecekler.
Zaten CHP'den seçilen bazı meclis üyeleri ile görüşüldüğü dedikodusu ayyuka çıkmıştı. Siyaset mide bulandırmaya devam ediyor
İşçiye gelince para yok, tatile gelince servet var!
🔴 İstanbul Kadıköy’deki Melek Hotels Moda’da işçiler bir buçuk yıldır maaşlarını, tazminatlarını ve diğer alacaklarını alamazken; patron Mehmet Ulusoy dünyanın en lüks mekanlarından tatil fotoğraflarını paylaşmaya devam ediyor.
💫 Melek Hotels Moda’da DİSK Dev. Turizm-İş üyesi işçilerin mücadelesini selamlıyor, emekçilerin haklarını gasp ederek gününü gün eden patron Ulusoy’u uyarıyoruz!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları ge��en mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
TEB üst yönetimine açık çağrımızdır.
2026 yılının ilk yarısında kârınızı %62 artırdığınızı açıklıyorsunuz. Bu başarının arkasında ise her gün hedef baskısıyla, yoğun iş yüküyle, her geçen gün yoksullaşan ve düşük ücretle geçinmeye çalışan banka emekçileri var.
Şimdi sıra çalışanların emeğinin karşılığını vermekte. Açıklanacak ücret artışının, bankanın büyüyen kârlılığıyla ve çalışanların yarattığı değerle uyumlu olması zorunluluktur. Banka kâr ederken emeğin payını küçültmek kabul edilemez.
BANKSEN olarak TEB çalışanlarıyla temas halindeyiz, süreci yakından takip ediyoruz. Banka emekçilerinin alın terinin görmezden gelinmesine, enflasyonun altında bırakılmasına ve yoksullaştırılmasına sessiz kalmayacağız.
TEB emekçilerine de çağrımızdır:
Hakkımızı birlikte savunacağız, birlikte kazanacağız. Güçlü bir ücret, insanca çalışma koşulları ve gerçek bir toplu iş sözleşmesi ancak birlik ve dayanışmayla mümkündür. Gelin, emeğimize birlikte sahip çıkalım, sesimizi birlikte büyütelim.
Kâr büyüdüyse, ücret de büyümelidir. Çünkü bu kârın gerçek sahipleri banka emekçileridir.
@TEB@diskinsesi #zam #gelirdeadalet #teb