Deniz Göktaş’ın savunması:
“3 Temmuzdan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, diğer tutukluların aksine sadece haftada bir telefonla görüşerek başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim.
Harbiyede kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim.
Yazan çizen insanlara bir otosansür sebebi olduysam tek endişem budur. Lütfen öyle olmasın bilin ki sözlerimiz tahminimizden çok daha etkilidir.
Suçlandığım toplam 4 cümle var. Ben bu cümleleri Harbiye’de 5 bin kişiye ondan önce de 197 kez Türkiye’nin her yerinde 100 binden fazla seyirciye söyledim. Hepsinde de kahkahadan ve alkıştan başka tek bir tepki almadım.
Adliyede tutuklanmak için beklerken ters kelepçe yaptıkları yetmiyormuş gibi 3 kez sorulmasına ve reddetmeme rağmen adeta zorla Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüştürüldüm. Sonra da televizyondan beyanlarımın yalanlandığını oturup gülerek izledim.
Yurda girdiğim ilk andan son ana kadar her polis niye döndün ki, sendeki fırsatlar bizde olsa dönmezdik dedikçe ülkem için üzüldüm.
Her videomu kendim tekrar tekrar yayınlamama rağmen delil karartma şüphesiyle tutuklandım.
Arada serbest bırakıldım ama hücrede Masterchef izlerken kendi kendime üç kez tekrar tutuklandım. İlk mahkeme hakkımda tahliye kararı vermemiş olsa daha az suçum olurdu diye düşünüyorum.
Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu kadar AKP genel başkanıdır ve her türlü eleştiriye de açık olmak zorundadır. Utangaç diktatör gibi ifadeler de, terapiye gittiğini söylemek de hakaret olarak kabul edilemez.
Bir şakadan rahatsız oluyorsanız o şakaya gülmezsiniz ya da o komedyenin gösterisine gitmezsiniz. Bunun dışında sansür ve tutuklama bir şakanın yaptırımı olamaz, olmamalıdır.
Siyasetçiler her kamu figürü gibi eleştiriye göğüs germek zorundadır. İfade özgürlüğüyle ilgili yasalar değişmedi. Levent Kırca’da da Ferhan Şensoy’da da aynıydı.
Zaman içinde değişen tek şey her şakadan nem kapan yöneticiler! İddianamede hakkımda yazılan cümleler son derece taraflı biçimde yarısından başlatılmış. Bu tamamen yanıltıcı bir nitelik taşıyor.
İlgili şakaları başından sonuna kadar dinlediğinizde görüyorsunuz ki dini değerleri aşağılar mahiyette hiç bir cümlem yok.
Bu süreçte de denk geldiğim hiçbir polisten, hiçbir infaz koruma memurundan, hastanelerde denk geldiğim insanlardan ya da gösteriyi izleyen milyonlarca insandan tek bir tepki görmedim, bu kadar insanın hiç birinin mi dini ya da manevi bir değeri yok?
Diğer davalarda gizli tanık oluyor bizim dosyada gizli sanık var resmen.”
Hakim: “Senin gösterin bile 1,5 saat sürdü topla artık sözünü!”
Deniz sözlerini tamamladı.
Tüm salon alkışladı.
@EmniyetTS Çok üzgünüm yaşananlar için ama polis Hakk’ın hukukun peşinde masum halkının ve haklının yanında olmalıdır. Bu konudaki yanlışınızı fark etmediğiniz sürece ne size ne bize gün doğmayacak.
İki kız babası…
Evlatlarını meslek sahibi yapmış.
Onuru için yaşayan ve dayanamayıp intihar eden bir yurttaş.
Sabah evden çıkarken ailesinden kimse bir şey hissetmemiş. Aile şokta.
Aileye hissettirilmeyen zorluklar ve sonunda intihar.
Çok yazık…
ACİL:
Arjantin'den İstanbul'a ailesiyle birlikte tatil için gelen 9 yaşındaki Lucia için acil desteğe
ihtiyacımız var.
Lucia rahatsızlanarak enfeksiyon belirtileri
göstermeye başladı ve yapılan tetkikler sonucunda lösemi olduğu ortaya çıktı. Şu anda Nişantaşı Amerikan Hastanesi'nde kritik durumda tedavi görüyor.
Ailesi İstanbul'da çok az kişiyi tanıyor ve
bulunması daha zor olan A Rh negatif (A Rh-) kan
grubundan bağışçılara ihtiyaçları var.
