Bazı insanlar seni değil, senden faydalanabildikleri hâlini seviyor.
Sustuğun sürece “iyi”, her şeye yetiştiğin sürece “değerli”, sınır koymadığın sürece “vazgeçilmezsin.”
Bir gün yorulup geri çekildiğinde ise gerçek yüzleri ortaya çıkıyor. Çünkü senden mahrum kalmak değil, alıştıkları rahatlığı kaybetmek onları rahatsız ediyor.
Bu yüzden herkesin seni sevdiğini sanma. Bazıları sadece sana erişebildiği için yanında.
Bu hayatta başarılı insanlarda ortak bir özellik keşfettim: hiçbir şartta küçülmeyi kabul etmemek. Ne denilirse denilsin, ne yapılırsa yapılsın, duruş ve özgüvenlerinde hiçbir azalma göstermeyen, her şartta sakin, emin ve kendi merkezinde kalan, sahneyi de olduğu gibi elinde tutan insanlardan söz ediyorum. “Her insan doğuştan eşit değere ve ortak bir insan onuruna sahiptir, ya bana bu ilkelere göre saygı gösterecek, ya da ona göre muamele göreceksin” mantığındalar. Daha azına razı gelmedikleri için, insanlık ortalamasından daha az bir değer gösteren kimse de onların seviyesinde, frekansında ve çevresinde barınamıyorlar.
Birini suskunlukla terbiye etmeye çalışmak çirkin bir şey hakikaten. O “sakin ve kendine dönmüş” erdem soslu görüntünün altında korkunç bir cezalandırma, punduna getirme, yola getirme, karşı tarafı muhatapsız bırakarak yorma çabası var çünkü. Oysa bana göre küfürleşerek kavga etmek bile susarak terbiye etmeye; hizaya çekmeye, duygusal olarak adeta “ürkütmeye” çalışmaktan daha erdemli. Neden biliyor musunuz? Çünkü susarak yaptırım uygulamaya çalışmakta “erdem görünümlü” bir taklit var. İkiyüzlülük var, riyakârlık var. Ve daha da ötesi ne biliyor musunuz? Bu zamanda artık herkes o kadar kenardan dolaşıyor, herkes o kadar yarım ağız konuşuyor, kimsede o kadar sınır duygusu yok, kimsede o kadar ben-sen-ilişki bilinci yok ki. O muğlaklık içinde sen de kayboluyorsun. Sana bir sınır çizse, bunu böyle istiyorum, bu şöyle olmalı, bu böyle olmalı dese “tamam” dersin mesela. Genellikle susarak cezalandıran insanlar açık iletişim de kurmayan insanlar çünkü.
Size nasıl davranılıyorsa, aynı netlikle karşılık vermekten çekinmeyin. Bu bir sertlik değil, öz saygıdır. Sürekli anlayan olmak sizi yüceltmez; sınır koymak, kendinizi korumanın en dürüst yoludur.
Yapılan saygısızlığı, ihaneti, kötülüğü ve istismarı affettiğinizde, affedip de ilişkiye/iletişime devam ettiğinizde, kıymetinizin daha çok bilineceğini, karşı tarafın pişman olup bu yüce gönüllülüğünüzden dolayı size saygı duyup minnettar olacağını ve sevginin pekişeceğini zannediyorsunuz, belki düzelir anlar değişir zannediyorsunuz. Hayır, her şey çok basit, muhatabınız sizin sınırlarınızın olmadığını, istediği zaman istediğini yapıp bir sonuçla karşılaşmayacağını, kolay lokma olduğunuzu düşünüyor, sonraki sefer daha da ileri gidip daha da çok zarar veriyor. Çiğnemesi kolay bir lokma olmayın, bozuk niyetli kişilerin boğazında kalın. Sınırlarınızla yaşayın.
"Utanç" demişti Bergman, "Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir."
Uğur Mumcu'nun yıllar önceki uyarısı bugün hala çarpıcı:
“Eğitimin laik yapısı bozulursa; yargıç, savcı ve kaymakamlar liyakat yerine ideolojik kadrolardan seçilir.” Eğitimin bağımsızlığı geleceğimizdir.
Yıldız Kenter'in "iyilik" temalı en bilinen ve etkili sözü şudur:
"İyilik benim kendime olan inancım. Yoksa ben de biliyorum kimsenin buna değmeyeceğini…