Son günlerde bazı şahıs ve yapılar hakkında başlatılan adli soruşturma ve operasyonlar kamuoyunun gündemindedir. Devam eden soruşturmaların esasına ilişkin peşin bir hüküm vermeksizin ifade etmek gerekir ki; suç şüphesi bulunan her fiil hukuk içerisinde araştırılmalı, süreç boyunca masumiyet karinesi, suçların şahsiliği ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere hukukun temel ilkeleri büyük bir hassasiyetle korunmalıdır.
Bu soruşturmalar yürütülürken gözetilmesi gereken bir başka önemli husus da şudur: Basın-yayın organları ve çevrelerince, henüz yargısal süreç tamamlanmadan münferit iddialar cemaatlerin, vakıfların ve İslami sivil toplum kuruluşlarının geneline teşmil edilerek bu yapılar zan altında bırakılmamalıdır.
Cemaatler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları; eğitimden hayır faaliyetlerine, toplumsal dayanışmadan manevi değerlerin yaşatılmasına kadar önemli hizmetler yürütmektedir. Bu yapıların hukuka uygun, şeffaf ve hesap verebilir olması ne kadar önemliyse, münferit fiiller üzerinden topyekûn kriminalize edilmelerine karşı çıkmak da o kadar önemlidir.
Suç kimin tarafından işlenirse işlensin cezasız kalmaması; kime karşı yapılırsa yapılsın haksızlığın karşısında durulması temel ilkelerimizdendir. Bu nedenle yetkili makamları, soruşturmaları hiçbir kişi veya yapıyı peşinen suçlu ilan etmeden, hukukun temel güvencelerine titizlikle riayet ederek yürütmeye; aynı zamanda bu süreçlerin dinî yapıları ve mensuplarını hedef gösteren, zan altında bırakan ve itibarsızlaştıran kampanyalara dönüştürülmesine karşı gerekli hassasiyeti göstermeye davet ediyoruz.
NATO zirvesi öncesi Ankara Haymana Sazağası köyünde gece yarısı yüzlerce polisle gerçeklestirilen operasyonda Muhammed Kavi ve eşi Nazan'ın başlarından vurulması ve vefaatıyla sonuçlananan olayı bizzat aile fertlerinden dinledik.Görgü tanığı aile üylerinin iddiaları ciddi +++
5. Olağan İl Kongreleri sürecimizi Gaziantep'te başlattık.
Büyük bir coşku ve heyecanla gerçekleştirdiğimiz Gaziantep 5. Olağan İl Kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Gazi şehrimizde, şehitler diyarında dava arkadaşlarımızla davamızın bayrağını daha ileriye taşımak, iyilikte yardımlaşmak ve hayırda yarışmak üzere bir kez daha ahitleştik.
İki dönemdir Gaziantep İl Başkanlığı görevini büyük bir özveriyle yürüten Faruk Göçer kardeşime ve yönetimine teşekkür ediyor, hayırlı hizmetlerinin devamını diliyorum.
Gaziantep İl Başkanlığı görevini devralan Mustafa Kaya ve il yönetimine seçilen kardeşlerime yeni görevlerinin hayırlı olmasını temenni ediyor, muvaffakiyetler diliyorum.
Bu güzel ve coşkulu programın düzenlenmesinde emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum.
Muazzez İlmiye Çığ Sümerolog Değildi.
Muazzez İlmiye Çığ Kırım Tatarı asıllı bir aileye mensuptu. 20 Haziran 1914'te Bursa'da doğmuştu. Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifi ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hitotoloji bölümünde okumuştu. Sümerolog değildi. Sümerce ve diğer eski Ön Asya Dillerini bilmezdi. Epigraphist de değildi. Sadece tabletlerin Eski/Antik Şark Eserleri Müzesi deposundan çıkarılıp tasnif edilip sunulmasında, kopyalanmasında Sümerolog Prof. Dr. Samuel Noah Kramer'e mesai arkadaşı Hatice Kızılyay ile birlikte yardımcı olan Müze görevlisiydi. Samuel Noah Kramer bunu aşağıda alıntıladığımız gibi "History Begins at Sumer" adlı kitabında bunu söylüyor zaten.