Kan verebilecek birini tanıyorsanız, lütfen Lucia'nın babası Antonio ile WhatsApp üzerinden iletişime geçmesini rica edin:
Antonio: +54 91144031593
Hastanın adı: Lucia Maria Mura
Hastane: Amerikan Hastanesi
Oda: B3508
Adres: Teşvikiye, Güzel Bahçe Sok. No:20,
Nişantaşı/ İstanbul
Lütfen mümkün olduğunca paylaşalım.
Kızım henüz 4,5 yaşındaydı…
Öz babası tarafından kendisine asla yaşatılmaması gereken şeyler yapıldığını bana anlattı, onu istismar ettiğini!
Bir annenin duyabileceği en ağır sözlerle yüzleştim. O günden sonra
Kızımın yaşadıklarının görmezden gelinmemesi, sesinin duyulması ve adaletin yerini bulması için hukuk mücadelemiz başladı. O günden beri onun sesi olmak ve hakkı olan adalete kavuşması için mücadele ediyorum.
Bugün 842. gündeyiz.
842 gündür hukuk mücadelesi veriyoruz.
842 gündür duruşmaları, ertelenen kararları ve uzayan süreci bekliyoruz.
842 gündür kızımın yaşadıklarının görmezden gelinmemesi için sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
Bu süreçte kızımın beyanı Çocuk İzlem Merkezi'nde alındı. Dosyada adli değerlendirmeler ve raporlar yer aldı. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun 13 Mart 2026 tarihli raporunda sanığın cezai ehliyetinin tam olduğu bildirildi.
Şimdi karar duruşmasını bekliyoruz.
📅 9 Ekim 2026
🕘 Saat 09.00
📍 Ünye Ağır Ceza Mahkemesi
Ben adaleti sosyal medyada aramıyorum. Burada sesimizi duyurmaya, benzer acıların başka çocukların başına gelmemesi için farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.
Bir çocuğun yaşadıkları unutulmasın.
Hiçbir çocuk yalnız kalmasın.
Hiçbir anne, çocuğunun adalet mücadelesinde tek başına bırakılmasın.
Bu dava sadece bizim değil, çocukların güvenliği ve adalet beklentisi için verilen bir mücadeledir.
Sesimizi duyun,lütfen mücadelemize destek olun.
#İstismaraKarşıAdalet
#ÇocuğunBeyanıEsastır
Dr. Hussam Abu Safiya'nın oğlu:
"Dünyanın tüm özgür insanlarına, insan vicdanlarına ve tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum.
Babam artık nefes almakta ve konuşmakta zorlanıyor. Yüzü, gördüğü işkence nedeniyle tanınmaz halde.
Büyük bir yalnızlığa terk edildik. Dünyanın tüm özgür insanlarına ve kalbinde bir nebze insanlık olan herkese, çok geç olmadan babamın hayatını kurtarmaları için yalvarıyoruz.
Belki de bu son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
Sizden tek istediğimiz, size yalvardığımız şey şu: Gafletinizden uyanın, çok geç olmadan. Sessizlik babamın işkencesine ortak olmaktır."
#FreeDrHussamAbuSafiya #GazaGenocide #FreePalestine #Gaza
Yakın zamanda annemi trafik kazasında kaybettim. Katili serbest bırakıldı!
Hatay da ilçe devlet hastanesi önünde yaya geçidi ve trafik ışıklarının olduğu, hız sınırının min. 30 olduğu yolda kız kardeşim ile karşıdan karşıya geçerken görüntülere baktığımızda gördüğümüz tahmini olarak min. 100 hız yapan, yayayı (annemi) görmesine rağmen frene bile basmayan (ki bunu kendi savunmasında da pişkin pişkin itiraf ediyor) bir trafik magandası tarafından havada 15 -20 metre savrulduktan sonra olay yerinde hayatını kaybetti.
Annemin katili savunmasında "kazada kusurlu olmadığını söyleyerek utanmadan aracında değerini bilmediği maddi hasarın meydana geldiğini" belirtiyor. Bunun üzerine katili kaza günü serbest bırakılıyor. Katilin tutuklu yargılanması için Mahkemeye yaptığımız itirazımız da reddedildi.
Annemin(benim için bi öğretmen bi arkadaşti kendisi) artık var olmaması ve katilin özgürce yaşaması ...
