"Devletin ciddiyetiyle toplumun korkusu arasına giren bir komedyen, o aralıkta hepimize rahatsız edici bir soru bıraktı. Onu mitleştirerek bu sorudan kaçabiliriz."
Onur Özgen - Deniz Göktaş mı Çok Cesur, Biz mi Çok Korkağız?
Yazıyı okumak veya dinlemek için tıklayınız.
https://t.co/0ITZYfrple
Deniz Göktaş'ın yaklaşık 12,5 milyon kez izlenen "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisinin YouTube videosu, 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında erişime engellendi.
Video, YouTube tarafından henüz Türkiye'den görünmez kılınmadı. https://t.co/FIVeIhSwHn
İliç maden ocağında ölen 9 işçiden biri uğur yıldız’dı. herkes kan parasını aldı. ailesi 16 milyonu reddetti.
“bizi yalnız bırakmayın onlar çok güçlü” demişlerdi. bugünkü duruşmada yapayalnızdılar. ve tutuklular serbest kaldı. duygu yıldız isyan etti;
HATIRLAMAYA ÇALIŞALIM
İnsan haklarıyla ilgili hiçbir mesele devletlerin iç işlerine dahil konular olarak kabul edilmez. Her devlet ya da uluslararası örgüt yetkilisi, hukuk dairesinde, bu konulara ilişkin görüş açıklayabilir; eğer durum onu gösteriyorsa, eleştirel beyanlarda da bulunabilir. Bu davranış iç işlere müdahale edildiği şeklinde yorumlanamaz.
Üstelik bu nevzuhur bir hukuki ve siyasi esas da değildir; 20. yüzyılın ortalarına doğru gelişip bugünlere varan bir hükme sahiptir.
Kuşkusuz, böyle bir anlayışa sadık kalarak, gerekli görüldüğünde, başka devletlere yönelik bu yönde açıklamalarda bulunmak Türkiye'nin de başvuracağı bir yoldur.
Öte yandan, aynı nitelikteki insan hakları vakaları karşısında beyanlarda bulunurken, zik zaklar yapıp keyfi ve seçici davranmaya meyleden çifte standart bakışı baskın çıkarsa, söylediklerinizin ya da savunmalarınızın da bir kıymeti kalmaz, berhava olur.
(Uluslararası Hukuk 101 bilgisi)
MİZAH NEDİR?
Mizah bir ifade özgürlüğü türüdür, doğru; fakat bir söz sanatı olma karakterine de sahip olmasıyla, sanatsal ifade ve yaratıcılık özgürlüğü bağlamında da değerlendirmeyi gerektirir.
Bunun anlamı, kurmaca ve imge kavramlarını da içeren bir performans olduğunu idrak edebilme, kavrama gibi fikri bir çabayı da gerektirmesidir.
Bunun ayırdında değilseniz ne olur? Belki dünya başınıza yıkılmaz ama ülke insanlarının düşünme yoksunu, düşündüğünü şuur ve sorumluluk dahilinde eyleme geçirebilmekten alıkonulduğu, sadece "biyolojik canlılardan" ibaret değil, birer "özne" olmaları önüne çekilen engellere kalın bir hat daha çekmiş olursunuz.
Ve tüm hakların etkili olarak icrası ve devletin bekası için de temel bir unsur olan "halkın kendi geleceğini tayini hakkı"nın da köküne kibrit suyu dökmüş olursunuz.
Kendi geleceğini, bireysel olarak ve diğer bireylerle ortaklaşa, özerk bir biçimde belirlemekten yoksun bir insan topluluğu ise, hiçbir halta yaramaz bir cüruf olarak kalır.