Prof. Samuel Noah Cramer "History Begins at Sumer: Thirty-Nine Firsts in Recorded History / Tarih Sümer'de Başlar: Yazılı Tarihteki Otuz dokuz İlk" Başlıklı eserinin önsözünde bu konudaki malzemenin büyük bir bölümünü kendisinin bir araya getirdiğini ve bunların tümünü kendisinin çevirdiğini/tercüme ettiğini açıkça söylüyor.
Ayrıca, önsözde Müze'deki Tablet Koleksiyonlarından sorumlu görevliler olarak bu tabletlerin çıkarılıp sunulması , tertip edilmesi ve kopyalarının çıkarılması konusundaki özverili yardımlarından dolayı Muazzez İlmiye çığ ve Hatice Kızılyay'a teşekkürde bulunuyor.
Bütün Sümerce tablet çevirilerini kendi ifadesiyle Prof. Samuel Noah Kramer kendisi yapmış.
Muazzez İlmiye Çığ 1972 yılında da Müzedeki görevinden emekli olmuştu. 1995 Yılından itibaren Kaynak Yayınlarının yönlendirmesi ve desteği ile popüler kitaplar yayınladı. Bu yayınların hiçbiri Akademik sahaya ait eserler değil:
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni, 1995, Kaynak Yayınları
Sümerli Ludingirra, 1996, Kaynak Yayınları
İbrahim Peygamber - Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre, 1997, Kaynak Yayınları
İnanna'nın Aşkı - Sümer'de İnanç ve Kutsal Evlenme, 1998, Kaynak Yayınları
Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk, 1998, Kaynak Yayınları (Genişletilmiş ikinci basım; ilk basım 1993, Kültür Bakanlığı Yayınları)
Hititler ve Hattuşa - İştar'ın Kaleminden, 2000, Kaynak Yayınları
Gilgameş - Tarihte İlk Kral Kahraman, 2000, Kaynak Yayınları
Ortadoğu Uygarlık Mirası, 2002, Kaynak Yayınları
Çivi Çiviyi Söker - Muazzez İlmiye Çığ Kitabı, Serhat Öztürk, 2002, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ortadoğu Uygarlık Mirası 2, 2003, Kaynak Yayınları
Sümer Hayvan Masalları, 2003, Kaynak Yayınları
Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, 2004, Kaynak Yayınları
Vatandaşlık Tepkilerim, 2004, Kaynak Yayınları
Atatürk Düşünüyor, 2005, Kaynak Yayınları
Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, 2005, Kaynak Yayınları
Sümerlilerde Tufan - Tufan'da Türkler, 2008, Kaynak Yayınları
Hüda-Par Kürt partisi mi yoksa Kürtlerin kazanımlarına karşı kurulmuş bir parti mi?
İran her gün Kürt idam eder Hüda-Par'dan hiç ses yok.
İran Kürdistan'ı bombalar Hüda-Par'dan ses yok.
İran masum Kürt çocuklarını öldürür Hüda-Par'dan ses yok. İran silahlı mücadele yürütmeyen Kürt gruplarına saldırır ve Peşmerge şehit eder Hüda-Par sessizliğe gömülür.
İran Süleymaniye'de tarla bombalar, bağ-bahçe yakar, sivil halkı evlerinden eder Hüda-Par ses çıkarmaz.
Hüda-Par ne zaman ses çıkarır?
İran zalim rejiminin başındaki Dehhaklar öldürülünce "şehit" ilan eder, taziye yayınlar, bununla kalmaz mersiyeler okur, ağıtlar yakar. Yine yetmez Kürdistan kalbinde yürüyüşler düzenler Dehhakların posterlerini dolaştırır.
Hüda-Par, Haşdi Şabi vampirleri vurulunca taziye yayınlar "şehit ilan eder. Haşdi Şabi ki binlerce masum Sünninin kanını dökmüştür.
Hüda-Par, Nasrallah adlı diğer Dehhak öldürülünce meydanlara dökülür. Nasrallah Suriye'de binlerce masum ve sivil Sünninin kanını dökmüştür.
Hüda-Par, Suriye'de Sünni avlayan Hizbullah canilerine üst üste taziyeler yayınlar.
Kısaca: Hüda-Par, Kürt düşmanlığı nerde ise oradadır.
Kürt'ün olduğu hiçbir yerde ise görülmemektedir…
Öcalan'ın statüsü ne olacak?