Annemin karanlıkta toprağın altında yer alırken katilinin yeniden güneşin doğduğunu görmesi ben bunu kabullenemiyorken adaletin bunu kabullenmesi nerenin insanlığı nerenin adaleti :(
Birlikte yaşadığımız toplumdan bizim için ses olmasını talep ediyorum. Bu davanın takipçisi olun, paylaşın, çoğaltın.
Şuan tek talebimiz: bu kişinin tutuklu yargılanması ve cezasını çekmesi.
İfadesinde pişmanlık bile göstermeyen,
bir yaşamı söndüren biri serbestçe dolaşmamalı.
@abakingurlek@adalet_bakanlik
@iddiayagore Gençlerin sokakta böyle amaçsızca başıboş dolaşmasını çeteleşmesini istemiyorsak onlara gençlik merkezleri kurarak spor ve sanat odakları olu��turarak hem kendilerine hem topluma faydalı aktiviteler yapmalarını sağlamalıyız.
Erlend Loe’nin “Doppler” adlı romanında, ormanda yaşayan Doppler, açlığını gidermek için elinde yalnızca bir bıçakla bir geyik avlar. Hayvanı öldürerek yiyecek elde eder, fakat avın ardından annesiz kalan yavrusuyla karşı karşıya gelir. Karnını doyurmak için öldürdüğü hayvanın geride bıraktığı yavru, artık onun da hayatına girmiştir. Doppler, insanlardan uzaklaşıp tek başına yaşamaya çalıştığı ormanda bu yavruyu sahiplenmek zorunda kalır. Böylece yalnız yaşamak üzere kurduğu hayatı, annesini kendi elleriyle öldürdüğü bir canlıyla paylaşmaya başlar.
İnsan, bir karar verirken çoğu zaman kendi ihtiyacına odaklanır, o kararın başkasının hayatında açacağı boşluğu aynı açıklıkla göremeyebilir. Kendisi için bir sorunu çözdüğü yerde, başka birinin sorunu başlayabilir ve başlangıçtaki gerekçesinin haklılığı bu sonucu ortadan kaldırmaz. Verdiği zararla yüz yüze geldiğinde, yaptığını açıklamakla bundan sonra ne yapacağını belirlemek arasında ahlakî bir seçim vardır. Geçmişi değiştiremese de ortaya çıkan ihtiyacı görmezden gelmemeyi, kendisine yük getirecek bir sorumluluğu üstlenmeyi seçebilir. Sorumluluk, yalnızca yaptığını kabul etmek değil, yaptığının sonucunu da taşımaktır.
En 1999, à plus de 6 700 mètres d'altitude sur les flancs d'un volcan de la cordilère des Andes, une équipe d'archéologues creuse la neige et la roche gelée. Soudain, dans la cavité de la montagne, ils se figent : une jeune fille est assise là, la tête doucement inclinée vers son torse, les bras croisés sur ses genoux. Ses cheveux noirs sont encore parfaitement tressés et sa peau semble intacte. Ce soir-là, alors qu'ils observent ce visage préservé du temps, personne ne sait encore que la science va réussir à lire chaque jour de sa vie passée comme un livre ouvert.
On l'a appelée la Jeune Fille de Llullaillaco.
Âgée d'environ 15 ans lors de sa mort, cette adolescente a été choisie par l'Empire inca pour la cérémonie sacrée du Capacocha. Pour le peuple des montagnes, il ne s'agissait pas d'un simple sacrifice, mais d'une offrande ultime aux divinités pour assurer la protection du royaume.
Pendant plus de 500 ans, le froid extrême de la montagne a conservé chaque détail de son corps.
Elle porte un manteau traditionnel fermé par une épingle en argent, une ceinture tissée autour de la taille, et des traces de pigment rouge ornent encore ses joues. Autour de sa bouche, de minuscules fragments de feuilles de coca sont restés collés.
Mais le véritable mystère se cachait dans sa longue chevelure tressée.
Des années plus tard, en analysant brin par brin la composition chimique de ses cheveux, des chercheurs de l'Université de Bradford réussissent à reconstituer les deux dernières années de sa vie.
Grâce aux molécules emprisonnées dans ses cheveux, l'histoire se déroule.
Un an avant sa mort, son alimentation change brutalement : elle commence à manger de la viande et du maïs, un régime réservé aux nobles.
Ses six derniers mois, sa consommation de feuilles de coca augmente de manière spectaculaire.