Bazı insani kararların sonucunun, tarihten ve toplumsal birikimden uzakta, mutlaka "deneme yanılma" yöntemiyle keşfine varmaya zorlayan bir bakış, en nazik ifadesiyle şuursuzluktur ve hayati bir sorundur.
nedense “fetö okuluna gitsem belki new york’ta olurdum… veya bakan falan olurdum” lafına alınan gücenen hiçbir eski bakan falan yok… o konuda bir hoşgörü patlaması yaşanıyor
Yazarımız ve çalışma arkadaşımız Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz. Mizahı ters kelepçe ile susturamazsınız; o kelepçeler ne Deniz’in cesaretini ne de mizahın özgürlüğünü tutsak alabilir. Arkadaşımız Deniz Göktaş’ın yanındayız, derhal serbest bırakılsın!
deniz’i madımak yıldönümünde, beleşten aydın olacam ne güzel diye dalga geçtiği gösteri sebebiyle gözaltına alarak eline 5 senelik şaka malzemesi hibe ettiklerinin farkındalar mı acaba
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, Ekrem İmamoğlu'nun salondan çıkartılması, Murat Ongun'un savunmasının yarıda kalması ve Tuncay Yılmaz'ın savunmasını yapması için nöbetçi avukat atanması. Hepsi aynı gün oldu. Barış ve demokrasi şenliği bugün yine zirvede.
Ankara’daki bu “misafirperverlik” seferberliği tuhaf bir hal alıyor.
NATO toplantısı nedeniyle Ankara’ya gidecek yabancıların adım başında kolonya yağmuruna tutulup şekerlere, lokumlara boğulması fazlasıyla abartılı bir tavır.
Üstelik, bu hizmeti verecek çeşitli sektörlerden esnafın hepsinin, tek tip beyaz gömlek, gri pantolon giymesi de zihinlerde farklı suallere yol açabilir :)
Neden yapay ve gösterişten uzak bir olağanlığı sağlamak bu kadar zor? Tabii, o NATO toplantısı sonrasında da.
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
Hafıza Merkezi Eş-Direktörü Olcay Özer gençlerin müzakere sürecine ilgisiz olduğu görüşüne katılmıyor. Rapora göre gençlerin gündemi “bambaşka” değil ama eşit yurttaşlık, anadili ve geçmişle yüzleşme gibi başlıklarda kafa karışıklıkları bulunuyor. Bu nedenle tartışma alanlarının sade, güvenli ve başlık başlık kurulması gerektiğini söylüyor. @gofortr@hakikatadalet
Kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorsunuz demek… Benim babam, sizin doğru bulmadığınız dokunulmazlığı kaldırılınca, görev gereği KÜRSÜ DIŞINDA okuduğu mektup yüzünden 60 yaşında tutsak edildi. Gençliğinin tam 8 yılını, aynı sizin gibi hiçbir aksiyonundan pişman olmayanların uygulattığı iğrenç, insanlık onurunu yok edecek işkencelerle geçirdikten sonra, daha sıçramadan derin bir uyku uyuyamazken yeniden mahkum oldu. Binbir çeşit yeni hastalık edindi Kandıra cezaevinde. Çok geçmeden daha da hastalandı ve öldü. Susmak istiyordum çünkü size laf atmak konforlu. Siz en basit olansınız, en kolay bölümsünüz. Katıldığınız programda Selahattin Demirtaş ve terör kelimelerini arka arkaya kullanmaya hiç utanmadığınız için susamadım. 78 yaşında birine bela okuyacak değilim fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasından bugüne dek tutsak edilmiş, ruhunda onarılmaz yaralar açılmış, çocuklarının büyüdüğünü görememiş, aile üyelerini toprağa vermiş ve cenazesine bile gidememiş herkesin ahı her gece ve gündüz, bu dünyada ve ahirette üzerinizdedir. İyi hatırlanmayacaksınız.
Biraz mutfaktan konuşayım. Reflektif'in bu sayısı kazasız belasız çıktı, 🧿...
Aşağıda son üç ayda ve bir yıldaki editoryal etkinliğimiz var:
Son bir yılda 226 makale gelmiş, 64'ünü yayınlamışız, ortalama kabul süremiz neredeyse 3, red süremiz 2 ay.
Son üç ayda 50 makale gelmiş, 11'ini yayınlamışız. ortalama red süremiz de, kabul süremiz de 50 gün civarında...