Seferovicle oynamayı düşünürken Allah İcardi yolladı durduk yere, 2 sene o idare etti, sonra Kızıldeniz yarıldı Osimhen geldi.
Şimdi bu sene de bir mucize gerçekleşsin diye bekliyoruz işte acelemiz yok.
Planla programla yönetilmiyoruz maalesef, tamamen reflekslerle yaşıyoruz...
Her okula iki polis görevlendirelim" diyenler, Türkiye'de 74.000 okul olduğunu, 74.000 x2 = 148.000 polis gerektiğini ve tüm polisleri bu iş için görevlendirsek bile sayının yetersiz kalacağını hesap edemiyorlar.
Bu sorun kapıya güvenlik veya polis dikmekle çözülmez; bu tamamen bir eğitim sorunudur.
Yetişen çocuklar aile terbiyesi ve ahlaktan yoksun büyüyor.
Öğretmen okulda çaresiz kalıyor. "Öğretmen öğrencisine dayak attı" haberlerini ana haberlerde insanların gözüne soktular; öğretmenleri itibarsız hale getirip okulun hakimi olmaktan çıkardılar.
Evde terbiye edilemeyen çocuklar, okulu eğlence yerine çevirdi.
Konu ekonomi falan da değil; ekonomisi iyi olan çocuklar daha şımarık oldular.
Bırakın ahlak ve terbiyeyi, Türkçe konuşmayı bile unuttular; "boş yapma" gibi saçma sapan kelimeleri kullanır hale geldiler.
Geldiğimiz sonuç ortada.
Bu işin çözümü aslında çok basit: Okumayacak öğrenciyi okuldan atacaksınız.
Bunun için öğretmenlere tam yetki verip işlerine karışmayacaksınız.
Bakın o zaman nasıl bir disiplin sağlanıyor!
Okullara polis görevlendirilmesi çok anlamsız ve yanlış bir uygulama olur.
Okulları güvenlik yönünden daha sorunlu ve sıkıntılı hale getirir.
Okullar eğitim kurumlarıdır, çete ve haydut yuvası değil.
Okullardaki her türlü şiddet eğilimini önleyecek; güvenlik risklerini doğmadan bertaraf edecek olan okul yönetimidir.
Kendi eğitim yöntemleri ve iç disiplin düzenlemeleriyle bunları önleyemeyen bir yapının güvenliği, hiç bir dış kuvvet tarafından sağlanamaz.
Böyle bir yaklaşım eğitimin itibar ve saygınlığa da büyük zarar verir.
Ayrıca okulun yönetim ve eğitim kadrolarının güvenilirliği ve yeterliliği açısından da çok olumsuz bir algı oluşturur.
Yapılması gereken şey daha önce denenmiş olan disiplin ağırlıklı eğitim sistemini tekrar tavizsiz şekilde hayata geçirmektir.
Kızları onlyfansçı, oğlanları küçük mafya olmaya çalışıyor. Aileler sapıtmış. Anne babalar kumar ve gayri ahlaki hayatlar yaşıyor. Dostluk, kardeşlik kavramları unutuldu gitti. Sosyal çürüme değil artık ortada bir şey kalmadı. Sosyal diye bir şey yok ki çürüsün.
Her yerde din pompalanıyor din kalmadı. Elimizde hiç bir şey kalmadı. Çocuğun ölmesi öğretmenin ölmesi normal oldu. Eskiden bok boku vururdu. Şimdi bok herkesin elinde.
Herkes Trump'ın tehdidine bakıyor. Ben İran'ın cevabına bakıyorum.
Çünkü o cevabın içinde tüm bölgeyi yakacak bir tehdit var.
Önce kısa bir özet.
Trump'ın İran'a verdiği süre salı günü doluyor.
İlk tehdit "elektrik santrallerinizi vururuz"du.
Bugün çok daha ileri gitti.
Truth Social'dan yazdı: "Salı günü Enerji Santrali Günü ve Köprü Günü olacak. Benzeri görülmemiş bir gün."
Fox News'e söylediği daha da ağır: "Anlaşma olmazsa her şeyi havaya uçurup petrolü almayı düşünüyorum."
Herkes bu sözleri konuşuyor.
Ama kimse İran'ın cevabına bakmıyor.
İran Meclis Başkanı Ghalibaf bugün cevap verdi. Ve söyledikleri Trump'ın tehdidinden daha tehlikeli.