Dans les dernières semaines, les traces d'alcool de maïs explosent.
Les prêtres l'avaient préparée en douceur. Le jour du voyage vers le sommet glacé, étourdie par la coca et l'alcool, l'adolescente s'est simplement endormie dans sa niche de pierre sous l'effet du froid extrême, sans la moindre trace de violence sur son corps.
Mais une découverte au fond de sa tombe a bouleversé les chercheurs.
À côté de la jeune fille se trouvait un petit sac en tissu contenant une mèche de cheveux coupés. L'analyse ADN a révélé qu'il s'agissait de ses propres cheveux, coupés exactement six mois avant sa mort lors d'une cérémonie de séparation. Quelqu'un avait conservé précieusement ce souvenir, l'avait porté à bout de bras jusqu'au sommet de la montagne et l'avait posé à ses côtés pour l'éternité.
Elle est restée endormie pendant cinq siècles, témoin silencieux d'un monde disparu où l'on donnait ce qu'on avait de plus cher pour toucher le ciel.
Il y a des histoires que le temps n'arrive pas à effacer et qui continuent de nous parler à travers les âges.
Si cette découverte fascinante et poignante vous a ému, partagez-la autour de vous. La mémoire humaine réserve parfois d'incroyables secrets au sommet du monde.
Bir işyerinde su hakkı diye bir mücadele olur mu?
🛒 Genel Sekreterimiz Deniz Gülşen, A101 Genel Müdürlüğü önünde düzenlediğimiz eylemde konuştu: “Buradaki talepler ise su, yemek ve oturmak! İşyerinde bunlar talep olamaz! Bu bir emek mücadelesi değil o yüzden, bir haysiyet mücadelesi.”
“İnsanlar bir taraftan mal indirecek, bir taraftan raf dizecek, bir taraftan temizlik yapacak, diğer taraftan o işyerinin güvenliğini sağlayacak ve bir de koşa koşa gidecek ‘hadi biraz daha hızlı ol’ diye azar işitecek. Bu işçiler neden buna maruz kalıyor?”
“Yüz binlerce işçi burada çalışıyor ama milyonlar işçi her gün bu marketlere giriyor ve alışveriş yapıyor. Markete giren alışveriş yapacak işçi oradaki sınıf kardeşinin durumunu düşünecek. Diyecek ki ‘ya arkadaşım senin su, oturma ve yemek hakkın var m�� yok mu?'”
"Ce mensonge constant n'a pas pour but de faire croire au peuple un mensonge, mais de s'assurer que plus personne ne croit plus rien. Un peuple qui ne peut plus distinguer la vérité du mensonge ne peut pas distinguer le bien du mal. Et un tel peuple, privé du pouvoir de penser et de juger, est, sans le savoir et sans le vouloir, complètement soumis à la règle de mensonges. Avec un tel peuple, tu peux faire ce que tu veux."
Hannah Arendt
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tıp bilimi tarafından, bir hastalık veya tercih olarak değil, biyolojik temelleri olan ve yaşam boyu süren doğal insan çeşitliliğinin bir parçası olarak kabul edilmektedir.
LGBTIQ+ birey, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları kabul edilemez.
Bu tutum ayrımcılıktır ve insan haklarına aykırıdır.
Tüm tutuklular derhal serbest bırakılmalıdır.
Bugün okullar açılırken Türkiye çocuk yoksulluğunda Avrupa'nın zirvesinde.
Yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski altındaki çocuk oranı yüzde 37,6.
8 milyon 122 bin çocuk bu durumda...
BİR ÖĞRETMEN GELDİ, BİR BÖLGENİN EĞİTİM KADERİ DEĞİŞTİ
Mardin’in Derik ilçesine bağlı Pirinçli Köyü ile çevresindeki 7 köy ve 14 mezrada eğitim imkânları uzun yıllar boyunca oldukça yetersizdi.
Bölgede yalnızca 60 öğrenci, 2 öğretmen ve sadece bir derslik vardı.
Donanımlı bir okul dahi bulunmuyordu.
Zorlu coğrafi şartlar, bölgedeki geleneksel yapı ve bazı ailelerin eğitime uzak durması nedeniyle pek çok çocuk okulla hiç tanışamıyordu.
Bazı çocuklar ise okul çağına gelmelerine rağmen yıllarca eğitime başlayamamış, hatta normal eğitim yaşını çoktan aşmıştı.