"Ben de Kürdüm, o benim temsilcim değildir. Eğer yasadışı bir örgütün başındaki kişi bütün bir halkın temsilcisi olarak kabul ediliyorsa o toplumun içerisinde bunu kendisine hakaret sayacak milyonlarca insan olduğunu da buradan herkese hatırlatmış olayım."
Zekeriya Yapıcıoğlu | Genel Başkanımız
Aksâ Tufanı’nın ön saflarında çarpışıp şehadete eren âlim yazarımızın eseri… Kitap; nöbet mevzilerinde, izzetin yoğrulduğu tünellerde; askerî yeleğindeki kâğıtlara bizzat kaleme aldığı notlardan oluşuyor.
Her satırında ihlâs ve teslimiyet var. Elimizdeki bu emanet pek kıymetli.
Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç:
Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey'i yâd etmek Meclis’in tarihsel bir görevidir.
Hakkı haykırmaktan vazgeçmeyen Ali Şükrü Bey’i rahmetle; katillerini lanetle anıyorum.
Şehadeti mübarek olsun!
"Size Yemen ahalisi gelmiş bulunuyor. Onlar kalpleri pek zayıf, yürekleri pek yufkadır. Fıkıh (derinliğine din bilgisi) Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir." Hadisi Şerif
Taassub, insanı hakikatten uzaklaştırmakla kalmıyor. Kendi bilgileriyle de çelişeceği bir mecraya sürüklüyor.
İslam'ın Müslümanlara kazandırdığı en güzel vasıflardan biri de düşmanlarına karşı dahi vicdanlı ve insaflı davranmaktır.
Karşısındakini alt etme şehvetiyle kişisel zevk ve hesapları olan insanların ne davetle ne cihadla uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Allah yolunda cehd ve gayret içinde olan bir davetçi cerbeze yapmaz. Hakk ve hakikatin kendisini koruyacağını unutup sufli yollara başvurmaz.
Allah'ın kelimesi yücedir. Kimsenin tekelinde olmadığı gibi bir mezhep, meşreb ve cemaate de tahsis edilmiş değildir. Her kim Allah yolunda fedakârlık yapar ve bedelini öderse elbette Allah karşılığını verecektir.
Gaybın sahibi ve bileni Allah'tır. Zahirde olanda da veriler eksik konursa sonuçlar doğru çıkmaz. Tarihin tecrübesi diyerek gelecekte zulüm yapılmaz. Hiç bir kavim öncekilerin yaptıklarıyla hesaba çekilmez.
İslam'a olan samimiyet ölçüsü olarak; Allah'a, Resûlü'ne, Kitabına ve Beytine sadakat dışında ölçü koyanlar Allah'ın Dini'nin kodlarıyla oynuyor yeni bir din dayatıyorlar. "Ama onlar da öyle yapıyor" bilgi sahiplerinin söyleyeceği bir söz değildir.
İsrail'i koruyan radarlar bulundurmak hele hele İsrail'e giden füzeleri engellemenin, Gazze'ye, Aksa'ya, Kudüs'e, Filistin'e, İslam'a ve Müslümanlara ihanet dışında hiç bir açıklaması yoktur.
Kimse bunu mezhep meselesine bağlama edebiyatı yapmasın!
Kemalizmin sorumlusu İran olmadığı gibi Osmanlının yıkımıyla ortaya çıkarılan ingiliz yapımı krallıkların sorumlusu da bunların yüzyıldır batıya ve ingilizlere hizmet etmesinin sebebi de İran değildir.
Meselelerin iyice birbirine karıştırılmasının bir sebebi cehaletten olsa da bir sebebi de fanatizm ve kör taassuba hakikatlerin kurban edilmesidir.
İsrail projesi kime aitse bunun için lazım olan levazımatını da o günden hazırlamış etrafı kontrole almışlar. Batının kontrolünden çıkan yerlere de müdahalelerden geri kalınmamıştır. Türkiye'de 28 şubat, Gezi, 6-8 Ekim, çukurlar ve 15 Temmuz bunlardan çok bilindik olanlarıdır. İran'da da defalarca benzerleri yaşanmıştır.
