Nitel araştırmalarda yapay zekayı
etik kullanmak için:
1. katılımcılarınıza onam formunda bilgi vermek zorundasınız. Hangi YZ aracını nasıl kullanacağınızı belirtmeniz gerekir
2. raporlarken YZ nasıl kullandınız ne yaptınız detaylı yazmalısınız
👇🏼
+++
https://t.co/xgWGd9GaIO
Üniversiteler Geç Kalırsa, Bu Boşluğu Kim Dolduracak?
Science dergisinde yayınlanan bir yorum yazısı, rahatsız edici ama önemli bir soruyu gündeme taşıyor.
Yazar Marie Lynn Miranda'nın tezi net.
Yapay zekanın faydaları, tıpkı önceki teknoloji dalgalarında olduğu gibi, yalnızca erken erişenlerin kasasına girecek.
Bu bir kader değil.
Ama önlem alınmazsa, neredeyse kaçınılmaz.
Geçmiş 150 yıla bakıldığında tablo tutarlı.
Her büyük teknolojik dönüşüm ekonomik büyüme yarattı, yeni sektörler açtı; ama aynı zamanda bölgesel uçurumları derinleştirdi, eğitimsizleri geride bıraktı, fırsatı ağ ve sermayesi olanlara yığdı.
Yazara göre bu sonuçlar kaçınılmaz değildi.
Kurumsal tercihlerdi.
Şu an farklı olan şey hız.
Yapay zeka önceki teknolojilerden çok daha hızlı yayılıyor.
Bu, üniversitelerin düşünüp plan yapacağı zamanı dramatik biçimde kısaltıyor.
Miranda üç temel beklentiyi sıralıyor.
Birincisi pratik yetkinlik. Araçları kullanmayı bilmek. Soru sormayı, çıktıyı değerlendirmeyi, iş akışına entegre etmeyi öğrenmek.
İkincisi ise daha ince ama çok daha önemli. Büyük dil modellerinin nasıl çalıştığını anlamak. Bu sistemler "gerçeği bilmez." Muazzam miktarda veriden kalıplar çıkarır. Bilginin uç noktalarında, tartışmalı alanlarda eksik olurlar.
Üçüncüsü etik ve mesleki sorumluluk. Yapay zekayı ne zaman kullanıp ne zaman sorgulamak gerektiğini bilmek.
Yazının en sert saptaması şu cümle etrafında şekilleniyor.
"Asıl risk işlerin yok olması değil, faydaların yine eşitsiz dağılması."
Yani üniversiteler harekete geçmezse, iyi yerleşmiş olanlar daha da güçlenir. Geri kalanlar için fırsat penceresi daralır.
Miranda'nın yazısı akademik bir manifesto gibi okunan bir köşe yazısı.
Temkini övgüyle buluşturan, veri yerine argümanla yürüyen bir metin. Ama sorduğu soru gerçek.
"Sonuçta geleceğimizi belirleyecek olan insan zekası, yaratıcılığı ve yeniliğidir." diyor yazar.
Bu cümleyi bir teselli olarak değil, bir sorumluluk bildirimi olarak okumak gerekiyor. @ScienceMagazine
Üniversiteler Geç Kalırsa, Bu Boşluğu Kim Dolduracak?
Science dergisinde yayınlanan bir yorum yazısı, rahatsız edici ama önemli bir soruyu gündeme taşıyor.
Yazar Marie Lynn Miranda'nın tezi net.
Yapay zekanın faydaları, tıpkı önceki teknoloji dalgalarında olduğu gibi, yalnızca erken erişenlerin kasasına girecek.
Bu bir kader değil.
Ama önlem alınmazsa, neredeyse kaçınılmaz.
Geçmiş 150 yıla bakıldığında tablo tutarlı.
Her büyük teknolojik dönüşüm ekonomik büyüme yarattı, yeni sektörler açtı; ama aynı zamanda bölgesel uçurumları derinleştirdi, eğitimsizleri geride bıraktı, fırsatı ağ ve sermayesi olanlara yığdı.
Yazara göre bu sonuçlar kaçınılmaz değildi.
Kurumsal tercihlerdi.
Şu an farklı olan şey hız.
Yapay zeka önceki teknolojilerden çok daha hızlı yayılıyor.
Bu, üniversitelerin düşünüp plan yapacağı zamanı dramatik biçimde kısaltıyor.
Miranda üç temel beklentiyi sıralıyor.
Birincisi pratik yetkinlik. Araçları kullanmayı bilmek. Soru sormayı, çıktıyı değerlendirmeyi, iş akışına entegre etmeyi öğrenmek.