Tam da böyle bir dönemde genç öğretmen Zekeriya Ersoy bölgeye geldi.
Görevine başladığında yalnızca sınıfta ders vermekle yetinmedi.
İlk olarak köyleri tek tek gezdi.
Okula devam etmeyen çocukları tek tek tespit etti.
Ailelerin kapısını çaldı.
Bölgedeki aşiret liderleriyle görüşmeler yaptı.
Çocukların eğitim hayatına katılabilmesi için aileleri ve bölgenin ileri gelenlerini ikna etmeye çalıştı.
Gösterdiği büyük çabanın sonucunda yaklaşık 250 çocuğun yatılı bölge okullarına yerleştirilmesini sağladı.
Fakat çözülmesi gereken sorunlar bununla sınırlı değildi.
Bazı çocuklar yatılı okullardan ayrılıyor ve tekrar köylerine dönüyordu.
Zekeriya Hoca bu durum karşısında yeni bir çözüm yolu buldu.
Köyde atıl durumda bulunan eski karakol lojmanını bir eğitim alanına çevirdi.
Böylelikle eğitimine devam edemeyen çocukların önünde yeni bir okul kapısı açıldı.
Ardından çevredeki bütün yerleşim yerlerini tek tek araştırdı.
Eğitim sisteminin dışında kalmış çocukları belirledi.
Okul yaşını geçmiş çocuklar için yetiştirici sınıfların açılmasına öncülük etti, ayrıca taşımalı eğitim olanaklarından faydalanmalarını sağladı.
Yürütülen bu çalışmalar sonucunda eğitimden tamamen uzak kalmış yaklaşık 1.000 çocuk yeniden okulla buluştu.
Zekeriya Ersoy’un verdiği mücadele yalnızca çocukları okula kazandırmakla sınırlı kalmadı.
Aileleri eğitimin önemine inandırdı.
Köy halkıyla defalarca görüştü.
Eğitimin çocukların hayatını ve geleceğini nasıl değiştirebileceğini sabırla anlattı.
Yıllar içerisinde ortaya çıkan sonuç ise gerçekten çarpıcıydı:
60 olan öğrenci sayısı 924’e ulaştı.
2 olan öğretmen sayısı 23’e yükseldi.
Bir olan derslik sayısı 9’a çıktı.
Ve hepsinden önemlisi…
Bölgedeki okullaşma oranı yüzde 100’e ulaştı.
Bir dönem çocukların büyük kısmının eğitim imkânından mahrum kaldığı bu coğrafyada, neredeyse bütün çocuklar eğitim hayatının içine dahil edildi.
Zekeriya Ersoy’un verdiği bu büyük mücadele, 2011 yılında Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar programında “Mardin’de Mucize” başlığıyla Türkiye’ye anlatıldı.
Ancak yaşananlar aslında bir mucizeden çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Bu; pes etmeyen bir öğretmenin, kapı kapı gezerek aileleri ikna etmesinin, karşısına çıkan her soruna çözüm aramasının ve “Bu çocuklar okuyacak” diyerek mücadeleden vazgeçmemesinin sonucuydu.
Bazen bir bölgenin geleceğini değiştirmek için büyük makamlar, milyonluk bütçeler veya yüzlerce kişilik ekipler gerekmez.
Bazen mesleğine ve çocukların geleceğine yürekten inanan tek bir öğretmen yeterlidir.
Zekeriya Hoca da tam olarak bunu yaptı; yalnızca çocukların eğitim hayatını değil, bir bölgenin geleceğini değiştirdi..
Kiranın, gıdanın ve temel ihtiyaç fiyatlarının sürekli arttığı, okulların açıldığı bu dönemde 5 ay boyunca maaş alamadan yaşamak ne demek?
Borçlanmak demek.
Hastalanmak demek.
Her gün daha ağır bir stresle yaşamak demek.
Pazartesi sabahı çocuğunun beslenme çantasına yiyecek koyamamak demek.
İşçilerin beş aydır ödenmeyen maaşlarını neden vermiyorsunuz Sayın @atakumbeltr Başkanı @serhaturkel
TBMM yemekhanesinde pilavlı dana sac kavurma, mantar çorbası, cacık ve vişneli tayfır içeren zengin menü 126 TL.
Okul kantininde bir çocuğun sadece ince kaşarlı tost ve ayranı 130 TL! Vekilin ziyafeti, vatandaşın çocuğunun tostundan daha ucuz..