Ghalibaf Trump'a doğrudan seslendi:
"Pervasız hamleleriniz Amerika'yı her aile için yaşayan bir cehenneme sürüklüyor. Ve Netanyahu'nun emirlerine uymakta ısrar ettiğiniz için tüm bölgemiz yanacak. Savaş suçlarıyla hiçbir şey kazanamazsınız."
Bu cümleyi bir daha okuyun. "Tüm bölgemiz yanacak" diyor. Sadece İran değil. Tüm bölge.
Ve bu sadece söz değil. Arkasında somut tehditler var.
Birincisi.
"Elektrik tesislerimiz hedef alınırsa bölgedeki tüm enerji tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri ve bilgi iletişim altyapısı hedef alınacaktır."
Ne demek bu?
Körfez ülkeleri içme suyunun neredeyse tamamını tuzdan arındırma tesislerinden elde ediyor.
Katar: %99.
Bahreyn: %90'ın üzeri.
Kuveyt: %90'ın üzeri.
Umman: %86.
Suudi Arabistan: %70.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
O tesisler vurulursa su yok. Milyonlarca insan susuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
İkincisi.
Ghalibaf bir soru sordu: "Küresel petrolün, LNG'nin, buğdayın, pirincin ne kadarı Bab el-Mandeb Boğazı'ndan geçiyor? En çok kullanan ülkeler hangileri?"
Bu bir soru değil. Bu bir uyarı.
Hürmüz Boğazı dünya petrol trafiğinin %20'sini taşıyor. Bab el-Mandeb Kızıldeniz'in giriş kapısı. İkisi birden kapanırsa dünya ticaretinin üçte biri durur.
Üçüncüsü.
İran devlet televizyonunda bir güvenlik analisti şöyle dedi: "Kara harekatı düzenlenirse Bahreyn ve BAE'nin kıyılarını ele geçiririz. Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır. Bu operasyon gündemimizde."
Şimdi bir adım geri çekilin ve büyük resme bakın.
Trump diyor ki: İran'ı taş devrine götürebilirim.
İran diyor ki: Bizi vurursanız tüm Körfez'i vururuz. Bab el-Mandeb'i kapatırız. Su tesislerini yok ederiz. BAE ve Bahreyn'i işgal ederiz.
Trump cehennemle tehdit ediyor.
İran diyor ki: Cehennem herkese gelecek.
Önümüzdeki günler çok kritik.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizleri haberdar edeceğim.
Solda: Kosova - Türkiye maçının oynanacağı Fadil Vokrri Stadyumu (kapasite: 13.980)
Sağda: Bosna Hersek - İtalya maçının oynanacağı Bilino Polje Stadyumu (kapasite: 13.632)
Dağılan Yugoslavya'da biri eyalet, diğeri özerk bölge olan bu iki ülkenin toplam nüfusu 5 milyon bile değil ama bugün ikisi de ayrı ayı dünya kupasına katılabilir.
Yugoslavya bir bütün olarak kalabilseydi neler neler olurdu...
Modric, Dzeko, Tadic, Vedat Muric, Kovacic, Perisic, Matic, Pavlovic, Rakitic, Mandzukic, Gvardiol, Rahmani, Kolarov, Jan Oblak, Ilicic, Sesko, Elif Elmas, Zhegrova, Pjanic, Vlahovic, Mitrovic, Milinkovic-Savic... bunlar beraber oynayacaktı.
2018'de ve 2022'de dünya şampiyonu olabilirlerdi.
İlber ortaylı'ya cenaze töreninde definden önce İmam duasında dedi ki yazdığın kitaplar verdiğin bilgiler yetiştirdiğin öğrenciler bu dünya için ahirette sadakan olsun hiç böyle güzel bir dua duymamıştım Allah rahmet ve merhamet etsin ahireti kabri cennet olsun
Burası Çanakkale…
Mehmed’in şehadetinin, gazinin iradesinin en büyük şahidi.
Burası Çanakkale…
Bir milletin yüreğinin son siperi.
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi kutlu olsun.
Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. 🇹🇷
#18Mart
Eric Cantona:
"Savaş ilan etmeye karar veren her cumhurbaşkanının cepheye ilk giden kişi olmasını gerektiren uluslararası bir yasa öneriyorum. Ofislerinde oturup 18 yaşındaki gençleri ölüme gönderiyorlar... Şahsen, çocuklarımdan hiçbiri savaşa gitmeyecek. Neden gitsinler ki, kimin için?"
Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın şubat ayında kaleme aldığı yazısında:
"Pazar gecesi fenalaştım. Hasta bakıcı Sevim Hanım, Dr. Şevval Kanlı, hemşirelerden Tuğba ve Çağla hepsi birden seferber oldular.
Zaman makinesine binebilsem Gazi Paşa’ya telgraf çekeceğim: ‘Paşam, dört Türk kadını, ihtiyar moruk profesörü kurtardılar. İnkılaplar hedefine varmıştır.’"
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor !!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes "diktatör devrildi" dedi. Alkışladı. Bazıları uluslararası hukuka aykırı dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı: Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro gitti. O hat kesildi.
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes "nükleer tehdit bitti" dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları Uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı: İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Savaş başladı. O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri. Çin.
Tesadüf mü?
Hayır.
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net: Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu. Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi. Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu. Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu. Sonuç: Soğuk Savaş.
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor. Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır. Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Dışarıdan almak zorunda.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor. Devasa güçlü. Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor. Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var. Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var. Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan.
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan? İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz. Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedariğinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi. Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı. Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
-Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
-Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
-İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi. İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır? Silahları ve doları. İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu. O istikrar bombalandı.
Amerika tek hamleyle iki şeyi birden yaptı.
Çin'in yakıtını kesti. Ve Çin'in Avrupa'ya uzanan ticaret yolunu bozdu.
Motor yakıtsız kaldı. Yol da kapandı.
Peki bundan sonra ne olacak?
Kaçınılmaz olan tek bir nokta kaldı.
Taiwan.
Taiwan neden bu kadar önemli? Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ı orada üretiliyor. Telefonunuzdaki çip, arabanızdaki çip, füzenizdeki çip. Hepsi oradan.
Kim Taiwan'ı kontrol ederse 21. yüzyılın teknolojisini kontrol eder.
ABD diyor ki: "Taiwan'ı destekleyeceğiz."
Çin diyor ki: "Taiwan bizimdir. Gerekirse güç kullanırız."
Uzlaşma alanı yok. İki taraf da geri adım atamaz. Çünkü geri adım atmak zayıflık gösterir.
Dalio'nun dediği tam olarak bu. İki güç birbirine yaklaştığında ve uzlaşamaz farklılıkları olduğunda savaş kaçınılmaz olur.
Tüm bu hamleler o kaçınılmaz noktanın hazırlığı.
Şöyle düşünün. İki boksör ringe çıkacak. Ama biri dövüşten önce rakibinin suyunu kesiyor. Yemeğini engelliyor. Müttefiklerini ayırıyor. Rakibi ringe bitkin çıksın diye.
Venezuela kesildi.
İran kesildi.
Rusya kısıtlandı.
Avrupa ticaret yolu bozuldu.
Ring: Taiwan.
Ve o ringe çıkış her gün biraz daha yaklaşıyor.
Ama bir olay daha var.
Amerika sadece Çin'i zayıflatmıyor. Aynı zamanda para kazanıyor.
Her savaş ortamı yeni bir silah anlaşması demek.
Ortadoğu'da bomba düştüğünde Körfez ülkeleri ne yapıyor? Silah alıyor. Kimden? Amerika'dan.
İran vuruldu. Körfez ülkeleri tehdit altında hissetti. Savunma bütçeleri fırladı. Siparişler hep aynı adrese gidiyor: ABD savunma şirketleri.
Suudi Arabistan, BAE, Katar. Hepsi savunma harcamalarını artırıyor.
Her patlama yeni bir sipariş. Her kriz yeni bir kontrat. Her savaş yeni bir milyar dolar.
Amerika Çin'in yakıtını keserken kendi kasasını dolduruyor.
Tek strateji, beş kazanç:
1- Çin'in enerji hatlarını kes.
2- Çin'in Avrupa ticaret yolunu boz.
3- Bölgeyi kontrol et.
4- Silah satışıyla kasayı doldur.
5- Çin'in Taiwan savaşına güçsüz katılmasını sağla.
Herkes ayrı ayrı savaşlar görüyor. Ben tek bir strateji görüyorum.
Venezuela bir cephe. İran bir cephe. Rusya bir cephe. Avrupa bir cephe.
Ama savaş bir tane.
Ve sahne arkasında tek bir hedef var.
Çin.