İkincisi ise daha ince ama çok daha önemli. Büyük dil modellerinin nasıl çalıştığını anlamak. Bu sistemler "gerçeği bilmez." Muazzam miktarda veriden kalıplar çıkarır. Bilginin uç noktalarında, tartışmalı alanlarda eksik olurlar.
Üçüncüsü etik ve mesleki sorumluluk. Yapay zekayı ne zaman kullanıp ne zaman sorgulamak gerektiğini bilmek.
Yazının en sert saptaması şu cümle etrafında şekilleniyor.
"Asıl risk işlerin yok olması değil, faydaların yine eşitsiz dağılması."
Yani üniversiteler harekete geçmezse, iyi yerleşmiş olanlar daha da güçlenir. Geri kalanlar için fırsat penceresi daralır.
Miranda'nın yazısı akademik bir manifesto gibi okunan bir köşe yazısı.
Temkini övgüyle buluşturan, veri yerine argümanla yürüyen bir metin. Ama sorduğu soru gerçek.
"Sonuçta geleceğimizi belirleyecek olan insan zekası, yaratıcılığı ve yeniliğidir." diyor yazar.
Bu cümleyi bir teselli olarak değil, bir sorumluluk bildirimi olarak okumak gerekiyor. @ScienceMagazine
YAPAY ZEKANIN YENİ SÜPER GÜCÜ DEĞİŞİYOR!
2016'da ABD açık ara liderdi.
Çin dördüncü sıradaydı.
Britanya ve Fransa ABD'nin ardından geliyordu.
2025'e bakın. Tablo tersine döndü.
Çin artık birinci. 2.152 üst düzey YZ araştırmacısıyla zirveye oturdu.
ABD 1.810 ile ikinci sıraya geriledi.
Aradaki fark küçük değil, 342 araştırmacı.
Ama asıl hikaye sıralama değişikliklerinde gizli.
Güney Kore yoktan var oldu; 244 araştırmacıyla üçüncü sıraya fırladı.
Singapur ilk onda bile yoktu, şimdi altıncı.
Fransa ikinciydi, şimdi dokuzuncu.
Bu ne anlama geliyor?
YZ araştırmasının ağırlık merkezi Asya-Pasifik'e kayıyor.
Sadece Çin meselesi değil bu. Güney Kore, Singapur, Japonya... Bölge bir bütün olarak yükseliyor.
Avrupa ise kan kaybediyor. Britanya ikinciden dördüncüye, Fransa ikinciden dokuzuncuya düştü. Almanya beşinciliğini korumuş ama araştırmacı sayısı düşük.
Bir veri daha dikkat çekici.
Kanada beşinciydi, şimdi yedinci. "Beyin göçü" tartışmaları boşuna değilmiş.
Grafik bize şunu söylüyor aslında.
YZ yarışı sadece teknoloji yarışı değil. Yetenek yarışı.
Hangi ülke en iyi beyinleri çekebiliyorsa, yarının YZ gücü o olacak.
Ve şu an bu yarışı Çin kazanıyor.
Acemoğlu ve ekibi (2026) kritik bir uyarıda bulunuyor: Otonom/Vekil/Eylemsel Yapay Zeka (Agentic AI) bugün hayatımızı kolaylaştırsa da, insan öğrenmesini ikame ederek toplumsal Bilgi Çöküşü'ne (Knowledge Collapse) neden olabilir. Uzun vadeli kolektif zekayı korumak için, yapay zekanın her şeyi "fazla mükemmel" çözmemesi ve öğrenme teşviklerini canlı tutan bilgi tasarımı regülasyonları gerekebilir.
https://t.co/MryYDIqhSi
Yaşamıyla hepimize örnek olan rahmetli Hayri Dev ustanın dizinin dibinde onunla birlikte Üçtelli çalabilmek de bana nasipmiş.
Müzik, hepimizin ortak paydası.
Bir buçuk dakikada sporun (bunun özelinde kas yapmanın) neden sadece “yürüyüşten ibaret olamayacağını” tane tane anlatmış. Yürüyüş sadece bacak kaslarını çalıştıran bir şey. Peki göğüs kasları, sırt kasları, kalça kasları, karın kasları? Kas, hareketi sağlamaktan çok daha fazlası. İnsülin direncini kırıyor, (umut molekülü) metabolizmayı düzeltiyor. Daha bir sürü, bir sürü şey.
Avrupa'da binlerce bebek sakat doğarken, Türkiye'yi bu felaketten kim korudu biliyor musunuz?
"Bu ilaç bir zehir!" diyerek Sağlık Bakanlığı'nın kapısını aşındıran, ilaç devlerine kafa tutan o inatçı veteriner hekim: Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün.
Sadece Talidomid faciasını engellemekle kalmadı, dünyada kök hücre fikrini ortaya atan ilk isimlerden biri oldu.
Bugün sağlıklıysak, belki de ona borçluyuz.