Kabul edin etmeyin! İran 79 devrimi ile batının kontrolünden çıktı ve Abd sömürü ve esareti altındaki bütün halklara yeni bir çerçeve sundu ve yeni bir heyecan tetikledi. Bunun İslam devrimi olması bütün batıyı telaşlandırdı ve yayılmaması için çok geçmeden arkasında bütün batının durduğu ve desteklediği ve bugün çok masum gösterilen körfez ve karallıklarının hepsinin mali askeri destek verdiği Saddam'ı İran'a saldırtıp 8 yıl boyunca büyük felaketlere sebep oldular ve büyük bir mezhep fitnesini o gün ektiler.
Eleştirilecek, kabul edilmeyecek, 1400 yıldır çözemediğimiz halledemediğimiz meselelerle eğleşip şu anda asıl siyo-emperyal düşmanı ıskalamak çok büyük bir gaflettir. "Yeri zamanı değildir" meselesinden öte aklı tatil etmek, kör tassuba dini ve milleti kurban etmektir.
Gazze gözümüzün önündedir onun için ne yaptınız ki neyi konuşuyorsunuz? Gazzeye karşı hangi caydırıcılık ortaya koydunyz veya hangi vahşeti engellediniz de şimdi bu kısır ve fasid mütalaalarınızla siyonizmi nasıl durduracaksınız?
Kin ve nefretin kör ettiği akıl ve vicdanların bu millete de memlekete de kazandıracağı bişey yoktur.
Allahu Teâla Kur'an'ın nuruyla yolumuzu açsın, önümüzü göstersin, hakkı hakim eylesin, mazlumları korusun, kâfirleri helâk eylesin! Amin!
Siyonizmin bölge ülkeleri ile İran’ı karşı karşıya getirme ve savaştırma stratejisi ve oyununa düşülmemesi gerektiğini her fırsatta dile getirmeye çalıştık. ABD bile bu savaşın İsrail tarafından dayatıldığını artık itiraf ediyor. Bölge ülkelerinden İran’a saldırılar yapılması tartışmasız bir şekilde meşru müdafaa hakkını doğurmaktadır. BM’nin 51. Maddesini işletme hakkı İran için geçerli değil midir?
Ayrıca Türkiye’ye saldırı olmamasına rağmen Türkiye’nin de isminin zikredilmesi, Türkiyenin bu savaşa sürüklenmeye çalışıldığını ortaya koymaktadır. Oyun büyüktür. Özellikle Türkiye’nin diplomasi yeteneği ile savaşı bitirmeye odaklanması ve sürüklenmemesi büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin ve bölgenin selameti bu stratejiye bağlıdır.
Fatih Camii’nde Kadir Gecesi’nde kadınların Mescid-i Aksa için başörtülerini fırlatması, Selahaddin Eyyubi’ye yapılan tarihi çağrının asırlar sonra yeniden yankılanmasıdır…
Mescid-i Aksa, Peygamberimiz’in (s.a.v.) miraca yükseldiği, Müslümanların ilk kıblesi, yeryüzündeki en mübarek üçüncü mesciddir. Onu korumak imanın gereği, akidemizden bir cüzüdür.
Siyonist işgal rejimi, Ramazan’da Aksa’nın kapılarına kilit vurarak yeni bir terör faaliyetine girişmiştir. Ancak bilsinler ki bu, siyonizmin kendi yok oluşuna doğru attığı bir adımdır.
İslam dünyasının devlet yöneticilerinin artık harekete geçme zamanı gelmedi mi? Mescid-i Aksa’nın derhal açılması için diplomatik, siyasi ve fiili her adım atılmalıdır. Sorumluluk almak için artık vakit çoktan gelmiş, geçmektedir!
Aksa’nın kapıları Müslümanlara kapalı kalamaz. Siyonizmin o kutsal topraklardan kökü kurutulmalı ve İslam ümmeti, Mescid-i Aksa için her türlü fedakârlığı göstermeye hazır olmalıdır.
İslam Coğrafyasında iki balıkta kavga ediyorsa İsrail adlı siyo-abd projenin varlığı veya bu projenin devamı içindir.
Meselelerimizi sağlıklı şekilde konuşmak ve aramızda kavgasız kansız çözmek için önce Batı veya Doğu'nun vesayetinden ve siyo-abd projeden kurtulmak zorundayız.